Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • Uygarlık projesinden, faşist üretme çiftliğine - Ergin Yıldızoğlu

    Kapitalizmin krizini neoliberal küreselleşmeyle yönetme çabaları, yükü halk sınıflarının üzerine yıktı. Bu yıkımın kültürel dinamikleri sınıf aidiyetlerini, dayanışma alışkanlıklarını aşındırdı. Bu dönüşümlerin içinde, Avrupa Birliği, demokratik, çok kültürlü, çevreci, devletler üstü, özgürlükçü bir “uygarlık projesi” olarak sunuluyordu. Şimdi AB’nin lider ülkelerinde faşist hareketler yükseliyor; faşist partilere ilgi duyan gençlerin sayısı artıyor. “Uygarlık projesi”, bir “faşist üretme çiftliğine” dönüştü.

    Projenin motorları tekliyor.

    Faşist hareketler, Avrupa Parlamentosu 2024 seçimlerinden, yalnızca bu “uygarlık projesinin” ana motorları, Almanya ve Fransa’da değil, tüm AB ülkelerinde, büyük kazanımlarla çıktılar. AB parlamentosu içinde faşist partilerin bir “süper grup” kurarak AB sürecini şekillendirme olasılığı çok güçlendi.

    Fransa’da Le Pen’in partisi Ulusal Toparlanma, parlamento seçimlerinde liberal Başkan Macron’un partisinden iki kat fazla oy alınca Macron, meclisi dağıtıp erken seçimlere gitmeye karar verdi. Macron, Ulusal Toparlanma dışındaki tüm partileri arkasına alarak Le Pen’i durdurmayı planlıyor. Ancak gerçeklik başka bir yönde gelişiyor. Macron’un partisinin temsilcileri hem kendilerine danışılmadan alınan karar karşısında şaşkınlar hem de moralleri bozuk ve seçim yorgunular. Muhafazakâr parti, Cumhuriyetçiler, Le Pen’i destekleme konusunda kendi içlerinde bölündü. Küçük faşist parti ve grupçuklar, Le Pen’ın partisini destekleyecekler. Le Pen’in Ulusal Toparlanma partisinin mecliste çoğunluğu oluşturarak yeni hükümeti kurma şansı arttı. Sol hareketin grupları da bir araya gelerek faşizme karşı bir birleşik cephe oluşturmaya çalışıyorlar ama büyük olasılıkla Macron’u, faşistlerle birlikte yönetme kâbusu bekliyor. New York Times’da bir yorum “Fransa dehşet verici bir şeyin eşiğinde” diyordu.

    Almanya da “dehşet verici bir şeyin eşiğinde”. AB, parlamento seçimlerinde Almanya’nın ana muhalefet partisi merkez sağ Hıristiyan demokratların oyu bir önceki seçimlere göre yerinde sayarken koalisyon hükümetinin iki ana partisi Sosyal Demokratlar (SDP) ve Yeşiller (YP) hezimete uğradılar. SDP yüzde 13.9 ile yüzde 16 oy alan faşist AfD’nin gerisine 3. parti konumuna düştü. YP’nin oyu da 2019 seçimlerine göre 8.6 puan gerileyerek yüzde 11.9 oldu. Koalisyon hükümetinin ortakları arasında bütçe açığının finansmanı konusunda aşılması çok zor çatlakların olduğu, bu sonuçlardan sonra ayakta kalmasının giderek zorlaşacağı aktarılıyor (Financial Times). Faşist AfD, hakkında ortaya dökülen şok edici skandallara karşın ülke çapında 2. parti, doğu eyaletlerinde 1. parti konumuna yükseldi; gelişme ivmesi diğer tüm partilerden daha güçlü. Sağ ve sol uçları birleştirmeyi amaçlayan Sahra Wagenknecht’in partisi de ilk kez girdiği seçimlerde ülke çapında yüzde 6, doğu eyaletlerine yüzde 15 oy aldı. The Economist ve Financial Times “aşırı sağ” partilerin yükselişinin Fransa ve Almanya iş çevrelerinde kaygı yarattığını aktarıyorlar. Wall Street Journal’da “Seçim kazanıyorlar ama yönetebilecekler mi” diye soruyor. Faşist hareketler yükselirken geçmişte sol partileri, protesto hareketlerini, kadrolarıyla kitlesel enerjileriyle besleyen gençlerin bu kez, hemen tüm Avrupa ülkelerinde faşist hareketlere giderek daha çok yöneldiği görülüyor (The Independent, Guardian, Brussel Signal, Unheard). Bu yönelimin nedenleri aslında ayrı bir yazı konusu ama burada dört noktayı vurgulayabiliriz. (1) Bugüne ilişkin tatminsizlik, geleceğe ilişkin belirsizlik, ekonomik kötümserlik yaygın. (2) “Kapitalist gerçekçilik” gençlere yaşamlarını yönlendirecek bir anlam/amaç (değerler) sunamıyor. (3) Sosyalist hareketin daha çok geçmişi çağıran (nostaljik-melankolik) söylem ve duyarlıkları bir çıkış yolu, gençlere gelecek umudu sunmaktaki yetersiz kalıyor.

    ...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • Erdoğan G7'ye neden davet edildi? - Mehmet Ali Güller

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya’da yapılan G7 liderler zirvesinin ikinci gününe davet edildi ve G7’nin “Afrika ve Akdeniz-Yapay Zekâ ve Enerji” konulu yüksek düzeyli oturumuna katıldı. Oturumun ardından aile fotoğrafı çekildi.

    Peki G7 liderler zirvesinin ev sahibi İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı neden davet etti?

    Afrika-Akdeniz coğrafyası.

    Sorunun yanıtı öncelikle Erdoğan’ın katıldığı oturumun “coğrafyasıyla” ilgili: Afrika ve Akdeniz...

    Daha derin bir yanıtla ilerlemek için ise Anadolu Ajansı’nın yorumuna başvurduğu Dr. Valeria Giannotta’nın değerlendirmesine bakmamız gerekiyor. Şöyle diyor İtalyan akademisyen: “Roma, ‘Mattei Planı’ olarak da adlandırılan AB Küresel Geçit Projesi’ni tamamlayıcı nitelikte olan Afrika Planı’nı destekleyerek pragmatik bir şekilde ‘Küresel Güney’e odaklanıyor. Bu yenilenen yaklaşım, Türkiye gibi diğer kilit aktörlerle olan güçlü ilişkilere de dayanıyor.”

    O zaman gelin AB Küresel Geçit Projesi’nin ve Mattei Planı’nın ne olduğuna bakalım. Ve elbette bu yılın başında yapılan Meloni-Erdoğan görüşmesinin içeriğini anımsayalım.

    Roma’nın Afrika planı.

    AB’nin Küresel Geçit Projesi, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne karşı geliştirdiği bir projedir. Ancak pek geliştiği söylenemez.

    Mattei Planı ise İtalya Başbakanı Meloni’nin Afrika için yeniden gündeme getirdiği eski bir İtalyan planıdır. Plan ismini ENI enerji şirketinin kurucusu Enrico Mattei’den almaktadır. 1950’li yıllarda İtalya’nın enerji güvenliği için oluşturulmuştur. Çünkü İtalya, bugün bile doğalgaz ihtiyacının yüzde 40’ını Afrika ülkelerinden sağlamaktadır.

    Roma’nın planı bugün yeniden gündeme getirmesinin ise iki boyutu vardır: Ukrayna krizi nedeniyle ABD’nin Avrupa’ya yaptığı enerji yaptırımı baskısı ve Afrika kaynaklı göç...

    İşte Meloni bu nedenle bu yılın başında, 29 Ocak 2024’te Roma’da düzenlediği uluslararası zirvede Mattei Planı’nı açıkladı. Planın iki hedefi vardı: İtalya’nın Afrika ile Avrupa arasında enerji alanında bir köprü görevi üstlenmesi ve Afrika’ya yatırımlarla göçün kısıtlanması...

    İtalya Başbakanı Meloni zirvede 5.5 milyar Avroluk bir yatırım programı açıkladı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de AB’nin Afrika’ya Küresel Geçit Projesi kapsamında 150 milyar Avro yatırım yapmayı öngördüğünü hatırlattı ve ekledi: “Mattei Planı, AB-Afrika ortaklığının bu yeni aşamasına önemli bir katkı.”

    Afrika Birliği ise İtalya’nın planına tepki göstermiş, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Moussa Faki “Biz dilenci değiliz, daha adil ve tutarlı bir dünyaya giden yolu açabilecek yeni bir ortaklık modeli için bir paradigma değişikliği istiyoruz” demişti.

    Atlantik’te Çin ve BRICS rahatsızlığı.

    Peki Erdoğan Küresel Geçit Projesi’nin ya da yeni Mattei Planı’nın neresinde?

    Meloni, Roma’da Mattei Planı’nı açıklamadan 10 gün önce Türkiye’yi ziyaret etti ve Erdoğan’la görüştü. İtalyan haber ajansı ANSA’ya göre görüşmenin esas konusu, “göç alanındaki işbirliğini güçlendirme”ydi.

    Göç kriziyle karşı karşıya olan ülkelerin ilk görüşmek istediği adres, haliyle bir süredir AKP hükümetiydi. Çünkü iktidar AB’den aldığı fonlar karşılığında Türkiye’yi Avrupa önünde bir “tampon ülke” yaparak uluslararası model oluşturmuştu. AB bazı Afrika ülkelerine de bu modeli uygulamak istiyordu.

    İşte Erdoğan’ın Meloni tarafından G7 zirvesine davet edilmesi ve “Afrika ve Akdeniz-Yapay Zekâ ve Enerji” konulu yüksek düzeyli oturuma katılmasının öncelikli nedeni göç konusuydu. Ancak fazlasının da olduğu anlaşılıyor.

    Erdoğan, G7’ye davet edilerek ve “geniş G7” aile fotoğrafına dahil edilerek Türkiye’ye yerinin “Batı kampı” olduğu hatırlatılmaktadır. Hakan Fidan’ın Çin ziyareti, orada verdiği mesajlar, Rusya’daki BRICS toplantısına katılması sadece AKP’nin ideolojik amiral gemisi Yeni Şafak’ı, AKP’nin Atlantik takımını, CHP’li Namık Tan’ı değil, elbette ve öncelikle Washington’u rahatsız etti çünkü...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • 16 Haziran 2024 Pazar - Günün Manşetleri - Emekçi bitik

    * İktidar “tasarruf” adı altında emekçiye “kemer sıkma”yı uygun gördü.

    * Yargı kararlarına ve uzmanların uyarılarına karşın AKP iktidarının Kanal İstanbul ısrarı sürüyor.

    * AKP iktidarı, geçen ocak ayından bu yana 647 maden projesine onay verdi.

    * Bakan Koca hastane tanıtımı yapsa da Hatay’da durum içler acısı.

    * ‘Normalleşme’yi hedef alan Bahçeli’ye Erdoğan’dan destek geldi.

    * Önerge belediye meclisinde kabul edildi: İzmir, Gazze ile ‘kardeş’ olacak.

    * Ukrayna Barış Zirvesi, İsviçre’nin Nidwalden kantonundaki lüks tatil beldesi Bürgenstock’ta dün başladı.

    * İspanya ve İtalya’daki temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün dönüş yolunda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    * 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi 54. yılında, emeğin Türkiye’si için mücadele sürüyor.

    * Yüksek enflasyonla birlikte TL’nin alım gücü her geçen gün eriyor.

    * Oscar ödüllü eğlenceli animasyon Ters Yüz’ün devamı Ters Yüz 2 gösterimde.

    * Muammer Sun Korosu, Macaristan turnesine çıktı.

    * A Milli Takım Teknik Direktörü Montella, Euro 2024’ün başlangıç maçı için konuştu.

    * Fenerbahçe’de Batshuayi’nin durumu belirsizliğini koruyor.

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    8 min
  • Erdoğan/Bahçeli: Üç bulanık su - Orhan Bursalı

    Cumhurbaşkanının, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik çöküntüyü açmak için özellikle siyasi ve sosyal platformda yeni açılıma ve dile ihtiyacı var. Nedeni çok basit, yazıp çiziyoruz: Ülke ekonomisi ve dışarıdan gelecek en azından orta vadeli yatırım.

    İkisi için de ülkede “sakinliğe” ihtiyaç var.

    CHP’den gelen siyasetin normalleşmesi önerisi bu talebe uygun.

    Şüphesiz, içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar, halkın derin ekonomik sıkıntıları için olsun, dış yatırım için olsun, “normalleşme” veya “yumuşama” yeterli bir sakinleştirici ilaç değil. Bunların ötesinde çok daha güçlü bir “iksir”e ihtiyaç var.

    İç koşullar için iksir, halka daha insanca yaşam koşulları sağlamaktır.

    Dış yatırım koşulları için ise tarafsız bağımsız yargı, ifade ve medya özgürlüğü, daha demokratik bir ortam.

    Dış yatırım koşulları için de halkın satın alma gücünün artırılması, gündeme gelmeyen ama zorunlu şartlardan biridir. Malını kime satacak. Gelip ancak yerli şirketleri devralma seçeneğini kullanabilir. Ama bunun için de ülkede demokratik iklimi gözetir.

    En büyük zorluğu Bahçeli.

    Şimdi bu yazdığım koşulların oluşması o kadar kolay değil. Hele ülkede yatırım iklimi oluşması iktidarın en büyük sorunu. Nerede o 2005’lerin Türkiye’sine yatırım hücumu!

    Erdoğan’ın ve Şimşek’in zamanı çok dar. 4 yıl ha deyince geçer; bu nedenle hemen adımlar atmaya başlamalılar.

    Demokratikleşme ve yargıyı siyasi müdahaleden arındırma, AİHM kararlarının uygulanması, simge Gezi ucube kararlarının usulüne uygun ortadan kaldırılması öncelikle adım olabilir ama engeli var Saray’ın: Ortağı!

    Erdoğan, Bahçeli ile iktidarını sürdürmek zorunda ve isteğinde ancak ortağı çok yönlü huysuz.

    İki açmaz.

    Huysuzluğu ortağının, ilk olarak Saray’ın Gezi tutuklularının bir şekilde serbest bırakılmasına yönelik adımı.

    Saray Abdülkadir Selvi aracılığıyla bunun ortamını yaratmak istedi. Selvi gerçekten temel soruyu sordu. Tutuklu kalmalarının AKP’ye ne yararı var? (Ülkeye de!?)

    Sanırım konu Bahçeli ile konuşulmadan ve oluru alınmadan açıldı. Belki de Bahçeli yoklandı, olumsuz yaklaşımı görülünce bu kez Selvi devreye girerek siyasi ortam yaratılmak istendi. Ben Erdoğan ve Şimşek’in bu ortamın yaratılması girişiminden vazgeçeceklerini sanmıyorum.

    Suyu bulandıran kim?

    Bahçeli, Erdoğan’ı ayrı tutarak, AKP içinde suyu bulandıranlar var diyerek, sözde AKP içinde bu politika benimseyenlere hücum etti.

    Aslında bir “bulandıran” varsa, Erdoğan’ın kendisi olduğunu çok iyi biliyor.

    Erdoğan bir de yumuşama-normalleşme politikasıyla “suyu bulandırdı”. Bahçeli, buna da şiddetle karşı. Bahçeli kutuplaşma ve sertlik politikasından vazgeçmiyor.

    Üçüncü su bulanıklığı Sinan Ateş dosyası. Cumhurbaşkanı Ateş’in eşi ve çocuklarını kabul etti. Cinayet dosyasında ülkücü ve partiye yakın kimselerin olması, iki taraf için de çok zor konu.

    Ama yargıya müdahaleye devam.

    İki konu, yani Gezi tutukluları ve CHP ile normalleşmede, Bahçeli’nin “huysuzluğu” giderilebilir.

    Peki Sinan Ateş cinayeti ne olacak? Erdoğan, Bahçeli’nin uzun açıklamasını okuduktan sonra İtalya öncesi kararını vermiş.

    Durup dururken hâkimi savcısı derhal görevlerinden alınmaz. Belli ki MHP’nin isteği yerine getiriliyor.

    Bu dosya ve dava, Cumhur İttifakı’nın ya tamam ya devam noktasıdır. Ama ne Erdoğan ne de Bahçeli konuyu bu noktaya getirme niyetinde değil. Yoksa iki taraf için de kayıp kayıp olacak.

    Peki dava ne olacak? Zamana bırakılacağa benziyor ve siyasi gelişmelere.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Güzel bayramlar - Zeynep Oral

    Son günlerde dilime Athena’nın bir şarkısı dolandı, bir türlü beni terk etmiyor! Adı “Dön Baba Dön”. Bir zamanlar çoook ünlüydü. Ortalıkta dönek falan yok da nereden takıldım hiçbir fikrim yok.

    “İşte karşında/ Ne deseler boşuna/ Anlaması zor/ Çok zor olsa da/ Kolaydan lokma olma.// Vurduk en dibe/ Söyle şimdi nereye/ Yol almalısın/ Ufak ufak yerine/ Sıyrıl da gel buraya.// Dön baba, dön baba dönelim a-ha-ha-ha // Nedeni yok sebebi yok sorma/ Yaklaş yanıma/ Bir çift sözüm var sana/ Başı sonu bir/ Geçmişine baksana/ Yalan söyleme bana/ Dön baba, dön baba dönelim a-ha-ha.” (Nakarat bölümlerini, tekrarları kestim. Yazıya baştan başlayalım.)

    Bugün pazar. Bugün bayram. Canım güzel şeyler yazmak istiyor. Mesela büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösteriniz. Mesela bugün bir ağaca, bir hayvana, bir çocuğa sarılınız. Mesela bugün en az bir kişiye “Seni seviyorum” deyiniz. İşte böyle cümleler kurmak istiyorum. Ama gelin görün ki...

    Gelin görün ki az kaldı hepimiz, tüm meslektaşlar (Elbet biat edenler, yandaş olan gazeteciler hariç) az kaldı casus olacaktık. Casus yani Frenkçesi ajan. MİT lügatinde bu ikisi eşanlamlı. Ne zamandır tartışma sürüyor. Yargı paketine “etki ajanlığı” diye bir madde konacaktı. Yani “Türkiye’de her gün en az bir kadın öldürülüyor” (gazetede ya da sosyal medyada bu gerçeği dillendirmek) diyen ajan-casus yerine koyulacaktı, Türkiye aleyhine propaganda sayılacaktı. Sonra ayıkla pirincin taşını ya da “dilediğini at hapse”. Neyse öyle büyük bir tepki oldu ki o madde yargı paketinden çıkarıldı.

    Bugün bayram ya... Demek isterdim ki üzülmeyin Türkiye devrim ilkelerinden asla vazgeçmeyecek. Bakın Türkiye’de gençlerin geleceğini, ülkenin geleceğini çalacak olan, eğitimi ortaçağ karanığına teslim edecek olan, daha da dinselleştirecek, akıl ve mantıktan koparıp inanç dünyasına mal edecek olan ucube “maarif modeli”nden de vazgeçiliyor. Müfredatı Geri Çekin Platformu, Danıştay’a suç duyurusunda bulundu; zaten hükümet de yanlışını anladı ve yanlıştan geri dönme kararı aldı.

    Demek isterdim ki mezun olacak çocuklarımıza, elbisenin dekoltesi yüzünden travma yaşatan Kocaeli Gebze’de Alaettin Kurt Anadolu Lisesi Müdürü Ahmet Korkmaz, derhal görevinden alındı. Siz hiç endişe etmeyin Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, elbet öğrencilerin ve ailelerinin yanında durdu, gençlerin giyim hakkını savundu. Yok canım bu rezilliğin sorumlusu olarak basını medyayı göstermedi.

    Bugün bayram ama bugün aynı zamanda 16 Haziran. Türkiye Cumhuriyet tarihinde en büyük işçi direnişine tanık olduğumuz gün.

    Demirel hükümetinin DİSK’i yok etmek için çıkardığı yasaya karşı direniş. Emeğin sermayeye karşı direnişi. İstanbul’da başlayıp Türkiye’nin birçok yerine yayılan o büyük yürüyüşte beni en çok etkileyen, işçilere, sanatçılardan, yazarlardan, ressamlardan, tiyatro ve sinema oyuncularından, tüm aydınlardan gelen destekti. En ön saflarda yürüyen Tarık Akan’ı, DİSK’in tüm afişlerini hazırlayan Orhan Taylan’ı nasıl unutabilirim. Şiirleriyle Genco Erkal’ı, müziğiyle Rahmi Saltuk ve Timur Selçuk’u, çizimleriyle Sadık Karamustafa’yı nasıl unutabilirim.

    Ne acı ki 1970’ten yarım yüzyıl sonrasında Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) 2024 Raporu’nda Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer aldı.

    Buyurun iftiharla sunulur: İşçiler için en kötü 10 ülke, Bangladeş, Belarus, Ekvador, Eswatini, Filipinler, Guatemala, Mısır, Myanmar, Tunus ve Türkiye’dir.

    ...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • 15 Haziran 2024 - Günün Manşetleri - Bakana sıfır

    * Eğitim sendikaları, Yusuf Tekin’in bir yıllık karnesini çıkardı.

    * Anayasa Mahkemesi kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili önemli bir karara imza attı

    * CHP, Tekirdağ’ın Hayrabolu ilçesinde “Buğday Mitingi” düzenledi.

    * Dokuz günlük Kurban Bayramı tatili bugün itibarıyla başladı.

    * Eylem Tok ve oğlu ABD’de yakalandı.

    * Ev sahibi İtalya’nın güneyindeki Puglia’da düzenlenen G7 Liderler Zirvesi dün tamamlandı.

    * Filistinliler bir yandan da sınır kapılarının kapalı olması nedeniyle ciddi derecede gıda, su, ilaç ve yakıt kıtlığı çekiyor.

    * Avrupa Parlamentosu’nda aşırı sağın yükselişinin yarattığı sarsıntı sonrası Paris’te siyasi dengeler yeniden kuruluyor.

    * Ekonomi yönetimi enflasyonla mücadele kapsamında çalışmalarını sürdürürken dün yeni vergi paketine ilişkin detaylar gündeme geldi.

    * İhracatçıların “döviz kurları enflasyon kadar artmıyor zarar ediyoruz” isyanına turizmciler de katıldı.

    *  “Genç Buluşmalar” sergisi Taksim Sanat’ta açıldı.

    * Attilâ İlhan’ın “Ölmek Yasak” şiiri ilk kez şairin kendi sesinden yayımlandı.

    * Beşiktaş, yeni teknik direktörü Giovanni van Bronckhorst ile 2+1 yıllık sözleşme imzaladı.

    * A Milli Futbol Takımı, Euro 2024 hazırlıklarını Almanya’da sürdürüyor.

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    7 min
  • Prof. Dr. Nurettin Sözen’in bilimde, siyasette basamakları atlamadan tırmanışının 70 yılı - Şükran Sone

    Prof. Dr. Nurettin Sözen’in bilimde, siyasette basamakları atlamadan tırmanışının 70 yılı - Şükran Soner. 15 Haziran 2024 Cumartesi.

    Aslında, YouTube’daki “Cumhuriyet’ten Tanıklıklar” TV dizini için buluşmamızda öğrendiklerime göre öncesi de varmış. 1937 Sivas doğumlu Nurettin Sözen, Cumhuriyet kuşağı Aydınlanmacıları ailesinden gelen değerler üzerinden, annesinin çocukları için eğitim olanaklarının açılması girişimi ile çocukluk yaşlarında İstanbul’a geçiş yapmışlar. Erken yaşlarda öğrencilik yıllarından CHP çatısı altında önce üyelik ilişkileriyle siyasetin içinde basamakları tırmanmaya başlamışlar.

    Nurettin Sözen, 1960’lı yıllara gelene kadar, siyasetin içinde basamak basamak tırmanışları ile deneyimli, yönetimlerde söz sahibi olmuş görevlere yükselmişken, İstanbul Erkek Lisesi, İstanbul Tıp Fakültesi öğrenim yıllarını da tamamlamış olarak 1957-80 arasında CHP çatısı altında her kademede görevler üzerinden tırmanışlarını sürdürmüştür. Çok uzun yılların, uzun soluklu görevlerinin, siyasi liderliklerle iç içeliklerini, yaşanmış tarihimizde yeri olan olaylar tanıklıklarını izlencenize, anı kitaplarına bırakmak teknik zorunluluk.

    İnsana, demokrasiye adanmış bir yaşamın deneyimleriyle de kazanılmış hızlı geçişleri, vurgulamaları içinde altı çizilenler karşısında ortalama bir saat içine sığdırılmaya çalışılan söyleşilerimizden çok farklı bir havada aktarılanlardan, benden çok programın sorumlu teknik yöneticileri etkilenmiş olmalılar ki süre aşımına ilişkin uyarıları da gelmeyince ancak bir doksan dakikadan sonra yayına son verebildiğimizi öğrenmiş oldum. Arkadaşlarımın teşekkür ederken “Sizinle daha çok program yapmalıyız” sözleri ile vedalaşmalarını şaşkınlıkla izledim.

    Prof. Dr. Nurettin Sözen, bilim insanı kimliği ile de öğrenci, bilim insanı olarak kademe kademe yaşananlardan bölümlerden paylaşımları yaparken de günümüzün çok moda, bilime saygı, bilimsel başarıları ulaşabilmenin çok gerisinde düşmenin sorumluluklarına yanıt verircesine, bilimsel her aşamanın gereği, sonuçları, doğru yapılması ile bağlantılı, içsel sorgulamalarını paylaşıyor. Kuşkusuz çok sorumlu görevlerde, bilmeden, gücünün yetmediği eksiklikler olsa da elinin yetişebildiği her konuda, en olumlu, doğru işi yapma çabası ile hiç yorulmadan koşturma tutkusu ile çalışma sorumluluğunun altını çiziyor.

    Üniversite çatısı altında, benim de yakından tanıklık ettiğim yönetim görevleri içindeki aşamalar, olayların kimi tanıklıklarını da paylaşırken sağlık, eğitim sorunlarımızın kimi can damarını oluşturan sorunlar üzerinden yaşananlardan örnekler paylaşılırken atladığım çarpıcı bir sonucu, YÖK tarafından 1989’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığı’ndan görevden alınmış ilk kişi olduğunu öğreniyorum.

    Sonrasında elbette SHP’de siyaset, İBB başkanlık görevleri yılları var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasette yükseliş basamaklarında, siyaseten çok başarılı kullanılmış, ülkemizde en uzun soluklu tek adam rejimine geçişin kapılarının açılmasında en çok kullanılmış gelişmeler üzerinden yalanlar öylesine baskın ki… Halkçı, sosyal belediyecilik üzerinden çok değerli, anlamlı, raylı, metro sistemleri de içinde olmak üzere yapılmış olanlara kulaklar öylesine tıkanmış ki... Toplumsal yaraların ağırlığında, daha derinden bir toplumsal uyanışa, dipten gelecek güçlü dalgalara gereksinim var.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • ‘Vergiden kaçınmak’ ve Dilan Polat davası - Murat Ağırel

    İnanın insanın aklı almıyor, inanın. Halihazırda ülkede yaşayan yurttaşların büyük bir kısmı geçim zorluğu yaşıyor. Kurban Bayramı geldi. Pazarlara bakın. Kurban fiyatları çok yüksek. Üretici neden yüksek olduğunu anlatıyor, alıcı neden alamadığını anlatıyor. İşin garip yanı ikisi de haklı. Halkın büyük kesimi kuruşun hesabını yapıyor. Emekli maaşı, dul yetim aylığı ile geçinmeye çalışan yurttaşlar bırakın müreffeh bir hayat yaşamayı hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bir kesim ise vur patlasın çal oynasın ruh halinde. Ülkede yaşananlar umurunda değil. Ekonomi, özgürlükler, demokrasi nedir diye sorsanız tek kelime fikri yok, olsa da umurunda değil. Bir kesim ise kene görevi görüyor. Siyasi bağlantıları, ideolojik yakınlıklar sayesinde devlet ihalelerinden beslenerek büyüyen, kamu kaynaklarını sömüren kan emiciler var. Geçen günkü yazımda bir masadan saatler içinde milyonlarca hesap toplamasına rağmen vergi vermeyen bazı firmaları yazdım. Örneklerle açıkladım. Bakın, yazım yayımlandıktan sonra kamuoyunda çok tartışıldı. Yorumları okudum. İşin ilginci bir tane sivri zekâlı, “Vergi kaçırmak ayrı, vergiden kaçınmak ayrı” diye yazmış. Yazan kişi ABD’de “vergiden kaçınmak” için şirket kurup katakulli işler peşinde biri. Araştırıyorum onu ve ekibini. Yahu vergiden kaçınmak demek hırsızlık yapmak demek. Ben niye vergi veriyorum da “kaçınmıyorum” o zaman? Ne güzel değil mi? Yani bir hırsızın savunmasında belirttiği gibi “Ben çalmıyorum ki ödünç alıyorum” argümanı ile aynı. Nasıl kaçınıyor? Şişirilmiş faturalar ile. Nasıl kaçınıyor? Olmayan ticari işlem faturalı, naylon faturalar ile. Bu ülkede olan dürüst insana olur. Bakın yine vergi kaçırmak, karapara aklama gibi suçların yargılandığı davada bir tahliye oldu. Dilan Polat ve Engin Polat davasında aylık tutukluluk incelemesi gerçekleştirildi. Mahkeme, Dilan Polat, Engin Polat, Sezgin Polat, Ahmet Gün ve Alper Kürşat Polat’ın tutukluluğuna devam kararı verirken Sıla Doğu ve Can Doğu’nun da aralarında bulunduğu 11 tutuklunun adli kontrol ile yargılanması kararını verdi. Dilan Polat hakkında da tahliye kararı istenmiş ama mahkeme reddetmiş. Şaşırmadım. Bir hafta önce komşuları Polatların evinin temizletildiğini bana iletmişti. Soranlara “Tahliye edilecekler” diye cevap vermişler. “Tesadüf” Polatların avukatı Hüseyin Kaya da KRT TV’deki Kayıt Dışı programında “MASAK aklanma raporunu yazıyor. O rapor geldiğinde müvekkillerimiz tahliye olacaklar” ifadesini kullandı. Yani o da MASAK raporundan bir şey çıkmayacağını “aklanma raporu” diyerek bu işin tahliye ile sonuçlanacağı mesajını vermiş. Ben yine de adil bir yargılama olacağına inanmak istiyorum. Gerçi, “İsimleri geçmeyen kişiler için tahliye olabilir ama Polatlar için zannetmiyorum” demiştim daha önceki yazı ve anlatımlarımda. Yanılmışım. Mahkemeden çıkacak sonucu temizlik için gelen kişiler dahi günler öncesinden biliyorlar. Çok ilginç, çok. Doğal olarak hukuk bilgisi olmayan veyahut başından beri davayı sulandırarak basitleştirmeye çalışan kişiler tarafından tahliyelerin beraat kararı olduğuna dair muazzam bir çalışma var yine. Muhasebeci Ahmet Gün ifadesinde şirketler kurup naylon fatura kestiğini, vergi kaçırdıklarını itiraf etmişti. Gerçi ne olacak “Vergiden kaçındık” derler, biraz para öderler sonra sırası ile Allah, vatan, millet... Sakarya edebiyatı. AKP, cumhurbaşkanı güzellemesi ile “kurtarma operasyonu” tamamlanır. Takip edeceğim. Ancak şunu belirtmeliyim. Suç cezasız kaldığı sürece suç işleyecek olanlar cesaretlenir ve devam ederler. Vergi ödemeyen, sistemli şekilde kaçıran kişiler cezalandırılmaz ise herkes “vergiden kaçınma”yı olağan görür. Günün sonunda vergi kaçıranın değil vergi ödeyenin cezalandırıldığı bir düzenin varlığının kanıtlanmasından korkuyorum.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • 14 Haziran 2024 - Günün Manşetleri - Suç ortağını bize itmesin

    *Genel Başkan Özgür Özel, MHP lideri Bahçeli’nin “AKP ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifak vücuda gelmesi samimi dileğimizdir” açıklamasına tepki gösterdi.



    *Lise müdürü ‘Kıyafetiniz uygunsuz’ dedi, mezuniyet törenine almadı.



    *Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, önceki gün mezuniyet töreninde “Hekimlik Andı krizi” yaşadı.



    *İktidar, geçen şubatta dokuz emekçinin yaşamını yitirdiği Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni faciasının nedenleri daha tam aydınlatılamadan Türkiye’nin dört bir yanındaki maden sahalarını ihaleye çıkardı.



    *İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın seçim döneminde söz verdiği Kent Lokantaları’nın ilki Kemeraltı Çarşısı’nda hizmete girdi.




    *ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışında sona gelindi.



    *Gelişmiş yedi ekonominin temsil edildiği G7 Liderler Zirvesi, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden oylarını artırarak çıkan İtalya’nın aşırı sağcı başbakanı Giorgia Meloni’nin ev sahipliğinde dün başladı.



    *Krizdeki ekonomiyi özellikle tüketimi kısarak soğutma çabaları sürerken alım gücü düşen geniş kesimlerin borçları artmaya devam ediyor.



    *212 Photography Istanbul, 7. edisyona özel, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Sebastião Salgado en önemli projelerinden biri olan “Genesis”i İstanbullularla buluşturuyor.



    *“Poor Things (Zavallılar)”, beyazperdeden sonra Disney+'a geliyor.



    *Futbolseverlerin hasretle beklediği Avrupa’nın milli takımlar düzeyindeki en önemli organizasyonu Almanya’nın ev sahipliğinde bugün başlıyor.



    *Filenin Sultanları, Milletler Ligi’nin 3. haftasındaki 2. maçında Dominik Cumhuriyeti’ni 3-1 yendi. İlk seti 25-17 kaybeden Milliler, sonraki setleri 25-15, 25- 17 ve 25-18 üstün tamamladı.



    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.



    9 min
  • Hayırdır inşallah - Özdemir İnce

    Yastık altı” tasarrufların ekonomiye kazandırılmasını arzuladıklarını dile getiren AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan, “Çağrıda bulunduk ama bunda tam anlamıyla muvaffak olamadık. ‘Yastık altı’ altınların ekonomiye kazandırılmasında kurumlarımız ikna edici ürünler geliştiremedi.


    Katılım finansa yönelik önyargılar kırılmadı” dedi. Bu girişimin bozguna uğramasının nedenini, Devlet Bahçeli’nin deyişiyle bir “ekönömist” olmayan ben zavallı şair mi bilecek? “Ökenomist” değilim ama ben bu sakal ve saçı değirmende ağartmadım.


    On iki yaşımda çocuk işçi dönemimden bu yana bilirim: Bizim “karı milleti” kulağındaki küpeyi, kolundaki “bilanzik” ve burmayı ve dahi ağzındaki altın dişi buynunu kessen bozdurmaz; yatırım yapmak da ne bozdurup parasını “panga”ya bile yatırmaz.


    Tamamı, doğru yazılımıyla, anadan doğma “ekonomist”tir. “Katılım finansa yatırım” elindeki parayı elin adamına teslim etmektir ki önyargıları asla kırılmaz. Bunlar güya halkı çok iyi tanırlarmış? Analarının, nenelerinin, hala ve teyzelerinin konuşmalarını çocukluklarında hiç dinlememişler.


    Erdoğan sözlerini şöyle sürdürmüş: “Ülkemizde katılım finans ekseriyetle dini hassasiyetlere göre tasarrufların değerlendirilmesi olarak görülüyor. Türkiye ekonomisinin potansiyeli ve ihtiyaçları açısından bunun yeterli olmadığı kanaatindeyiz.


    Katılım finans, finansal bağımsızlık noktasında büyük imkânlar sunuyor. Bundan azami istifade etmemiz önemli. Katılım finansın kısa vadede bankacılık varlıkları içindeki payını yüzde 15’e taşımayı hedefliyoruz.”


    Konuşmanın,“Ülkemizde katılım finans ekseriyetle dini hassasiyetlere göre tasarrufların değerlendirilmesi olarak görülüyor” bölümünü okuyunca konuşmacının vardığı hidayet noktasına inanamadım.


    Efendim, zat-ı âlinizin değişmez rehberi naslar değil miydi? “Dini hassasiyetler” nas değil mi? Size inanırsak mevlevi semazenlerine döneceğiz billlahi! “R.T. Erdoğan’ın konuşmasının beni daha da şaşırtan bölümü şöyle, basından aktarıyorum:


    “Servet eşitsizliği tarihin en yüksek seviyesine çıktı” Erdoğan, konuşmasında dünyada artan servet eşitsizliğine de değindi. Dünyadaki en zengin yüzde 1’lik kesimin küresel servetin yarısına sahip olduğunu vurguladı, “Alttaki yüzde 50’lik kesimin küresel servet dağılımından aldığı pay ise yüzde 1’i dahi geçmiyor.


    Yani küresel düzeyde fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor” dedi. Erdoğan, Afrika ve Asya’da yaşayanların azınlığın zenginliği için çalıştığını dile getirdi: “Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gözükse de arka planda tekelleşmeyi, tefeciliği, manipülasyonu, üretim, emek ve ticaretten daha ziyade paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz.


    Zayıfı daha zayıflatan, fakiri daha da fakirleştiren, zalimi güçlendiren bu sistemin dertlerinize derman olamayacağını, insanlığa refah, huzur ve adalet getirmeyeceğini artık hepimiz kabul etmek zorundayız.” Allah’ım! Sana inanmayan kâfirdir Ya Rabbi! Kulun R.T. Erdoğan sosyalistleşmiş, komünist olmuş, haberimiz bile olmamış.


    Şair aklımla onaylıyorum: “Ekonomist” dediğin işte böyle olur. Solcuların jargonuyla, Erdoğan “son tahlilde” hastalığı tam anlamıyla saptamış ama seçtiği doktor Mehmet Şimşek çok yanlış. Mehmet Şimşek’in koca karı ilaçları bir işe yaramaz, kendilerinden adlarını vermek için izin almadım ama beni kırmazlar:


    Sayın Erdoğan, ekonominin dizgin ya da direksiyonunu Prof. Dr. Korkut Boratav ile Prof. Dr. Bilsay Kuruç’a teslim edip geceleri rahat rahat uyuyun, onlar takımlarını kurup durumun vaziyetini kurtarırlar. Bu iki bilimci ekonomisti tanımayanlar internete baksınlar! Sayın Erdoğan’ın ekonomi bağlamında uygulamalarını tanımlamak olanaksız.


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.