DeLiRiuM

DeLiRiuM

By Pınar NurhanArtsBooks
Download on the App Store

DeLiRiuM episodes

  • DeLi'RiuM 12. Bölüm

    - Mesela birini sevmek için evvelinden tefekkür etmezsin ya da nefret etmek zekâ gerektirmez, kin tutmak için yeni fikirlere ihtiyacın yoktur, kıskanmanın cebiri, hasedin geometrisi yoktur. Birine şefkatle dokunmak için âlim olmaya, sana pis bir böcekmişsin gibi bakana ziyadesiyle karşılık vermek için filozof olmaya gerek yoktur. Hikmet sandıklarımız, hislerinden korkan insanın yarattığı görünmez bir balık ağıdır. Fikirlerle hayatına anlam avlayan zihin, sonunda kendisi av olur. Bilmez ki akıl dediği şey aslında bir çeşit hasret, hakikate duyduğu hasretin içinde kaybolur. Hatıralar tarafından ele geçiriliriz, sadece kendimizinkiler değil, tüm çağların, kuşakların hatıralarıdır bunlar. Zihnin ağına takılanlar bilgi değil doktor hanım, hatıralar... s.160

    56 min
  • DeLiRiuM 11. Bölüm

    ''Aslına bakarsanız psikanalistler kördür. Neden biliyor musunuz? Çünkü annesiyle seviştiğini öğrenince kendini kör eden Oedipus var ya işte o kendileridir. İçimde özenle besleyip büyüttüğüm öfkemin kanına razıyım ama irin başkalarının payı olsun. Görüp duyduğu, koklayıp dokunduğu her nesneyi adlandırıp genelleyen, gördüğü her çöpü de o genelin içine sokuşturan, türlü tanımlar, argüman ve analizle kabaran gövdesini çuval gibi taşıyan çok bilenlerin olsun irin. Entelektüel gevezeliğin ardına sakladığı büzüşmüş penisini kalemiyle telafi eden ya da dosyalar dolusu makaleyi klitorisine sürterek tatmin olan akademik zevatın olsun. İrin onların payı olsun, kan benim.'' s.141

    15 min
  • DeLiRiuM 10. Bölüm

    ''Dionysos’un insanın kasıklarında yarattığı ihtiras, onun kentlerin üzerine saldığı lanetin diğer yüzü… Dionysos öfke böceği tarafından ısırıldığında, kent halkına öyle bir lanet yağdırıyor ki, her yer toz duman oluyor. Büyük salgınlar içinde can veriyor bedenler, derilerinin altında kurtçuklar beliriyor, gözler irinle dolup kör oluyor, eller bükülüyor, parmaklar kurumuş bir ağaç dalı misali kırılıyor eklem yerlerinden, denizler çöle, çiçekler dikene, hayvanlar ve insanlar taşa dönüşüyor. Ateşler içinde yanıyor kentler. Ne kaldırım taşları ne mermer sütunlar ne de yüksek kubbeli binalar kalıyor yerli yerinde. Sadece ölüm değil bu, meydan okuması tabiatın medeniyete… Zevkin utançtan hesap sorması, esrimenin de akıldan… Karantina Adası, acı bir imge, kederli bir jest gibi boylu boyunca yatıyor suyun üzerinde. Günahların vebali değil aslında onca zulüm. İnsanın kendine biçtiği değerden daha azı değil ki olup bitenler… Ayın görünmeyen yüzüne övgüler düzen kertenkelelerin kanımıza salgıladığı dehşet mayisi bu.'' s.124

    21 min
  • DeLiRiuM 9. Bölüm

    ''Ondokuzuncu asrın ikinci yarısından beri Osmanlı’nın uyguladığı usul-i tahaffuz burada belki de yüzlerce ruhun asılı kalmasına yol açmış. Kimsenin sözünü etmediği, yaşarken herkesin görmezden geldiği hastalar, ölünce tümüyle unutulmuş. Hiç bilmedikleri bir anda karantinaya alınarak ailelerinden ayrılmak zorunda kalan bu insanlar burada acı içinde kimsesiz can vermişler. Bir vakitler avrupayı kasıp kavuran veba, çiçek, humma, cüzam gibi salgın hastalıkların Anadolu’da yayılmasını önleyen tahaffuzhane yaranın ve acının en kimsesiz hallerine de tanıklık etmiş. anlaşılan...''s.69

    42 min
  • DeLiRiuM 8. Bölüm

    ''Her ne kadar ailemin ortodoks marksist gözlüklerinden sıdkım sıyrılmış olsa da derinlerde bir yerlerde materyalist dünya görüşü içime işlemişti anlaşılan. Ruhlarmış, tinsellikmiş, ölümden sonra hayatmış yok daha neler, diyerek yaşamak epeyce konforluydu. Herhangi bir şeye biteviye inanmanın verdiği ferahlık, insanı dirençli kılıyor. Oysa şimdi hiçbir şeye inanamıyor olmanın yarattığı kaygı içinde bitkinim. Yeniden inanmayı ne çok isterdim… Tanrıya ya da Marks’a… Hiç farketmez.'' s.58

    26 min
  • DeLiRiuM 7. Bölüm

    ''İnsan âşık olunca her şeyi anlıyor mu nedir, dimağı mı açılıyor, korteksi mi inceliyor, kanındaki gerçeklik kimyası mı ateşleniyor? Gevşemeyle gelen ılık bir deniz dokunuşu… Kendi bedenim de dâhil tüm nesneleri parlak ve güzel görme hali. Sanki artık bir beden değilmişim gibi. Bu iç çekiş nefes mi, hayat mı? Kendim mi, başkası mı? Göğsümün orta yerinde oluşan ferahlık hissiyle endişelerimden arınıyorum. Her an gülmeye meyilli, dalgacı bir tanrıya, bir [1]Satyr’e dönüşüyor ruhum. Esrimenin tanrısı, bedenime öyle bir dokunmuş ki, Rüya’ya bedeninin dışından bakabiliyorum. Acılarım birer yanlış anlama. Oyun son derece hatasız kurulmuş; Acıyı vaaz etmiyor tanrılar ama ruhun aydınlanması için bazen kaçınılmaz kılıyor. Acı çekmenin bir yanlış anlama meselesi olduğunu kavrayana kadar adına “acı” dediğimiz duyguyu tadıyor bedenim.'' s. 48

    [1] Yunan Mitolojisinde keçi ayaklı tanrılar, Dionysos’un ve Pan’ın eğlencelerinde şarkı söyleyip dans ederler, cinsel arzuları uyandırırlar.

    26 min
  • DeLiRiuM 6. Bölüm

    ''...Bir hayaletin kulağına fısıldadığı sesleri duyabiliyorsa şair, çocuk bile olsa artık geri dönüşü yok. Söze hükmedecek, sözü duyacak, sözcüklerle oynayacak, evirip çevirecek demektir, tam da şimdi elindeki bu pusulayla yaptığı gibi. Denizciler nasıl ki pusulayla yön buluyorlar, şairler de sözcüklerle yön verip, yol açıyorlar duygu haritasına insanlığın. Rastlantı nedir ki, yoksa tanrıların satranç oyununda sebebini bilemediğimiz hamleleri olmasın?...'' s. 43

    33 min
  • DeLiRiuM 5. Bölüm

    ''...Cüzamın nasıl bir hastalık olduğunu her hekim gibi az çok bilirim. İlerlemiş vakalarla çalışmanın zorluğunu da. Bulaşıcı olup olmadığı henüz netleşmemiş olsa da kalıtsal yatkınlık belirleyicidir. Odaya girdiğimde Tahaffuzhanedeki kokunun benzerini hissediyorum. Hepimizin bildiği ilaç, sargı bezi ya da pamuk kokusundan bahsetmiyorum. Tahaffuzhanede yaşadıklarımı düşünürsek kokunun hezeyanın bir parçası olduğunu söyleyip geçebiliriz. Bir yaşantının hezeyan olduğunu kanıtlamanın yolu nedir? Tıbbi tanımlamalar hepimize gerçeklik ölçütü verebilecek kadar güçlü mü? Olanla olmayan, oluşmaya başlayanla belki de asla olmayacak olan, benim görebildiğimle senin göremediğin, senin hissettiğinle benim hissetmediğim…'' s.34

    27 min
  • TRT RADYO 1 GECENİN İÇİNDEN

    TRT RADYO 1'de 19 Temmuz 2019 tarihinde gerçekleşen sohbetimizi buraya ekliyorum.  Programın bu bölümünü hazırlayan sevgili Erhan Yardımcı'ya ve sohbetimizi genişleten sorularıyla bize alan açan Emre Şimşek'e çok teşekkür ederim. 

    25 min

About DeLiRiuM

From the publisher's feed

DeLi'RiuM adlı romanın okumaları...