
Sign up to save your podcasts
Or


Antik dünyanın en etkili felsefi akımlarından biri olan Stoacılık, yalnızca bir düşünce sistemi değil, aynı zamanda zorlu bir dünyada nasıl doğru yaşanacağına dair pratik bir rehberdir.
Bu bölümde, Zeno'nun Atina'da attığı ilk adımlardan Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius gibi Roma dönemi düşünürlerine uzanan Stoacı okulun tarihsel yolculuğuna çıkıyoruz. Felsefenin kalbi olan etik, bilgi kuramı, mantık, doğa felsefesi (fizik) ile kader ve özgür irade gibi temel konuları derinlemesine inceliyoruz. Ayrıca Stoacılığın tıp, dilbilgisi, astronomi alanlarındaki şaşırtıcı izlerini ve Spinoza gibi modern düşünürler üzerindeki kalıcı etkisini keşfedeceksiniz. Kendi hayatınıza yön verecek bu entelektüel serüvene katılmaya hazır mısınız?
Modern düşüncenin temellerini atan, tarihin en büyük entelektüel dostluklarından birinin perde arkasına hoş geldiniz!
Biri "Kâfir" olarak anılan şüpheci, dışa dönük ve neşeli filozof David Hume; diğeri ise "Profesör" lakaplı, modern ekonominin babası, içe dönük ve temkinli Adam Smith. Bu podcast, 18. yüzyıl İskoç Aydınlanması'nın kalbinde yeşeren, fikir ayrılıklarına ve toplumsal baskılara rağmen sarsılmaz bir bağla modern felsefeyi ve ekonomi politiği şekillendiren bu iki dev ismin sıra dışı ilişkisini derinlemesine inceliyor. Din, ahlak ve serbest ticaret üzerine yaptıkları çığır açan tartışmaların günümüz dünyasını nasıl inşa ettiğini keşfetmeye hazır olun.
Mutluluk arayışının kendisi seni mutsuz yapıyorsa, belki de yanlış şeyi arıyorsundur. Badiou'ya göre gerçek mutluluk bir tatmin değil, imkânsızın peşinden gitme cesareti.
Bu videoda Alain Badiou'nun Gerçek Mutluluğun Metafiziği eserinden yola çıkarak şunu soruyoruz: Tüketim kültürü, sahte güvenlik ve sıradan tatminlerle çevrilmiş bir dünyada hakiki bir yaşam inşa etmek mümkün mü?
Neden anlık mutluluklarla yetiniyor, kalıcı bir sevince dönüşemiyoruz?
Çetin Balanuye'nin "Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor?" adlı eserinden yola çıkarak hazırladığımız bu podcast'te, hayatımızı gizlice kedere boğan üç büyük yanılgıyı; aşkıncılık, özgür irade yanılsaması ve erekselciliği masaya yatırıyoruz. Spinoza'nın yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan reddedilemeyecek felsefi teklifini keşfedin. Sadece olaylara tepki veren edilgin varlıklar olmaktan çıkıp, "upuygun fikirler" ile eyleme gücümüzü nasıl artırabileceğimizi ve hayatın içinde bizzat "sevince dönüşmeyi" nasıl başarabileceğimizi öğrenin. Kederden sıyrılıp, doğanın zorunlu akışıyla bütünleşerek gerçek yaşama ustalığını yakalamaya hazır mısınız?
Kölelikten bilgeliğe uzanan sarsılmaz bir zihnin inşası... Bu videoda, Roma döneminde bir köle olarak doğup tarihin en büyük filozoflarından biri haline gelen Epiktetos'un gözünden Stoacılık felsefesini inceliyoruz. Hayatta kontrol edemediğimiz olaylara karşı nasıl dik durabiliriz? Kaderi ve yaşadığımız acıları kabullenmek bizi gerçekten özgürleştirir mi, yoksa gelişmemizin önünde bir engel mi oluşturur? "İnsan Nasıl Özgür Olur?" sorusunun peşinden giderek, dış dünyanın zorluklarına karşı zihinsel bir kalkan oluşturmanın yollarını modern çağın dertleriyle harmanlayarak tartışıyoruz. Hayatın zorlukları karşısında pes etmeyen, şikayet etmek yerine elindekiyle en iyisini inşa etmeyi hedefleyen bir ruh hali arıyorsanız, bu felsefi yolculuğa davetlisiniz.
Aklınızı kullanma cesaretiniz var mı? Antik Roma'dan Aydınlanma Çağı'na, bilimsel devrimlerden bugünün yapay zeka ve dijital algoritma kuşatmasına kadar insanlığın en büyük entelektüel parolası hiç değişmedi: Sapere Aude! (Bilmeye Cesaret Et!).
Bu videoda, dogmalara karşı aklın özgürleşme serüvenini ve bedellerini tarihsel bir yolculukla keşfediyoruz. Immanuel Kant'ın bizi kendi konforlu "vesayetimizden" çıkmaya çağıran felsefesi, Galileo'nun engizisyona karşı gösterdiği bilimsel cüret ve Tevfik Fikret'in "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" ideali üzerinden aklın evrimini inceliyoruz. Peki ya bugün? Hakikatin sosyal medya algoritmaları ve yankı fanuslarıyla şekillendiği bu "hakikat-sonrası" (post-truth) çağda, düşünme yetimizi makinelere devretme tehlikesiyle nasıl başa çıkabiliriz?
Bilgiyi pasif bir şekilde tüketmek yerine doğru ve zor soruları sormaya cesaret edenler için hazırladığımız bu felsefi yolculuğa davetlisiniz. Kendi zihninizin efendisi olmak için bilmeye cesaret edin!
Gözlerinizi kapatın ve bir anlığına yarasa olduğunuzu hayal edin... Alacakaranlıkta kollarınızdaki zar gibi dokuyu çırparak uçuyor, etrafınızı görmek yerine yüksek frekanslı ses dalgalarının yankılarıyla (sonar sistemiyle) algılıyor ve günü karanlık bir tavanda baş aşağı asılı geçiriyorsunuz. Bunu zihninizde canlandırmak belki eğlenceli olabilir ama küçük bir sorun var: Sizin şu an yaptığınız şey, sadece sizin bir yarasa gibi davrandığınızda nasıl hissedeceğinizi hayal etmekten ibaret. Peki ama "bir yarasa için" yarasa olmanın gerçekte nasıl bir his olduğunu bilmenizin bir yolu var mı?
Bu videomuzda, Amerikalı filozof Thomas Nagel'ın 1974 yılında kaleme aldığı ve zihin felsefesinde deprem etkisi yaratan o meşhur sorunun peşine düşüyoruz: Yarasa Olmak Neye Benzer?
Günümüzde nörobilim ve fizik harikalar yaratıyor. Tıpkı suyun "H2O", yıldırımın ise "elektrik boşalması" olarak açıklanması gibi, insan ya da hayvan beyninin fiziksel işleyişini kusursuzca çözümleyebiliriz. Ancak Nagel'a göre, tüm bu indirgemeci bilimsel açıklamalar çok temel bir şeyi ıskalıyor: Bilinç ve "öznel deneyim"! Bilim her şeye dışarıdan ve nesnel bir bakış açısıyla yaklaşırken, bilincin tam merkezinde yer alan o "içeriden" hissetme durumunu asla laboratuvar masasına yatıramaz.
Zihnin gizemli doğasını araştırdığımız bu videoda şu sarsıcı soruları tartışıyoruz:
Bilinç, sadece beynimizdeki fiziksel reaksiyonlardan ve sinirsel ağlardan mı ibarettir?
Başkalarının acılarını, duygularını ve dünyayı algılayış biçimlerini gerçekten anlayabilir miyiz?
Hayatı boyunca siyah-beyaz bir odaya kapatılmış ama "renk" hakkındaki tüm fiziksel ve bilimsel olguları ezbere bilen zeki bilim insanı Mary, odadan çıkıp kırmızı bir elma gördüğünde yepyeni bir şey öğrenmiş olur mu? (Mary'nin Odası Düşünce Deneyi)
Eğer fiziksel bedeninizin ötesindeki o gizemli "bilinç" denizine dalmaya ve kendi zihninizi en baştan sorgulamaya hazırsanız, videoya hoş geldiniz! Sizce bilim bir gün bilincin tam olarak ne olduğunu çözebilecek mi?
Çok çalışmanın bir erdem olduğu fikri aslında tarihin en büyük yanılgılarından biri olabilir mi?
Nobel ödüllü düşünür Bertrand Russell'ın kışkırtıcı başyapıtı "Aylaklığa Övgü", modern dünyanın meşguliyet saplantısına meydan okuyor. Russell'a göre, gelişen teknoloji sayesinde günde sadece dört saat çalışarak tüm toplumsal ihtiyaçları karşılamak ve refaha ulaşmak mümkün. Hayatın geri kalan zamanı ise yorgunluk ve sinir harbiyle değil; bilime, sanata, uygarlığa ve yaşama sevincine ayrılmalıdır. Bu videoda, aylaklığın neden sadece zenginlere ait bir ayrıcalık değil, daha mutlu, hoşgörülü ve barışçıl bir toplum için temel bir hak olduğunu keşfedeceksiniz. Faşizmin tehlikeli kökenlerinden "yararsız" bilginin değerine, eğitimin asıl amacından modern mimarinin hayatımızdaki yerine kadar Russell'ın ufuk açıcı fikirleriyle dünyaya yepyeni bir pencereden bakmaya hazır olun.
Neden böyle davranıyoruz? İnsan davranışlarının ardındaki gizli amaçları, Alfred Adler'in çığır açan Bireysel Psikoloji kuramıyla keşfedin!
Bu videoda, psikoloji tarihinin en önemli eserlerinden biri olan "İnsanı Tanıma Sanatı"nın derinliklerine iniyoruz. Erken çocukluk anılarımızın tüm hayatımızı nasıl şekillendirdiğini, içimizde yatan "aşağılık duygusu"nun bizi nasıl üstünlük kurma ve güç arayışına ittiğini inceliyoruz. Karakter özelliklerinin doğuştan gelmediğini, aksine çevremize verdiğimiz tepkilerle nasıl inşa edildiğini göreceksiniz.
Kardeşler arasındaki doğum sırasının (en büyük, ortanca, en küçük) kişiliğimize etkisinden, kadın-erkek ilişkilerindeki gizli çatışmalara, rüyalarımızın şifrelerinden, öfke, kibir ve kıskançlık gibi duyguların aslında neye hizmet ettiğine kadar insan ruhuna dair her şeyi bu videoda bulabilirsiniz. Kendinizi ve çevrenizdekileri gerçekten anlamak, hatalı yaşam planlarından kurtulup daha sağlıklı ve uyumlu bir hayat kurmak istiyorsanız bu özet tam size göre!
Modern İnsanın Mutluluk Arayışı
Desmond Morris’in Mutluluk Üzerine adlı çalışması, bu evrensel duyguyu biyolojik ve evrimsel bir perspektifle ele alarak, mutluluğu hayatın aniden iyileşmesiyle ortaya çıkan geçici bir coşku dalgası olarak tanımlar. Yazar, modern insanın mutluluk arayışını kökenleri avcı-toplayıcı atalarımıza dayanan hayatta kalma stratejileriyle ilişkilendirir ve bu duyguyu hedef odaklılık, rekabet, iş birliği ve duyusal haz gibi farklı kategorilere ayırır. Eser, mutluluğu sadece olumlu deneyimlerle sınırlamaz; risk alma, entelektüel çabalar ve hatta mazoşizm gibi alışılmadık kaynakların da bu histeki rolünü derinlemesine inceler. Kitap, mutluluğun vaazlar veya egzersizlerle elde edilemeyeceğini, ancak kişinin kendi doğasına uygun hedefler belirlemesiyle mümkün olabileceğini savunur. Morris, karmaşık insan davranışlarını bir "insanat bahçesi" metaforuyla açıklarken, modern yaşamın tekdüzeliğinin kadim biyolojik ihtiyaçlarımızı nasıl baskıladığına dikkat çeker. Son olarak metin, tarih boyunca çeşitli düşünürlerin mutluluğa dair geliştirdiği zıt tanımları bir araya getirerek konunun öznel ve çok boyutlu yapısını ortaya koyar.
From the publisher's feed