Radyoda cızırtılı kanallardaki sese rağmen ısrarla düğmeyi çeviren turisti izliyordu Mehmet. Rakımın şu anda kaç olduğunu tahmin edemedi birden ama bugün bayağı tırmandıklarını biliyordu. “Bu Ağrı Dağı böyledir işte,” diye düşündü. Ne kadar çok tırmanırsan o kadar çok zirve uzaklaşır, soğuklaşır sanki. Hep bu hisse kapılırdı her tırmanışta. Kendinden yaşça küçük Hasan’la ve katırıyla macera isteyen turistlerin Ağrı Dağı’na tırmanırken eşyalarını taşımak, iyi bir soğuğa ve uzun karanlık bir geceye denk gelmişti. Güneş battığı gibi çadırlarını kurmuşlar, yanlarında sobaları, demlikteki çayları, bazlamaları, lorları ile akşam yemeklerini yerken Mehmet’le Hasan, büyük çadırın en kenarında analarının hazırladığı çıkındakileri atıştırdılar. Gece bütün derinliği ve soğuğu ile kendini gösterirken rüzgarın ıslığı, karanlığı çoğaltıyordu sanki...