
Sign up to save your podcasts
Or


İnsan, sürekli oruç tutmak suretiyle oruca alışmamalı, bazen tutup bazen tutmayarak nefsini terbiye etmeye çalışmalıdır. Zaten Efendimiz’in, sahabe-i kiramın en âbid ve zâhidlerine tavsiye buyurduğu oruç da bir gün tutup bir gün tutmama şeklindedir
Oruçla nefsini terbiye eden, sıkıntılara katlanan, açlığa ve susuzluğa göğüs geren bir insan, eşya ve hâdiselere meydan okuyacak bir hâle gelir. Artık ne açlık ne de susuzluk onu bağlayamaz. Başına hangi sıkıntı gelirse gelsin, isterse günlerce aç ve susuz kalsın, izzet ve haysiyetini feda edip başkasına el açmaz. Fakat oruçtan haberi olmayan, hayatının değişik dönemlerinde oruç tutmamış, böylelikle de kendini yemeyip içmemeye alıştırmamış biri, başına gelecek bir açlık ve fakirlik durumu karşısında bütün izzet ve namusunu ayaklar altına alarak kapı kapı dilenmeye başlayabilir.
İşte İslâm’daki oruç ibadeti, insanlara iktisat düsturunu öğreten bir muallim mevkiindedir. İstediği şeyi, aklına geldiği zaman hiçbir sınırlama getirmeden yapmaya alışan kişi, oruçlu olduğu zaman mecburen bunu yapamayacaktır. Mesela her canı istediğinde yemek yiyen, maddi olarak vücudunun arzularına boyun eğen biri, oruçlu olduğunda mecburen akşamın gelmesini bekleyecek, dolayısıyla bu beklemeyle iktisat etmeyi öğrenecek, sorumsuzca yaşamaktan uzaklaşmış olacaktır
İnsanın mevcudiyetinin gayesi ibadet etmek, kendisini yaratan Rabbine kullukta bulunmaktır. Yapılan bu ibadetlerin karşılığı ise sadece Allah'tan beklenir. İbadetlerin semeresi uhrevidir, faydası ahirette görülecektir. Bu sebepledir ki insan ibadetlerle, uhrevi yanı ağır basan kâmil bir kul durumuna yükselir. Bu durumunu korumak da yine ibadetlerle olur. Burada istidradi olarak —antrparantez— ifade edelim ki, bazı ibadetlerle birlikte gelen dünyevi faydalar kat'iyen o ibadetlerde gaye olamaz. Mülâhazaya alınmaksızın ibadetlerle birlikte gelen fayda ve maslahatlar ise Allah'ın Hakim isminin gereğidir. Evet, O'nun bizi mükellef tuttuğu şeylerde bizim görebildiğimiz ve göremediğimiz nice hikmetler vardır. İşte namaz, oruç gibi ibadetlerle birlikte gelen fayda ve maslahatlar da hep bu perspektiften değerlendirilmelidir. Meseleyi bu şekilde tespit ettikten sonra şimdi oruçla gelen fayda ve maslahatlardan, tabir-i diğerle Orucun bize kazandırdıklarından bahsedebiliriz
Her mevzuda olduğu gibi oruçta da dikkat edilmesi gereken bir takım meseleler vardır. Oruçtan hasıl olması istenen neticelere ulaşabilmek için başlıca şu hususlara dikkat edilmelidir
Oruç, İslâm’da mükelleflere yapmaları emredilen önemli ibadetlerden biridir. Ramazan orucu, hicretin ikinci yılı farz kılınmıştır. Hastalık, yolculuk gibi herhangi bir özrü bulunmayan akıl baliğ tüm mü’minlerin Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirmeleri farz-ı ayndır, yani her bir mü’minin yapması gereken bir ibadettir
Oruç ve Kur’ân kıyamet günü kulun günahlarının bağışlanması için şefaatte bulunacaklardır. Oruç şöyle diyecektir: ‘Ya Rabbi, ben onu gündüzleri yiyip içmekten ve zevklerinden alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur.’ Kur’ân da şöyle diyecektir: ‘Ya Rabbi, ben onu geceleri uykusundan alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur.’ Bunların her ikisinin de şefaati kabul edilir.
Bilindiği kadarıyla Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde bayram günlerinde işler tatil edilmiyordu. İnsanlar günlük işlerini yine yapıyorlardı. Bayram namazı ve hutbesiyle o günü diğerlerine göre daha farklı karşılıyorlardı; sonra da birbirlerine tebessüm teatisinde bulunuyor, fakiri-fukarayı gözetiyor ve eşe-dosta yemek yediriyorlardı.
Çağımızın insanı maalesef Müslümanlığın güzelliklerinden mahrum yaşadı, Müslümanca tavır ve davranışları göremedi. İşte bizim en önemli vazifemiz, aile yapımızla, anne, baba ve evlatlarımızla olan münasebetlerimizle, davetlerimizle, centilmenliğimizle onlara hakiki Müslümanlığı göstermektir. Eğer birileri Müslümanları “öcü” gibi görüyorlarsa bunu izale etmenin yolu, onlarla içli-dışlı olmaktan geçer. Bu sebeple de Ramazan-ı Şerif’te Müslümanlar, bulundukları konum neyi gerektiriyorsa, akıl, mantık, muhakeme ve istişareyle hareket ederek makul bir şekilde bu işi gerçekleştirmeye çalışmalıdırlar.
Cenâb-ı Hak, insanlara, bir kısım külfet ve zorluklar da içeren sorumluluklar yükler. İmtihan boyutu ayrı olmakla birlikte bu sorumluluklardaki ilâhî hikmet ve gaye, kulun mağfirete mazhar olup affedilmesidir. Ne var ki kul, vazifesini yerine getirmezse hem Allah’ın takdir etmiş olduğu nimetten tam olarak istifade edemez hem de duruma göre cezaya müstahak olur.
From the publisher's feed