Özbaş: “Her yeni bilgi bende heyecan yaratıyor, rutini sevmiyorum. Kitaplar sayesinde her gün yeni bir şey öğrenmek beni yaşatıyor. Edebiyat, varoluşumu anlamlandıran bir tür” diye konuştu.
“Babamın Çirkin Kadınları’na” ilişkin “Son romanımla kadın meselesine, kadınlar dahil herkesin tersten baktığını söylemek istedim” diyen Özbaş, şöyle devam etti: “Bu kitap isyankar bir kadın seferidir. Kadından başlayıp kadına giden ve sonra kadında biten. Şehirli bir kadın, babasının kadınlarını bulmak için kökenine, Orta Anadolu’ya yaptığı seferde hiç beklemediği olaylara sürüklenir. Bir köyde, erkek değirmenlerinin dişlilerinde taze dulluğunu hayat kadınlığına çeviren, yaşını başını almış güzel bir kadınla tanışır, bir konsomatrisin hayatını kurtarır, alemcilerin dünyasına girer ve sonunda abdallara erer.”
Son romanı için pavyona giden yazar Ece Özbaş: “Gezmeden yazmak olur mu? Kırşehir’e gittim, Ankara’da pavyona gittim. Orta sınıf bir pavyondu… Halı altına ne kadar süpürürseniz aşağıda o kadar çılgın bir karşılık bulur. Temizlenebildiği kadar her şey temizlensin ve daha insani bir hale getirelim bu düzeni derdindeyim. Feminist değilim, öncelikle onu söyleyeyim. Ben daha çok insan tarafında duruyorum… Orası eski bir lokantaydı. Bir erkeğin gidebileceği en iyi cennetlerden biri diyebilirim. Tamamen bir erkek cumhuriyeti. Orada kadın sadece bir figür, masanın üstündeki yapay çiçekten farkları yok. Garsonlar sürekli ortalarda dolaşıyor ve erkeklere kral muamelesi yapıyorlar” açıklamalarında bulundu.