GZT Podcast

GZT Podcast

By GZTNews
Download on the App Store

GZT Podcast episodes

  • 'Hüzün asla sona ermeyecek' Van Gogh
    Bilinmenin önündeki en büyük engelin çok tanınmak olduğunu söylemeliyiz. 21. yüzyılda onun başına gelen de bundan başka bir şey değil. Çağımızın en büyük ressamı desek kimseye haksızlık etmiş olmayız muhtemelen. Ancak yine de “çağımızın en çok beğenilen ressamı” demeliyiz belki de. Fakat o yok, sadece renkleri var. Onu görmüyor, sadece renkleri görüyoruz.
    Efsaneyi doğuran şey şöhret. Daha büyük bir anlama hizmet etmiyorsa sadece felaket. Şöhretin en net sonucu, sahibini görünmez kılmasıdır. Efsane, söyleyenin ihtiyacını karşılar. Söylenene dair içerik sunmaz. Sunsa da bu önemli değildir. Önemli olan, görenin gördüğüdür; görülenin gösterdiği değil. İşte tam burada soru şudur: Bir biyografiye nereden başlanır? Bir hikâye neresinden tutulur?
    Yaşarken farkında olmasa da çağının sanat anlayışını alt üst edecek ve belki gerçek anlamda modern resmin doğum sancılarını ilan edecek bir adamdı o. Meşgul olduğu süre zarfında resimden başka hiç bir şey düşünmeyen, kısa ömrüne iki binin üzerinde çalışma sığdıran bir adam. Nâzım’a da merhaba diyelim;
    Renkleri yemiş gibi yiyen bir adam
    27 yaşında resme başlayıp 37 yaşında ölen ve resim yapabildiği bu 10 yıllık zaman zarfında sanat tarihine hem de bir dönüm noktası olarak adını yazdırabilen bir adamdan söz ediyoruz. 1853 yılında bugünkü Hollanda’da bir köy papazının oğlu olarak dünyaya geliyor. Okula gönderiliyor, ama kafası dersleri hiç almıyor. Gayet başarısız bir çocuk olarak babası tarafından daha yeni kurulmuş olan Goupil Sanat Galerisi’nde satış elemanı olarak işe veriliyor.
    Tablolar üzerine müşterilerle girdiği tartışmalar, işinden olmasına yol açtı.
    Burada sevdiği dünyanın bir parçası olmuştu en azından. 20 yaşına gelmişti ve 1873’te galerinin Londra şubesinde çalışmaya başladı. İki yıl sonra sevdiği kızdan “hayır” cevabını alınca Londra’dan kaçtı ve çalıştığı galerinin Paris şubesine geçti. Fakat burada da çok tutunamadı. Tablolar üzerine müşterilerle girdiği tartışmalar, işinden olmasına yol açtı. Uzun bir zaman avarelik ettikten sonra bir sürü işe girip çıktı. Ölüm döşeğinde bahsedeceği o “sefalet”in tam dibini bulmuştu ki imdadına kardeşi yetişti...
    6 min
  • Ramazan Yazıları 06 - Hayrettin Karaman - Ramazan Kültürü
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 6 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 29 Nisan Çarşamba. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Hayrettin Karaman’ın, 26 Eyl 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazan kültürü” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Hayrettin Karaman.
    Ramazan bir ibâdet ayıdır, bu ayı çeşitli ibâdetlerle geçiren Müslümanlar ülkelere, bölgelere ve alt kültürlere göre değişiklik gösteren Ramazan kültürleri de oluşturmuşlardır.
    Osmanlı döneminde Ramazan''ın, edebiyat, sanat, günlük hayat, mutfak, eğlence hayatını etkilediği ve bu alanlara damgasını vurduğu bilinmektedir. Osmanlı Ramazan kültürü bütün boyutlarıyla alındığında ancak kitaplara sığacak hacimdedir. Ramazan''a mahsus ekmekler, başta güllâç olmak üzere tatlılar, iftar sofrasını süsleyen iftariyeler, büyüklerin konaklarında verilen diş kiralı ziyafetler dillere destandır. Minarelerde mahyalar kurulur, kandiller yakılır, hattâ uçurulurdu. Daha ziyade gece bekçileri davul çalarak ve mâni söyleyerek halkı sahura uyandırırlardı.
    Yeni Câmî direk ister
    Söylemeye yürek ister
    Benim karnım toktur amma
    Arkadaşım börek ister
    Kabilinden zarif mâniler defterler dolduracak kadar zengindir. Belli bir zamandan itibaren iftar ve imsak topları da meşhur olmuştur. Benim çocukluğumun geçtiği Çorum''da önce fişek atılır, hemen arkasından top gürlerdi. Biz çocuklar bu ilânı büyük bir merakla ve bıkmadan her akşam bekler ve izlerdik. Sesi güzel müezzinler şehrin uygun câmîlerinden, zikir, salavât, dua gibi metinlerden oluşan ve adına “temcîd” denilen metinleri okuyarak da halkı sahur için uyandırırlardı. Bu o kadar yaygın hale gelmişti ki, sahur yerine temcid, sahurda yenilen pilava da temcid pilavı denir olmuştu.
    İstanbul birçok şeyin olduğu gibi en zengin Ramazan kültürünün de merkezi idi. Burada yapılan belli câmîlerin avlularında sergiler ve Direklerarası gezintileri hâlâ anlatılır. Sergilerde, çeşitli ülkelerden getirilmiş baharat, şeker, şekerleme, tesbih, ağızlık gibi şeyler sergilenir ve satılırdı. Şehzadebaşı''ndaki Direklerarası''nda, ikindi ile akşam arasında, çoğu yaya bazıları arabalı genç kadın ve erkekler bir aşağı bir yukarı gezinti yaparlardı. Akşam ezanından önce Ayasofya ve Eyüp câmîlerine gelenler burada, türbedarların verdikleri su ile iftar ederler, akşam namazını kıldıktan sonra çevredeki aşçı dükkanlarından birine giderek yemek yerlerdi.
    Çağdaş hayat, şartları değiştirdi, yeni şartlarda yeni Ramazan kültürü unsurları bulunup hayata geçirilebilirdi, fakat bu yapılamadı, eskiler eksik gedik tekrarlanıyor. Bugünün Müslümanları hocalar kadar sanatçılara da muhtaç durumdadırlar; edebiyat, mûsikî, eğlendirici gösteri ve oyunlar, giyim kuşam biçimi (moda) alanlarında yetişmiş sanatçılarımız çoğaldıkça ve halkımızın dîne yönelişi, din eğitimi yoğunlaştıkça yeni Ramazan kültürleri de oluşacaktır.
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Hayrettin Karaman’ın, 26 Eyl 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazan kültürü” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
    5 min
  • Ramazan Yazıları 05 - Rasim Özdenören - Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 5 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 28 Nisan Salı. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Rasim Özdenören’in, 21 Nisan 2019’da Dünyabizim.com da, “Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Rasim Özdenören.
    Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir.
    Ancak oruçtaki eylemsizlik orucun özgül eyleminin ta kendisidir.
    Oruç, insan olmanın en temel sınav biçimlerinden biridir. Sınavda olmak bir eylem üzerinde olmayı tazammun eder.
    Sınav, insanın varlık hikmetinin hedefinde yer alır ve yalnızca insan olmanın bir varlık tarzını oluşturur.
    Öteki mahlûkat arasında sınavla karşı karşıya bırakılan yoktur.
    Çünkü mahlûkat arasından yalnızca insan seçme mecburiyetiyle yükümlü tutulmuştur.
    Oruç halinde seçme durumu insanın, kendini eylemekten alıkoymasıyla tezahür eder: bir şeyi yapabilecekken yapmamak, yiyebilecekken yememek... Bunlar, dıştan eylemsizlik gibi görünen halin eylem olarak tezahür etmesidir: Orucun özgül eyleme hali tam da budur.
    Eylemekten vazgeçilen haller bizatihi haram olduğu için onlardan sarfınazar ediliyor değil; eylemekten vazgeçilen haller helal olmasına rağmen onlardan sarfınazar edilmektedir.
    Bu durum takva olgusuyla ilgilidir. Hz. Ali’nin şöyle söylediği nakledilir: “Dünya beni haramından men etti, ben onun helalinden de geçtim.”
    Takvalı davranış, helal veya mubah olan bir şeyden gönüllü olarak sarfınazar etmeyi tazammun ediyor.
    Ramazan ayı içinde gerçekleştirilen ve farzı kifaye hükmünde olan itikâf hali, sıradan bir oruçlu insan için, aslında, bir bakıma, gündelik olandan sakınıp orucun farklı düzlemine girmesiyle kendiliğinden ve tümüyle bir itikâf hali mesabesine intikal etmiş olur.
    Bu yönüyle de, oruçlu insan ve Ramazan orucunu tutmaya niyetlenmiş kimse, niyeti üzere sabit durduğu sürece, aynı zamanda ve kendiliğinden zikir halinde de bulunmuş olur.
    Nasıl ki, Ramazan içinde itikâfa çekilmiş olan kimse bu dünya hayatından el çekmiş oluyorsa, gündelik hayatından oruç hayatına giren kimse de, bir bu haliyle, itikâftaymış gibi olur.
    İslâm’ın öngördüğü ibadetlerin tümü, insanı Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmaya yöneltir.
    Öteki ibadetler kendiliğinde aleni iken, oruç, mahiyeti icabı gizli bir ibadettir.
    Hadis-i Şerif: “Sizden biriniz oruçlu bulunduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Şayet biri kendisine söver veya çatarsa, ‘ben oruçluyum’ desin” (Riyazüs-salihin ve Tercemesi II, DİB Y. Ank. 1971, s. 502).
    Burada, kişi, oruçluyken mukabele etmekten sakındırılmak suretiyle, takvaya uygun bir davranış düzlemine çekilmiş oluyor.
    Böylece oruç insana Allah Resulünün ahlâkı ile ahlâklanmasının yolunu açıyor. Onun derin anlamı da bu noktada temerküz ediyor.
    Bu hedefe yaklaşan Müslüman için, sıradan insanın gündelik yaşantı tarzı da aşılmış oluyor. Orucun, insanı bir küreden başka bir küreye sıçrattığını görüyoruz.
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Rasim Özdenören’in, 21 Nisan 2019’da Dünyabizim.com da, “Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
    5 min
  • Ramazan Yazıları 04 - Yusuf Kaplan - Bir Ramazan Medeniyeti Senfonisi
    RAMAZAN YAZILARI BÖLÜM 04
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 4 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 27 Nisan Pazartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Yusuf Kaplan’ın, 10 Ekim 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Bir Ramazan Medeniyeti Senfonisi” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Yusuf Kaplan.
    Düşündük mü hiç: Ramazanları sadece insanlar mı neşeyle, coşkuyla karşılar, solur ve yaşar? Bence hayır. İslâm''ın hediyesi olan rahmet, bereket, mağfiret ve kardeşlik iklimi ramazanları sadece insanlar değil, bütün varlıklar aynı coşkuyla karşılar, aynı heyecanla solur, kutlar ve yaşarlar.
    Ramazan, kâinattaki bütün varlıkların hem kendileriyle, hem de birbirleriyle “kendilerince konuştukları”, dile geldikleri, herkesin, her varlığın aynı “kozmik dans”a, müziğe kendi diliyle, kendi şarkısıyla katıldığı bir senfoni''dir; büyük bir aşk ve bütünleşme senfonisi: Bütün varlıkların birbirlerinin varlıklarını, kokularını, renklerini hissettikleri, Ramazan''a kadar farkedemedikleri gerçekliklerini farkettikleri; bütün varlıkların kendi dilleriyle Yaratıcı''ya yöneldikleri kudsî bir aşk, hürriyet ve coşku senfonisi.
    İnsan ancak Allah''a bağlandığı zaman hür olduğunu, varolabildiğini, diğer insanları, varlıkları hatırlayabildiğini, onlarla “aynı dil”i konuşabildiğini, sorunlarını paylaşabildiğini, sorunlarına sahip çıkıldığını, Allah''ın rahmet, mağfiret ve sevgisine mazhar olabildiğini fiilen ve de en çok bu ilâhî senfoninin görkemli bir şekilde “sahnelendiği” Ramazan''da anlayabiliyor.
    Ramazan, hem insanların, hem de bütün varlıkların bir anda harekete geçtikleri; neşe, coşku, aşk ve heyecanla doldukları, donandıkları; Yaratıcı''yla bütünleştikleri, sadece O''na boyun eğerek özgürleştikleri büyük bir senfoni armağan ediyor bize.
    Oruçlu insanın ontolojik olarak sadece KENDİ hayatı, kendi hayatının akışı değil; aynı zamanda diğer insanlarla, doğayla, nesnelerle kurduğu ilişkisi, iletişimi ve etkileşimi görünür, hissedilir biçimde değişiyor.
    Ramazan, hayatın koordinatlarına müdahale ediyor ve kendi kurallarına göre yeniden belirliyor hayatımızın koordinatlarını. Dünyayla, insanlarla kurduğumuz ilişki biçimi bir anda değişiyor: Mekânı ve zamanı farklı şekillerde algılamaya başlıyoruz: Topraktan bir kutsallık fışkırıyor sanki: Toprakla, doğayla, havayla ve zengin-fakir tüm müminlerle bütünleştiğimizi hissediyoruz. Oruçlu hâlimizle toprağı, doğayı, havayı başka türlü soluyarak ve koklayarak varlığını fark ediyor ve meleksileşerek aşkın bir düzleme geçiyoruz.
    ...
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Yusuf Kaplan’ın, 10 Ekim 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Bir Ramazan Medeniyeti Senfonisi” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
    7 min
  • Ramazan Yazıları 03 - Muhammed Emin Yıldırım - Asr-ı Saadet’te Ramazan Nasıl Yaşanırdı?
    RAMAZAN YAZILARI BÖLÜM 03
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 3 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 26 Nisan Pazar. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Muhammed Emin Yıldırım’ın, 28 Haziran 2014’de www.siyer.org adresinde, “Asr-ı Saadet’te Ramazan Nasıl Yaşanırdı?” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Muhammed Emin Yıldırım.
    Vahyin ilk muhatapları olan Sahabe neslinin hayatlarının her tablosu, bizler için çok önemlidir. Çünkü onlar bizlerin Müslümanlığımızın aynalarıdır. Biz ideal mümin duruşunun nasıl olması gerektiğini ancak onların hayatlarına bakarak öğrenebiliriz. İşte aramızdaki bu önemli bağdan dolayı o bahtiyarlar topluluğu bizlerin kökleri, her zaman ve mekânın yegâne rehberleridirler.
    Kur’an’ın doğrudan muhatapları olan o ayrıcalıklı nesil, vahyin hayatları dirilten tüm mesajlarını ilk kez duyanlar ve bu mesajları ilk kez hayatlarında uygulayanlardı. Kur’an ile çok canlı ilişkileri olan o nesil her gün: “Bugün Allah bize ne söyleyecek?” heyecanı ile yaşıyorlardı. İşte bu heyecanı en üst düzeyde yaşadıkları bir zaman dilimi olan Hicretin 2. yılında, Ramazan ayının tamamının oruçlu geçirilmesi emrine muhatap oldular. Nübüvvetin geride kalan 15 yılından sonra böyle bir emre muhatap olan Sahabe nesli, büyük bir coşku ve heyecan ile öteden beri kutsal saydıkları bu aya, daha da önem vermeye başladılar. Bu bahtiyarlar topluluğunun muallimi olan Efendimiz (sas) oruçla birlikte birçok güzel ibadeti de bu güzide neslin gündemine taşıdı. Önce Ramazan gecelerinin ziyneti teravih namazları ile tanıştılar. Allah Resulü (sas) birkaç gece mescidde kıldığı bu namazları, ümmetinden bazılarının farz gibi algılamamaları için evine taşımasına rağmen, Sahabe oruçla birlikte öğrendiği teravih namazlarını hiçbir zaman gündeminden düşürmemiş, Hz. Ömer ile birlikte de yeniden cemaatle eda etmeye başlamışlardı. Oruç ve Ramazan gecelerinin ziyneti olan teravih namazları, Medine’de ki bu ilk neslin büyük bir coşku ve heyecan ile ihya etmeye çalıştıkları bir ibadete dönüşmüştü.
    Oruç ve teravih namazlarının yanında Sahabe nesli Bakara Sûresi’nin 185.ayetinden Ramazan’ı on bir aya sultan eden en önemli sebebin ne olduğunu öğrenmişlerdi. Bu sebep ayetinde açıkça belirttiği gibi Kur’an’ın bu ayda nazil olmaya başlamasıydı. Yani bu ay vahyin doğum ayı idi. Öyle ise bu ay Kur’an’ın şanına yakışır bir biçimde ihya edilmeliydi. Sahabe nesli bunu bildikleri için, bu ay bol bol Kur’an okur, onun ayetleri üzerinde tefekkür eder; “Rabbim bana ne diyor? Ne demek istiyor? Neleri benden istiyor?” sorularına cevaplar bulmaya çalışırlardı. Bizim mukabele dediğimiz, ama sadece yüzünden okuduğumuz Kur’an’ı, onlar yüzünden okumakla kalmaz birde o ayetler üzerinde anlama, kavrama ve yaşama maksadı ile ciddi bir zihni çaba verirlerdi. Allah’ın ne dediğini Kur’an’ın lafızları ve manasının içerisinde, ne demek istediğini ise maksat da ararlardı.
    ...
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Muhammed Emin Yıldırım’ın, 28 Haziran 2014’de www.siyer.org adresinde, “Asr-ı Saadet’te Ramazan Nasıl Yaşanırdı?” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
    16 min
  • Ramazan Yazıları 02 - Fatma Barbarosoğlu - Yine yeni bir Ramazan
    RAMAZAN YAZILARI BÖLÜM 02
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 2 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 25 Nisan Cumartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Fatma Barbarosoğlu’nun, 10 aralık 1999’da Yenişafak gazetesinde, “Yine yeni bir Ramazan” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Fatma Barbarosoğlu.
    Yeni bir ramazan geldi.
    Yine geldi
    Çünkü hayattayız.
    Çünkü 11 ay doyurduğumuz bedenimizin içinde, mahpus yaşayan ruhumuz, katık istiyor.
    Herşeyi unutup sadece birkul olarak;
    Kul olmayı, kısacık gün içinde yudum yudum ruhda tadarak hissetmemiz için,
    Yeni bir Ramazan.
    Yeni bir ramazan nefsin imtihana çekilmesi için.
    Yeni bir ramazan Allah''ta kendini unutup bütün bağlardan azat olmak için.
    İçimiz şükür ile dolmazsa yaşadıklarımızın tanığı sabır olmazsa,
    Gelen ramazanlar bize değildir.
    Bize değildir çünkü ruhumuz cilasızdır.
    Cilasızdır ruh, kötülüğü kendinden bilmeyince, kainattaki her kusur için kendinde mesuliyet hissetmeyince.
    Ne kötü ne bulanıktır cilasız ruha düşen resimler.
    Geçmiş zaman velilerinin dilinde ve gönünde kaldıysa, ruhuna derman için bedenine dert arayanlar
    Bize değildir gelen ramazanlar!
    Yeni bir ramazan geldiyse ve yine geldiyse
    Şükür ki belleğimiz yerinde olduğu içindir.
    Ve yalnız hatırlayarak ve hatırda tutarak insan kalacağımız içindir.
    Dünü unutmayınız, çünkü adımız insan
    Yarından umut kesmeyiz, çünkü adımız insan
    Biliriz şükrümüzün edası yoktur
    Yine bir ramazan, yeni bir ramazan.
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Fatma Barbarosoğlu’nun, 10 aralık 1999’da Yenişafak gazetesinde, “Yine yeni bir Ramazan” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
    4 min
  • Ramazan Yazıları 01 - Mustafa Kutlu - Oruç
    Efendim herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 1 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 24 Nisan Cuma, yani onbir ayın sultanı Ramazan ayının ilk günü. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturacağız. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Ilk yazımız kalbin sesi Mustafa Kutlu’nun, Arkakapak Yazıları kitabında, “Oruç” ismiyle neşrettiği yazısı. Bakalım ne demiş Mustafa Kutlu.
    Fırından çıkan sıcak pidelerin buğusu kavrulmuş susam kokusuna karışıyor. Hangi mevsimde olursak olalım marulun, kıvırcık salatanın, bir deste maydanozun yeşilinden fışkıran dirilik ve ferahlık içimize yayılıyor. Dedeler ceplerinde şekerlemeler ile torunlarını kucaklıyorlar. Akşamın pembe lacivert tülü büyük bir sükûnet ile insanların, bütün dünyanın üzerine iniyor.
    Melekler saf saf iniyorlar.
    Cennet kapıları açılıyor.
    Rahmet ve merhamet ve bereket her yandan kuşatıyor bizi.
    İnsanlar birbirlerine sevgi ile bakıyorlar. Zenginler zenginliklerinden soyunuyor, yoksulların yoksulluğu kayboluyor. Kalbimizin paslı kilidi açılıyor. Bize selam veren bir kişiyi kardeş biliyoruz. Kimse sesini sertleştirmiyor. Yüzlerde nur, gönüllerde karşı konulmaz bir incelik, bir rikkat.
    Açlık bizi doyuruyor. En çok kıymet verdiğimiz şeyleri başkaları ile paylaşmaktan sonsuz bir haz duyuyoruz. Bize yük olan her unsur, her tasa, her ihtiras tasını tarağını toplayıp savuşuyor. Kapımız ve soframız açık. Derdimizi ve sevincimizi söylemekten hoşnutuz.
    Sabır bizi coşturuyor. Kalbin ırmakları dolu dizgin. Merhamet sağanak gibi boşalıyor. Hizmetten, hürmetten, ibadetten yeryüzünde oluşumuzun derinliklerinden, sebeplerden ve sonuçlardan geçiyoruz. Bir imtihan içinden yüz akı ile çıkıyoruz.
    İçimizde kurulan kürsü bizi hesaba çekiyor. Ağlıyor ve tövbe ediyoruz. Tövbe suları sonsuz çağlayanların şırıltısını, aydınlığını, engin ufukların parıltısını taşıyıp duruyor işte. Bu taşı bu yoldan niçin kaldırmadım ben, bu çiçeğe bu hafta niçin su vermedim ben, şu çocuğun yanağına bir öpücük niçin kondurmadım ben, komşumun kapısını bir kez olsun çalmadım mı ben, alnımı secdeye bir kez olsun koymadım mı ben?
    Derken ben. Benlikten sıyrılıyor.
    Benlikten sıyrılırken, çiçek açmış badem dalının, kelebek kanadının, su sesinin ve yıldız parıltısının, dostun ve akrabanın, ayak bastığımız toprağın, buğdayın ve zencefilin, yani akşam ezanı ile yeryüzüne yağmur gibi dökülen varoluşun sırlarını fark ediyor.
    Bizi bu menzile eriştiren kılavuza binlerce teşekkür. Bize bu basireti bağışlayan güce sonsuz secde.
    Bu sırada çocuk sıcak pidenin buğusuna sarılmış olarak gülümsüyor. Baba işinden dönüyor, eve yaklaştıkça göğsünde bir genişlik. Anne yeşil salatanın üzerine birkaç zeytin bırakıyor.
    Paydos.
    Ses kesiliyor. Rüzgâr duruyor. Güneş dağların ardına çekiliyor. Kuzeyde bir yıldız göz kırpıyor. Nefesimizi tutuyoruz. Kuşlar kanatlarını kapatıyorlar. Çekiç örsün kenarında bekliyor. Dalgalar diniyor.
    Sükut... Sükut...
    Ve ağızları misk gibi kokanlar ve o gün insanlara gülden ağır bir söz söylememiş olanlar ve o gün almayı değil hep vermeyi düşünenler ve o gün "sabredenlere hesapsız ecirler verilecektir" müjdesi ile müjdelenmiş olanlar meleklerle birlikte iftar sofrasına oturuyorlar.
    Allah'ım, şükürler olsun oruçluyuz...
    Mustafa Kutlu, Arkakapak Yazıları, “Oruç”, s. 47.
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle kalbin sesi Mustafa Kutlu’nun, Arkakapak Yazıları kitabında, “Oruç” ismiyle neşrettiği yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, esen kalın.
    Hazırlayan ve sunan: Muhammed Safa Ulusoy
    6 min
  • RİYAD'DA TAHT KAVGALARI
    Suudi Arabistan hanedanlığının iki kritik ismi, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın emriyle tutuklandı. Bu gelişme, "Riyad Kral Selman sonrasına mı hazırlanıyor?" sorusunu beraberinde getirdi. Mecra Yayın Yönetmeni Taha Kılınç ve Yeni Şafak Editörü Hasan Hız son gelişmeleri masaya yatırdı
    23 min

About GZT Podcast

From the publisher's feed

Dijital medyaya yeni bir soluk!