GZT Podcast

GZT Podcast

By GZTNews
Download on the App Store

GZT Podcast episodes

  • Yapay zekâ ve robotların aşırı mekanik tarihi
    Robotlarla ilk kez ne zaman karşılaştınız hatırlıyor musunuz? Benim karşılaşmam çocukluk yıllarıma tekabül eder. Video kasetlerinin yaygın olduğu zamanlara… Hızır Kuşu adında bir çizgi film kasetimiz vardı. Binlerce kez izlemiş olmama karşın, dünyanın sonunu getirme planları yapan, kötü niyetli bir bilim adamının bir mağarada sakladığı laboratuvarındaki Alfonsin adındaki robotları her defasında şaşkınlıkla seyrederdim....
    27 min
  • Ramazan Yazıları 12 - Faruk Beşer - Ramazanda Bunları Tekrar Hatırlayalım...
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 12 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 05 Mayıs Salı. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Faruk Beşer’in, 05 Haziran 2016’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazanda bunları tekrar hatırlayalım” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Faruk Beşer.
    Ramazanlar, cumalar ve bayramlar ümmetin içtima anlarıdır. Böyle münasebetlerle ümmet, kavimler üstü birlik ve beraberliğini yeniden hatırlar. Onun için, hata ihtimaline rağmen önemli olan aynı günde oruca başlamak, aynı günde bayram etmektir diyoruz.
    Orucun bütün dinlerde bulunduğunu bize Kuranıkerim haber veriyor. Bu onun din için vazgeçilmez bir esas olduğunu da gösterir.
    Orucun asıl amacı takvadır. Takva korunma demektir. Allah'ın emir ve yasaklarına riayet ederek kulun kendisini cehennemden koruması takvadır. Allah, 'oruç size, takvalı olasınız diye farz kılındı' buyurur. O halde oruç sadece Allah'a saygı olarak, sadece O emrettiği için, yani sadece O'nun için tutulur. Bununla birlikte biz biliyoruz ki, Allah'ın bize emrettiği ibadetlerin dünyaya bakan faydaları da vardır, ama ibadetler bunlar için yapılmaz. Bunlar adeta yanında bir adet bedava verilen peşin faydalardır.
    Ama 'takvalı olasınız/korunasınız' ifadesi daha dünyada iken bile bazı kötülüklerden korunmayı da ifade eder. Bu ayda daha çok vermeyi öğrenirsek her şeyden önce nefsimizin cimriliğinden korunmuş oluruz. Sünnet ölçüleriyle yemeyi öğrenirsek hastalıklardan korunmuş oluruz. Orucumuzun sevabını yiyip bitirdiğini öğrenirsek gıybetten korunmuş oluruz. Böylece toplumumuzdaki bireyler birbirlerini kötü tanımaktan, hasetten fesattan, kısaca ahlaki rezilliklerden korunmuş olurlar. Bu korunmalar da takvadır, korunmadır.
    Bu sebeple Ramazan orucu için, kulun bir bakıma fabrika ayarlarına geri dönmesidir diyebiliriz. Çünkü sene boyunca yememizde, içmemizde, ibadetlerimizde, kardeşlerimizle olan ilişkilerimizde anayoldan çıkmış ve ahlakımızı, yani Allah'ın bizi yarattığı ve görmek istediği hali değiştirmiş olabiliriz. Bilinçli bir oruç bizi tekrar, olmamız gereken yere getirir...
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Faruk Beşer’in, 05 Haziran 2016’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazanda bunları tekrar hatırlayalım” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    7 min
  • Ramazan Yazıları 11 - Nureddin Yıldız - Ramazan ayı ne değildir?
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Postöykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 11 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 04 Mayıs Pazartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Nureddin Yıldız’ın, kendi sitesinde, “Ramazan ayı ne değildir?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Nureddin Yıldız.
    1- İftar Ayı Değildir
    Ramazan ayı, dünya nimetlerini elinin altında bulundurduğu hâlde, Rabb’inin emri olduğu için yemeyen-içmeyen, şehvetlere karşı sabır imtihanını kazanmaya gayret eden mü’minlerin ayıdır. Abartılı bir israf şovuna dönüşen iftar sofraları Rabbani niteliği olmayan sofralardır. Bir saat sonraki
    teravih namazını kılmakta zorlanacak hâle getiren bir iftar sofrası Ramazana ait değildir. Ramazandan önce mü’minlerin kerih gördüğü müsrif harcamaları Ramazanın gölgesinde mübahlaştırmak hatalıdır.
    Ramazan bir açlık terbiyesi iken, onu açlık edebiyatına dönüştüremeyiz. Dün alkol tüketilen otellerde bugün iftar sofralarının kurulması, bunun adının da Allah rızası için iftar vermek olması en azından gülünçtür. Müslümanlar iftarlarına sahip çıkmalıdır. İçilip içilmeyeceği, yenilip yenilmeyeceği
    şüpheli olan şeylerle iftar sofrasına nasıl oturulur? İftarımızın, birilerinin bütçelerini doldurmalarına alet edilmesinden, Ramazan gününde yemek yenmesi kadar tiksinmeli ve buna karşı tepkili olmalıyız.
    Sahur ayıdır, oruç ayıdır.
    Bizim iftara gösterdiğimiz hassasiyet sahurdadır. Orucun başlangıcı sahur yemeği, bitişi iftardır. Bitişi olan iftara gösterilen ilgi, başı olan sahura gösterilmiyorsa bunun anlattığı şey hoş değildir. Oruç ayı Ramazan, iftar ayına dönüşmemelidir. İftar, kelime anlamı ile dahi yanlış kullanılmaktadır. İftar sadece açış yapma anlamındadır.
    2- İsraf Ayı Değildir
    Mal ve vakit israfı zamanların hiçbirinde hoş değildir şüphesiz. Hele hele Ramazan ayı mal ve vakit israfı için asla uygun değildir. Tüketilemeyip atılan gıdalar, bir selamlaşma- hatır sorma bahanesi ile tüketilen saatler, ömürler Ramazanın heder edildiğini gösterir. Mutfak masraflarının -yenen yemek öğününün ikiye düşmesine rağmen- artması neyin göstergesi olabilir? Gece yarım saat azaltılmış uykudan ötürü saatlerce uyku ilave etmek, gündüzleri uyku ile çarçur etmek Ramazanla çelişen şeylerdir. Malda ve vakitte israf varken Ramazan, dibi delik bir kovaya dönebilir.
    Zühd ve bereket ayıdır.
    Gıda tüketimini, ikinci dereceden olan ihtiyaçlar listesini azaltma, ahiret âlemine hazırlanma zamanıdır. Malımız ve zamanımız bereketlenmelidir. Önceki on bir ayda yapamadıklarımızı, yapabilme imkânı ve vakti oluşturmalıyız. Kadınlarımızın en mübarek günleri mutfaklarda ve bulaşık yıkamada geçmemelidir. Mü’min bir erkek sıcak bir pide kuyruğunda vakit harcamamalıdır. Malımız, vaktimiz, ibadetimiz, şuurumuz, uhuvvetimiz bereketlenmelidir. Ramazan ayına başlangıçtaki kimliğimiz ve değerimiz değişmiş olarak Ramazandan çıkmalıyız...
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Nureddin Yıldız’ın, kendi sitesinde, “Ramazan ayı ne değildir?” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    14 min
  • ABD'nin en güvenilir insanı: Dr. Anthony Fauci
    ABD salgının gölgesinde, şiddetli bir savaşa şahitlik ediyor: Meritokrasi post-gerçekliğe karşı. Meritokrasiye kısaca liyakatla iş yapmak diyebiliriz. Meritokratik rejimlerde işin uzmanları neyi nasıl yapılacağına karar veriyor.
    Post-gerçeklik ise çoğumuzun bir süredir aşina olduğu bir konsept. Post-gerçeklik çağında gerçek olana ulaşmak için nesnel kriterlere başvurulmuyor veya gerçek olmayan şeyler önümüze gerçek ve doğru olan gibi sunuluyor. Post-gerçeklikte insanların hislerine hitap ediliyor ve gücü elinde bulunduran post-gerçekliği yönetiyor.
    ABD Başkanı Donald Trump'ın post-gerçeklik içerisinde iş gördüğünü söylemek makul. Uzun zamandır da sosyal bilimciler tarafından kabul gören bir fikir. Trump'ın özellikle koronavirüs süresince absürd ve doğru olmayan bilgiler paylaştığına sık sık şahit olduk. Peki bu savaşta, Trump post-gerçekliği temsil ediyorsa, meritokrasinin kalesi kim? GZT olarak tanıştıralım: Dr. Anthony Fauci.
    5 min
  • Ramazan Yazıları 10 - Muhammed Emin Yıldırım - Peygamberimizin Dilinden Ramazan
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 10 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 03 Mayıs Pazar. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Muhammed Emin Yıldırım’ın, siyer.org internet sitesinde, “Peygamberimizin Dilinden Ramazan” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Muhammed Emin Yıldırım.
    Hadisçi Muhammed İbni İshak İbni Huzeyme (311/923), Ramazanın fazileti ile ilgili olarak “eğer haber sahihse” kaydıyla Selmân-ı Fârisî radıyallahu anh’ın şöyle dediğini nakletmektedir:
    Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem bize Şa’bân ayının son günü bir hutbe irâd etti ve şöyle buyurdu:
    “Ey Müslümanlar!
    Büyük ve mübârek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde “bin aydan daha hayırlı olan” Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır.
    Bu ay, Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz; gecelerinde teravih namazını nâfile olarak meşru’ kıldığı (mübârek) bir aydır.
    Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı edâ eden de, başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.
    Bu ay, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.
    Bu ay, ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır.
    Bu ay, müminin rızkının arttığı bir aydır.
    Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği Müslüman’ın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.”
    -Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkâna sahip değildir, dediler.
    Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selem;
    “Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir.” buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:
    “Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden âzâd eder.
    Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnud edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnud edecek iki işiniz; ‘lâ ilâhe illallah’ diyerek Allah’ın birliğine şehâdet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’tan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.
    Kim bir oruçluyu doyuracak olursa, Allah onu benim havuzumdan sulayacak o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” [1]
    Birkaç Nokta
    Peygamber Efendimizin hutbesi-eğer yansıtabildiysek- pek açık ve nettir. Ancak biz yine de dikkatimizi çeken birkaç nokta üzerinde bilhassa durmakta yarar görmekteyiz.
    Gerçek İstikbal
    Peygamber Efendimiz, Ramazan-ı şerîfi müminlerin ferdî hayatları ve âhirete yönelik olarak kendilerine kazandıracağı neticeler açısından tanıtmıştır. Çünkü her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok âhiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, âhirettir.
    Öte yandan bilinen bir gerçektir ki, kişileri fert fert iyileşmeye teşvik etmek, toplumu belli bir iyileşmeye sevk etmektir. Çünkü cemiyetler fertlerden teşekkül etmektedir. Çünkü sevinçler ve güzellikler paylaşıldıkça büyür. Ramazan sevinci de paylaşıldığı ölçüde toplumu bürür.
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Postöykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Muhammed Emin Yıldırım’ın, siyer.org internet sitesinde, “Peygamberimizin Dilinden Ramazan” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    10 min
  • Ramazan Yazıları 09 - Bilal Kemikli - Ramazan Kültürümüz
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 9 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 02 Mayıs Cumartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Bilal Kemikli’nin, Somuncu Baba Dergisi’nin 95. sayısında, “Ramazan Kültürümüz” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Bilal Kemikli.
    Merhum Süheyl Ünver¸ Bir Ramazan Binbir İstanbul (Haz. İsmail Kara¸ Kitabevi¸ İstanbul¸ 1997) adıyla kitaplaşan Ramazan yazılarından birinde “Ramazan Medeniyeti” başlığını kullanmaktadır. Onun “Ramazan Medeniyeti” kavramıyla bize söylemek istediği önemli bir husus var; o da şudur: On bir ayın sultanı olarak tavsif edilen Ramazan ayı¸ sadece ibadet mevsimi değildir. Aynı zamanda bu aya mahsus inanç ve ibâdetlerin sosyal ve kültürel hayatı beslediğini¸ böylece kendisine mahsus bir edebî ve estetik alan inşâ ettiğini görüyoruz. İşte merhum Ünver’in işaret ettiği medeniyet olgusu da burada başlıyor.
    Ramazan¸ içinde İslâm’ın beş esasından biri olan oruç ibadetinin tutulduğu ay olması itibariyle şehr-i siyamdır. Kur’an’ın insanlık âlemine sunulması hasebiyle Kur’an ayı ve İslâm’ın doğuş mevsimidir. Bin aydan daha hayırlı olarak kabul edilen Kadir gecesi dolayısıyla zamanın çoğaldığı¸ bereketlendiği rahmet¸ mağfiret ve esenlik ayıdır. Zekât ve fitre gibi malî ibadetlerin eda edildiği bir malî-muhasebe ayıdır. İftar sofralarında eşi-dostu¸ fakiri ve zengini bir araya getirmesi bakımından bir kavuşma¸ özveri ve fedakârlık ayıdır. Teravih namazı ile bir yöneliş¸ okunan mukabele ve dualarla bir münacaat ayıdır. Bütün bu yönleriyle Ramazan bir ibâdet mevsimidir. Ancak bedenî¸ malî ve zihnî tarafları olan bu ibadetlerin Müslümanın¸ akıl ve gönül dünyasında derin tesirler icrâ etmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla onun hayatı anlamlandırmasında¸ sosyal ve kültürel izdüşümleriyle kedisini bulmasında ve muhayyilesinin tabii yansıması olan estetik duruşunda bu tesiri görmek kaçınılmazdır. Sosyologların öteden beri tartışageldikleri¸ dinin kültürün bir unsuru mu¸ yoksa bizatihi kültürü meydana getiren¸ yoğuran bir temel mi olduğu hususu; Ramazan nokta-i nazarından bakıldığında¸ daha sahih bir çözümlemeye gidilir. Burada kültür analizi yapacak değiliz. Ancak şu kadarını söylemek mümkündür; milletimiz için din¸ sadece bir kısım amelî ve ahlâkî ilkeler bütünü değildir. Aynı zamanda asırlardır millî örfü ve geleneği yoğuran bir iksirdir. Din kültürel hayatı doğrudan doğruya tesiri altına alarak edebiyat¸ sanat ve bilimde muhkem bir nüfuza kavuşmuştur. Gerçekten de Ramazan ayında teşekkül eden rûhî hayat¸ klasik şiirimizden tekke şiirine¸ anonim ürünlerden çağdaş edebiyatımıza uzanan bir Ramazan Edebiyatının doğmasına imkân vermiştir....
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Bilal Kemikli’nin, Somuncu Baba Dergisi’nin 95. sayısında, “Ramazan Kültürümüz” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    16 min
  • İletişim Çağında Medyanın Haber Dili - Alain de Botton ile Söyleşi
    Dindar insanlar genellikle şu anda ne olduğuyla çok da ilgili değildirler. Çünkü onlar güzel bir sonla biten çok çok uzun bir hikâyeye inanır, bu fikirle hareket eder ve bu minvalde yaşamlarını sürdürürler. (Bu dinler; İslam, Budizm, Hinduizm vs. olabilir.) Bir başka deyişle; insanlar günlük olayları, kutsal kitaplara/öğretilere inanmadığı ölçüde fazlasıyla mesele etmeye başlarlar ve onları çok önemli görürler.
    Söyleşi: SERDAR BİLİR
    Cins İçin Çeviren: MEHMET BAKİ KARAHAN
    7 min
  • Ramazan Yazıları 08 - İsmail Kara - Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 8 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 01 Mayıs Cuma. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız İsmail Kara’nın, Dergah Dergisi’nde, “Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş İsmail Kara.
    Müslüman toplumlar için Ramazan ayının öneminden bahsetmek malumu ilâmdan öte bir anlam taşımaz aslında. Farz olan ana ibadetlerden biri olarak orucun tutulduğu Ramazan ayı bütün İslâm tarihi boyunca aranan, arzulanan, beklenen, yaşanan, uğurlanan ve ardından hatırlanan bereketli, zevkli bir zaman dilimi olagelmiştir. Hâlâ mahyalarda gördüğümüz, teravih ilâhilerinde duyduğumuz “Merhaba ey şehr-i Ramazan”, “Elveda ey mâh-ı gufran” ibareleri muteber bir misafiri ağırlama zevkleri ve iştiyakları ile uğurlama tahassür ve hüzünlerini ilân ve ihsas eder.
    Bununla beraber Ramazan ve oruçla irtibatlandırılabilecek unsurların zamana, mekâna, döneme, coğrafyaya, dile, kültüre, iklime, insana… göre farklı şekiller ve renklere büründüğü, değer olarak iniş çıkışlar yaşadığı da bir vakıadır. Türkiye’de ve Türkçede olduğu gibi her Müslüman toplumun tarih içinde oluşmuş bir Ramazan kültürü ve edebiyatından, hatta Ramazan-oruç literatüründen bahsedilebilir. Hiç düşündünüz mü, “Papaza kızıp oruç bozmak” deyimi Türkçeden başka bir dilde var mı acaba? “Diş kirası”, “cerre çıkmak” “orucu sakatlamak”, “bayramda borç ödeyecek olana Ramazan kısa gelir”, “arifeyi gösterip bayramı göstermemek” gibileri de öyle…
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle İsmail Kara’nın, Dergah Dergisi’nde, “Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    14 min
  • Ramazan Yazıları 07 - Mustafa Kutlu - Niçin eski ramazanlar?
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 7 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 30 Nisan Perşembe. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Mustafa Kutlu’nun, 05 Oca 2000’de Yenişafak Gazetesi’nde, “Niçin eski ramazanlar?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Mustafa Kutlu.
    Şimdilerde yaşadığımız zaman içinde bayramlar nasıl tatil ile bir izdivaç yaptı ise, Ramazan da o zaman kavrayışımızın dışına çıktı
    Eski ramazanların şimdikilerden daha feyizli, daha bereketli, daha renkli, daha tatlı, daha sıcak, daha mânalı olduğu söylenip duruyor. Çokluk genç insanların kendilerinden yaşlı kişilere yönelttikleri sorular bu cevapla son buluyor.
    Eski ramazanlar bambaşkaydı...
    Şu meseleye eğilelim hele, neyin nesidir?
    Efendim birincisi insan çocukluğuna doğru gidiyor eskiyi düşünürken, yani o kaybolmuş cennete gidiyor. Son iyi şeylerin yaşandığı bölge ve zamandır çocukluk, orada kötü şey nadirattandır. Top sesini beklemek, sıcak bir pidenin buğusuna sarılarak eve doğru koşmak, sahur yemeklerinin büyülü atmosferine sokulmak, bir yarım gün oruç tutarak ödüllere kavuşmak vb.
    İkincisi Osmanlı döneminden tevarüs ettiğimiz bir duygudur.
    Bilindiği gibi o günlerde yaşanan hayatın bütün unsurları dinî bir hüviyet taşıyordu. Zamanı ve mekânı kapsayan din, günlük hayatımızın yegane rehberi ve ressamı idi.
    Zamanın ritmi bu günlerin hızını tatmamıştı. Ağır akan bir ırmak gibiydi. Bakırköy''den kalkıp Beşiktaş''a gece yatısına misafir gidecek bir aile günler öncesinden hazırlığa başlar, o seyahat sanki aylarca sürmüş gibi anlatılırdı.
    Ramazan işte bu ağır akan nehri hızlandıran, renklendiren, heyecana garkeden bir ay idi. Bugünün saati günün her vaktini tek renge boyar. Tıpkı takım elbise giyip kravat takmış insanlar gibi. Oysa fecirle kuşluğun, öğle ile ikindinin, akşam ile yatsının saatleri birbirinden farklıdır. Aylar dahi öyledir. Ramazan o eski kavrayışımızda (yani yaşayışımızda) senenin en mânalı ayı idi. Onbir ayın sultanı....
    Şimdilerde yaşadığımız zaman içinde bayramlar nasıl tatil ile bir izdivaç yaptı ise, Ramazan da o zaman kavrayışımızın dışına çıktı. Üçüncüsü eski Ramazanlarda (Osmanlı dönemi) gerçekten kandiller, mahyalar, davullar, iftarlar, karagözler, orta oyunları vb. ile bir bayram havası hissedilir.
    Mahalle hayatının, komşuluk ilişkilerinin, alış-verişin canlandığı bir zamandır.
    Şimdi hayatımız başka unsurlarla kilitli. Trafik, ulaşım, mesai, geçim, tüketim, vardiye, nöbet, ücret, zam, enflasyon, borsa, dolar, televizyon, vb. Sayacağımız ve hayatımızı dolduran daha binlerce unsur dinî bir renk taşımıyor. Biz bunlarla kol kola yaşarken, ansızın Ramazan geliveriyor. Ve çârnâçar onu da aramıza alıyoruz.
    Mahallenin ve cemaatın parçalara bölünüp ufalanmasından sonra geçip giden hayatımız da bütünlüğünü kaybetmiştir.
    Ve bu her geçen gün artan bir hüzündür.
    Açıkcası artık ne doğana gerektiği gibi sevinebiliyoruz, ne de ölene üzülmek için vaktimiz var. Bir cenaze çıkan evden üç gün sonra kahkahalar duyulmaya başlıyor.
    Hesap makinaları ve bilgisayarlar âşık olmayı bile şarta-şurta bağlamıştır. Herşey değişiyor, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Tamam.. Teknoloji insanoğlunu esir aldı. Buna da peki..
    Peki de Ramazan ne olacak? Çok şükür onu yaşamaya çalışıyoruz.
    Bizden sonra gelen nesiller de bize soracak?
    Eski Ramazanlar nasıldı, diye...
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Mustafa Kutlu’nun, 05 Oca 2000’de Yenişafak Gazetesi’nde, “Niçin eski ramazanlar?” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    6 min

About GZT Podcast

From the publisher's feed

Dijital medyaya yeni bir soluk!