Bırakmaktan korkarken kendini kaybedenlere bir içsel çağrı.
Herkesin bir “bırakamadığı” vardır.
Bir ilişki, bir alışkanlık, bir kimlik, bir cümle…
Ve çoğu zaman sandığımız gibi sevgiden değil, kayıp korkusundan vazgeçemeyiz.
Çünkü bazen tutunduğumuz şey bir başkası değil, onunla kurduğumuz benliğimizdir.
Ama bu tutunma bizi iyileştirmekten çok yavaş yavaş tüketiyorsa, işte orada bir kayboluş başlar.
“Tutunurken Kaybolanlar”, bırakmanın yalnızca bir eylem değil; bir yas, bir kimlik çözülmesi, bir yeniden doğuş olduğunu anlatıyor.
Kübler-Ross’un yas evrelerinden içimizdeki çocuğun fısıltılarına, suçlulukla karışan şefkat ihtiyacından, sınır koyma cesaretine uzanan 5 bölümlük bu psikolojik yolculukta şu soruları soruyoruz:
Gerçekten sevdiğim için mi kalıyorum, yoksa korktuğum için mi?
Onsuz kim olacağımı bilmediğim için mi tutunuyorum?
Suçlulukla şefkat arasındaki farkı ayırt edebiliyor muyum?
İçimde hâlâ sevilmek isteyen küçük bir çocuk mu var?