"Kendine acımaktan ve bazen acımak için fırsat kollamaktan başka bir uğraşı olmayan bizler, çıplak bir çaresizlik gördüğümüzde gözlerimizi kapatıyor, başımızı öte yana çeviriyoruz. Tıpkı cılk bir yaradan tiksinen binlercemiz gibi. Bakarsak göreceğimizden, görünce bize bulaşacağından ve bizi kendi içine çekeceğinden korkuyoruz. Yarayı taşıyandan kaçarken ve gördüklerimizi zihnimizden silmeye çalışırken ve hatta yok saymaya uğraşırken, uğraşırken ne kelime, yok sayarken aynı anda kendi ikiyüzlülüğümüze mazeretler inşa ediyoruz. İnşa ettiğimiz bu binalarda saklanıyor ve dert üstü murat üstü bir hayatı düşlüyoruz. Yüzleşirsek hak vereceğimizden, hak verirsek vicdanımızın bizi zorlayacağından, bu vicdanla ister istemez paylaşmaya başlayacağımızdan, azalan payımızın bizim hırslarımıza yetmeyeceğinden kelimenin tam anlamıyla tırsıyoruz, ödümüz kopuyor. Bundan dolayı kaçacak yerimiz kalmadığında, yaralıları tecrit ediyor, yetmezse taşlıyoruz."