
Sign up to save your podcasts
Or


Bize iyi gelmediğini bildiğimiz ilişkilere neden tekrar tekrar geri döneriz? Peki, bizi bir insana bağlayan şey gerçekten sevgi mi, yoksa tanıdık gelen duygular mı?
Bu bölümde ilişkilerde tekrar eden döngüleri, bağlanma biçimlerini, çocukluk deneyimlerinin ilişkilerimize etkisini ve tanıdık acının psikolojisini konuşuyoruz. Sevgi, alışkanlık, belirsizlik ve umut arasındaki çizgiyi keşfederken, bazen neden huzur yerine alıştığımız acıya yöneldiğimizi anlamaya çalışıyoruz.
Çünkü tanıdık olan her zaman güvenli, yoğun olan her zaman sevgi değildir.
#Psikoloji #İlişkiler #Bağlanma #İlişkiDöngüleri #ÖzFarkındalık
Bazen hayatımızda sıkışmış hisseder, her şeyi geride bırakıp yeniden başlamak isteriz. Peki, gerçekten ihtiyacımız olan şey hayatımızı değiştirmek mi?
Bu bölümde sinir sistemimizin alıştığımız deneyimlerle nasıl şekillendiğini, yeni deneyimlerin, seyahatlerin ve farklı insanlarla kurduğumuz ilişkilerin bize nasıl başka ihtimaller gösterebildiğini konuşuyoruz.
Sinir sistemi, alışkanlıklar, değişim ve farkındalık üzerine farklı bir bakış açısı…
Çünkü belki de ihtiyacımız olan yeni bir hayat değil, başka türlü yaşamanın da mümkün olduğunu deneyimlemektir.
Bu bölümde sıkça karıştırılan “kendini feda etmek” ile “sağlıklı fedakârlık” arasındaki psikolojik farkları konuşuyoruz. Sürekli veren taraf olmak neden içten içe yorar? Fedakârlık ne zaman sevginin olgun hali, ne zaman özsaygı kaybına dönüşür?
Sınır koyma, özdeğer, kaybetme korkusu ve ilişkilerde denge üzerine samimi ve psikolojik temelli bir sohbet. Eğer ilişkilerde neden hep fazla verdiğini sorguluyorsan, bu bölüm sana iyi gelecek.
Bu bölümde “kurtarıcı olmak” ne demek, ilişkilerde neden sürekli kurtarıcı rolüne giriyoruz ve bunun psikolojik arka planı nedir sorularını ele alıyorum.
Eğer siz de: İlişkilerde hep toparlayan taraf olduğunuzu düşünüyorsanız, “Ben olmasam her şey dağılır” hissini sık yaşıyorsanız, yardım ederken zamanla yoruluyor ve kırgınlaşıyorsanız, sınır koymakta zorlanıyorsanız bu bölüm tam size göre.
Unutmayın: Birini kurtarmak zorunda değilsiniz. Sağlıklı ilişki, birinin hayatını taşımak değil; yanında yürümektir.
Sağlıklı ilişki nasıl kurulur? Güven, sınırlar, iletişim ve duygusal güvenlik bir ilişkide neden bu kadar önemli? Bu bölümde sağlıklı ilişkilerin temel dinamiklerini; bağlılık ile bağımlılık arasındaki farkı, çatışma yönetimini, özsaygının rolünü ve romantize edilen kırmızı bayrakları günlük ve anlaşılır bir dille konuşuyoruz.
Eğer siz de daha güvenli, dengeli ve huzurlu bir ilişki kurmak istiyorsanız, bu bölüm tam size göre.
Hayal kırıklığı neden bu kadar derinden acıtır?
Neden bazen yaşanan olaydan çok, olmasını beklediğimiz şey bizi daha fazla yaralar?
Bu bölümde hayal kırıklığını yalnızca bir duygu olarak değil, psikolojik bir süreç olarak ele alıyoruz.
Umut, beklenti, güven ve kırılganlık arasındaki ilişkiyi; hayal kırıklığının neden utanç, öfke ve değersizlik hissiyle iç içe geçtiğini konuşuyoruz.
Hayal kırıklığı yaşadığımızda aslında neyi kaybederiz?
Bir kişiyi mi, bir ihtimali mi, yoksa kendimize dair bir inancı mı?
Eğer sık sık hayal kırıklığı yaşıyor, aynı duygusal döngülerin içinde kendini buluyor ya da “neden bu kadar etkileniyorum?” diye soruyorsan, bu bölüm senin için.
Bu bölümde öfkeye “kontrol edilmesi gereken bir sorun” gibi değil, dinlenmesi gereken bir duygu gibi yaklaşıyoruz. Çünkü öfke çoğu zaman tek başına ortaya çıkmaz; altında bastırılmış kırgınlıklar, ifade edilemeyen ihtiyaçlar, aşılmış sınırlar ve görülmemiş duygular vardır.
Peki neden bazı duygulara dayanamazken öfke bize daha kolay gelir? Neden üzgünken, kırılmışken ya da yalnızken öfkeleniriz?
Öfke bize gerçekten ne anlatmaya çalışır?
Öfkeye susturmaya çalıştığımız değil, anlamayı seçtiğimiz bir yerden bakıyoruz.
Bu podcast bölümünde gecikmiş yas, yas tutmaktan korkma, duygularla temas etmekten kaçınma ve “yas tutarsam dağılırım” inancı üzerine konuşuyorum.
Zamanında tutulamayan yasların neden yıllar sonra ortaya çıktığını, insanların neden yas duymaktan korktuğunu ve bu korkunun psikolojik olarak neyi korumaya çalıştığını ele alıyorum.
Eğer sen de duygularını bastırdığını, kayıplarınla yüzleşmekten kaçındığını ya da yasın seni kontrolsüz hissettireceğinden korktuğunu fark ediyorsan, bu bölüm sana eşlik edebilir.
Bu bölümde yeni yaşıma giderken yaş almanın bana öğrettiklerini ve vazgeçmeyi öğrendiğim şeyleri paylaşıyorum. İlişkiler, sınırlar, beklentiler, kendimle kurduğum bağ ve artık taşımadığım yükler üzerine duruyorum.
Eğer yaş almanın psikolojik etkileri, içsel dönüşüm ve öğrenme süreçleri ilgini çekiyorsa bu bölüm tam sana göre.
Bu bölümde, küçük mutluluklar ile büyük hedefler arasında sıkışmış olma hâlini konuşuyoruz.
Bir yere yetişmeye çalışırken hayatı kaçırma hissini, “geç kaldım” duygusunun psikolojik kökenlerini ve mutluluğu neden sürekli geleceğe ertelediğimizi ele alıyoruz.
Büyük hedefler insanı motive ederken, küçük mutlulukların nasıl görünmezleştiğini; hedeflere koşarken neden kendimizden uzaklaştığımızı ve bu sürecin içsel zaman algımızı nasıl bozduğunu inceliyoruz.
“Geç kalma hissi” gerçekten zamansal mı, yoksa kıyas, kontrol ihtiyacı ve kayıp korkusunun bir sonucu mu?
From the publisher's feed