Testiye bakma, içindeki suya bak
Ne vakte kadar testinin şekli, biçimi ile üstündeki nakışla oyalanıp duracaksın? Testinin şeklini, nakışını bırak da içindeki suyu ara. Yâni, insanların güzelliklerine, dış görünüşlerine bakma da ahlaklarına, huylarına, tabiatlarına bak.
Ey gördüğü güzele takılıp kalan kişi! Onun suretini görüyor manasından, yâni, ahlakının güzel mi, çirkin mi olduğundan gafil bulunuyorsun. Eğer akıllı bir adam isen sedefteki inciyi bul.
Dünyadaki kalp sedefleri, yâni, bedenlerimizin hepsi de can denizinin feyzi ile dirilir.
Ama her sedefte inci yoktur. Gökyüzünü açta her birinin gönlüne, içine bak.
Onda ne olduğunu, bunda ne olduğunu ayırt et. Çünkü o değer biçilmez inci, pek az bulunur.
Şekle bakarsan dağ, bir la’le göre yüzlerce defa büyüktür.
Görünüşte elin, ayağın, saçın, sakalın gözüne göre yüzlerce defa büyüktür.
Fakat, gözünün bütün uzuvlardan daha kıymetli olduğunu sen de bilirsin.
Gönlüne gelen bir tek düşünce yüzünden de, yüzlerce cihan bir anda baş aşağı devrilir gider.
Pâdişahın bedeni de, görünüşte diğer insanların bedeni gibidir. Fakat yüzbinlerce asker, onun arkasından koşar. Onun izinden yürür.
Sonra o pâdişahın şekli, görünüşü de, bir gizli düşünce tarafından sevk ve idare edilir.
Şu sonsuz, sayısız dikkatle bak. Hepsi de bir düşünceye dalmış, yeryüzünde sel gibi akıp gitmede.
O düşünce, halk nazarında önemsiz küçük bir şeydir. Fakat, sel gibi dünyayı sürükler götürür.
Görüyorsun ki, dünyada her hüner, her sanat bir düşünce ile meydana gelmede, olmadadır.
Evlerin, köşklerin, şehirlerin, dağların, ovaların, nehirlerin;
Balığın deniz yüzünden diri olduğu gibi; yeryüzünün, denizin, güneşin, göğün düşünce ile hayat bulduğunu görüyorsun da,
Neden körleşiyorsun, aptallaşıyorsun da beden sana Süleyman gibi büyük; düşünce karınca misali küçük görünüyor?
Neden gözüne dağ pek büyük de; düşünce fare gibi zayıf görünüyor? Neden dağı kurt gibi görüyorsun?
Dünya, senin gözünde büyüyor, sana korku veriyor; buluttan, gök gürültüsünden, gökten titriyor, korkuyorsun?
Ey eşekten de aşağı olan kişi! Taşın nasıl bir şeyden haberi yoksa, senin de düşünce dünyasından haberin bile yok. Sen düşünce dünyasından eminsin, gafilsin.
Çünkü sen bir şekilden, kalıptan ibaretsin; akıldan payın yok. Sen, insan huylu değilsin, insan şeklinde bir eşek sıpasısın.
Bilgisizliğinden ötürü sen, gölge varlığı insan sanıyor, insan görüyorsun da, bu yüzden sence insan, bir oyuncak, değersiz bir varlık oluyor.
Düşünce ve hayalin örtüsüz, perdesiz, kol kanat açacağı, bütün sırların meydana çıkacağı kıyâmet gününe kadar dur bekle…
O zaman dağların yün gibi yumuşadığını, şu soğuk ve sıcak yeryüzünün yok olduğunu görürsün.
Ezelî, ebedî hayata ve sonsuz sevgiye mâlik olan Allah’tan başka ne gökyüzü, ne yıldız, ne de başka bir varlık görürsün.
(Mevlânâ, Mesnevî, II, 1035-85)