Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.)’den Mürre el-Fihrî (r.a.)’den rivâyet
edildiğine göre, Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben
ve yetimi himâye eden kimse, şu iki parmağın birbirine
yakınlığı gibi cennette yan yana olacağız.”
Tâbiînden Ebû Bekir ibni Hafs (r.a.)’den rivâyet edildiğine
göre, Abdullah ibni Ömer (r.a.), sofrasında bir yetim olmadan
yemek yemezdi. Tâbiîn âlimi Hasan-ı Basrî (r.a.) şöyle demiştir: “Bir yetim, Abdullah ibni Ömer (r.a.) yemek yerken hep
sofrasında bulunurdu. Bir gün kendisine yemek getirmelerini,
yetimi de çağırmalarını söyledi, fakat onu bulamadılar. Yetim, İbni Ömer (r.a.) yemeğini yiyip bitirdikten sonra geldi. İbni
Ömer (r.a.) ona da yemek getirmelerini söyledi, fakat evde
yemek kalmamıştı. Bunun üzerine ona kavut ile bal getirdiler. Abdullah ibni Ömer (r.a.)o yetime: “Haydi başla, vallahi
aldanmış sayılmazsın.” dedi. Hasan-ı Basrî (r.a.) bu olayı
anlattıktan sonra: “Vallahi İbni Ömer de aldanmamıştır” dedi.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yetimlere, özellikle de hem
anasını hem babasını kaybeden yavrulara sahip çıkmamızı
istiyor. Onları bağrımıza basmamızı tavsiye ediyor. Ve kendisinin, yetim hâmisi merhametli kimselerle cennette yan yana
bulunacağını müjdeliyor. Yetimi himâye etmek, onu yedirip
içirmek, malını koruyup gözetmek, güzel bir eğitim almasını
sağlamak demektir. Yetime sahip çıkanlar, âhirette Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e komşu olacaklardır.
İslâm büyükleri, evlerinde yetimleri barındırır, onları incitmemeye çalışırlardı. Abdullah ibni Ömer (r.a.) Peygamber
(s.a.v.) Efendimiz gibi yaşamaya çalışır, onun gibi yetimleri koruyup kollar, himâye ettiği yetimle beraber yemek yerdi. Yemek yendikten sonra gelen yetime kahvaltılık gibi bir
şey verildi. İbni Ömer (r.a.) onun gönlünü almak için, yemeği
kaçırmış olsa bile, yemekten geri kalmayacak güzel şeyler
yediğini söyledi. Olayı anlatan Hasan-ı Basrî (r.a.) hazretleri
yetime ikrâm etmek sûretiyle İbni Ömer (r.a.)’in de kârlı, kazançlı çıktığını ifâde etti.
(İmâm Buhârî, Edebü’l-Müfred, c.1, s.175-177