
Sign up to save your podcasts
Or


"Seven Yaranamaz" mı? Yoksa Bu Yüzyıllardır Bize Öğretilen En Tehlikeli İlişki Yanılgısı mı?
Türkülerimizde duyulmuş, şiirlerimize işlenmiş, anneannelerimizin öğütlerinde yankılanmış bir cümle bu: "Seven yaranamaz."
Ama hiç sordunuz mu kendinize… Bu cümle gerçekten doğru mu? Yoksa yıllarca acı içinde kaldığınız o ilişkide size en çok zarar veren şey, tam da bu inanç mıydı?
Bu bölümde "seven yaranamaz" söyleminin kültürel köklerini, psikolojik etkilerini ve toksik ilişkilerde nasıl bir silaha dönüştüğünü tüm açıklığıyla masaya yatırıyoruz.
Bu bölümde:
— Antik Yunan'dan Osmanlı şiirine, Romantizm akımından günümüze uzanan "aşk ve acı" sarmalının tarihsel yolculuğu
— Acıyı sevginin kanıtı sayan kültürel kodlarımız neden bu kadar derine işlemiş?
— Travma bağı nedir ve beyin neden sizi yaralayan kişiye bağımlı kılıyor?
— Dopamin ve kortizol dalgalanmaları: Toksik ilişki neden madde bağımlılığı gibi çalışır?
— Gaslighting ve "seven yaranamaz" tuzağı: Manipülatif kişiler bu inancı nasıl kullanır?
— John Gottman'ın 40 yıllık araştırmasının ışığında gerçek sevgi nasıl görünür?
— "Seven yaranamaz" değil — "Seven iyileşir"
Dinlerken kendinize şunu sorun:
Acı çektiğim için mi seviyorum, yoksa sevdiğim için mi acı çekiyorum?
Bu sorunun cevabı, sizi çok şeyi yeniden düşündürebilir.
Önemli Açıklama:
Bu podcast bölümünde paylaşılan bilgiler; farkındalık ve kişisel gelişim amacıyla hazırlanmıştır. Burada aktarılan hiçbir içerik, profesyonel psikolojik değerlendirme, klinik tanı, tedavi ya da terapi hizmetinin yerini tutmaz ve tutması da amaçlanmamıştır. Kendinizde ya da yakınınızda duygusal, psikolojik veya ruhsal destek ihtiyacı hissediyorsanız, lütfen alanında uzman bir psikolog, psikiyatrist veya sağlık profesyoneline başvurun.
"Aşk mı Sandın? Belki de Hiç Öyle Değildi…"
Kulağına fısıldayan o ses hâlâ orada mı?
"Belki bu defa cevap verir. Belki bu kez fark eder. Belki yeterince seversem, değişir."
Eğer kendin için bu soruları sormaya devam ediyorsan, bu bölüm tam sana göre.
Türkçede aşk kelimesi, Arapça "ışk" kökünden gelir. Anlamı: sarmaşık. Kendi kökleri olmayan, başka bir gövdeye tutunarak var olmaya çalışan bir bitki. Ve tek taraflı aşkta tam olarak bunu yapıyoruz; farkında olmadan, içtenlikle, bazen yıllarca.
Bu bölümde şu soruların cevabını arıyoruz:
-O "aşk" hissi gerçekten aşk mıydı, yoksa çok daha eski bir yaranın yankısı mıydı?
-John Bowlby'nin bağlanma teorisi, bugün yaşadığın ilişki kalıplarını nasıl açıklıyor?
-Skinner'ın laboratuvar fareleri ile aşkta bekleyiş arasındaki ürkütücü benzerlik nedir?
-Patrick Carnes'ın tanımladığı travma bağı seni neden bırakamaz hale getiriyor?
-Batık maliyet yanılgısı ilişkilerinde nasıl işliyor ve bu tuzaktan nasıl çıkılır?
-Gerçek iyileşme nerede başlar ve neden bir günde olmasını beklememek gerekir?
Bu bölümde seni rahatlatacak kolay cevaplar yok. Ama içinden çıkamadığın o döngüyü anlamana yardımcı olacak dürüst, derinlikli ve bilimsel temelli bir yolculuk var.
Çünkü şunu çok iyi biliyorum: Bir örüntüyü fark ettiğin an, onun üzerindeki gücü kırılmaya başlar.
Sarmaşık düşer. Acı verir. Yerde sürünür bir süre. Ama yerde kendi kökleri filizlenir.
Kulaklıklarını tak. Kendine zaman ayır. Ve bu bölümü sonuna kadar dinle.
Çünkü belki de bugün, kendine döndüğün gün olabilir.
Not: Bu bölümde paylaşılan bilgiler; psikolojik farkındalık kazandırmak ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Herhangi bir tanı, tedavi ya da terapi sürecinin yerini tutmaz. Duygusal açıdan zorlanıyor, kendinizi bunalmış ya da kaybolmuş hissediyorsanız lütfen bir psikolog, psikiyatrist veya ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek alın.
Bu bölümde kendinize belki hiç sormadığınız ama içinizin bir köşesinde hep gezinen o soruyu soruyoruz:
"Ben nasıl göremedim bunu?"
Ve cevap, sandığınız yerde değil.
Narsistik bir ilişkiye düşmek, zekâyla ya da farkındalıkla ilgili değil. Çok daha derin, çok daha eski bir şeyle ilgili. Çocukken ellerimize tutuşturulan o yanlış sevgi haritasıyla ilgili. Beynimizdeki milyonlarca yıllık evrimsel kodlamayla ilgili. Ve tanıdık olanı, güvenli sanmakla ilgili.
Bu bölümde şunları konuşuyoruz:
Beyin neden tehlikeyi tehlike olarak kaydetmez?
Eğer çocukluğunuzda sevgi size belirsizlikle, sıcaklık size tutarsızlıkla geldiyse — beyniniz tam olarak o örüntüyü arzular hale gelir. Buna nörobilim "nöral adaptasyon" diyor. Biz buna "tanıdık olan ev gibi gelir" diyoruz. Ve işte o his, sizi en büyük tuzağa götürebilir.
İdealizasyon fazı neden bu kadar güçlüdür?
Narsistler insanları okuma konusunda tüyler ürpertici bir yetenekle donanmıştır. Neye aç olduğunuzu, hangi yaranın üzerine dokunulduğunda gözlerinizin parladığını, hangi sözün sizi çocukluğunuza götüreceğini... Ve tam olarak bunu verirler. Bir haftada bu kadar bağlanılır mı diye soranlar, içinde olanları bilmez.
Gaslighting bir yalan değil, bir kasırgadır.
Kendi hafızanıza güvenemez hale geldiğinizde ne olur? Kendi algılarınıza, hislerinize, gerçekliğinize inanmayı bıraktığınızda? İşte o nokta, gaslighting'in tam olarak sizi götürmek istediği yerdir. Bu bölümde o süreci adım adım, içeriden anlattık.
Neden ayrılamıyorsunuz? Slot makinesi ve dopamin.
Narsistik ilişkiyi bırakamamak bir zayıflık değil. Fizik, kimya ve biyoloji. Ödül-ceza-ödül döngüsü, dopamin sisteminizi ele geçiriyor ve sizi tam anlamıyla bağımlı kılıyor. Bunu suçlulukla değil, anlayışla karşılamak gerekiyor. Ve bu bölümde tam olarak bunu yapıyoruz.
İçgüdülerinize geçici olarak güvenmeyi bırakın.
İbresi yanlış ayarlanmış bir pusulayla ne kadar sıkı yol alırsanız alın, sizi doğru yöne götürmez. Önce pusulayı kalibre etmeniz gerekiyor. Peki bunu nasıl yaparsınız? Gottman'ın onlarca yıllık araştırmasının ortaya koyduğu o basit ama çarpıcı "5'e 1 kuralı"ndan, dış referans noktalarının neden bu kadar kritik olduğuna kadar, bu bölümde konuştuk.
Önemli Not:
Bu podcast bölümünde yer alan bilgiler; psikoloji, nörobilim ve ilişki araştırmalarına dayalı olup yalnızca genel farkındalık ve bilgilendirme amacı taşımaktadır. Buradaki içerikler hiçbir koşulda tıbbi tanı, psikolojik tedavi veya terapi niteliği taşımaz; profesyonel ruh sağlığı desteğinin yerini tutmaz.
Kendinizde veya yakınlarınızda duygusal istismar, toksik ilişki örüntüleri ya da psikolojik zorluklar gözlemliyorsanız, lütfen alanında uzman bir psikolog veya psikiyatriste başvurun.
Elinizde bir şişe var. Üzerinde "Zehir" yazıyor. Ve siz, bunu bile bile, yudumlamaya devam ediyorsunuz…
Bu bir film sahnesi değil. Milyonlarca insanın her gün yaşadığı gerçek bir psikolojik tuzak.
Bu bölümde sizi, toksik ilişki bağımlılığının en derinlerine götüren bir yolculuğa çıkıyoruz. Soru basit görünüyor: Kendimize zarar veren bir ilişkiyi neden bırakamıyoruz? Ama cevap, sandığınızdan çok daha katmanlı, çok daha eski ve çok daha evrensel.
Bu bölümde neler konuşuyoruz?
Önce geçmişe gidiyoruz. "Toksik" kelimesinin kökeninden, Yunan mitolojisindeki Sirenler'e, Divan edebiyatındaki "acı veren aşk" temasından Freud'un tekrar etme zorlantısına kadar uzanan bir yolculuk bu. İnsanlık, bu tuzağı tarihin her döneminde yaşamış ama adını koymayı ancak son birkaç on yılda öğrenebilmiş.
Sonra bilime dalıyoruz. Aralıklı pekiştirme nedir ve beyin kimyasını nasıl ele geçirir? Neden sürekli iyi olan bir insan sizi o kadar etkilemez de, sizi bazen cennete bazen cehenneme götüren biri bu denli güçlü bir bağımlılık yaratır? Kumar makineleriyle narsistik ilişkiler arasındaki ürkütücü benzerliği konuşuyoruz.
Ardından love bombing ve gaslighting döngüsüne giriyoruz. Bu sürecin nasıl kasıtlı bir mimari olduğunu, adım adım, neden ve nasıl sorularıyla ele alıyoruz.
Ve son olarak belki de en can yakıcı soruya yanıt arıyoruz: Neden hep aynı tür insanı seçiyoruz? Çocuklukta oluşan aşk şablonları, beynimizdeki "eve benziyor" hissi ve geçmişin yaralarını bugünkü ilişkilerde çözmeye çalışmanın neden işe yaramadığını konuşuyoruz.
Önemli Not: Bu podcast bölümünde paylaşılan bilgiler; psikoloji alanındaki bilimsel araştırmalar ve akademik kaynaklara dayalı olup yalnızca genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Herhangi bir tanı, tedavi ya da terapi sürecinin yerini tutmaz ve bu şekilde yorumlanamaz. Kendinizle veya sevdiklerinizle ilgili ruh sağlığı konularında profesyonel destek almak için lütfen alanında uzman bir psikolog ya da psikiyatristle görüşün.
Onu ilk tanıdığınızda iyi bir insan olduğunu düşündünüz. Hep acı çekiyordu, hep haksızlığa uğruyordu. Ona destek oldunuz, anlamaya çalıştınız. Ama aradan aylar, yıllar geçti… ve fark ettiniz ki: Hikâye hiç değişmiyordu. Karakterler değişiyordu, sahneler değişiyordu ama senaryo hep aynıydı. Ve o "mağdur" insan, her kırılan ilişkinin, her bozulan dostluğun tam ortasında duruyordu.
Peki ya acı çekmek gerçek bir çaresizlik değil de, görünmez bir güçse?
Bu bölümde, manipülasyonun en sessiz ve en az konuşulan biçimini ele alıyoruz: Kurban Narsisizmi.
Bu Bölümde:
Narsisizm denildiğinde aklımıza kibirli, gösterişçi, büyüklenmeci bir profil gelir. Oysa narsisizmin çok daha sinsi ve fark edilmesi güç bir yüzü vardır: Kırılgan narsisizm. Bu kişiler büyüklenmez. Aksine, sürekli acı çeken, hep haksızlığa uğrayan, kimse tarafından anlaşılmayan biri görüntüsü çizerler. Ve işte bu görüntü, onların en güçlü silahına dönüşür.
Kohut'un narsisistik kişilik teorisinden, Dr. Scott Barry Kaufman'ın kurban psikolojisi araştırmalarına uzanan bir yolculukta şu soruların cevabını birlikte arıyoruz:
— Gerçek bir mağdur ile kronik mağduriyet kimliği arasındaki fark nedir?
— "Ben çok acı çektim" cümlesi nasıl bir kontrol aracına dönüşür?
— Vicdan neden en etkili manipülasyon silahıdır?
— Sınır koyduğunuzda neden aniden "kötü kişi" siz olursunuz?
— Bu döngüden çıkmanın yolu gerçekten farkındalıktan mı geçiyor?
Önemli Bilgilendirme
Bu podcast bölümünde paylaşılan tüm bilgiler farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Herhangi bir kişiye yönelik tanı, tedavi veya terapi önerisi niteliği taşımamaktadır. Kendinizin ya da sevdiklerinizin psikolojik destek almaya ihtiyaç duyduğunu düşünüyorsanız, lütfen bir psikiyatrist, psikolog veya ruh sağlığı uzmanına başvurun.
Hiç şunu düşündünüz mü?
"Ben herkese yardım ettim. Affeden hep ben oldum. Anlayan hep ben oldum. Peki neden hep ben acı çekiyorum?"
Ve daha da ağırı... Bu soruyu sormak için bile kendinizi bir şekilde suçladınız. "Çok fazla hassasım. Çok beklentiye giriyorum. Belki de sorun bendedir..." dediniz.
Bu bölümde, tam da bu sorunun içine giriyoruz. Çünkü bu soru, sandığınızdan çok daha derin bir yere dokunuyor.
Bu Bölümde Neler Konuşuyoruz?
Empati kelimesinin kökü olan em-patheia, "içine almak ve taşımak" anlamına gelir. Ama içine aldığınız her şey sizi beslemez; bazıları sizi sessizce tüketir. Bu bölümde, empatinin nasıl bir güce dönüştüğünü, ama aynı zamanda yanlış ilişkilerde nasıl bir tuzağa dönüştüğünü psikoloji biliminin gözünden ele alıyoruz.
Carl Jung'un gölge benlik kuramından John Bowlby'nin bağlanma teorisine, Sandra Brown'ın toksik ilişki araştırmalarından şefkat yorgunluğu olgusuna kadar... Pek çok önemli kavramı, bilimsel ama sade bir dille masaya yatırıyoruz.
Bu Bölümde Yanıt Arayacağınız Sorular:
— Empati neden bazı insanları kurtarırken, bazı insanları tam da acının içine sürükler?
— "İyi insanlar kötü insanları çeker" cümlesi neden hem doğru hem de tehlikelidir?
— Toksik bireylerin empatik insanlara yönelmesinin arkasında hangi psikolojik dinamik yatıyor?
— Asimetrik ilişki ekonomisi nedir ve farkında olmadan bunu neden kabul ederiz?
— Sınır koymak, iyi insandan vazgeçmek midir? Yoksa iyiliği korumak mıdır?
— Ve belki de en önemli soru: Bu sarmaldan çıkmak için gerçekte ne gerekiyor?
Önemli Bilgilendirme
Bu podcast bölümünde paylaşılan tüm bilgiler; genel psikoloji literatürüne dayalı, yalnızca eğitici ve bilgilendirici amaçlı içeriklerden oluşmaktadır. Sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir psikolojik durum ya da rahatsızlık için tanı, tedavi veya terapi niteliği taşımamakta olup bu şekilde yorumlanamaz ve kullanılamaz.
Kendinizi duygusal açıdan zorlanmış, ilişkilerinizde çıkmazda ya da ruh sağlığınız bakımından kırılgan hissediyorsanız, lütfen bir psikiyatrist, psikolog veya ruh sağlığı uzmanıyla birebir görüşme gerçekleştiriniz.
Dışarıdan bakıldığında her şeyi bilen, asla yanılmayan, hiçbir şeyden etkilenmeyen biri... Güçlü, soğuk, ulaşılamaz. Ama o görüntünün tam arkasında, kimsenin görmediği bir köşede; dizlerini kucaklamış, sesi kısılmış, hâlâ ağlamakta olan küçük bir çocuk oturuyor.
Bu bölümde, narsisizmi sadece "kötü insan" kalıbına sokmak yerine çok daha derin, çok daha insani bir yerden ele alıyoruz.
Bu bölümde:
Narsisizm kavramı nereden geliyor ve Yunan mitolojisindeki Narkissos hikâyesi bize ne anlatıyor? Sigmund Freud'un 1914'te kaleme aldığı o çığır açan makalesinden bu yana psikanalizin narsisizmi nasıl çerçevelediğini, Donald Winnicott'ın "yeterince iyi ebeveyn" ve "sahte benlik" kavramlarının bugün ilişki psikolojisinde ne kadar belirleyici olduğunu ve Otto Kernberg'in narsistik kişiliği bir savunma mekanizmasının kristalleşmesi olarak nasıl tanımladığını mercek altına alıyoruz.
Beş yaşında çizilen bir resmin iki farklı evrende yarattığı iki farklı insan hikâyesini dinleyeceksiniz. Ve o hikâyenin sonunda kendinize şunu soracaksınız: "Benim bodrum katımda ne var?"
Önemli Bilgilendirme: Bu podcast bölümünde paylaşılan tüm bilgiler; genel psikoloji eğitimi, farkındalık ve kişisel gelişim amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki içerikler hiçbir şekilde profesyonel psikolojik değerlendirme, tanı, tedavi veya terapi hizmeti yerine geçmez. Kendinizde ya da çevrenizde ciddi duygusal veya psikolojik belirtiler fark ediyorsanız, lütfen bir psikiyatrist, psikolog ya da uzman sağlık profesyoneline başvurun.
Bazı insanlar sevmez. Sadece kullanır.
Ve en acı olan şu: Bunu fark ettiğinizde, çoğu zaman yıllarınız çoktan geçip gitmiş olur.
Bu bölümde çok konuşulan ama çok az anlaşılan bir sorunun derinliklerine iniyoruz. Soru şu değil: "Acaba o toksik biri miydi?" Gerçek soru şu: "Ben neden o ilişkide kaldım?"
Aristoteles'in iki bin yıl önce tanımladığı üç tür dostluktan, modern nöropsikolojinin laboratuvar bulgularına kadar uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz. Bağlanma teorisi ve narsisizm araştırmalarından süzülmüş 7 kritik işareti, sade ve dönüştürücü bir dille ele alıyoruz.
Bu bölümde şunları konuşacağız:
— Aralıklı pekiştirme neden en güçlü bağımlılık mekanizmasıdır ve sizi nasıl tuzağa düşürür?
— "Duygusal ATM" sendromu: Sadece ihtiyaç anında var olan biri gerçekten seviyor olabilir mi?
— Duygusal kara delikler: Hisleriniz sürekli geçersizleştiriliyorsa ne anlama gelir?
— Gelecek vaatleri neden gerçeklikten her zaman daha çekicidir ve bu nasıl bir manipülasyon aracına dönüşür?
— Sınır koyduğunuzda öfkelenen biri aslında size ne söylüyor?
— Enerji vampirizmi: Tek taraflı ilişkilerin yarattığı tükenmişlik neden iş hayatından çok daha derin izler bırakır?
— Ghosting ve "zombi davranışı": Belirsizliğin kesin bir kötü haberden neden çok daha fazla stres yarattığını bilim nasıl açıklıyor?
Bir ilişkide kendinizi sürekli yorgun, değersiz ya da kafası karışık hissediyorsanız... Verdiğinizin karşılığını hiç alamıyor gibi hissediyorsanız... Ya da geçmişte yaşadığınız bir ilişkiyi hâlâ anlamlandırmaya çalışıyorsanız, bu bölüm tam olarak sizin için.
Farkındalık, özgürlüğün ilk adımıdır. Ve bazen tek ihtiyacınız olan şey, yaşadıklarınıza doğru bir isim koymaktır.
Önemli Bilgilendirme
Bu podcast bölümünde paylaşılan tüm bilgiler; genel psikoloji eğitimi, farkındalık geliştirme ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada aktarılan hiçbir içerik; herhangi bir psikolojik bozukluk, kişilik yapısı ya da ilişki dinamiği için tanı, tedavi veya terapi niteliği taşımamakta olup bu amaçla kullanılamaz.
Kendinizde ya da yakınlarınızda ciddi duygusal, psikolojik veya davranışsal belirtiler gözlemliyorsanız — lütfen bir psikolog, psikiyatrist veya klinik uzmanından profesyonel destek alınız.
Bugün sana rahatlatıcı şeyler değil ama özgürleştirici şeyler söyleyeceğim.
Narsistik bir ilişkinin içindeysen, büyük ihtimalle şu sesi duymuşsundur içinden: "Bu defa farklı olacak. Kendimi daha iyi anlatırsam, daha sakin olursam, tam istediği gibi davranırsam… belki değişir." Ve her defasında aynı yere döndün. Aynı acıya, aynı hayal kırıklığına, aynı görünmezlik hissine...
Bu bölümde tam da o noktayı konuşuyoruz.
Narsistik ilişki; bir yanılsama fabrikasıdır. Ve sen orada sadece işçi değil, aynı zamanda hammaddesin. Hayallerin, umutların, enerjin, duygusal rezervlerin… hepsi o fabrikanın içinden geçiyor. Sonunda elinle tutamadığın, ama gerçekmiş gibi görünen hayaller üretiyor.
Peki çoğu insan ne soruyor? "Onu nasıl değiştirebilirim?" Bu yanlış soru. Bir dağı elinle kaydırmaya çalışmak gibi; hem kendini tüketiyorsun, hem de dağ olduğu gibi yerinde duruyor.
Doğru soru şu: "Eğer asla değişmeyecekse, ben ne yapacağım?"
Bu soru seni kurban koltuğundan kaldırıp yönetici koltuğuna oturtur.
Bu bölümde :
Narsistik ilişkide somut ve soyut beklentiler arasındaki fark nedir ve bu fark neden hayati önem taşır? Narsist neden gerçek anlamda değişemez? Egosu ve savunma mekanizmaları onu nasıl bir kaleye dönüştürür? Ayrılamıyorsan ne yapabilirsin? Çocuklar, ekonomik bağımlılık, kültürel baskılar varsa stratejik gerçekçilik nasıl uygulanır? Radikal kabullenme teslimiyetçilik midir, yoksa özgürlüğün kapısı mı? Duygusal ihtiyaçlarını narsistten değil, sağlıklı kaynaklardan nasıl karşılarsın?
Biliyorum, "asla değişmeyecek" cümlesi korkutucu. Ama aynı zamanda üzerindeki sisi de dağıtıyor. Ve sis dağılınca, önündeki gerçekliği görüyorsun. Ve artık o uçuruma doğru yürümekten vazgeçiyorsun.
Bu bölüm; seni teselli etmek için değil, seni uyandırmak için hazırlandı.
Önemli Açıklama:
Bu podcast bölümünde paylaşılan tüm bilgiler; genel psikoloji farkındalığı, kişisel gelişim ve eğitim amacıyla hazırlanmıştır. Herhangi bir psikolojik tanı, tedavi ya da terapi sürecinin yerini tutmaz ve bu yönde bir iddia taşımaz. Kendinizde veya sevdiklerinizde ciddi duygusal ya da psikolojik belirtiler gözlemliyorsanız, lütfen bir psikolog, psikiyatrist veya alanında uzman bir sağlık profesyoneline başvurun.
Gece yarısı telefona bakıyorsun. Mesajın okunmuş. Ama sessizlik… Ve o sessizlikte, farkında olmadan kendin olmaktan çıkıp başka birinin onayına muhtaç bir insana dönüşüyorsun.
Bu bölümde sana çok konuşulan ama nadiren bu kadar derin ele alınan bir soruyu soruyorum:
Kaçan gerçekten kovalanır mı? Yoksa bize öğretilen bu inanç, bizi mahveden en büyük yalan mı?
Bu bölümde şunları konuşuyoruz:
Kuyrukluyıldızlar ve Bahçıvanlar metaforu üzerinden ilişki dinamiklerini, toksik ilişkilerin beyinde nasıl gerçek bir kimyasal bağımlılık yarattığını, narsistlerin "kumarhane taktikleri" diye adlandırdığımız o karanlık manipülasyon döngüsünü, serap gibi görünen ama asla doyurmayan "umut kırıntıları" meselesini ve en önemlisi de bu döngüden çıkmanın, yani oyunu kazanmanın tek gerçek yolunu…
Hâlâ cevap bekliyorsan, "Belki değişir" diye kendinle pazarlık yapıyorsan, bir ilişkide hep sen çaba gösteren taraf olduğunu hissediyorsan, ya da seni gerçekten seven birine "sıkıcı" geldiğini düşünüyorsan…
Dur. Bir nefes al. Ve bu bölümü dinle.
Bölümün en çarpıcı sorusu:
"Eğer o bugün tamamen hayatından çıksa, sen kim olurdun?"
Cevabın "Hiç" ise, asıl mesele o kişide değil, kendinle arandaki ilişkide…
Önemli Not:
Bu podcast bölümünde yer alan bilgiler yalnızca genel psikoloji eğitimi ve toplumsal farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Herhangi bir ruhsal, duygusal veya ilişkisel zorluk yaşıyorsanız, bu içerik bir tanı ya da tedavi sürecinin yerini tutmaz. Lütfen bir psikolog, psikiyatrist veya uzman ruh sağlığı profesyoneliyle görüşmekten çekinmeyin.
From the publisher's feed