
Sign up to save your podcasts
Or


10 dakikada bir yüzyıl ilerleyemeyen, yerinde saymayı hayat gayesi edinmiş ve bu yolda ödüllere doyamamış programınız Nebula, Oscar Ödülleri’ni adeta bir bahis eki gibi yorumluyor ve Joaquin Phoenix’e üst oynayın diyor.
Daddy issues’un dahi çocuğu programınız Nebula, özgür iradenin bir illüzyon olduğunu size piksel piksel, poligon poligon anlatıyor.
Mizahın mizah olduğu günleri bulmak adına kazma küreği eline alıp arkeolojik bir araştırmaya giren Nebula, bir süre sonra ne yaptığını unutup kan ter içinde uyanıyor. İşte plot twist budur.
Kırmızılı hayal tüccarlarına prim vermeyen, yeni yıla hangi sanatçıyla gireceğini bilemediği için her zaman evde tek başına giren Nebula, herkese ‘olduğu kadar’ iyi yıllar diliyor.
Türkçe’nin esnekliğinden faydalanmaya çalışırken kendini varlık felsefesinin göbeğinde bulan afacan programınız Nebula, hala ne yaptığını tam olarak bilmiyor. En azından bundan eminiz.
Bir muz kabuğu içerisinde gönüllerinize kadar giren programınız Nebula, zaman-mekan düzleminden koparak size gelecekten sesleniyor: Burası çok fena, hiç gelmeyin.
Mortgage’a giren, EVKUR’dan çıkan, film stüdyolarında French kiss yapan, orijinali başyapıt niteliğinde olan ama belli ki çeviride kaybolan Nebula bu hafta da sizlere çekiç, örs, üzenginiz kadar yakın.
İki nota için birbirini kırmış insanlarla, organ bağışı için komşusunun böbreğini çaldırmasını dört gözle bekleyenler arasında gidip gelen programınız Nebula, ne dediğini bilmez bir halde zırvalamaya devam ediyor. Yani her şey olması gerektiği gibi.
Sululuğu ölüm-kalım meselesi haline getirmek için ciddiyeti bile bir araç olarak kullanmaktan çekinmeyen Nebula, bu bölümde dinleyicilerini dramatik, trajik, nostaljik ve enigmatik bir yolculuğa çıkarıyor.
From the publisher's feed