
Sign up to save your podcasts
Or


İtalyan ekonomist Carlo Maria Cipolla, “İnsan Aptallığının Temel Yasaları” kitabında öğüt verdi:
-Bir aptalı ikna etmeye ya da onun fikrini değiştirmeye çalışır, diyalog kurarsanız kaybedersiniz! Dahası, aptalı ne kadar düzeltmeye çalışırsanız o kadar güçlenir. Kendini, başkalarını rahatsız eden bir kurban olarak görmekten mutluluk duyar ve bu yüzden haklı olduğuna inanır…
-Aptalı düzeltmeye kalkarsanız, hem başarısız olursunuz hem de onu ve taklitçilerini cesaretlendirirsiniz. Eskiden bir olan aptal şimdi iki olur… Aptallığın daha kötüsü, kolektif ahmaklıktır!
İmamoğlu'nun "ahmak davasına" farklı açıdan baktım... Psikoloji, felsefe, nörobilimin araştırma konusudur aptallığın psikolojisi...
Bugün yaşanan bazı tartışmaların gösterdiği, “modern bireysellik” ile “geleneksel cemaatçilik” arasındaki gelgitlerin tezahürleri…
Görüntüleri kimi bayağı bulup eleştirecek, kimi komik bulup gülecek, bunun ötesi yok!
Topluma dayatılan “tek doğru benim yorumum” anlayışı hukuksal düzeni sarsıyor.
Başörtülü kadının videolarının hapisle sonuçlanmasında gizli amaç olduğu belli değil mi; suçluluk duygusuyla toplumu hareket edemez hale getirmek!
İnsanların kendi yaşam tercihleri/kültürleri var; sosyal medyadaki linç, bu kimlikleri tekleştirme maksatlı…
Yol ayrımında ülke; ya özgürlüğünden vazgeçecek ya da dayatılanın üzerine cesaretle gidilecek…
Trump dedi ki:
“Erdoğan ile birçok ticari ve askeri anlaşma üzerinde çalışıyoruz; bunlar arasında büyük ölçekli Boeing uçak alımı da var!”
Boeing firması ülkemizde yeteri kadar tanınmıyor. Gazze'deki soykırımın faili 15 şirketten biri olması gibi...
Gazze konusunda hamaset rekoru kıran AKP'ye bu şirketi tanıtayım...
Yıl, 1954. Gazeteci Sermet Sami Uysal, edebiyatçı Nurullah Ataç ile röportaja evine gitti. Ataç röportaja şöyle giriş yaptı; “Müslüman mısınız Sermet Bey?”
Yanıtı beklemeden ilave etti, “Ben ne Allah’a inanırım, ne de Müslümanım!”
Sermet Beyin, “niçin Ataç soyadını kullanıp, adınızı kullanmıyorsunuz” sorusuna da şu yanıtı verdi: “Nurullah’ta Allah olduğu için!”
Bu röportaj bugün yayınlanabilir mi? Yayınlanırsa soruşturma açılır mı? Ataç hapsi boylar mı? Yanıtı belli sorular.
Erdoğan’ın, Bahçeli'yi tanıdığını hiç sanmıyorum. Bir dönem Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz da tanıdıklarını sanıyordu, bir sabah uyanınca Bahçeli’yi tanıdılar; siyasi istikrar için erken seçim kararını açıkladı. Üstelik kendi partisinin aleyhine olması pahasına...
Erdoğan hâlâ anlamamış olabilir; Devlet Bahçeli daima soğukkanlıdır, hiç aceleci değildir, telaşsızdır… Rüzgara göre yön değiştiren, savrulan, moda söylemlere kendini kaptıran faydacı politikacı asla değildir. Siyasetinin omurgasını siyaset mühendisliği belirlemez…
Erdoğan’ın Trump’a değil, sık sık Bahçeli’ye kulak vermesi şart. Bunu niye yazdım?
Fenerbahçe delegeleri, Ali Koç’a neden “yeter artık” dedi?
Ali Koç ne yazsam kızıyor (hatta küfretmişliği bile var), bu sebeple sözü 20'nci yüzyıl felsefecilerine bıraktım.
İlk söz Michel Foucault… Ona göre iktidar, yalnızca para gibi maddi kaynaklarla kurulmaz; daha çok söylem, normlar, disiplin mekanizmaları üzerinden işler…
Fenerbahçe bağlamına bakarsak Ali Koç’un parası, kulüp içindeki “iktidar söylemini” (taraftar aidiyeti, gelenek, camia refleksi) aşamadı. Taraftarın sandıktaki tercihi, bir tür mikro-iktidar ağlarının direnişi olarak görülebilir. “Bu sermayenin değil, söylem ve aidiyetin gücünün zaferidir.”
Diğer felsefecilerin ne dediğini merak ediyorsanız buyurunuz yazıma...
Diyarbakır’ı temsil eden Amedspor’un formasına Kürtçe reklam almasına izin çıktı. Olabilir. Ancak son yıllarda bu tür siyasi taktikler ile Diyarbakır'ın bin yıllık Türk yurdu olduğu unutturulmak isteniyor. Ali Emiri Efendi'den Ziya Gökalp'e Diyarbakırlı alimlerin, ilk Türkçe sözlük karşısında nasıl duygulandıklarını, yayınlamak için savaş günlerinde nasıl çırpındıklarını anımsatmak istedim.
Türkiye'de iktidarın ahlak anlayışı gündemden düşmüyor. Ki bunu dine dayandırmalarına tahammül edemiyorum!
İslam yasaklar zinciri olarak gösteriliyor ve neredeyse her şeye “müstehcen” damgası vuruluyor!
Argümanları temelde aynı, “Burası Müslüman ülke”
Kendilerini “İslam bekçisi” sanıyorlar, İslam’ın bunlar tarafından korunmaya ihtiyacı var sanki... Akla, bilime, hoşgörüye, çağdaş değerlere önem veren aydınlık İslam'ı hurafelere boğdular...
Hasan Cemal ve diğerlerinin, uzunca dönem bu iktidarın güç zehirlenmesine sundukları hizmet için özeleştiri yaptıklarını duydunuz mu? Yok. Halbuki gelinen bu rejimden sorumlular.
Şimdi CHP mitinginde gözleri doluyor!
Hani CHP halktan kopuk, elitist, vesayetçi idi… Hani Kemalizm statükocu öcü idi… Hani “laikçi teyzeler” darbeci idi…
CHP aynı politik çizgisini sürdürüyor; demokrasi mücadelesi veriyor.
CHP’nin Hasan Cemal’e yönelik olgunluğunu İlhan Selçuk’un tavrına benzettim; “Gelsin kerata, ben onun kulağını çekerim, olur biter.”
Dünyada paylaşım rekabeti keskinleşirken, yanı başımızda bu derece tehdit varken, CHP üzerinden iç cepheyi parçalamanın ülkemize paydası ne?
İktidarın FETÖ desteğinde yaşadık; bilinci salt faydacı siyaset mühendisliğine indirgemek büyük hataya sebep oluyor. Erdoğan’ı, Erdoğan’dan korumak lazım!
Neoliberalizm, Kurtuluş Savaşı ile inşa edilen anti-emperyalist belleği zihinsel yıkıma uğrattı. Tam bağımsızlık, yerlilik, millilik lafta kaldı…
“Mevzubahis vatandır” diyenlerin artık şapkayı öne koymaları şart, iç cepheyi parçalatmamak lazım…
From the publisher's feed