
Sign up to save your podcasts
Or


Anladım gözlerin “yol bitti” dedi.
Ne kadar saklasam boşuna artık.
Gözlerin dilinden önce söyledi.
Suçlu bir veda bu, merhaba değil.
Can gibi çekilip ayrılsan tenden.
Gitme, kal dememi bekleme benden.
Ayrılık kararı verilmiş dünden.
Gözlerin dilinden önce söyledi...
Bu yılın ikinci seslendirmesi Dücane Cündioğlu YeniŞafak gazetesi yazılarından.
İkiye yarılmışlık. Nedir bilir misin? Bir yanda aklın.... bir yanda kalbin...
Geçmişin ve geleceğin ortasında kalan zavallı bir şimdicik.
Mabedden içeri attığında ne hisseder insan, söyle, hiç bilir misin? Secdeye başını koyduğunda?..
Derken büyük bir alışveriş mağazasına girdiğinde? Koca bir cipin içindeyken meselâ, müziğin sesini açarken?..
Hiç gördün mü onu, hani şu bir yandan sesi arş-ı a''laya çıkanı, öte yandan kalbi büzüştükçe büzüşeni... içine, daha da içine çekileni?..
Bir elinde Kur''an, bir elinde ben, tam da ortasından yarılanı?..
Gövdesi bir yanda, başı bir yanda, çarşının orta yerinde ayaklar altında sürüneni?..
* * *
İnsanı.
Hiç gördün mü?
Ne yapacağını bilmez hâlde, kurban diye kendini sunarken.
Gözyaşlarıyla kendini iyileştireni. Hüzünle. Çaresizlik içindeyken. Ağlaya ağlaya kendi yaralarını kendisi saranı.
Değil meydanlarda, mescidde bile kıyam edemeyeni. Ayağı kalkmak nedir bilmeyeni.
Secdeden başını kaldıramayan o zavallıyı.
Okuyanı. Hep okuyanı. İnsanı. Kendini.
Gördün mü hiç?
Kalabalıkların arasında yine kendisiyle konuşurken...
Otururken, yürürken, koşarken... her daim... bile isteye kendini unuturken?..
Sordun mu ona, kimsin sen dedin mi? Tuttun mu elinden, sildin mi gözyaşlarını? Başını okşayıp teselli ettin mi?
Taşradayım gelemiyorum yanına diye özür diledin mi?
* * *
Bağışlanmak.
Bilir misin nedir?
VE dahî bağışlamak.
Affetmek, görmemek değil, görmezlikten gelmek... ihmal etmek... bile isteye... kül gibi savurmak günahları havaya, nedir hiç düşündün mü?
* * *
— “el-Emnu min''allahi teâlâ küfrun.”
Ömer Nesefî''nin Metn-i Akaid''inden muktebes bir kaide bu. Bir inanç ilkesi.
Asırlarca inanma tarzımızı belirleyen ilkelerden biri.
Neymiş anlamı?
— “Tanrı''dan emin olmak küfürdür!”
Zıddı ye''stir. Ümitsizlik de haramdır inanana, emin olmak da.
İnanıyor musun, o hâlde Tanrı''ya güvenmeyeceksin!
O senden emin olacak, ama sen aslâ ondan emin olmayacaksın!
Hiç de adilce değil denilebilir. Zalimce bile görünebilir. Fakat sakın öyle deme, sakın öyle görme! Aşıkların ahlâkına ihanet etme ey talib!
Aşık sevgilinin nazından hiç emin olur mu? Onun için “elde var bir” diyebilir mi? Sevgilinin tebessümünü garanti etmeyi başarabilir mi?
Aşıkın gaye-i kusvası kurbiyyettir. O kurban olup canını canına vermek ister... sevgilinin ellerinde ölmek.... kendinden geçmek ister.
Aşık elde var birdir. Garantidir. Aldatılmayı göze alandır; kandırılmayı... reddedilmeyi... hatta terkedilmeyi... bir kenara öylece atılmayı...
Birileri onu onunla, onun adıyla kandırabilirler; şikayet etmez. Kendisi için değil, adı için bile kurban olmaktan çekinmez.
Mertebe mertebe... derece derece... safha safha...
Yaşamak gerek. Almak için değil, bir de vermek için sevmek gerek. Vermek için, vermek suretiyle, vere vere... karşılıksız... hep kendini borçlu hissederek...
* * *
İnkâr edemediğim için inanıyorum. Cazibesinden kaçamadığım için. Çaresizim.
Bir ömür boyu kendini borçlu hissetmenin adıdır inanmak, biliyorum.
Varlığa... yaşama... başkasına... öteye... ötelere borçlu hissetmek...
Aşık, defterinde alacak hanesi olmayanın vasfı. Hep verenin... aldatılsa bile güvenmek, emin olmak zorunda olanın... başkalarının koynunda olsa bile yâri sevmekten vazgeçmemenin...
Aşık, ele geçiren değil, bilâkis ele geçirilen, elde tutulan... “elde var bir” olan...
Güven veren ama güven duyması yasak olan.
* * *
Ümit kesme ama emîn de olma diyen sevgili!
Beni arada tutuyor ve usulca, korkuyla ümidin kucağına bırakıveriyor.
Güven verenler var oysa. Teminat verenler. Peşin peşin elini uzatanlar. Gönlümce aldatacaklarım var sırada. Bana yapılanları yapacaklarım. Sevmekten çok sevilmenin hazzını yaşayacaklarım. Naz edeceklerim. Dünya. Koca dünya.
Ama ben hiçbirini görmüyorum. Hiçbirini umursamıyorum. Hiçbirini hatırlamıyorum. Düşte gibiyim.
Ölmüşüm sanki.
Not: Yılın ilk iki yazısı da niçin böyle buram buram ölüm kokuyor deme de ey talib, anla! Ölmedikçe doğmak yasak bize! Bir kere düşer insan yeryüzüne, bir kere! O hâlde şimdi ölmek sırası! Derken, bir bakarsın gelmiş, dirilmek... ve nazlanmak sırası!
Yeni yılın ilk şiiri,
Hayrolsun
Bismillah..
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
I
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.
II
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duysalar öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
III
Tüfeğini deppoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir ruzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
"Ölüm Allah'ın emri,
"Ayrılık olmasaydı."
İhsan Oktay Anar’ın, Öküz Dergisi’nin 58. Sayısında (Mart 1999, sayfa: 10) çıkan “‘Bir Bok Olmak’ İsteyenler” başlıklı yazısı.
“En çok romanları sevmiştim. Hepsinde, hemen hepsinde kuyuya düşmüş orada çırpınan birileri olurdu. Kimisi uğraşa didine tırmanıp kıyı taşlarına tutunmuşken, tam da çıkacakken, ölürdü. Kimisine birileri el uzatırdı. Kimi, kuyudan çıkmayı, çıkıp kurtulmayı yeniden, yeniden sabırla denerken roman biterdi. Kimini de yazarı elinden tutup çıkarırdı kuyusundan. Galiba tek başına
kurtulanlar da hep yazarı tarafından kurtarılanlardı. Onlara fazla inanmadım. Ben en çok yeni hayatına ölümle başlayan roman kahramanlarını sevdim. İnsanın kendi kendine yeni bir
hayatın içine doğru yürümesini, ölüme yürümekle eşdeğerde, onun kadar gözüpeklik isteyen bir iş olarak gördüm. En fazla da bunları inandırıcı buldum. Ama Ufuk ve Kardelen bana, ölümle başlamayan yeni bir hayatın mümkün olduğunu söylediler.”
Uzaktan seviyorum seni!
Kokunu alamadan,
Boynuna sarılamadan.
Yüzüne dokunamadan.
Sadece seviyorum!
Öyle uzaktan seviyorum seni!
Elini tutmadan.
Yüreğine dokunmadan.
Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden.
Şu üç günlük sevdalara inat,
Serserice değil adam gibi seviyorum.
Öyle uzaktan seviyorum seni,
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden.
En çılgın kahkahalarına ortak olmadan.
En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.
Öyle uzaktan seviyorum seni!
Kırmadan,
Dökmeden,
Parçalamadan,
Üzmeden,
Ağlatmadan uzaktan seviyorum.
Öyle uzaktan seviyorum seni;
Sana söylemek istediğim her kelimeyi,
Dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim,
Masum beyaz bir kağıtta seviyorum.
Cemal Süreya
From the publisher's feed
Merhaba,okurken beni etkileyen ve hoşuma giden şiir ile yazıları sizlerle paylaşıyorum.Seslendirmelerin tamamı orijinal olup,seslendirmesini yapan Mustafa Hazar'a aittir..↘️…

0 Listeners