Bugünkü bölümde öz güven hakkında konuşmak istiyorum.
Çünkü özgüven, danışanlarımdan en sık duyduğum konulardan biri. Birçok insan bana şu cümleleri kuruyor:
"Kendime daha çok güvenmek istiyorum."
"Başkalarının yanında rahat olamıyorum."
"Bir şeylere başlamak istiyorum ama cesaret edemiyorum."
Ve dikkatimi çeken ortak bir nokta var. İnsanların büyük kısmı özgüveni bir duygu gibi düşünüyor. Sanki bir gün uyanacağız ve kendimizi çok güçlü, çok cesur ve çok özgüvenli hissedeceğiz.
Oysa psikolojide işler genellikle böyle çalışmıyor.
Özgüven çoğu zaman bir sonuçtur. Yani önce özgüvenli hissettiğimiz için harekete geçmeyiz. Önce harekete geçeriz, sonra özgüven oluşur.
Bu nedenle bugün sizlerle kendine güveni güçlendiren ve zaman içinde özsaygıyı artıran beş alışkanlıktan bahsetmek istiyorum.
İlk alışkanlık, kendi başarılarını fark etmek ve kutlamak.
Günlük hayatın temposu içinde çoğumuz yaptıklarımızı normal kabul ediyoruz. Bir işi tamamlıyoruz, sonra hemen diğerine geçiyoruz.
Sabah erken kalktın mı?
Planladığın işi bitirdin mi?
Zor bir konuşmayı gerçekleştirdin mi?
Bir süredir ertelediğin bir görevi tamamladın mı?
Bunların hepsi başarıdır.
Ancak zihnimiz genellikle eksik olana odaklanır. Yapamadıklarımızı büyütürken yaptıklarımızı küçültürüz.
Bu nedenle gün sonunda birkaç dakika ayırıp kendinize şu soruyu sormanızı öneririm:
"Bugün neyi başardım?"
Bu sorunun cevabı bazen çok büyük şeyler olmayabilir. Ama önemli olan büyüklüğü değil, fark etmektir.
İkinci alışkanlık biraz şaşırtıcı gelebilir.
Başarısızlıkları da kutlamak.
Çünkü başarısızlık aslında denemenin kanıtıdır.
Birçok insan özgüven eksikliği yaşadığını düşünürken aslında başarısız olmaktan korktuğu için harekete geçmiyordur.
Oysa denemediğimiz her şey bizi aynı yerde tutar.
Bir iş görüşmesine girdiniz ve sonuç olumsuz oldu.
Yeni bir proje denediniz ve istediğiniz gibi gitmedi.
Bir girişimde bulundunuz ve beklediğiniz sonucu alamadınız.
Bunların hiçbiri sizin yetersiz olduğunuzu göstermez.
Tam tersine, risk aldığınızı ve gelişim alanınıza adım attığınızı gösterir.
Kendine güvenen insanlar başarısız olmazlar diye bir şey yoktur.
Onlar başarısızlığa farklı anlam verirler.
Başarısızlığı kimliklerinin değil, deneyimlerinin bir parçası olarak görürler.
Üçüncü alışkanlık, konfor alanının dışına çıkmaktır.
Konfor alanı kısa vadede bizi rahatlatır.
Ama uzun vadede gelişimimizi sınırlar.
Yeni insanlarla tanışmak, yeni bir beceri öğrenmek, farklı ortamlara girmek ya da daha önce denemediğimiz bir şeyi yapmak...
Bütün bunlar beynimize önemli bir mesaj verir:
"Ben düşündüğümden daha fazlasını yapabiliyorum."
Özgüvenin önemli kaynaklarından biri de budur.
Kişi kendi kapasitesini deneyimleyerek öğrenir.
Dördüncü alışkanlık ise her gün kendine şu soruyu sormaktır:
"Bugün neyi iyi yaptım?"
Bu soru çok basit görünür.
Ama dikkatimizin yönünü değiştirir.
Çünkü çoğumuz gün boyunca yaptığımız hataları tekrar tekrar düşünürüz.
Oysa aynı gün içinde yaptığımız güzel şeyleri çoğu zaman hatırlamayız.
Bu alışkanlık zamanla kişinin öz değer algısını güçlendirmeye yardımcı olur.
Kendini sürekli eleştiren iç ses biraz daha yumuşar.
Ve kişi kendi güçlü yönlerini fark etmeye başlar.
Beşinci ve son alışkanlık ise kaçındığın şeylerle küçük adımlarla yüzleşmektir.
Korkularımız genellikle kaçtıkça büyür.
Yüzleştikçe küçülür.
Topluluk önünde konuşmaktan korkuyor olabilirsiniz.
Telefon görüşmeleri yapmak sizi zorlayabilir.
Yeni insanlarla tanışmak kaygı yaratabilir.
Bu durumda amaç korkuyu tamamen yok etmek değildir.
Ama korkuya rağmen küçük adımlar atabilmektir.
Çünkü cesaret korkunun yokluğu değildir.
Korkuya rağmen ilerleyebilmektir.
Ve özgüven de tam olarak burada gelişir.
Bugünkü bölümün sonunda şunu hatırlatmak istiyorum:
Özgüven bir anda ortaya çıkan bir özellik değildir.
Küçük davranışların, tekrar eden deneyimlerin ve kendimizle kurduğumuz ilişkinin sonucudur.
Belki bugün bu anlattıklarımdan sadece birini seçebilirsiniz.
Küçük bir adım.
Küçük bir deneme.
Küçük bir farkındalık.