
Sign up to save your podcasts
Or


“Bulutlar, bizi sükunete davet eder. Aşağımızda dostlar, düşmanlar, kederler ve korkular kol gezer; fakat onlar, yeryüzü üzerindeki minicik tırnak izlerinden ibarettir artık. Bunun böyle olduğunu zaten biliriz ya, yine de uçakta oturmuş başımızı pencerein soğuk camına dayamışken, bu gerçek daha bir doğruymuş gibi gelir bize.”
“O günlerde dokunulmaz bir gelecek stoğumuz vardı, biz de onu cesurca dağıtıyorduk. Bunu da, daha sonra anlaşıldığı üzere, son derece safça yapıyorduk. On yıl sonra, sıfırlı yıllarda, bu stok artık bitmişti, karşımızda sadece dibi parlıyordu. Onyılın sonunda ve bir sonrakinin başında, orada bir yerlerde zamana bir şey oldu, kaset sardı sanki, çatırdadı, cazırdadı, takıldı ve durdu.”
“Eğer yaşam bir hapishaneyse, bir insanın, hayatındaki duvarların tam olarak nerede durduğunu, özgürlüğünün sınırlarının nerede yattığını fark ettiği bir an gelir; tabii kapılar ve kaçış yolları olduğu sürece.”
Bu kitap hem toplumun dayattığı birtakım değerlerin peşinden nasıl sürüklenebildiğimizi hem de kendi değerlerimizi kurarken ve bu değerler doğrultusunda hareket ettiğimizi zannederken kendimizi ne şekilde kandırabildiğimizi çok etkileyici şekilde ortaya koyuyor. Korkuların bizi nasıl yönetebildiğini, harekete geçmek isteyen ve güvenliği eylemsizlikte bulan yanlarımızın nasıl çatışabildiğini, etrafımızın ve korkularımızı arzularımızla aramıza nasıl mesafe koyabildiğini tüm bu absürtlüğün içerisinde çok net biçimde izleyebiliyoruz. Biraz da özgürlüğün ne olduğunu sorgulatıyor.
Birçok insana sahip olmak alışkanlıklarından vazgeçmek güç gelebilir hatta vazgeçme düşüncesi, yüzme bilmeden denizin ortasına düşeceklermiş gibi bir korku ve güvenlik dayanaklarını yitirme telaşı hissettirebilir.
Ancak Erich Fromm diyor ki: “mülkiyet” denilen koltuk değneklerini atmadıkça, kendi güçlerini ve yeteneklerini kullanabilecek duruma gelmeleri mümkün değildir. Onları engelleyen, sahip oldukları şeyler olmadan gelişemeyecekleri, başarılı olamayacakları hayali konusundaki yanlış inançlarıdır.”
Olmak ilkesine göre yaşayan biri olabileceklere ilişkin merak duyar. Bu merakı onu yeni şeylerin doğmasına alan açacak şekilde davranmaya yöneltir. Kendisini belli bir imajın içine sıkıştırmadığı için yetenekleri daha kendiliğinden ortaya çıkar, daha canlı ve etkileyicidir. Bu canlılık karşısındaki kişiye de yansır ve diyaloğu canlandırır.
“Böylece konuşma; bilgi, statüko ve toplumsal konumların savunulması biçimindeki bir eşya alışverişi olmaktan çıkar.”
“Daha önce burada kaybolmuştum, dolayısıyla şu anda nerede olduğumuzu biliyorum.”
“Temkinli olmaya özen gösterdim ve bunun sonucunda yönlendirilebilir, kullanması kolay biri olarak tanındım.”
“Ama sonra her şeyin zaten burada, etrafımdaki detaylarda olduğunu keşfettim, mesele sadece onları fark etmekti; kendimi unutup dikkatimi dışarıya, yani gerçekten dışarıya çevirebilmekti. İşte hayatta olmanın en derin hissi burada yatıyor, bir başkasına dikkatlice bakmakta. Birgitte’yi de bu şekilde, onu dikkatle gözlemleyerek anlamayı başardım.”
“İyi insan görüntüsü veren bu gözlükler olmadan siz yine de beni görüyor musunuz?”
From the publisher's feed