Bazı ortamlardan çıkmak, bazı şeyleri bırakmak neden insanın içini bu kadar sızlatır?
Neden hayatımız boyunca bir yere, bir insana, bir düzene ait olmaya çalışırız ama tam anlamıyla yerleşemeyiz?
Bu bölümde; taşınmaktan, bırakmaktan, aidiyet hissinden ve insanın içindeki dolmayan o boşluktan bahsediyorum.
Ana rahminden çıkmaktan çocukluğunun evinden son kez ayrılmaya, sevdiğin birini toprağa bırakmaktan sabah sıcak yatağından çıkmaya kadar… Belki de hayat, sürekli bırakmayı öğrenme hâli.
Ve belki de insanın kalbindeki bazı boşluklar; evle, başarıyla, düzenle ya da dünyalık şeylerle tamamen dolmuyor. Çünkü bazı boşluklar doldurulmak için değil, bize bu dünyaya tamamen ait olmadığımızı hatırlatmak için var.