
Sign up to save your podcasts
Or


Dostum Zeynep'le Bali’nin yemyeşil ormanlarının ortasında oturduk, biraz hayatı, biraz geçmişi, biraz da geleceğe dair umudumuzu konuştuk.
Bu yaşlara kolay gelmedik. Kan, ter, gözyaşı ve bolca seçim var geride ama bir de kurduğumuz hayaller, içimizde taşıdığımız heyecan ve iyi ki dediğimiz dostluklar var.
Biraz bırakabilmekten, biraz yola çıkmaktan, kendimize alan açmaktan ve hayatın yalnızca sorumluluklardan ibaret olmadığını hatırlamaktan söz ettik.
Kısacası, biz kız kıza yola çıktık ve Bali’den tatlı bir muhabbetle geldik bu hafta.
Çünkü bazen bazı şeyleri görmek için yola çıkmak gerekiyor.
Zeynep'in de dediği gibi, yola çıkınca yol görünüyor.
Lübnan asıllı Avustralyalı yazar, avukat ve ressam Amani Haydar'ın The Mother Wound Anne Yarası adlı, aile hikayesini anlattığı kitabı beni çok sarstı ve sizlerle paylaşmak istedim.
Yaratıcılık, cesaret, mutluluk ve zenginlik arasında bir bağ var ve bu bölümde bunu kendi hikayem üzerinden anlatıyorum.
Bu bölümde bu kadar yetersizken nasıl aynı anda bu kadar mutlu olabildiğimden bahsediyorum.
Sakın kendinizi kandırmayın çünkü en kolay kandırabileceğiniz kişi kendinizsiniz.
Uzun zamandır otantisite etrafında okuyup düşünüyorum. Hatta bu podcastteki bölümlerin önemli bir kısmının, insanın daha otantik bir versiyonunun mümkün olup olmadığına duyduğum meraktan çıktığını söyleyebilirim.
Gelgelelim, bir gün fazla düşünmeden, içimden geldiği gibi, tam anlamıyla otantik olmaya kalkınca başıma birbirinden tuhaf şeyler geldi.
Sanırım buradan çıkarılacak küçük bir sonuç var: Otantiklik çok güzel bir ideal olabilir ama toplum içinde yüzde yüz otantik yaşamanın pek de bir karşılığı yok. Bazen insanın kendisi olması kadar, kendisini biraz kendine saklaması da gerekiyor.
Bu bölümde, otantisite üzerine bunca kafa yorduktan sonra onu bir günlüğüne fazla ciddiye alışımın hikayesini anlatıyorum.
From the publisher's feed