Önce mektupların, sonra da sesin beni tekrar hayata kavuşturdu, şimdi çelik gibiyim. Pazar günü yabancıların kuşattığı bir düşman kalesi gibiydim, sensizdim.
Sevgiliyi başkalarında aramak, tesellilerin en hazini. Tatsız tartışmalarla geçen bir gece. Sis, soğuk, uykusuzluk ve hepsinden zoru seninle başbaşa kalmamak. Kâbus geçti.
Canım benim. Mezardan fırlamam için, sesini duymam kâfi. Ölüm, yaşamak istememek. Hastalık, ruhun isyanı. Paris sen yokken, rüyalarımın şehriydi, şimdi Paris’im sensin, bütün ışıkları, bütün cazibesi, bütün büyüsüyle Paris. Yalnız Paris mi? Teninde çöllerin alevi, teninde çöl akşamlarının serinliği. Paris bir kartpostal kadar cansız, soluk, soğuk. Yalnız sen yaşıyorsun, yalnız sende yaşıyorum. Seninle, senin için yaşıyorum, seni yaşıyorum.
Yirmi beş yıl önce kapıyı çalsaydın, kül olurduk. Dayanamazdım.
Kâğıt, deniz gibi hain, insanlar kadar. Yazarken satırların birbirine sarıldığını hissediyorum. Zaten eriyorum kelimelerde; ilk defa seni seviyorum diye haykırmak ve yazamamak. Kim olursa olsun bir başkasına ihtiyaç duymak. Okuyorum, diyorsun, seziyorsun, hissediyorsun belki. Kitapların yazmadığı bir aşk bu, şarkıların söylemediği bir aşk.
Çok daha genç olmak isterdim… Niçin? Genç değil miyim? Romeo benim kadar çılgın mıydı? Çok daha güzel olmak isterdim…Hayır, hiçbirini istemem bunların, yalnız senin yanında olmak isterim, sesimi duyuyorsun değil mi, bütün sıcaklığıyla duyuyor musun? Bütün ürpertisi, bütün büyüsü, bütün vecdiyle? Yanında olmak, ellerini, saçlarını okşamak, sana şarkı söylemek isterdim, dünyanın en güzel şarkılarını.
Dün akşam sesin çok uzaktan geliyordu ve bütün değildi. Bir rüyanın, yani hayatın içinden geliyordu ve kırıkdı, sonra kesildi, kayboldun.
Bu kadar sevmekten korkuyorum, insanın sınırlarını aşan bir şey bu. Bu kadar sevilmekten korkuyorum...Layık mıyım, diyorum, bende bir hayali mi seviyor? diyorum.
Dün sesin uzaklardan geliyordu. Neden? Sen bir heceye bütün musikileri sığdıran kadınsın. Benimle beraberken kabuğuna çekilme, sesinde alevleş, sesinde yan.
Seni az sevmekten korkuyorum. Kortan’da kıvrandım bir gece, sen uyuyordun. Ya bir gün sevmezsem, dedim, ya artık sevmiyorsam? Kalbimin ağrıdığı gece. Niçin seviyordum seni?
Neyini seviyordum? O gece bir kere daha anladım: sensiz yaşayamayacağım. Ve bütün bulutlar dağıldı. Alev gibi gelişen, büyüyen bir aşk bu. Seni, sen olduğun için seviyorum, acı çektiğin için, büyük olduğun için seviyorum, küçük olduğun için seviyorum, yalnızlığın için seviyorum.
Sana yetememekten korkuyorum, sana çok gelmekten korkuyorum.
Oyuncaklar almak istiyorum sana, oynamanı, koşmanı, gülmeni istiyorum. Yaşamadığın bütün yılları beraber yaşamak istiyorum.
Sen, yıldızlarla dosttun, kumsalda böceklerin vardı, insanlar birer yabancıydı senin için. Çocuk olmadım hayatımda, ihtiyar doğdum, onun için oyun arkadaşlığı edemezdim sana, ama, hikâyeler anlatırdım, ekmeğimi bölüşürdüm.
Acı, hassasiyetini kabuklaştırıyor insanın. Ölmek galiba bu. Ve heyecanların gün geçtikçe kararan pırıltısı. Alışkanlıkların insanı pestile çeviren çarkı. Artık yanarak değil, tüterek yaşıyorum. Kanatlarım her gün bir parça daha ağırlaşıyor.
Yaşamak için sevilmeye, çok sevilmeye ihtiyacım var.
Yaşamak yaratmaktır. Kendini kelimeye, renge, mermere boşaltmak, beyninle ebedileşmektir. Kanla yazılan mektuplar ebedidir.
Yaşamak, kendini bir fırtınaya kaptırmak, yaratmak, fırtınaya söz geçirmek, onu mermerin, sesin, rengin hendesesine hapsetmek, dışında kalmak fırtınanın. Ya yaşayacak, ya yaratacaksın. Yaşayacaksın.
Yaşamak yanmak demek, alev alev yanmak. Ağlamak demek yaşamak....