Gözlerin iki hurma ormanıdır seher vakti
Ya da ay ışığının uzaklaştığı iki balkon
Gözlerin, gülünce yapraklanır
Bir nehrin üstünde gezinen ay gibi, ışıklar raks eder
Gözlerin, şeffaf kederden bir siste batıyor
Akşamın, ellerinin okşadığı bir deniz gibi
Öyle her yere seyahat eden bir yolcu değil bu
Bu şehirde, sokaklarda yalpalıyor günler
Zannediyorum ki, günlerde yürüyoruz
Ruhumda, ağlayışın ürpertisi
Vahşi bir heyecan kucaklar göğü...
Aydan ürken bir çocuğun heyecanı gibi
Yaylı bulutlar, diğer bulutları içiyor
Ve damla damla eriyorlar yağmurda
Üzüm bağlarının arşında çocuklar kıkırdıyor
Ve kuşların sessizliğini gıdıklıyor ağaçlarda
Akşam esniyor ama hâlâ bulutlarda
Döküyor bütün ağır gözyaşlarını dökebildiği kadar
Bir çocuk sayıklıyor sanki uyumadan önce
Annesinin döneceğini söylüyor
–Ki yoktur bir yıldır yanında uyandığında-
Yarın dönecek diyorlar her seferinde–
Oysa fısıldaşıyor arkadaşları: Oradaydı annesi
Tepenin eteğinde uyuyor bir lahit gibi
Kendi toprağından yiyor, yağmurdan içiyor
Ağızlarımızı dolduruyor toz,
Sanki kederli bir avcı toplayıp bütün ağlarını, lanet okuyor suya,
Ve şarkılar serpiyor ayın battığı yere
Bilir misin, hangi hüznü gönderir yağmur?
Nasıl hıçkıra hıçkıra dökülür oluklar?
Nasıl yitik hisseder yağmurda tek başına kalan?
Sonu yoktur bu yağmurun...
Akan kan gibi, açlar gibi
Aşk gibi, çocuklar gibi, ölüler gibi
Ve gözlerin, yağmurla dolaştırıyor beni...
Ve şimşekler Körfezin dalgaları boyunca
Sahilleri yıkıyor yıldız ve sedeflerle
Aydınlanacakmış gibi oluyor bir an
Duyar gibiyim yıldırımlarI
Duyar gibiyim yağmur içen hurma ağaçlarını...
Köylerin inleyişini duyar gibiyim
Gecenin içinde, sevimli bir yolcunun yüreği geziniyor
Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor
O bir derviş olup susacak
Biz dönüşü olmayan nehirlere bırakacağız
Yazı gördük mü biz, ben denizi mahrem sanan
Yağmuru bildiğine utanan...
İnsanlar da dönüyor etrafında
Kimi zaman, belki yağdığına pişman olur