Nereyi göstersem parmaklarımla,
Orası şapkalar yüklü bir vagondur,
Nerede daralmış görsem bir adamı, akşamın güzel buğusunda, eli-ayağı tutulmuş
Bir çiçeğe uzanırken utandığını görsem, işte iğrentim yayılıyor derim,
İşte sırtlanlar soluyor ellerimde...Kuşlar çoktan kapamışlar tarlalarını.
O zaman bir üzünç aralığında -herkes gibi- başlar korkum.
Ben koşarken derelerde birikirse çocukluğum,
Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın
Çünkü her yerde bir göğün ufak kaldığı vardı
Akşama özgü göğsümü açardım
Ey mutlu penceresi doğanın!
Her yerde köpeksi koklaşmaların sürüp gittiği vardı
Böyle korkunç bir sonbaharda
Çiçek açamama korkusuyla erguvan,
Yiten ümitlerinden yorgun düşer
Ümit dolu tebessümüyle tomurcuk verir
Deniz kıyısında koşuyordum
Birden ormanın içine girdiğimi farkettim
Şimşek çaktı, gök gürledi, yağmur başladı
“Ne kadar somut şiirler yazıyorum” diye sevindim
Ormanı, şimşeği ve yağmuru yazmıştım
Kaplansa içerilerde bir yerdeydi
Şimdi...Onlar gerçektiler
Şimdi...Benim yazdığım gibiydiler
Bulutların arasından çıkan pembe bir ışık,
Denizin gökle birleştiği yerde, pembe bir çizgi çiziyordu
“Ufukta pembe bir çizgi vardı” diye yazabilirim ben
Bu cümlenin bu kadar somut olduğunu kim bilebilir?
Evet, somut şiirler yazıyorum ben, siz bilebilir misiniz?
“Bir zamanlar bir Romy vardı” desem,
“Ufukta pembe bir Çizgi vardı” anlar mısınız?
Ya da “Âşık ya da başka bir şey olmak”desem,
“Başka bir şey olmak” nedir bilebilir misiniz?
Bunu benim için yapar mısınız?
Çünkü ben “Bu şiir Romy´yi anlatmıyor” derseniz,
Sevinerek “Bu şiir Romy´yi anlatıyor” anlayacağım
Romy de “Unutamıyorum, ama yaşamak istiyorum” demişti,
Bunun apaçık “Unutamamak, ölüm demektir” olduğunu kim anladı?
“Gitme kal” diyemedik sana Romy.'' ''Ama, gitme..Kal” dediniz mi?
Evet, somut şiirler yazıyorum ben