6 Şubat’ın ertesi günleri. Antakya’da her yer toz içinde. Kentin altyapısı tümüyle çökmüş, yapıların çoğu hasarlı, nüfus büyük kayıplarının yanında, sayısız sorunla uğraşmak zorunda. Depremden bir yıl sonra Antakya’da henüz birçok insan için hiçbir şey yoluna girmedi. İlk günlerin karanlığı, yerli yerinde duruyor. Göçle gidenlerin geri dönüş için, konteyner ve çadırlarda yaşam mücadelesi verenlerin kalıcı konutlarına, eğitim, sağlık, sosyal tesislerine kavuşması için gün saymak, artık gündelik hayatın doğal bir parçası. Fakat karanlık her yeri kaplamış görünse de, süvari kahvenin dumanı hala üstünde, Habib-i Neccar dağıyla Asi nehri Antakya’yı iki yanından sarmış, nergis çiçekleri Köprübaşı’nda bizi bekliyor. Hayatın olağan akışı diyor ki, Antakya iyileşecek. Antakyalılarla konuşmanın, onları anlamaya çalışmanın ve elimizden geleni yapmanın tam zamanı. Özellikle biz uzakta olanlar için, eğer olup bitenlerde içimize sinmeyen bir şeyler varsa, Antakya’nın iyileşmesi için dayanışma göstermek, tek seçenek gibi görünüyor. Bize katılın, Antakya’yla ve Antakyalılarla dayanışmanın yollarını beraber düşünelim, beraber bulalım.