Televizyonda ya da cep telefonunun ekranında... her yeni gün yepyeni cehalet örnekleri izlemek zorunda kalıyoruz. Üstelik cehalet örneği sergileyenler iktidar gücüyle gazete ve televizyonlara yerleştirilmiş kişiler genellikle... Peki ne yapmak, bunlarla nasıl mücadele etmek gerek?
Sputnik'te Yavuz Oğhan'ın programına son verilmesinin ardından bir yandan basın özgürlüğü tartışılmaya başlandı -ki bu iyi bir şey- ama diğer taraftan her türlü şakşakçılığı yaptıktan sonra demokrat tavır takınanlar omuzlara alındı. Gelin bu sabah; hiç eğip bükmeden, evrensel gazetecilik ilkeleri ve aklın önderliğinde bu yaşananları konuşalım.
Her gün yeni bir duruşma takibiyle geçiyor ömrümüz... Üstelik bu yaşanırken bir yandan da "Bak, siyasette yeni oluşumlar var, değişim başlıyor" gazlamasıyla avutuluyoruz. Oysa bizim temel ve öncelikli ihtiyacımız adalet!
ABD Başkanı Trump'ın F-35 konusununda Türkiye'ye yönelik yaptırımlara ilişkin sözleri, aslında uzunca bir zamandır beklenen sonuçtu ama sadece o kadar değil... Gelin bu sabah, muhtemel gelişmelerin Türkiye'de siyasetten ekonomiye doğurabileceği sonuçları konuşalım.
Son olarak "Onların 29 Ekim'i varsa bizim de 15 Temmuz'umuz var" sözüyle vücut bulan, bilinçli olarak yaratılmış bir tartışma alanı var artık ve bence bugüne kadar toplumsal ayrıştırmadan kazançlı çıkan AKP açısından bu gidiş manalı değil...