Yaşadığımız her kötü olaydan sonra gözyaşı dökmek yerine çare aramayı bir yurttaşlık görevi saymadığımız sürece hiçbir şey çözülmeyecek. Yasal düzenlemeler, kimyasal hadım vs... konuştuğumuz kadar 'Biz geleneklerimizden günlük yaşam rutinlerimize kadar neleri sorgulamalıyız?' diyemedikçe çok üzüleceğiz daha...
25 yıl önce yaşadığımız o büyük acı, hala ortaklaşamadığından bugün üzerinde büyük bir suskunluk var. Yok saymanın gerçekten yok olmayı getireceğine inandığımız kadar, gerçeği bulmanın acısına rıza gösterebilseydik keşke...
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Pervin Buldan'ı tehdit edip etmediği tartışılırken söylediği 'Evet, o sözleri söyledim. Hatta Valilere talimat verdim. Bundan sonra CHP'liler şehit cenazelerine alınmayacak' cümlesi ayrımcılığın geldiği en son ve en ağır nokta...
Anayasa ile yurttaşların güvence altına alınan haklarının en önemlisi 'yaşama hakkı' kuşkusuz, çünkü o olmadan diğerleri anlamını yitiriyor. Bu kadar basit bir gerçekte birleşebilen kitleler; seçim akşamı uzun namlulu silahlarla İstanbul'un göbeğinde havaya ateş açan onlarca insanı neden görmez peki? Ya da İçişleri Bakanı hakkında 'Seçim gecesi beni arayarak tehdit etti' iddiasında bulunan bir parti genel başkanına şu saate kadar yalanlama gelmemesi ne anlam taşır?
Seçimin üzerinden henüz 3 gün geçti ama seçmenlerin tavrına bakarsanız kendilerinin verdiği kararı kimse anlayıp gereğini yapmamış! Türkiye'de siyasette değişim olacaksa bunun seçmenlerden başlaması şart.