Referandum sürecinin eşitlikten çok uzakta geçeceği ortada ama bundan daha sıkıntılı bir durum var. 'Hayır' diyeceğini beyan eden kitleler arasında; hem kampanya dilindeki yanlıştan hem de karamsarlıktan doğan öyle bir yanlış oluşum var ki... Gelin konuşalım.
ABD Başkanı Trump'ın ilk icraatları hakkında yanılmadığımızı göstermekle kalmadı aynı zamanda bir çok vatandaşımız için müthiş bir rahatlama sağladı. Öyle ya! Sonuçta artık; karınlarından konuşurken eleştirilerini yönlendirebilecekleri bir figür var. Korkudan kendi ülkesinde sesini çıkartamayanlar rahatça uzaktaki bir kötü üzerinden vicdanlarını rahatlatabilecekler. Gelin konuşalım.
ABD Başkanı Trump'ın 7 Müsliman ülkenin vatandaşlarına Amerika kapılarını kapatması dünyanın yeni ve büyük bir gerilimin eşiğinde olduğunu gösterdi. Buna rağmen havaalanlarına koşarak 'Hepimiz Müslümanız' dövizi taşıyan ve sayıları hiç de azımsanmayacak düzeyde insanlar bulunması umudu diri tutuyor. Gelin konuşalım.
Neredeyse 1 aydır konuştuğumuz şey, üstelik kelimesi kelimesine hükumet sözcüsü Numan Kurtulmuş tarafından da tekrarlandı dün: 'Evet demek ne kadar meşruysa hayır demek de o kadar meşrudur.' Bu söz aslında önümüzdeki referandum sürecine ilişkin olarak 'evet' cephesindeki tedirginliğin de göstergesi. Neden mi? Gelin konuşalım.
2 ay sonra yapılacak Anayasa referandumunun kampanyası iktidar tarafından başlatıldı bile. Sosyal medyada 3 futbolcu ve bir pop şarkıcısı tarafından hazırlanan videonun ardından benzer bir çağrıyı Başbakan da milletvekilleriyle birlikte tekrarladı. O zaman hep birlikte düşünme zamanıdır; o çağrıya 'evet' demek ne derece mantıklı? Gelin konuşalım.
Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş'un "Referandumda (evet) çıkarsa terör örgütlerinin sesi soluğu kesilir açıklaması aslında sürecin nasıl gelişeceğini de gösteriyor bize. Referandumu bir korku yaratma aracı olarak kullanarak (hayır) demek suçmuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılacak. Gelin konuşalım.