Medya özgürlüğü öyle bir alan ki artık Türkiye'de, iktidardan yana değilseniz ölçüsü bile net: Ahmet Şık'ın tecrit koşulları içinde dolaşabildiği 4 adıma 7 adımlık alan... Oysa iktidardan yanaysanız medya özgürlüğünü tanımlarken 'yayın ilkelerimiz, ekran yüzlerimiz' falan gibi kendinizin bile inanmadığı saçma sapan açıklamalar yaparak savunmanız mümkün. Gelin konuşalım.
Dün Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan rapor 2017 yılının Türkiye ekonomisi açısından çok da parlak sinyaller vermediğini gösteriyor. Korkarım önümüzdeki günlerde en çok duyacağımız ekonomik kavram 'Stagflasyon' olacak. Gelin hem bu kavramı hem de ekonominin büyük siyasi yalanların ardına saklanamayacak kadar tuhaf gidişini konuşalım.
İktidarın görüşünü savunmayan herkesin er ya da geç işsizliği tattığı dönemim son kurbanı İrfan Değirmenci oldu. Peki; bu kadar çok izlenen, hem gerçek hayatta hem sanal dünyada bu kadar çok insanın takip ettiği bir kişiden vazgeçmenin nasıl bir mantıklı açıklaması olabilir? Bunu anlamak bugünü de anlamak olacak, gelin konuşalım.
'Değerli yalnızlık', 'Stratejik derinlik' falan diyerek büyük böbürlenmelerle içine girdiğimiz Suriye bataklığı can almaya devam ediyor. Rusya'nın yanlışlıkla(!) vurduğu karargahımızdaki şehitler de bu acının bir parçası. Gelin konuşalım.
Artık TV'lerde seçim propagandası yapacak partilere eşit söz hakkı verilmeyecek! Şaka gibi değil mi? Ama değil. Son KHK ile eşitlik ilkesi gözetmeden yayın yapan TV'lere ceza veril(E)meyeceği yasa garantisine alındı. Böyle parça parça uğraşmayın, zor oluyor, uzun sürüyor. Bir KHK ile vicdanlı olmayı yasaklayın, olsun bitsin bu iş. Gelin konuşalım.