Dolmabahçe'de 44 polisimizi şehit verdikten sonra daha 1 hafta geçmeden bu kez çarşı iznine çıkmış 14 gencecik askerimizi yitirdik terör saldırısında. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözleriyle 'Sadece son 1.5 yılda 1178 şehit verdik.' O zaman terörle mücadelede yanlış yapılan bir şeyler var... Bunu konuşmak zorundayız. Parti ayrımı yapmadan. Teröre karşı birlik mesajını; 19 yaşındaki aslan gibi evladını 24 saat saat önce yitirmiş bir babanın omuzlarına yüklemekten başka bir şeyler...
Gazeteciler üzerindeki baskılar giderek artarken tehditler de şekil değiştirmeye başladı. Eskiden darpla, öldürmekle tehdit edenler, günün adalet koşullarından da yararlanarak artık 'seni de içeri attırırız' diye giriyor topa... ve doğruya doğru, yapabiliyorlar da... Peki biz ne yapabiliriz? Gelin konuşalım.
Cumhurbaşkanının 'Anayasanın 104. maddesinin bana verdiği yetkiyle teröre karşı milli seferberlik ilan ediyorum' sözü pek çok yönden yanlış ama en önemlisi şu: Anayasanın 104. maddesinde öyle bir yetkilendirme yok! O zaman, terör gibi zaten hepimizin hayatını aynı şekilde tehdit eden bir konuda böyle bir 'ortaklaşma' çağrısı neden yapıldı? Gelin konuşalım.
Dün Fazıl Say gibi Türkiye'nin gururu olan bir sanatçıya yapılan satırlı saldırı kadar bu haberin gündemde yeterince yer bulamaması da düşündürücü. Ama... Düşünce özgürlüğünün bu kadar baskı altına alındığı bir ortamda ne yazık ki şaşırtıcı değil.
Türkiye'de siyaset de siyaset yapma tarzı da giderek daha fakirleşiyor. Dolmabahçe'de PKK'nın terör saldırısından sonra kulakların artık iyice birbirini duymaz hale geldiği bir ortamda bunu konuşmak son derece zor ama gelin deneyelim...