Hafta boyunca okuduğumuz Adil Öksüz'e ilişkin tutanak haberleri bu sabah Hürriyet'te Deniz Zeyrek'in haberiyle bambaşka ve ürkütücü bir boyuta taşınıyor. Çünkü haberde yer alan -darbe girişimi gecesi Akıncı Üssü'nde yakalanan tek sivilin Adil Öksüz olmadığı gibi- pek çok ayrıntı, geçmişten Derin Devlet kavramını hatırlatacak şekilde sorular yaratıyor zihinlerde...
Neredeyse 2 aydır bütün dünyaya 15 Temmuz darbe girişimi ve FETÖ'yü anlatmaya çalışırken doğru strateji izlendiğini sanmıyorum. Demokrasi konusunda eksiklikleri olan ülkemizin bunları tamamlamak konusunda ders çıkardığı anlatılacağına 'dışarıda vurup içeriden ses getirmek' gibi günlük siyasetin temel tuzaklarından birine düşülüyor bence.
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 2 aydan çok zaman geçti ama ortada hala bu kalkışmaya zemin hazırlayan siyasilere karşı bir operasyon yok. İş böyle giderse 170 ülkenin temsilcisine "FETÖ bütün dünya için bir tehdit" konuşması yapmanın inandırıcılığı kalmayacak ve bu terör örgütü Angelina-Brad çiftinin boşanması gibi sansasyonel olayların ardından unutulmaya yüz tutacak...
Hemşire A.T.'ye otobüste 'şortlu olduğu için' saldıran yobazın tutuklanması yaşam hakkımıza sahip çıkmamızın ne kadar önemli olduğunu hatırlatmış olmalı bize. "Olmalı" diyorum çünkü bunun sadece bu olaya özel kalacağından endişeliyim. Gelin bugüne kadar yaşadığımız diğer örneklerle birlikte konuşalım.
İstanbul'da hemşire A.T'ye kendi ifadesiyle "İslam hukukuna uygun" şekilde saldıran Abdullah Çakıroğlu, önce gözaltına alınıp sonra salındı ve en sonunda tekrar yakalandı. Adalet sisteminde 'bana yakın olana göre' bakışı bir kez daha tescillenirken, yaşadığımız can pazarında tepkisiz kalırsak başımıza neler gelebileceğini de görmüş olduk.