Uzaylılarla konuşan kız

Uzaylılarla konuşan kız

Download on the App Store

Uzaylılarla konuşan kız episodes

  • No.21 - Insan + Emanet + Söz

    Bundan baya bir yil önce "blogger" diye bir terim vardi. Hala daha var, ama bugünlerdeki gibi degildi o isler. Nasil desem reklam dayanikli degildi ve mükemmel hayatlardan cok, gercek duygular iceriyordu. Vakit ayirip yazilar, icerikler ürettigimiz bir platformdu. Görselden cok yazi ve okuma üzerine acilan blog sayfalari. Bir nevi günlük. Bu dönemden bana kalan cok insan var. Kimileriyle tanistim, kimileriyle arkadas oldum, kimileri dostum oldu, kimilerini hic görmedim ama hala daha takibi birakmadim. Arada bir iclerinden kaybolanlar oldu, bir daha sesini duymadigimiz ve kimileri ufak bir aradan sonra tekrar hayatimiza geri döndü. 

    Nergis onlardan biri. Bende iz birakmis olmaliki, Seyhanla ikimiz ara ara Nergisten bahseder ve en son kim ondan haber aldi diye konusurduk. Nitekim Nergis asiri derece sifirlanmis ve eskisi gibi o güzel sesiyle tekrardan buralara dahil oldu. Nasil mutlu oldugumu anlatamam.

    Bugün bu bölümü onunla cekmis olmak güzel bir ani oldu. Bir cogunuz Nergisi, NERO diye biliyorsunuzdur. Kuslari, yoyolari ve spirituelligini hic kaybetmedi. Ben de ona, bir türlü barisamadigim meditasyon konusunu actim. Daha önce hic duymadigim cocuk meditasyonuyla ilgili cocuklar üzerindeki etkilerini anlatti. Almanya'da farkli milletlerden olusan bir kreste, kültür catismasindan bahsetti, fakat en cok su sözü beni düsündürdü:

    "Stres oldum" kelimesini yasamaktan cok kullanmaya basladigimi fark ettim.

    Dilemize dolasmis kac tane bu tarzda kelimeler var acaba. Özellikle bu dönemde, aslinda yasamadigimiz halde yasadigimizi düsündügümüz onca hislerin dil aliskanligi. Mesela yine depresyona girdigimizi zannederken, gercekten hic depresyona girmedigimiz halde bu kavram nasil bu derece popüler oldu. Lafin gelisi bazen hayatimizi etkiliyor diye düsünüyorum. Olumla burada basliyor benim icin. Kullanmami düsündügüm "dogru" kelimelerden cok, gercekten hissettiklerimi dogru telaffuz edip, dogru yasarsam anca olumlamaya dönüsür fikirlerim. Yani olumsuz bir hissimi cidden yasiyorsam, bunu sonuna kadar yasayip anca o zaman bu tuhaf derinlikten cikabilirim. Yoksa yat kalk sükret, günüm güzel gecicek inanciyla olmuyor bu isler bende. Ama siz bana bakmayin, bana kücükken insanlar "ne kadar tatlisin sen" dediklerinde, "hayir! sensin tatli" diyen bir tipmisim. 


    40 min
  • No. 20 Cansu Çayı Nasıl Sever

    Birinci bölümün konuğu, çizer arkadaşım Cansu yani micu.co'yu ikinci kez konuk ettim.

    Bu kez Hindistan'ın 529 numaralı bir otel odasından ve tuhaf bir saat farkıyla bağlandık.

    Ne yalan söyleyeyim, karşılıklı sohbet etmeyi tercih ederdim.

    20. bölümde belirli bir konu üzerine değil de, çeşitli konular üzerinden soru cevap yaptık.

    Bir o sordu. Bir ben sordum. 

    En klasik ve basit gibi görünen soruda Cansu'yu köşeye sıkıştırdım diye düşünüyorum.

    Bir ıssız adaya düşseniz alacağınız üç şey nedir? Basit bir soru değil mi...Lütfen bu soruyu detaylara önem veren birisine sormayın.

    Nasıl bir ada olduğundan tut, toprağı verimli, kokonat var mı yok mu en ince detayına kadar öğrenmek bilmek istedi hanımefendi.

    Sanki ben her gün işsiz bir adaya düşüyormuşum gibi. Ayrica adi üzerinde, adaya düsmüssün, öyle hazirlikli gidemezsin. Mental olarak hazirlanamazsin yani. Aramızda kalsın, eşini de almadı yanına, insan haklarına uygun değilmiş çünkü. Eşini sorup sormadan esir edemezmiş...kaldı mı böyle ilişkiler ya!

    Böyle düsünün bir insana bir suc islesen nasil bir suc islerdin diye sordum...sormaz olaydim! 

    529 numaralı podcastimi de seninle çekeceğim Cansu.

    Hindistan'a selamlar. Almanya'dan sevgiler.

    45 min
  • No.19 Kafamda Kocaman Kekler Var

    Anladım ki, gecenin yarısı yeni bir bölüm çekme isteğini kafamdan yok etmem gerek.

    Ayşegülle çektiğim Bölüm 16 - Kocaman Aşk'ın devamı olan bu bölümde, yazdığı mektupla ilgili konuşuyoruz ve konuşurken öyle kendi dünyamızın içindeyiz ki, kafamda kekler pişirken, storyler ekşi mayalı ekmeklerden geçilmez olmuşken ve amuda kalkma hayali ile yaşarken, mektuplarla ilgili hiç bilgimiz yokmuş meğersem.

    Hayır, senin güvercinin doğru adresi nasıl bulduğu ile ilgili bilgin olsun fakat "aşk mektubundan" başka mektup mu var ki diye ortaya at. Hele Ayşegüle iş mektubu da var dedikten sonra, Ayşegülün "iş mektubu ne yaaa" demesi üzerine mektup türlerini araştırdım. Bu sohbetleri bu yüzden çok seviyorum. Cahil yanımı ortaya çıkarıp sonrasında kapatıyor. Mektup türlerini araştırdıkten sonra, bir utanç tablosu olarak türleri buraya sıralıyorum:

    Özel Mektuplar

    Edebî Mektuplar

    Resmî ve İş Mektupları

    Açık Mektuplar

    Ve korkarım Ayşegül iş mektuplarının çeşitleri sandığımızdan çok daha fazla:

    Sipariş mektupları

    Satış mektupları

    Sıkâyet mektupları

    Alacak mektupları

    Tavsiye mektupları

    Başvuru mektupları

    Biz veda mektubunu yazacak  kadar acılar yaşamışken, kimsenin asla yazmamasını dilediğim ve istediğim bir mektup türü daha geldi aklıma. İntihar. Var mı arttıran?

    Neyse fırında kek var arkadaşlar.

    34 min
  • No. 18 - Beynin mercimek gibi yanacak!

    Merveyi oldum olası komik bulurum. Zaten tanışma hikayemiz de komik. Yani kaç kişi tuvalette tanıştığı bir insanla arkadaşlığını devam ettirir ki? Aslında Merve komik olduğundan değil, tepkileri ve bir şeyi anlatış tarzı hoşuma gidiyor. Keyifleniyorum. Gülüyorum.

    Hatta bazen bana bozulmasın diye gülmüyorum. Soncuta o ciddi bir şeyler anlatıyor...

    Mervenin hayatındaki ciddi şeylerden biri de Siirtte öğretmenlik görevini yapması mesela. Bir gün okuluna geldiğinde, o gün okulu yerinde bulamamak ve bu riskle yaşamak veya sınıfa girince yılan, fare gibi şeylerle baş etmek rutinine dönüşüyor. Ögretmenligi düsünürken, bunlari cokta göz önünde bulundurmuyoruz. 

    Aynı şekilde çocuğunu okuldan almayı unutan ailelerle de sanırım insanı biraz düşündürüyor. Böyle durumlarda da pek gülemiyorsun hoş.

    Bir okul öncesi öğretmeninine ebeveynlerin çocuklarıyla yaptıkları etkinlikleri sordum ve ebeveynlerin Whatsapp gruplarını bir de bir öğretmenin bakış açısından dinledim.  Olayı uzmanından veya bir farklı bakış açısından duymak da ilginç geldi. Benim gibi Whatsapp gruplarını sevmeyen bir insan olarak, sanırım bir gün çocuğum olursa o gruptan çıkamayacağım. Merve haklı.

    Ve insanlar çatır çatır doğruruken, biz bu dünyaya cidden çocuk getirmek istiyor muyuz diye düşünürken, birden Annem geldi aklıma. Bundan 35 yıl önce Annem "böyle bir dünyaya çocuk getirmem doğru olur mu?" diye düşünmüş. Anneannem de düşünmüş bunu. Muhtemelen Büyükannemiz de düşünmüştür. Demem o ki, iyi ki dogurmuslar bizi, iyi ki burdasiniz.

    42 min
  • No.17 - Günümüzde uzaktan eğitim mümkün mü?
    Ben bu satırları yazarken, gram gram geriliyordum. Bundan senin haberin yok tabi pek sevgili Benan.
    Hani şimdi Türkçe öğretmeniyle ilgili bir yazı yazmak da ayrı bir cesaret istiyor, hele ki benim gibi Türkçe gramerini sonradan öğrenmiş biri olarak! Yok yani yetmiyormuş gibi devrik duvruk cümleler kuran da bir insanım.
    Bir öğretmenle zamanımızın ve bundan böyle gelecek olan, uzaktan veya online eğitimle ilgili olan sıkıntıları ve onun görüşlerini konuştuk.
    Dijital mecralarda bu mümkün mü? Değil mi? Şu an aileler çocuklarının o kadar da dahi olmadığını keşfederken, öğretmenlerin bu konudaki rolü ve davranışları gerçekten çok önemli. 
    Çok basit ve mantıklı bir açıklaması olmasına rağmen, de ve da'ları neden hala daha öğrenemiyoruz ile ilgili bir takım varsayımlarda bulunduk. Ayrıca Türkçeyi nasıl da katlettiğimizi.
    Ama en çok öğretmen olmanın ne kadar büyük bilinçle yapılması gerektiğini tekrardan fark ettim. Benim öğrencilik hayatım boyunca unutamadığım ve hayatımı yönlendiren üç öğretmenim oldu. Az bir oran. İnsanlarla çalışmanın zor ve güzel yanları var. Fakat çocuklarla çalıştığımızda, bu çocukların ayrıca eğitim ve gelişimine dokunuyor olmak büyük bir sorumluluk. Dilerim çocuklarımız daima işini farkında olan öğretmenlerle karşılaşır.
    Bu bölümde herkesin bir şeyler öğreneceği kesin! Türkçe öğretmenleri hariç. :)
    41 min
  • No.16 Kocaman Aşk

    Ayşegül bir gün 1975'de yazılmış bir aşk mektubu bulur. Bulduğu gün çok manidardır. Ayrıca bulduğu yer de öyle.

    Bu bir işaret midir? Dünya bize işaret verir mi yoksa biz mi cok fazla yorum yapariz?  

    Sahi en son ne zaman bir aşk mektubu yazmıştım ben Ayşegül?

    Çok zaman geçtiği için, oturup hemen bir tane mektup yazdım. Hemde askli olanından. Sonu seni seviyorumla biten.

    Mutlaka da seni özledim diye bir kaç satır barındıran. Üzgünüm, bu mektubu sana yazmadim Aysegül. Ama seni de severim. Neden olmasin.

    Peki, bir insan 1975'ten bu yana sakldiği mektupları neden atar? Ve aklima takilan, Mahmut kim? E bizim de bir teorimiz var!


    Aldatma, entrika ve ölüm.


    43 min
  • No.15 - Corona dünyaya tabula rasa olur mu?

    Bu bölümü kimseyle yan yana gelerek cekmedim. Cünkü ne diyor devlet insanlari, evden cikmayin, kimseyle temas etmeyin. E Aysegül bana sarilmadan yapamiyor...dedim en iyisi sen Türkiye'den bildir, ben de Almanya'dan bildireyim durumlari.

    Teknoloji sayesinde, farkli ülkelerden baglanip, ilerde tarih kitaplarinda yazacak olan konuyla ilgili bir bölüm cektik.

    Nereye gitsem, kiminle konussam, dünya gündeminden kacmak mümkün degil. Belki zaten kacmak dogru degil. Biz de gözlemlediklerimizi anlattik. Medyadan ve olanlardan etkilenip, kafasi kesilmis saskin tavuklar gibi, iksiran tiksiran insan görünce nasil ürperdigimizi, mesleklerimizi korkularimiza ragmen yine de devam ettirdigimizi konustuk.

    Ben artik "karamsar" aciklamalardan biktigimdan, olaya biraz farkli sekilde bakmaya calisiyorum. E diyorum tarihi bir an'a denk geldik, ilerde torun torbaya anlaticak cok sey oldu. Hem zaten askerlik hatiram da yok. Eger dünyanin sonu geldiyse de, en azindan nasil bir son olduguna sahit oldum. Bu da bir sey...Kafam artik tabula rasa istiyor! Ama bu uzun bir süre mümkün degil. Belki de bu olaylar, tam da bir tabula rasa baslangici olabilir.

    Ah evet...güzel olan kimse ne olacagini tam kestiremiyor. Insan bu kez kendi kendine kaldi.

    Kendi mantigi, kendi önlemleri, kendi inanci, kendi gücü...dünya durdu, ucuslar azaldi, hava temizleniyor, hizli bir sekilde tükettigimiz her sey yavasladi. Patronlarin deli gibi isci calistirmasi, is adamlarin ordan oraya toplantilara ucmasi, fotografcilarin dünyanin dört bir yaninda fotograf cekmesi, online alisverislerdeki kargo yogunlu, para tüketimi ve sayabilecegim her sey...durdu!

    Bu, az biraz da olsa, ilginc gelmesiyle birlikte...hosuma bile gidiyor! Bir büyügünün sana DUR demesi gibi.

    Tesekkürler Aysegül.

    43 min
  • No.14 Pembe Kurdele

    Bugün 8 Mart Pazar - bu özel konuya bugün yer vermek istedim.

    Bir kac yildir komsumuz, komsucugumuz olan ve asla evin ön kapisindan bize gelmeyen, daima evin arka kapisindan bize gelen sevgili Yasemin abla'yi konuk ettim. "Bir gün ciplak dolasicam göreceksin arka kapidan girmeyi!" diye tehdit etsem de, evde ciplak dolastigima ihtimal vermiyor olsa gerek ki, hala daha ön kapidan girildigi görülmemistir. 

    Etrafimda bir takim hayatlar ve hikayeler yasayan insanlari örnek almayi, ulasamayacagim insanlarin hikayesini örnek almaktan, daha mantikli ve yakin gelmistir. Elbette basarili is insanlarin etkileyici hikayelerini dinlemek onlari birer ikon'a dönüstürse de, asil ikonlarimiz el altinda olanlardir. Normal yasantimizda otobüste karsimizda oturan insanin neler basardigini düsünüyor muyuz hic? Kapisinin önünden gectigimiz komsumuzun o an nelerle savastigini farkinda miyiz? Basit hayatlar gibi gelse de, aslinda özünde olan o güc, hicte basit degildir.

    Yasemin'in hikayesini ilk kez bu derece detayli dinleme geregi duydum bu yüzden. Yillar önce meme Kanseri teshisi konmustu konmasina da, bu kadin tam olarak neler yasamisti, kanserle olan iliskisi nasildi ve devaminda yasadigi mucizeye nasil kollarini acmisti bütün bunlari bilmiyordum.

    Kadinlar Günü "güc" ve "aci" manasini tasiyor tarihcede. Ama en cokta "basari"yi temsil ediyor.

    Milyoner bir is kadini karsimda durup "istersen yaparsin!" dediginde bana bir takim noktalarda ilham olsa da, karsi komsum bunu dediginde, gercekten yapabilecegime inaniyorum! Aradaki basari farki burada basliyor bence.


    47 min
  • No.13 Karpuz Pansiyon
    Eğer ki daha fazla süt içebilmek için, kavanoz süt hayali değil de, bir ineğim olsun hayali kuruyorsanız, bu o zaman ticari zekanız bir çocuğun ki gibi düz ve yüksek olduğu anlama gelir. Anneannem, Eceabat’ta doğmuş, büyümüş, bir dönem Ankara’da yaşamış ve sonrasında Almanya’ya yerleşmiş ve devamında tekrar Eceabat’a taşınıp sonunda Çanakkale’ye yerleşmiş cesaretli bir kadın. Belirli bir yaştan sonra bir takım adımlar atmak cesaret ister. Ne bileyim ehliyetsiz araba kullanmak gibi. Polislere ablasını rehin bırakmayı teklif etmek gibi. Küçükken çiftlik beyinin karşısına geçip, ben inek istiyorum diyen bir kara kızdan bahsediyorum. Hoşuma gidiyor hikayeleri ve diyor ki Anneannem “önceden ne internet vardı, ne televizyon! Dünyadan bir haberdik ve mutluyduk!” Teşekkürler Karpuz Kadın. Bize hayat verdiğin için, bizi yetiştirdiğin için ve evini neredeyse hayatımdaki bütün herkese açtığın için. Çatı katındaki neşeli gürültüleri ve balkonundaki yaz gecelerini asla unutmayacağım. Seni seviyorum Karpuz kadın.
    41 min
  • No.12 Mesleki önyargılar ve etkiler!
    Bu bölümde uzmanlardan aldım ilhamımı. Kendi ofisini yeni açmış bir diyetisyenle sohbet ettim ve hala daha ofisini ziyaret edemediğim bir başka uzmanının yazısı sayesinde de biraz içimi döktüm. Sevgili Uzm. Psk. Esra Yatağan, hislerime tercüman oldu. "Seni görmedim, görmüyorum, görmeceyeğim - bu nasıl bir his?" Herkesin kendine ara ara ve rutin olarak sorması gereken bir soru degil mi kesinlikle...
    Uzman Diyetisyen Büşra Donat Ergin'e kilolu diyetisyenler hakkında düşüncelerini sordum ve mimarların evi daima muhteşem mi olmalı? Sonuçta doktorlar da kendi kendine kalp ameliyatı yapamıyorlar. Yani bir uzmanın da bir uzmana ihtiyacı oluyor mu demek bu?  Yine bir takım deli sorular. Mesleki deformasyon dedikleri tam da bu olsa gerek.
    Ayrıca sadece kilo vermek için değil, kilo almak için de diyetisyene ihtiyacımız var, çünkü kilo almak cipsle, çikolatayla olmuyor - e oluyor da, netice olarak sağlıklı bir kilo olmuyor - tüh be - güzel olurdu bir sürü abur cabur. Hem zaten nedir ki? Zayıfların spora mı ihtiyacı varmış? Biraz da fazla kiloluların duydukları değil de, zayıfların da maruz kaldığı bir takım konulardan bahsettik.
    Ayrıca Büşra dedi ki, ben de senin gibi besleniyorum dedi. Bir bucuk lahmacun mu yiyon kiz?! Vay anasını...
    35 min

About Uzaylılarla konuşan kız

From the publisher's feed

Etrafımdaki insanlarla muhabbet ediyorum.