
Sign up to save your podcasts
Or


Bu bölümde konuk yok. Ama bana gelen bir sürü detayli sorunun detayli cevabi var.
Gecen hafta, Instagram üzerinden Tugce Özdemir bana cok kocaman sorular sordu.
Fotografcilari neden sevmedigimle ilgili, pazarlama tarzim, müsterilere yaklasimim vesaire...
Ciddi bir bölüm oldu ve sanirim biraz aciktim.
Podcast Bölüm 7! Yedi en sevdiğim sayılardan biri.
Bu yüzden bu bölümde Annem var. Anne + Kız sohbet ettik.
Ve ben yine bir şeyler öğrendim. Bu kez Annem'den değil...Annemi, Sünter yapan kişiden.
Babaanne'yi (Emine) andık. Hiç aklına gelir miydi Emine hatunun acaba, oğluna, sonra torununa ve devamında torunun kızına ve muhtemelen de torununun torununa kadar eğitim verebileceğini...aslında ölümsüzlük diye bir şey var bak Babaanne!
Şimdi çok duygusala bağladım da, Annem bu bölümde baya bir kötü huylarımdan ve küçükken yaptığım gereksiz hareketlerden de bahsetti.
Ben de düşündüm. Konuyu biraz Ayşegül'e bağladım. Dinlerseniz Ayşegül'ün konuyla ne ilgisi var anlarsınız. Belki de anlamazsınız. Bilemedim şimdi.
UYARI: ilk 10 dk kulaklıkla dinlerken dikkatli olun! Çünkü ne yazık ki, mikrofonda ufak bir arıza olmuş ve ara ara çızbız sesleri geliyor. O sesler ne yazık ki mangalda pişen köftelere ait değil - bu yayına çok heyecan yapmıştım - ayol hep mi nazar!
Aslında o kimileri için Fatma Erdem olabilir ama benim için hep Mavianneydi ve öyle de kalacak. Yani ismini her ne kadar bilsem de, Fatma Erdem olarak bir o kadar yabancı bana. Mavianne, mavinin verdiği o güzel his gibi, tamamen taşıyor isminin ferahlığını.
Blogspot zamanını bilen var mı? Kaldı mı blogspot zamanından birileri bu mecrada acaba? Sesimi duyan bir kaç kişi de biliyordur Mavianneyi. İşte bu değerli kadını o zamandan tanıyorum ben. Oysa sanıldığı gibi sırf isminde „anne“ kelimesi olduğu için, çocuk-bebek-aile konusundan bahsetmiyor yazılarında. Yani bu zamanin Instamom'lari gibi düsünmeyin. Maviannenin konuları o kadar zengin ve içeriği kültürel açıdan o kadar dolu ki, okuyunca mutlaka ucundan bir takım bilgiler alıyorsun. Ve diyorum ki, kaç tane yıllardır evli, rutin işi olan, iki erkek evladına sahip bir kadın, hayatı böylesine dolu dolu yaşıyor acaba? Kaç kişi belirli bir yaştan sonra konfor alanını terk edip, hayata içinden geldiği gibi atılıyor...belirtmem gerekir ki, hayatından şikayet etmeyen o kadar az insan kaldı ki çevremde, ben biraz da bu insanlara vakit ayırırken anlıyorum ki, biraz da sahnenin tozunu attırmak kendi elimizde.
Herkesin şaşırdığı gibi, ben de çevre mühendisi olduğunu öğrendiğimde inanamamıştım. Yani 29 yıldır aynı mesleğe sahip birisi, bir nevi organ edinmiş olmuyor mu kendine? Hayranlıklar içersindeyim çünkü, diğer yaptığı onca şeye vakit ayirmasina ne demem gerekiyor? Ayşe Kulin'le ilginç ama aslında çok basit olan tanışma hikayesi, Ayşe Arman'dan aldığı güç ve ilham sayesinde kendi röportajlarını yaptığı bir blog sayfası dahi var. Seviyorum böyle kadınlarımızı. Bana güç veriyor. Bana bir şeylere inanmamı sağlıyor. Seviyorum böyle kadınları. Çalışan, üreten ve hayatı dolu dolu yaşıyan...bu zamanda biz kadınları çok güzel yapan şey estetikler midir bilmem ama, bence bizleri karizmatik kılan şeyler kendi kendimize hayata verdiğimiz değerler!
Haftanin konusuna gelecek olursak, sokakta sinirinden parmak sallayan birisini görürseniz bilin ki o bir Almandir! Ama bunun Mavianneyle bir ilgisi de yoktur :) Tamamen benimle ilgili mevzular.
Blog: Fatma Erdem Röportajlari
Instagram: Mavianne
Bir matematik problemi:
7 yıldır tanıştığın bir adamı yılda en fazla iki kez görüyorsan, onu ne kadar tanımış oluyorsun?
Aybars Moralı - bana göre - kesinlikle bir bira gurmesi, biranın Vedat Milor'u mu desem - yok bu çok iddialı oldu! Ama rica ediyorum bana hak verin! Kaç kişinin evinde handmade fıçı vardır ki? Hadi belki fıçı vardır da, abi kumkuat ağacı kaçımızın evinde var? Peki ya liçi? Acaba kaç kişi liçinin tadına varmıştır ülkemizde? Ve cidden hangimiz böcek yemediği için pişman şu hayatta?
İşte Aybars Moralı !
Ev yapımı alkolden zehirlenme riski nedir? Efes mi Tuborg mu, yoksa hala Canon mu Nikon mu?
Ufacık tefecik içi dolu mini hobi mikrobiyolist!
Demem o ki, Aybars'a yaptığım sıkıcı kişilik analizinden sonra, konular kenevire kadar gitti.
Ve ayrıca fillerin kalbi 20 kiloya kadar ağırlaşabiliyormuş! Hey yavrum hey, bir fil kalbi kırıldı diye boşuna ölmüyormuş meğersem!
Instagram: Aybars Morali
İnsan çok samimi olduğu insanların haline alışır ya! Yaptıkları olağan gelir, mesleği yok olur çünkü kişiliği ile daha mühimdir , bu bölümü hazırlarken fark ettim, resmen Müzikolog (Dilhan Yavuz) bir arkadaşım var ve biz yıllarca hiç bunun muhabbetini yapmamışız. Müziğin bilimini araştırıyor kadın! Birden dank etti, aşırı derecede mühim bir iş değil mi bu ya - ben de sürekli şarkı şöyle diyorum, kız şarkının kendisi olmuş çıkmış, playlist muamelesi yapmışım yıllarca. Kusura bakma Dilhan - ben tüm bu olanların yanında, bir türlü kavrayamamışım senin popstarlıkla bir ilgin olmadığını.
Ayrıca tekrar düşündüm, gerçekten evlilik de, tıpkı yaptığımız meslekler gibi, çok ciddi bir müessese olmasına rağmen, sadece boşanırken bir sürü ıvırı tiviri çıkıyor insanların ve sonrasında yapılan cinayetlerin şaşkını oluyoruz!
Konular bir sürü, konular dağınık ama kafamız net!
Ve ayrıca hiç bilmiyorsunuz ama ben geçen hafta havaalanında linç edildim! Terbiyesiz, acınası ve milletin avukatı ilan edildim. Oysa ben sadece gözümün önünde yapılan aşağlanmaya ve kötülüye dayanamadım. Sonra ne mi oldu? Eve geldim ağladım. Terbiyesiz olduğumdan değil, bir insanın bir insana nasıl bu kadar içten kötü olmasına tahammül edemedim.
Neyse, en iyisi bölümü dinleyin ve iyilik kazansin.
Instagram: Dilhan Yavuz
Bu bölüm yayına girdiginde, aklım sabahın ilk saatlerinde uyanan kargalarda olacak.
Lütfen kargalarla ilgili bana bilgi verin çok merak ediyorum.
Konugum bir „hiç“ - yani Elif Zorcan, kendisini sanki çoktandır tanıyorum, oysa bu daha üçüncü görüşmemiz. Bu yüzden de ücüncü bölümde ona yer veriyorum. Blog döneminde arkadaş olup, yıllarca birbirimizin peşindeydik. Onu önce sergimde, sonra köyümde (köv de olabilir bu!) ve en son evimde ağırladım. Neyse, aslında ağırladım da denmez pek, çayını, kahvesini kendisi halletti. Zaten böylesi makbul bana. Ekmek de yemiyormus.
Abi ekmek yenmez mi ya?!
Bir Yaşam Koçuna en kötü ihtimalle ne olabilir üzerine sohbetler ettik ve o bana hep iyi ihtimalleri de düşün dedi. Mesela çorap dükkanı açarsanız şayet, Elif’in bununla ilgili bir takım iyi ihtimalli düşünceleri var. Oysa corabin dükkani mi olur? E, olur, neden olmasin :)
Hani ona enerjin hiç düşmüyor mu diye soruyorlar veya bu enerjiyi nerden buluyorsun diye soruyorlar ya, toprağımız Küçük Anafartaya dayanıyor. Az biraz kurcalasak akraba dahi çıkabiliriz. Kurcalamıyoruz, e yani ikimiz de buna hazır değiliz, fakat ben bunu biraz memlekete bağlıyorum. E bulmuşum kövlümü(!) biraz da buradan yürüyeyim güzelim Yaşam Koç’uma! Neyse henüz Yaşam Koç’um olduğundan da bi haber…zaten neyden tam haberiz ki.
Üçüncü bölüm size iyi dinlemeler diler.
Instagram: Elif Zorcan
"Uzaylilarla konusan kiz" - neden Taksicelerin birlestigi bir siyasi parti yok acaba diye düsünüyorum.
Emrah ve ben bu bölümü cekerken, bizi daha cok sevmeniz icin cekmedik, hatta belki bunu dinleyen insanlar yalniz ölebilirler.
Neyse hassas konu, aslinda biz etkilesim gerektiren islerle ugrasip, etkilesimi hic sevmeyen de insanlarin ayni zamanda. Of hayat bizi hep sevmedigimiz seyleri önümüze koyarak mi siniyordu ? Ne oluyordu? Ara Güler'in bi lafi vardi, tencere kara, seninkisi dip benden bir seyler...bak cikaramadim o lafi yine. Diyorum ya, baskalarinin söyledigi seyleri güzelcene aktaramiyorum diye.
Unutmayin, sevdim mi tam severiz, sildigimiz zaman da bir kalemde!
Emrah Pekiyi ile ilgili kendi sayfasinda bu kadar bilgi bulamazsiniz.
Instagram : Ep-Crafts
From the publisher's feed