Vahdet-i vücûda yönelik Teftâzânî’nin yönelttiği eleştirilerden biri, Allah’ın vücûd (varlık) diye bir adının naslarda geçmediği, bir kimsenin kendi zannından hareketle Allah’a vücûd ismini veremeyeceği şeklindedir. Bu eleştiri, İslam’ın özellikle erken döneminde canlı olan bir tartışmanın, kulların Allah’a bir isim verme ehliyetinin bulunup bulunmadığı tartışmasının, bir devamıdır. Özellikle Mutezile ile Ehl-i sünnet âlimleri arasında yoğun tartışmalara konu olan bu meselede Ehl-i sünnet cenahındaki hâkim tavrın, Allah’ın isimlerinin ancak Allah tarafından verilebileceği görüşüdür. Fakat İbnü’l-Arabî söz konusu olduğunda tartışmanın ekseni farklılaşmaktadır. Zira Varlık’ın Hak olduğunu söylemek, gerçekte Allah’a yeni bir isim atfetmek değil, insanların apaçıklıkla bildiği ve vücûd veya varlık adını verdiği şeyin Hakk’ın kendisi olduğunu ifade etmek demektir. Gerçi İbnü’l-Arabî’ye göre zaten bütün isimler Hakk’a aittir ve tartışma bu açıdan ele alındığında derinleşmekte ve tekrar varlık olmak bakımından varlığın Hak olmasının ne anlama geldiğine dönmektedir. Lakin münhasıran vücûd isminin Hakk’a izafesinin bu şekilde daha kolay bir açıklamasını yapmak mümkündür. Nitekim buna benzer bir durum, özellikle İbn Sînâ felsefesinden sonra felsefe, kelam ve tasavvuf metinlerinde kullanılan Vâcibü’l-vücûd (Zorunlu Varlık) ifadesinin Tanrı için kullanılması da bu kabildendir.