
Sign up to save your podcasts
Or


Üçleme içinde içimi en rahat ettirmeyen kitap bu sonuncu oldu. Ailenin babaannesi bile Hindistan doğumlu, orada yaşadıkları süreçte illa ki bir parçası oldukları sömürgecilik düzenini biraz fazla mı normalleştirmişler, yoksa bu Gerry’nin her şeyle dalga geçen üslubuyla ailesinin sömürgeci geçmişine de laf sokuşu mu, kitabı bitirdim ve hala emin değilim… Türk şakaları ise beni anca cacık mı, caciki mi kadar rahatsız etti; misafir oldukları kültürü gözlemlerken onların pozitif ve negatif anlamda en fazla etkileşimde bulundukları kültürü karikatürize etmeleri bence kabul edilebilir.
Bu bölümde içimi rahat ettirmedin Gerry!
Umarım sadece umursamaz ve şakacı bi çocuksundur.
Bölüme ya da kitapa dair söylemek istedikleriniz varsa aşağıdaki linkten Instagram profilimize gidip bölümün altına yorum olarak bırakabilirsiniz.
Karadeniz’de sırtı denize dönük bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden dallanıp 300’den fazla karaktere budaklanan, doktorların da hastalar kadar hasta, her karakteri spektrumun bi ucunda sallanan, Ayfer Tunç’un oyuncu ve akıllı bir yazar olduğunun anıtı niteliğinde bir kitapla beraberiz. Hayran olmamak elde değil!
Eğer kitaba dair, Ayfer Tunç’a dair, bölüme dair söylemek istedikleriniz olursa aşağıdaki linkten bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz:
Bir romanın içinde otobiyografik ögeler bulduğum anda gizli bir belgeye ulaşmış, bir hazine harikası bulmuş gibi oluyorum. Hayvanların yaşam hakkını savunan bir deli kocakarının adaleti arayıp bulamayınca kendi sağlama hikayesi…
Olga Tokarczuk, sen benim yazar crash’ımsın!
Sizin de söylemek istedikleriniz varsa aşağıdaki linkten instagram profilimize gidip bölüme ilişkin postun altına yorum yapabilirsiniz
Edebiyatın en tehlikeli ve belki de en erdemli tarafı bize en sevmeyeceğimiz insanları, en hak veremeyeceğimiz olayları bile anlaşılabilir kılması…
Söylemek istedikleriniz olursa aşağıdaki linkten instagram profilimize giderek bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz.
Dümdüz ırkçılık, ayrımcılık konuşuyoruz.
Irklar arası hiyerarşi, ırkların kendi aralarındaki hiyerarşi, ekonomik sınıflar arası hiyerarşi, bu grupların birbirleriyle etkileşimlerindeki süptil işaretçilerin herkesçe bariz şekilde okunabilmesi üzerine sözünü sakınmayan bi kitapla buradayız.
Söylemek istediklerinizi aşağıdaki linkten instagram profilimize giderek bölüme ilişkin postun altına yorum olarak bırakabilirsiniz.
Kayıp bir babanın, kayıp bir memleketin izini 33 yıl aradan sonra doğan bir ümitle süren Hisham Matar’ın kendi hayat hikayesi.
Her babanın, her oğulun, her evladın okuması gerektiğini çok hissettiğim,
yokluğuyla büyünen bir babayla nasıl gurur duyulabileceğini gördükçe “acaba evladım beni nasıl anacak?” diye dertlendiğim,
içimde, çok derin bir yerde okurken büyük bir ızdırap çektiğim bir kitaptı.
“Bir lider nasıl bir diktatöre dönüşür?” sorusunun cevaplarını adım adım alacağımız,
sürecin mimari üzerindeki etkilerine kafa yoracağımız, temelde babamızı arayacağımız bu bölümle ilgili söylemek istediğiniz bir şey varsa aşağıdaki linkten instagram hesabımıza gidip bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz?
oğul
Kaddafi
Mimari öge olarak ışık
Müthiş acınası bi karakterdi ve
sürekli benim de söylemiş olabileceğim laflar etti.
Sonu psikiyatri kliniğinde bitti.
Söylemek istediğiniz bir şey varsa aşağıdaki linkten instagram profilimize gidebilir, bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz:
Yakın dönem sanat ve mimarlık tarihi sevenler, bu kitabı da sevdi!
Yazarın kendini bi looser olarak hikayeye sokup üstüne bi de vahşi bir cinayete kurban ettirmesi, bu cinayetin, bir şeyin sonucu değil de öngörülemezlik, rastlantısallıkla ancak açıklanabilmesi, hayatın anlamsızlığına yaptığı harika bi gönderme bence.
Söylemek istediğiniz bir şey olursa aşağıdaki linkten Instagram profilimize gidebilir, bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz:
https://www.instagram.com/benbikitapokudum?igsh=MWJmNXkwajJmdWRueA%3D%3D&utm_source=qr
Korfu Üçlemesi’nde Gerald Durrell’ın merakları desteklenmiş, dramasız ve kabul dolu bir ailede geçmiş çocukluğundan öyle etkilenmiş, öyle umut dolmuştum ki bir başka çocuğun anılarını dinlemek iyi bi fikir sanmıştım.
Saramago’nun çocukluk anılarını anlattığı bu kitap beni çok kırdı; özellikle Durrell’in çocukluğunu okuduktan sonra…
Şiddettin, sevilmemişliğin, dünya derdinden sıra gelmemişliğin büyüttüğü çocukların melankolik ve dokunsan ağlayacak dünyasında yaşıyoruz.
Dünyanın merak dolu, güvenli, eğlenceli, başkasını kırmayı akıl ettirmeyecek kadar sevgi dolu olduğu bir versiyonunda yaşamak istiyorum.
Kitaba dair söylemek istedikleriniz ya da bana önerebileceğiniz, yazarın kendi çocukluk anılarını anlattığı, umutlu kitaplar varsa aşağıdaki linkten instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin postun altına bırakabilirsiniz.
Güzel yarınlara olan umudumu kuyruğuna bağladığım Korfu Üçlemesi’nin ikinci kitabındayız. Merakları desteklenmiş çocuklar, didişse de drama yaratmayan ve birbirine hep destek aile üyeleri, hayvanların renkli dünyası, gün batımları, mevsim dönümleri…
Bu kadar basit olabilirdi; ileride bir gün öyle olabileceğine tutunuyorum.
Kitaba ya da bölüme dair söylemek istediğiniz bir şey olursa aşağıdaki linkten Instagram profilimize gidip bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz.
From the publisher's feed