Bir İ’câz Hecelemesi

Bir İ’câz Hecelemesi

By Pirlanta DinleArtsBooks
Download on the App Store

Bir İ’câz Hecelemesi episodes

  • 35. Aynı Meyve, Bambaşka Tat: Cennetin Sürprizi - Bir İ’câz Hecelemesi

    Onlar orada bağ ve bahçeler içindeler; altlarında çağlayanlar var ki, akıp gidiyor gürül gürül. Yanıbaşlarında da yâr-ı vefadarları, tertemiz eşleri var. Ancak bütün bunlara rağmen verilenler ebedî olmazsa ve insan bu nimetlerle beraber “hâlidîn”den değilse, zeval-i lezzet elem olması itibarıyla, o insan dağidâr olacaktır. Onun için Kur’ân, “(Hayır, öyle zannedildiği gibi değil.) Onlar orada ebedî kalacaklardır.” diyor ve âhiret saadetinin en önemli derinliğine vurguda bulunuyor.

    1 hr 6 min
  • 34. “Benzerini Getirin” Meydan Okuması ve Benzer Denemeleri - Bir İ’câz Hecelemesi

    Aslında, Kur’ân-ı Kerim’e nazire yapılamayacağını o devrin edip ve beliğleri anladığı gibi daha sonrakiler de itiraf etme mecburiyetinde kalmışlardır. Öyle ki, Üstad’ın da bir iki yerde, Câhız’a izafe ederek tekrar ettiği gibi, “Muâraza-yı bi’l-hurûf mümkün olmadı, muharebe-yi bi’s-süyûfa mecbur oldular..” Evet, eğer çok kısa ve rahat bir tarik olan kelimelerle mücadele imkânı olsaydı, onlar kılıçlarla mücadele ve muharebe yolunu seçmeyeceklerdi. Harfler ve kelimelerle mücadele imkânı olmadığı için muharebe yolunu tercih ettiler. Bu zor yolu seçmeleri gösteriyor ki, kolay yolda yürümek onlar için imkânsızdı. Bundan da anlaşılmaktadır ki, Kur’ân’ın o sehl-i mümteni, yani zâhiren insanın rahat anlayabileceği ve ilk bakışta benzeri yapılabilir gibi görünen ifadeleri, duru sular derinliklerini ketmettikleri gibi bir sırrı ihtiva etmektedir.

    1 hr 7 min
  • 33. Kur’ân’ın Benzerini Getiremiyorsak Ne Yapmalıyız? - Bir İ’câz Hecelemesi

    Kur’ân-ı Kerim ise beyan ettiği her hususla alâkalı söyleyeceğini vâkıa mutabakat içinde söylüyordu. Onda mübâlağa ve mücâzefe yoktu. Böylesine disiplinli ve bağlayıcı kayıtlar içinde edebî ihtişamını muhafaza etme Kur’ân-ı Kerim’e has bir keyfiyettir. Onun için edipler, Lebid ve Hassan İbn Sabit gibi kimselerin şiirlerine baktıkları zaman cahiliye devrine ait olanların daha parlak, İslâm devrine ait olanların daha sönük olduğunu görürler. Zira cahiliye devrinde onlar gayet rahat malzeme kullanma imkânına sahip bulunuyorlardı. Hassan, hiçbir zaman cahiliye devrindeki kadar muhteşem şiir söyleyememişti. Lebid ise buna hiç cesaret edememişti. Vâkıa o, “Allah, bana Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini öğrettikten sonra ben şiir söylemeye haya ederim.” demiştir. Ne var ki ortada bir realite de vardır. Zira eğer şiir yazsaydı katiyen cahiliye devrindeki limite ulaştıramayacaktı. Bu itibarladır ki, cahiliye devri şairleri, bir bakıma ifadelerinde çok rahat olmalarına mukabil Kur’ân-ı Kerim; yalan, doğru, mücâzefe, mübâlağa yollarından sadece doğru yolunu seçmiş ve böylece her şeyi vâkıa mutabakata bağlamıştı. Mü’min artık mübalağa ve mücâzefede bulunamazdı. Bütün bunlarla beraber Kur’ân ihtişamından hiçbir şey kaybetmemişti. Şairler de bunu görüyorlardı.

    59 min
  • 32. Hazreti Allah’a Karşı Ubûdiyetimiz ve O’nun Mabûdiyeti - Bir İ’câz Hecelemesi

    Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize hâlisâne ubudiyyet tavrını takının ve kulluk edin ta daire-i takvaya ermiş olasınız, ümit edilir ki bu sayede takvayı ihraz etmiş olursunuz. Yani enzâr-ı âlemde, daire-i takvaya girenlerin tavrını takınmış olursunuz. Müslüman olmanız itibarıyla bu önemli bir noktadır. Düşünün ki o lütufkâr ve merhametli Rabbiniz yeri sizin için bir firâş yaptı.. yıldızlarla yaldızlanmış âsumânı bir kubbe kıldı.. semanın bir parçasından, yani kubbe-i âsumânın en altı ve arzınızın üstü, size nispeten yukarıdan peyderpey sağanak sağanak yağmuru indirdi de bu sebeple yerden çeşit çeşit semerâtı çıkarttı. Bu, bütün hâdiselerin önemli bir faslıdır. Bütün bu iç içe lütuflar size rızık olarak verilmiştir. Binaenaleyh âfâkî ve enfüsî, innî ve limmî birçok deliller karşısında siz de Rabbinize eş, ortak ve menend koşmaya kalkmayınız. Aslında siz de bunları biliyorsunuz ve bu kadarı hakkında bir ilme sahipsiniz

    57 min
  • 31. Allah'ın Kadîr ve Kâdir İsimleri - Bir İ’câz Hecelemesi

    Esmâ-i hüsnâ içerisinde hem Kadîr hem de Kâdir isimleri mevcuttur. Ne var ki, aralarında bir farkın olduğu da açıktır. Biz, birinin gücünü ifade için “Falan, falan işi yapmaya “kâdir” desek de hiçbir zaman bunu “kadîr” şeklinde ifade etmeyiz. Evet, Kadîr ismi, Cenab-ı Hakk’ın Zât’ına has bir isimdir, başkaları hakkında kullanılamaz. Ama Kâdir ismine mânâ verirken, “Allah dilerse yapar, dilerse yapmaz.” şeklinde ifade ederiz. Bunda da kudret mânâsı söz konusudur ama fiil ve o fiili terk, müsavi bir durum arz etmektedirler.

    46 min
  • 30. Münafıkların Havas Tabakası - Bir İ’câz Hecelemesi

    Bu üslup farklılığından da, evvelki temsille anlatılan gürûhun âmi, görgüsüz, bilgisiz, etrafında olup biten şeyleri anlayamayan bir münafık tipi olduğu; ikinci temsilde anlatılanların ise münafıkların –tabir caiz ise– havas tabakası olduğu hissi uyanıyor ki, bunların çevrelerinde olup biten şeylerden haberdar oldukları, gözleri bir parıltı gördüğünde parıltının zuhurunu fırsat bilip yürümeye azm ü ikdamda bulundukları ve ellerine geçen her imkânı değerlendirme fikrine sahip oldukları görülüyor.



    Bu temsillerde ikinci bir husus da, bunların mürekkeb ya da muferrak bir teşbih sayılmasıdır. Vâkıa bu gibi meselelerde farklı mütalâaların bulunması tabiî gibidir. Zira mürekkeb bir teşbihin eczâsını parçalayıp bir şeye tatbik etmek de mümkündür. Belâgatçılar her ne kadar bu tür teşbihlerin birini muferraka, birini de mürekkebe hamletseler de Kur’ân-ı Kerim’e has bir edebiyat stili çerçevesinde her iki şıkka da kâbil-i tatbik olması itibarıyla bunu böyle kabul etmek daha muvafık görünüyor.

    1 hr 3 min
  • 29. Sağırdırlar, Dilsizdirler ve Kördürler - Bir İ’câz Hecelemesi

    İşte bu vaziyetteki kimselerdir ki, hiçbir zaman ayrıldıkları o ilk noktaya, fıtrat noktasına dönemezler. Vâkıa, ebediyen dönemezler değil. Çünkü âyet “dönemeyecekler” demekte, “ebediyen dönemeyecekler” dememektedir ki bu, her şeye rağmen yine de bir ümidin olduğunu, aslında isteseler dönebileceklerini anlatır. Bu ifadelerle de insan iradesinin önemi vurgulanır ki, kendi iradeleriyle düştükleri gibi –Allah’ın (celle celâluhu) izniyle– yine kendi iradelerini kullanarak bu durumdan kurtulabilecekleri anlaşılır.

    17 min
  • 28. Hidayeti Dalaletle Değiştiren Grup- Bir İ’câz Hecelemesi

    Evvela, bir zümrenin nazarında bir ziya, bir ışık ve bir parıltı beliriyor. O belirince onlar az çok etraflarını görüyorlar. İyi veya kötü ünsiyet edecekleri veya vahşet duyacakları farklı manzaralarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu biraz da onların ruh hâletlerine göre belirlenen bir husus oluyor. Ruhları, çevreyi onlara vahşet dolu bir tablo gibi gösteriyorsa, onlar da vahşet dolu bir tablo müşâhede ediyorlar; aksine güzel görüp güzel düşünebiliyorlarsa ünsiyet dolu bir hava, bir bâd-ı nesimle karşı karşıya kalıyor ve o güzelliklerin in’ikasıyla kendilerinden geçiyorlar. Ondan sonra da Allah (celle celâluhu) onların nurlarını alıp götürüyor. Yine onları o karanlık içinde bırakıyor. Karanlık içinde kalınca da mütemadiyen gözlerinin önünde yanıp sönen ışıklar karşısında, bir türlü göz uyumu sağlayamamış kimseler gibi, eşyayı doğru göremez hâle geliyorlar. Sadece o an değil, daha sonra da göremiyorlar. Çünkü bir insan daima karanlıkta dursa az çok gözü alışır karanlığa ve etrafında olup bitenleri seçmeye başlar. Ama ışık sık sık parlar sönerse, göz de uyum sağlayamaz ve sürekli kendini değişik durumlara, değişik pozisyonlara ayarlamaya çalışır ve tabi, hiçbir zaman da buna muvaffak olamaz.

    26 min
  • 27. Bir Nebze de Kur’ân-ı Kerim’deki Meseller - Bir İ’câz Hecelemesi

    Kur’ân-ı Kerim, ifadelerinde yeri geldikçe temsil yolunu seçmiştir ki, aslında edipler de çok defa bu yola başvuragelmişlerdir. Belâgatta beyan ilmi, ediplerin daima başvurdukları bir kaynak olmuştur, sık sık onunla susuzluk gidermiş ve bazen de gerekmediği hâlde, lüzumsuz yere onunla fantezilere girmişlerdir. Vâkıa, temsilin insan ruhunda bir heyecan uyardığı açıktır. Ancak ilâhî ve nebevî beyanlar, özellikle de her yönüyle mucize olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, temsil tarikini intihap ederken mübalağasız, mücâzefesiz (ölçüsüzlükten müberra), o yöntemi gerektiği kadarıyla almış ve gerektiği kadarıyla değerlendirmiştir.



    Kur’ân-ı Kerim’de istimal edilen temsil yoluyla, çok defa akıl almaz gibi görünen muğlak, müphem ve mücerret konuların insanlar tarafından idrâki temin edilmiş olur. Bazen karşımıza öyle makûl (aklın sahasına giren) meseleler çıkar ki haddizatında akıl bunları reddetmez, ancak fikrin karşısında hayal kendi rolünü oynar, aklın karşısında da vehim suver-i şuuriyeyi değerlendirme mevzuunda devreye girer ve havayı bulandırır. İşte aklın böyle makûl meseleleri kavrayıp değerlendirmesi için bazen temsil tarikine başvurulagelmiştir.

    30 min
  • 26. İnsanın Sermayesi, Hidayettir - Bir İ’câz Hecelemesi

    Ticaret iki maksattan dolayı yapılır. Bunlardan biri, sermayeyi muhafaza etmek, ikincisi ise kâr elde etmektir ve bunlar, ticaretin temel prensiplerindendir. Âyet-i kerimede ifade edilen, onların ticaretlerinde kazanç elde etmemeleri, hüsranlarını ifade etmektedir. Hidayeti verip, karşılığında dalâleti alarak böyle bir alışveriş yapma, ticaretin bu iki temel kaidesine ters düşmektedir. Nitekim bu şekilde ne sermaye muhafaza edilmiş ne de bir kazanç elde edilmiş olmaktadır. İnsanın sermayesi, hidayettir. Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğmaktadır. Yani her insan, inanabilme ve hidayete erebilme kabiliyeti ve donanımıyla yaratılmıştır. İşte onlar, bu türden donanmış bulundukları istidat ve kabiliyetleri vermiş ve karşılığında dalâleti satın almışlardır.

    17 min

About Bir İ’câz Hecelemesi

From the publisher's feed

Varlığın en bereketli ışık kaynağı, sözün en çarpıcı, en kuvvetli nüktesi odur. Yeryüzündeki bütün cazibedar güzellikler, onun ışığının varlık üzerine akseden gölgesi; en büyüleyici ses ve nağmeler, o…