Her şeyden evvel (önce) insan, ahirete (ölümden sonraki hayata) yakîn (kesin iman, şüphesiz inanma) hâsıl edecek (meydana getirecek, kazandıracak) donanım (manevî hazırlık, birikim) peşinde olmalıdır.
Zira (çünkü) ahiret mevzuu (konusu); bir mânâda (bir yönüyle, bir açıdan) mahsüsât (duyularla algılanan şeyler), müşâhedât (gözlemler, bizzat görülenler) ve mücerrebâtın (deneyimlenmiş şeylerin, tecrübelerin) dışında olduğundan çokları (pek çok kimse) buna yakîniyyât (kesin bilgiler, şüphe götürmeyen hakikatler) nazarıyla (bakış açısından) bakmayabilir ve bu tür kimseler şüphe (kuşku) ve tereddütten (kararsızlık, iç bocalama) sıyrılamazlar (kurtulamazlar).
İnsanın tam (tam anlamıyla, eksiksiz) bir yakîne (kesin imana) sahip olması ve iç dünyasındaki (kalbindeki, ruh hâlindeki) sıkıntıdan (ruhsal daralma, bunaltı) ve huzursuzluktan (iç rahatsızlık, gönül darlığı) kurtulması için devamlı surette (sürekli olarak) ahiret akidesini (ahirete iman esasını) takviye etmesi (güçlendirmesi) gerekmektedir.