
Sign up to save your podcasts
Or


Büyümek, çoğu zaman her şeye bir "anlam" yüklemek zorunda kalmak demek. Yaptığımız her işin bir amacı, bir çıktısı, bir "faydası" olmalı sanıyoruz. Ama bazen bir ayı, sadece bal sevdiği için ağaca tırmanır. 🍯
Bu bölümde; hesapsızlığın, sadece sevdiği için yapmanın ve o basit neşenin hayatımızdaki yerine dokunuyoruz. İçimizdeki kontrolcü Tavşan’ı biraz dinlendirip, Pooh’nun o "çabasız" bilgeliğine ve oyunun iyileştirici gücüne alan açıyoruz.
Tanıların ve etiketlerin ötesinde, Yüz Hektar Ormanı’nda insan olmaya dair bir yolculuk. 🎈
Bu bölümde, Siyah Kuğu kavramı üzerinden belirsizlikle kurduğumuz ilişkiye bakıyoruz.
Neden bazı şeyler olduktan sonra “zaten belliydi” deriz?
Neden bilmediğimiz ihtimaller zihnimizi bu kadar meşgul eder?
Belirsizliği çözmeye çalışmaktan ziyade, onunla kalabilme kapasitesini ve kontrol ihtiyacını birlikte düşünüyoruz.
Yılbaşı ağacını neden süslüyoruz?
Neden bir ay boyunca evimizde misafir ediyoruz?
Bu bölümde,Jung’un sembollerle ilgili yaklaşımından yola çıkarak yılbaşı ağacının neden bu kadar anlam yüklü olduğunu, yıl sonu ritüellerinin bizde neleri harekete geçirdiğin ele alıyoruz.
Bu bölümde, zorlandığımız dönemlerde kendimizi nasıl destekleyebileceğimizi konuşuyorum.
Terapiye başlamak mümkün olmasa bile neleri değiştirebileceğimizi, küçük öz-düzenleme adımlarının neden bu kadar işe yaradığını ve kendimize yüklenmeden nasıl ilerleyebileceğimizi ele alıyoruz.
Bölümün sonunda Doğan Cüceloğlu’nun “Var mısın, kendini keşfetmeye ve zorluklarla başa çıkmaya?” kitabından da kısaca söz ediyorum.
“Fark ettim… peki şimdi ne yapacağım?” diyorsanız, bu bölüm sizin için olabilir
Vampir olmayı seçer miydiniz?
Geri dönüşü olmayan, sizi tamamen başka biri yapacak bir deneyimi…
Bu bölümde L.A. Paul’un “Vampir Problemi”nden yola çıkıyoruz ve büyük hayat kararlarının neden rasyonel şekilde verilemediğini konuşuyoruz. Kararsızlık, korku, merak, cesaret ve dönüşüm…
Hepsine birlikte bakıyoruz.
Zihnimizde sürekli konuşan bir ses var.
Bazen motive ediyor, bazen yoruyor, bazen de ne düşündüğümüzü ancak konuştukça fark ediyoruz.
Bu bölümde, kendi kendimize konuşmanın neden ortaya çıktığını, çocukluktan bugüne nasıl şekillendiğini, duygularımızı nasıl düzenlediğini ve ilişkilerimize kadar uzanan etkilerini konuşuyoruz.
Düşünmek ile konuşmak arasındaki o ince bağı birlikte anlamaya çalışıyoruz.
Ve bölümün sonunda, zihnimizin bu “görünmez konuşmacısı”yla daha farkında bir ilişki kurmak için küçük bir alan açıyoruz.
Bu bölümde Frankenstein üzerinden “canavar” dediğimiz şeyin ne olduğuna bakıyoruz.
Kötülüğün doğuştan mı geldiğini, yoksa yaşananların mı insanı dönüştürdüğünü konuşuyoruz.
Yalnızlık, dışlanma, sorumluluk, travma, görünüş ve ötekileştirme… Hikayenin hem bireysel hem toplumsal olarak dokunan taraflarını ele alıyoruz.
Bu bölümde Nietzsche’nin ‘üstinsan’ kavramını ele alıyoruz.
Dünyayı değil, kendini dönüştürmeye dair bir fikir bu. Anlamı dışarıda değil, kendi içinde kurabilen insana dair.
Belki de insan olmanın bitmeyen yolculuğu tam da burada başlıyor.
Birine yaklaşmak isteriz ama çok yaklaştığımızda canımız yanar. Uzaklaştığımızda ise üşürüz.
İlişkilerde bu dengeyi bulmak kolay değildir; çünkü hepimiz hem yakınlık isteriz hem de alan.
Bu bölümde Schopenhauer’ın “kirpi ikilemi” hikâyesinden yola çıkarak, ilişkilerdeki sıcaklık ve mesafe arayışını konuşuyoruz.
Bazen düşünceler durmaz.
Ne kadar yorgun olsanız da zihin hâlâ çalışıyordur.
Bu bölümde “overthinking”i, yani aşırı düşünmeyi konuşuyoruz.
Zihin neden durmaz, neden aynı cümleleri döndürür durur,
ve onunla savaşmadan nasıl ilişki kurabiliriz?
From the publisher's feed