
Sign up to save your podcasts
Or


Fatma Yavuz - Bilemezsin Aysel (İshak Edebiyat, 2021)
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"İçimde kocaman bir boşluk var Aysel. Aslında boşluk mu, onu da tam olarak bilmiyorum. Ama yine de bir şeyin yokluğu yani bu bahsettiğim. Neyin yokluğu diye düşündüm elbette. Tahmin edebileceğin üzere aklımda birkaç fikir belirdi fakat ne bileyim ben? İnsan aynada kendisini tanır gibi tanıyamıyor ki hissettiği her şeyi. Hislerini usulca alamıyor ki eline. Şöyle evirip çevirip yoklasın, nedir, ne değildir anlasın. Ama o alıyor beni zaman zaman, çepeçevre kuşatıyor her yanımı, güzel olan ne varsa bende, yutuyor sanki. O saatten sonra hiçbir şey yeterince güzel, yeterince çekici görünmüyor gözüme. Kendimden soğuyorum. Hayat zar zor sürüklediğim, yaşamaktan çok tahammül ettiğim, bir acıya dayanır gibi dayandığım bir şey olup çıkıyor. Şey gibi düşün..."
Nâzım Hikmet - Yaşamaya Dair
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
Müzik: Fatih Çinioğlu - Hicaz Ud Taksimi
I
Öykü: Sabahattin Ali - Kağnı
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Kağnının kenarına tutunarak biraz daha yürüdü. Ayakları birbirine dolaşıyordu. Öküzlere "oooha" diye bağırmak istedi, sesi boğazından çıkmadı, elleri kağnıdan kurtuldu, yere yuvarlandı, tozların içinde tekrar ayağa kalkarak koştu. Karşıdan doğru yeni çıkan serin bir rüzgâr üç etekli entarisini ve şalvarının paçalarını uçuruyor, yırtık yazma başörtüsünü siyah bir bayrak gibi dalgalandırıyordu. Kağnıya yetişemeden tekrar düştü, yüzü yolun beyaz ve kül gibi ince tozlarına gömüldü.
Kağnı, taşlara çarptıkça, üzerinde bağlı ölüyü iki tarafa fırlatarak ve yükselip alçalan uzun, yanık gıcırtılar çıkartarak ve ay ışığının altında ve gecenin sessizliği içinde arkasında hafif bir toz bulutu bırakarak, ağır ağır kendi bildiğine ilerliyordu."
Öykü: Ah Zekeriya! - Figen Savi (İshak Edebiyat, 2021)
Seslendiren: Bakış Kutlu Kurtuluş
"Bileklerinden dirseklerine kadar sık düğmeli, sonrasında karpuz kollu, dik yakalı, diz altı, kloş etekli, krem rengi keten karışımı elbisesiyle pencereden dışarıyı izlerken düşünceliydi Nadire. Salaş topuzundan dökülen tel tel kahve saçlarının arasından parlayan yaldızlarını öpme isteğim yazma şevkimi alevlendiriyordu hep. Savrulmak yerine tutunmuştum imkânsızlığına sevdamın..."
" 9. Kahve "
Söz & Müzik & Düzenleme: Yusuf Can Gökkaya
10 bölümden oluşan bir hikayenin son sözleri... Tam anlayabilmek için demeyeceğim ama biraz olsun içerisine dalabilmek için sırayla dinlenmesi daha güzel geliyor bana. Size de öyle tavsiye ediyorum bu yüzden.
"Son konuşma soruyla bitince kapattın sandım yine. Şarjın bitmiş olmalı. Ne büyük sorun değil mi? Benim tek başıma konuşuyor oluşumun başlangıcı: “Şarjın bitmesi.” Neyse, burada sınırsız sade kahve var. Tek bir farkla: sadece söylemek zorundasın. Hoş, diğer türlü olsaydı, Kendime olacağı için kalkıp da almazdım. Kahvenin had bildiren bir tarafı var ya hatırlıyor musun? Bazı kelimeleri böyle sertleştiren tavrı, Ayak ucuyla insanı kendisine getiren tarafı… Şimdi bunlar olmadan, Şekeri yeni bırakmış birisinin çaydan aldığı tadı alıyormuş gibi bir ân yaşıyorum. Ortalıkta, sadece mideler bulanmasın diye, Ara ara çatallanan bir mozaik pasta da yok mesela. Kapıya bakıyorum, Hadi dendikten sonra, bu kapıdan nasıl çıkılır, onu düşünüyorum. Sanmıyorum bir sigara için kapının yanındaki küllüğün dibinde oyalanacağımı. Planlı gidişler olur elbette ama “İlk uçak nereyeyse, oraya!” repliğini yakıştırırdım bu kapının çıkışına. Nereye olsun mesela? Kırlangıçların şehri… O yeri bilmiyorum, bu yüzden orayı çok istiyorum. Yeni bir köprüden bir yerlere bakabiliriz yeniden mesela. Çimenler, avuç içlerine şekil verebilir istedikleri yerde, istedikleri kadar. Güneş, açıkta kalan her yeri yakabilir özgürce. Su, istediği kadar burnumuza kaçabilir. Tüm yüksek sesler, kulağımızın dibinde bekleyebilir; çınladıkça güleriz. En ucuz pansiyonda uyanıp, en pahalı restoranda bir akşam yemeği yiyebiliriz. Bir tanıdık kemancı ayarlarım ben, dünyanın her yerinde; Sırf bildiklerimizi çalsın diye. Bir martı dilediği kadar yemeklerimizi çalabilir, Bir köpek istediği kadar korkutabilir. Kısacası, hayat her şeyiyle var olabilir. Hayat, görülmesini umduğu çok şey saklıyor hâlâ. Ben, hayata söz veriyorum: Hepsini, tüm sunduğunu göreceğim diye. Ama koşulumu da hayat biliyor. Onun için çok bir şey değil aslında. “Avuç içine düşen bir yağmur damlası.” Bekleyeni mutlu ediyor. Ama o damlayı beklemeyeni çok şaşırtıyor. Damlayı daha çok seviyor sanıyor, damlanın sahibi. Ama o damlayı bekleyeni unutuyor, yine o damlanın sahibi… Çok saçma olacak ama, Converse’lerini giyip konserlere gitmeyi unutanlar, insanlar gibi biraz da. Böyle hep, gerçekten kendi olamadıkları şeylerle birlikteler. Halbuki insanın kendisi, bakmak istediği yerde durmuyor. Bakmaktan kaçındığı yerde bekliyor. Birlikte bakabilmek ya da bakılan o yerin hep içerisinde olabilmek. Hayatın basit mutluluk tarifi… Her şey çok açık, üzerine zorluk serpiştiren bizleriz. Kahvenin son yudumuna bakıyorum şimdi. Son kelimeden sonra, o yudumu alıp, kalkacağım. Tüm kelimeleri sığdırmak için, Uzunca süredir beklettiğim o yudumu. Hâlâ hiçbiri sığmamış gibi hissediyorum. Belki yeni bir kahvede diğerlerini anlatırım. Hoş, bir nefes sesine, ölene kadar anlatırım sanırım. Kahve bahane… Böyle bir yer vardı değil mi? Ama o anları da başka sefere bırakalım. Sonsuzluğa işlenmiş gibi anlar çünkü. Seçmek mümkün değil. Artık kalkmalıyım. Konuşuruz benimle tekrardan. İyi geceler…"
" 8. İsveç "
Söz & Müzik & Düzenleme: Yusuf Can Gökkaya
10 bölümden oluşan bir hikaye... Tam anlayabilmek için demeyeceğim ama biraz olsun içerisine dalabilmek için sırayla dinlenmesi daha güzel geliyor bana. Size de öyle tavsiye ediyorum bu yüzden.
"Merhaba, Kusura bakma tekrardan. Bilmediğim bir yeri bulması çok zor oluyor. Ama bildiğim bir şey buldum, merak etme. “Özel Soslu Bir Köfte.” Her yerde aynı. Bunca zamandır yememiştim, Yiyememiştim daha doğrusu. Ama tanıdık bir şey görünce, Sanki bilindik bir ânı yeniden yaşıyormuş gibi oluyorsun Ve hemen onu eline alıp, tutmaya çalışıyorsun. Yenilik, insana yüklenince anlam olarak, Bu geçmişten farklı bir şey olmuyor, Nefret etsen de hiç önemsemesen de… İnsanın, yeniyi yaşama gibi bir durumu yok bence. Bir hayat var sadece. İstenilen şeyler “bir” olduğu sürece, Sadece “hadi” demesi kalıyor. Yeniyi yaşama, anca bu şekliyle mümkün. Gerisi arayış sadece… Ya da bekleyiş… Çoğu kimse bunu çok seviyor. Bazen kiminle konuşursan konuş, Sadece birisiyle konuşmayı bekliyorsun mesela. Ama başkalarından, ondan duyacaklarını işitemediğin için, konuşmuyorsun. Ve de konuşmadığın için, Beklediğin şeyleri de duyamıyorsun. Dedim ya, tüm her şey beklemek üzerine kurulu belki de. İnsanın çoğu şeyi kaçırışı da bundan. Dünyanın en saçma gerçeği… Elini uzatıyorsun, ama uzattığını söylemiyorsun. Saçma yapan bu değil. Bu hâldeyken, elinin tutulmasını beklemek saçma hâle kavuşturuyor. Sırf bu bekleyiş yüzünden kaç kere ıskaladık hatırlıyor musun? Halbuki “kime ne, hadi!” deyip tutamadık. Peki neden şimdi hâlâ gidemiyoruz?"
" 7. Cam "
Söz & Müzik & Düzenleme: Yusuf Can Gökkaya
10 bölümden oluşan bir hikaye... Tam anlayabilmek için demeyeceğim ama biraz olsun içerisine dalabilmek için sırayla dinlenmesi daha güzel geliyor bana. Size de öyle tavsiye ediyorum bu yüzden.
"Merhaba… Gitmek istediğim yer, Yürüyerek varabileceğim bir yer değilmiş. Taksici sırıttığına göre, Sanırım baya uzakta bir yer. Camlar siyah filmle kaplanmış, çok sıkıcı. İnsan hayallerine, anımsadıklarına bakmayı neden reddeder ki? Görünmek önemsiz, Görmeyi çok sevmeli insan. O yüzden açtım hemen camı. İnsan, o hatırladığı kokuyu, Her yerde bulabileceğini zannediyor. Bildiği her ağacın önünde, Hâlâ anımsadığı şeylerin kaldığını sanıyor. Ama arıyor, bakmaktan da vazgeçmiyor. Görmeyi sevmek dedim ya, İşte tam olarak böyle bir şey… Yanıma bakıyorum, Şurada duran boş koltuğa yani; Hâlâ görmeye devam ediyorum. Özenle ayrı oturuşları görüyorum mesela. Sohbeti bile kısık sesle edişleri görüyorum. Hatta mümkünse konuşmamayı görüyorum taksiden inene kadar. Sahi, filmlerde, dizilerde nasıl denk getiriyorlar o kapı açışlarını, bunu düşünüyorum. Hani erkeğin, kadının kapısını açmasından bahsediyorum. Genelde binerken bunu yapabildiğimi hatırlıyorum. Ama inerken, bir taraf muhakkak trafiğe denk geliyor. Uygun olan yerleri de hatırlıyorum ama bunlardan bahsetmiyorum şu an. Az kalmış, öyle diyor öndeki beyefendi. Hangi sağa dönüş, o yola çıkar yeniden? Nerede inmeliyim, aslında tam olarak bilmiyorum. Sadece iniyorum işte… Beklenmeyi düşlemek de güzel, Hâlâ güzel… Artık iniyorum. İndiğimi görebiliyor musun? Korkma korkma, görmediğini biliyorum. Arayacağım tekrar…"
" 6. Gökyüzü "
Söz & Müzik & Düzenleme: Yusuf Can Gökkaya
10 bölümden oluşan bir hikaye... Tam anlayabilmek için demeyeceğim ama biraz olsun içerisine dalabilmek için sırayla dinlenmesi daha güzel geliyor bana. Size de öyle tavsiye ediyorum bu yüzden.
"Özür diliyorum, kapatmak zorunda kaldım. Yine çok saçma bir olayın içerisinde buldum kendimi. Dillerini anlamadığım iki grubun kavgası ortasında kaldım birden. Tabii kulaklık var ya, hiçbir şey duymuyorum, Ta ki görene kadar. Korkmadım desem yalan olur tabii. İnsan bir irkiliyor. Ama korkulan şey: Arada kalmak, Yaralanmak, Dayak yemek falan değil. İnsan, yarım kalmaktan korkuyor. Gerçekten, biraz önceki ânı düşünüyorum da: Söyleyebileceğim onca şeyi, bir daha söyleme şansını bulamayacak olmam. Birlikte gökyüzüne bakılan tüm yerlere, Bir daha adım atamayacak olmam. Tüm duymayı ümit ettiklerimden, Nefesinde aradığın tüm kokulardan sonsuza dek ayrılacak olmam… Bunu düşünmek bile canımı çok acıtıyor. Sahi, nedir bunu engelleyen şey? Sinir mi? Gurur mu? Umutsuzluk mu? Yoksa, her şey gerçekten çok kolay da Ben mi bilmiyorum? Bir ben mi yalnız düşlemeyi hiç sevmiyorum? Bir ben mi insanın sadece bir kere bu duygulara sahip olabileceğine inanıyorum? Sanmak kolay, yaşamak da öyle… Peki bu gerçek olan mı? Bir taksi gördüm şimdi. Binip arayacağım tekrar hemen. Oradasın değil mi?"
From the publisher's feed

56 Listeners