
Sign up to save your podcasts
Or


Öykü: Refik Halid Karay - Kuvvete Karşı
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Kuvvete Karşı adlı öykü Refik Halid Karay’ ın Memleket Hikayeleri' adlı öykü kitabı içine aldığı fakat 1913 yılında iken Sinop’a sürgüne gönderildiği yıllardan önce yazmış olduğu bir hikâyedir.
Refik Halit’in her bir hikâyesi kendi alanında keşif bir konu, özgün bir yaklaşım , olay ve konular içermektedir. Yazarın bu öyküsü -konusu itibarı ile - gözden kaçırılmış, üzerinde durulmamış hakkında iyi bir tahlil yapılmamış bir öyküdür.
Refik Halit’in bu öyküsü Amerikan şımarıklığı ve Amerikalı denizcilerin Türkiye’deki akıl almaz ahlaksızlıklarını anlatan ve güçsüz bir milletin güçsüz bir ferdinin onlara karşı isyanını dile getiren ilk öykü olması ile dikkati çekmektedir. Öykü daha 1903 yılında Amerika’nın ve Amerikalıların ülkemizde takındıkları lakayt tavırları, umursamaz ve utanmaz hareketleri konu edinmekte, toplumun bu duruma karşı duyduğu ürkekliği, tiksintiyi, ezikliği ve çekingenliği dile getirmektedir.
Öykü Amerikan utanmazlığına bireysel olarak baş kaldıran Suphi’nin sonucu belli olmayan isyanını anlatmıştır. Öykü hem devrine göre anlatımındaki sadelik hem betimlemelerindeki ustalık hem de olayları tasvir edişindeki kıvraklık ve munislik ile dikkatleri çeker.
Öykü ezilmiş Türk kimliğinin şahlanışı ve aşağılanmaya karşı başkaldırısı ile güncellik taşımaktadır. Bir asırdan önce yazılmış bu öykü bu gün de aşina olduğumuz, kaba, hoyrat, terbiyesiz, büyük devlete mensup olmaktan kaynaklanan şımarık Amerikalı portresini oldukça başarılı şekilde tasvir etmiştir. Hülasa aradan geçen bir asırlık geçmişe rağmen ne Amerikalı imajı ne de bu ülke değişmiştir. Öykü bu gerçeğe parmak basmasındaki başarısı ile bu günün ahvallerini önceden faş etmiş olur.
Öykü: Refik Halid Karay - Yılda Bir
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Teselyalı Bekir, Teselya’dan gelmiş bu köyde değirmen işletmektedir. İşlettiği bu su değirmeni köyden hayli uzaktadır. Teselyalı Bekir, karısını da Teselya’da bırakmış bu nedenle kadın özlemi duymakta, aklı fikri de bir kadınla birlikte olmayı düşleyen hayallerle uğraşmaktadır
Teselyalı Bekir’in bu su değirmenine köyden yaşlı kadınlar gelip gitmektedir. İşlettiği su değirmeninin yanına Çingeneler gelip konaklamıştır. Bekir bir bu Değirmenin yakınında konaklayan Çingenelerin yanına ziyarete gider. Çeribaşı buğdayları öğütmesi için Elif adındaki bir kızı Bekir’le birlikte değirmene yollar.
Teselyalı Değirmenci Bekir ile Çingene kızı Elif o gün yakınlaşırlar ve birlikte olurlar. Elif’te Bekir’e karşı ilgisiz kalmamış Bekir ile birlikte olmaktan o da mutlu olmuştur.
Bekir, Elif’e tekrar ne zaman bu değirmene geleceğini sorar. Elif’ de bir yarın göçüyoruz ama seneye yine buraya geleceğiz diye cevap verir.
Eretesi gün Elif ve diğer Çingeneler buradan göçmüşlerdir. Bekir bir sene boyunca hasretle Elif’i beklemeye başlamıştır. Ertesi yıl olmuş göçer Çingeneler Bekir’in değirmeninin yakınlarındaki o yere yine gelip konmuşlardır. Bekir hemen onları ziyarete gider ve çeribaşına Elif’i sorar. Çeribaşı ise Elif’in hasta olduğunu ve Elif’in kasabada kaldığını söyler. Öğrendiğine göre Elif kötü yola düşmüş ve başını bir sürü belaya sokmuştur."
Öykü: Refik Halid Karay - Sarı Bal
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
Sarı Bal hikâyesi, Refik Halid Karay’ın Memleket Hikâyeleri adlı eserinde geçen diğer hikâyeleri gibi çok güçlü bir anlatım tarzına ve olay örgüsüne sahiptir.
Hikâyede, insanların hangi mevkide, hangi görevde olursa olsun ahlaki anlamda bir çöküntüye uğrayabileceği anlatılmaktadır.
Hikâyenin ana hatları Sarı Bal diye adlandırılan bir çengi üzerine kurgulanmıştır. Yazar, bu hikâyesinde Sarı Bal’a olan ilgiyi iki karakter üzerinden ironileştirmiş böylece verilmek istenen mesajı daha net okuyucularına aktarmıştır.
Hikâyenin kelime sıklığı çıkartıldığında seçilen kelimelerin konunun bütünlüğü içerisinde verildiği açıkça görülmektedir. Karay, bu yönüyle de farklılığını ortaya koymuştur. Hikâye tahlilleri çoğu açıdan ele alınabilir. Tahlillerde karakter, mekân, zaman, bakış açısı ve anlatıcı, dil ve üslup gibi unsurlar başlıklar halinde verile gelmiştir.
Hikâyenin kelime sıklığı çıkartılarak yazarın seçtiği kelimelerin konunun bütünlüğüne uygunluğu saptanıştır. Denilebilir ki Refik Halit, eserlerini bir kuyumcu titizliğinde oluşturmuş ve en uygun kelimeyi bulana kadar da bu hassasiyetini elinden bırakmamıştır.
Öykü: Refik Halid Karay - Garip Bir Hediye
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
Hediye gerçekten garip. Bir tıraş fırçası. Her ne kadar fildişi saplı, nakışlı, işlemeli de olsa tıraş fırçası nihayetinde. Hediye olarak bula bula bunu mu bulmuş? Kim, kime, neden, nerede hediye etmiş ki bu fırçayı?
Söz konusu fırça Büyük Savaş yıllarında; Mısır’dan Selanik’e, oradan da İstanbul’daki baba ocağına dönen bir Türk askerine Selanik limanında bir Yahudi tüccar tarafından hediye edilmiş.…. Feridun, Mısır’dan Selanik'e dönüyordu, limana demir atmışlardı. Yolculardan kılıksız bir ihtiyar Yahudi, güvertede dünyadan habersiz, hırs ve heyecan içinde eşyalarını istif etmekle meşgul iken vincin altına girmiş ve tam o sırada demir kancadan kurtulan bir iri denk olanca ağırlığıyla herifin başına inerken o, eşi bulunmaz bir çeviklikle hemen fırlamış, kucaklayınca Yahudi’yi ölümden kurtarmıştı. Fakat yük Feridun’un tam omuzunun yanından asker kaputunu yırtarak geçmişti. Kendine gelen Yahudi eşyalarının arasından bir kocaman kutu açmış, sıra sıra dizilmiş tıraş fırçalarından bir tanesini ayırmış ve ona …. hediye etmişti. Bir de dalga geçer gibi “Değerlidir, kadrini bil, sakın atma, zamanında işine yarar” demişti.
Bir aralık içine öyle bir hüzün, bir ümitsizlik doldu ki hemen oraya çökmek ve ağlaya ağlaya erimek, tükenmek istedi… Aslında aylardan beri dertler, tasalar içinde garip bir baygınlık gelip çatıyor, yüreğinde bir erime, tükenme seziyordu; bu belki bir kalp bozukluğuydu, beklenmeyen bir zamanda ölebilirdi. Ne iyi olacaktı. Keşke şimdi, şuracıkta düşüp kalsaydı, kurtulsaydı…"
Öykü: Refik Halid Karay - Komşu NamusuSeslendiren: Yusuf Can GökkayaŞakir Efendi ile memur adayı Osman Efendi, Eyüp’te memur olarak çalışan ama kendiişlerinden ziyade onun bunun açığını yakalayıp dedi kodu üretmekle uğraşan iki tiptir.Öykü Eyüp’teki işyerlerinde Hamidiye köyünden gelen kayıt memuru Mümtaz Efendi, Şakir Efendi ve hulefadan Osman Bey’in dedikoduları ile başlar.Şakir ve Osman Efendiler, Baki Efendi ile komşudur. Şakir ve Osman Efendiler her gün komşuları Baki Efendi’nin balkonunu ve karısını dikizlemektedirler. Bu iki kafadar önemli bir şey keşfetmişlerdir. Baki Efendi’nin karısı kocası evde iken balkona kırmızı mendil asmakta ama Kocası evde ise bu defa da Beyza mendil asmaktadır.Bu iki kafadarın varsayımına göre balkona asılan mendiller Baki Efendinin karısının gizli aşığına verdiği gizli bir mesaj olmaktadır. Eğer asılan mendil beyaz ise "Baki Efendi evde yok", kırmızı ise " Baki Efendi evde” demek" olduğuna kesinkes inanmışlardır ve her gün bunu konuşup takip etmeye başlamışlardır.Bu durum hiç hoşlarına gitmemiş komşularının namusunun kendi namusları olduğu için mahallenin de namusunu kurtarmak için harekete geçmeye karar verirler.Bunun üzerine Osman Efendi'yle Şakir Efendi, bir akşam Baki Efendi'yi meyhaneye davet ederek durumu ona da anlatırlar. Yemekte iken konuyu Baki Efendi’nin karısına da getirip “ karısının eve adam aldığını” söylerler .Bunun üzerine üçü de meyhaneden çıkıp Baki Efendi'nin evinin karşısında oturan Şakir Efendi'nin evine giderler ve Baki Efendi’nin evini gözlemeye başlarlar. Birkaç saat sonra Baki Efendi’nin evine bir adam girer. Baki Efendi de karısını o adam ile basmak için evine doğru koşturur.Osman ve Şakir Efendi ertesi gün olayın aslını öğrendiklerinde beklemedikleri bir sonuçla karşılaşırlar.
Öykü: Refik Halid Karay - Şaka
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
Refik Halit Karay, Türk edebiyatının önemli yazarlarından birisidir ve kaleme aldığı eserlerde sıklıkla toplumsal eleştiriler yapar. “Şaka” adlı öyküsü de Karay’ın bu yetkinliğini sergileyen bir eser olarak dikkat çeker. Bu hikaye, sıradan bir olay üzerinden toplumsal değerler ve insan psikolojisinin derinlemesine analizini sunar.Hikaye, “şaka” olarak başlayan, fakat zamanla ciddi sonuçlara yol açabilecek bir olay etrafında şekillenir. İki ana karakter üzerinden ilerleyen öyküde, başlangıçta masum görünen bir şakanın, iletişim kopuklukları ve yanlış anlamalar sonucunda nasıl karmaşık hale gelebildiği, beklenmedik olaylara yol açabileceği anlatılır.İlk başta masumane başlayan şaka, giderek kontrol dışına çıkar ve taraflar arasında gerginlik yaratmaya başlar. Bu süreç içinde, hikaye karakterlerin iç dünyalarını, aralarındaki ilişkilerin hangi doğrultuda gelişeceğini, toplumun bu tür olaylara tepkisini işlemektedir.Refik Halit Karay, “Şaka” ile topluma, bireyler arasındaki güvensizlik ve yanlış anlamaların nasıl büyüyerek daha büyük sorunlara yol açabileceğini gösterir.Hikayede işlenen bir diğer ana tema ise, insanoğlunun psikolojik kırılganlığıdır. Şakanın doğası gereği, nasıl kimi zaman tatlı bir anı bırakırken kimi zaman da derin yaralara yol açabileceği üzerinde durulur.En basit görünen eylemlerin bile karmaşık sonuçlar doğurabileceğine vurgu yapılır. Karay, okuyucularını daha düşünceli ve farkında olmaya teşvik eder.
Öykü: Refik Halid Karay - Bir Saldırı
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Boğaziçi’nin Anadolu kıyısındaki ıssız, bayır ve yarı boş köylerinden birinde huysuz bir kış akşamıydı. Ayrıca yağmur yağıyordu. Fakat rüzgar öyle ıslak esiyor ve her tarafı öyle sırsıklam ediyordu ki yokuşlardan sürekli seller akıyor ve oluklardan kesintisiz sular boşanıyordu. Bir haftadan beri sürüp giden bu kapanık ve yaş hava altında ahşap evler sünger gibi rutubeti çekmişler, şişip doymuşlardı; artık suları ememiyorlar, dışarıya veriyorlardı."
Öykü: Refik Halid Karay - Vehbi Efendi'nin Kuşkusu
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
“Vehbi Efendi’nin Kuşkusu” öyküsünde evlenme konusunda tereddütleri olan Vehbi Efendi’ye komşu kızı Hanife ve mahallenin çapkını Kamil’in oynadıkları oyun anlatılıyor.
Refik Halid Karay - Koca Öküz (Kadıköy, 1918)
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Yatsıdan çıkan ihtiyarlar, uzaktan sessizce birkaç karaltının köye yaklaştığını gördüler. Haziran içinde mehtaplı gibi parlak bir geceydi..."
Genç yaşta sürgün edilen Refik Halit Karay, Memleket Hikâyeleri'nde, sürgün yıllarında (1913-1918) gezdiği Bursa, Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik'in coğrafyasını ve bu coğrafyanın insanlarını ele almıştır. Karay Anadolu'yu tasvir ederek toplumsal yaşamı aktarır; hikâyelerin çoğu Anadolu'daki kasaba ve köylerde geçer. Karay'ın bu hikâyelerde en çok işlediği kahramanlar bürokratlardır. Bürokratlar kötü çevre koşullarında mevcut bozukluklara ve ağır bürokrasi şartlarına karşı bir şeyler yapmaya çalışsalar da ortamın geri kalmışlığı onları sindirir ve iş yapmaz hâle getirir. Maupassant tarzında kaleme aldığı eserinde Karay, Anadolu'yu eleştirir fakat bu eleştiri küçümseme değildir.
Kitaptaki hikâyelerden Şeftali Bahçeleri, Karay'ın en beğenilen ve üzerinde en çok çalışma yapılan hikâyesidir. Karay'ın özgün üslubunu yansıtma konusundaki tekilliği kadar içeriğiyle de çarpıcıdır. Memlekete hizmet aşkıyla Anadolu'ya gelen bir bürokratın zamanla ideallerinden vazgeçerek düzene teslim oluşunu anlatan Şeftali Bahçeleri, siyasetin değişmeyen doğasına dair tespitleriyle her dönem güncelliğini korumuştur...
"Sabahattin Ali ve Sosyolojik Göstergeler: Değirmen Öykü Kitabı Örneği"
Aktaran: Yusuf Can Gökkaya
Sabahattin Ali, ilk başlarda sanatı özellikle edebiyatı, “içinde yaşanan cemiyet şartlarının şuurlu veya şuursuz bir ifadesi şeklinde değerlendirirken, daha sonra sanatın bir yansıtma şekli olduğunu reddeder. Yaptığı edebiyatın bir amacının olması gerektiğini kavrar ve daha işlevsel kullanır. Muzaffer Reşit’le yapılan bir konuşmasında edebiyatın sanatkârın düşündüğü ve duyduğu bir fikrin ve hissin ortaya atılması, tamim edilmesi olduğunu söyler. Yani bir nevi propaganda olduğunu belirtir. Hiçbir zaman sanatın maksatsız olduğuna inanmadığını, sanatın bir tek ve sarih bir maksadı olduğunu onun da insanları daha iyiye daha güzele yükseltmek, insanlarda bu yükselme arzusunu uyandırmak olduğunu ifade eder (Reşit, 1936: 264). Ona göre toplum ile sanatkârın karşılıklı etkileşimi vardır. Sanatçıların, yazarların istenilene ulaşabilmeleri için gerçekçi olmaları gerekmektedir. Ancak yaşadığı zamanının sanatçılarının toplum meselelerine eğilmedikleri bunun yerine kendi his ve duyguları içim bir şeyler ürettiklerini belirtmekte ve bundan dolayı da şu an sevilmediklerini ve gelecekte de hatırlanmayacaklarını söylemektedir. Hikâye ve roman türlerinde kalıcılığın sağlanması için oluşturulan kişilerin canlı, vakanın güncelliğini yitirmeyecek tarzda seçilmesi ve işlenmesi gerektiğini işaret eden yazar, bu noktada Türkiye’de bu kriterleri aşmış, iyi denebilecek eser sayısının oldukça az olduğunu söyler (Nazif, 1938: 566).
Sabahattin Ali’nin bir diğer özelliği de samimi olmasıdır. Bunun için “Ben yazılarımda zannedildiğimden daha samimiyimdir ve bunlar benim dimağ-ı hayatımın birer vesikası ve hepsi birden tarihidir. Ben zaten yazılarım da doğrudan doğruya veya bilvasıta hep kendimden bahsediyorum” (Sıtkı, Doğan, 1991: 99-90) demiştir. Genel olarak sanatta eski-yeni tartışmasını lüzumsuz olarak gören yazar, bunun yerine bir eserin değerlendirilmesinin iyi veya kötü ölçütleri temel alınarak yapılması gerektiğini savunur. Eski edebiyat ve halk edebiyatından yararlanma konusunda da açık görüşlü olan yazar, “sanat olmuş ve olacak her şeyden faydalanır” der. Edebi bir metnin ana malzemesi dil olduğu için Sabahattin Ali, eserlerinde dilin kullanımına büyük önem verir. Dilde aşırılığa karşıdır. Dil halk içinde bir iletişim aracı olduğu için, anlaşılır, yalın ve süssüz olmalıdır. Bundan dolayıdır ki kendi eserlerinde kullandığı dil de yalın ve süsten uzaktır. İlk öykü kitabı olan Değirmen’in de dilinin diğer baskılarında sadeleştirilmesini sağlar.
Kaynaklar:
Ali, S. (2016). Değirmen. İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
Karaca, A. (1993). Sabahattin Ali’nin Öykülerinde Toplumsal Konular. Türkoloji Dergisi, 11, 222.
Korkmaz, R. (2016). Sabahattin Ali İnsan ve Eser. İstanbul, Kesit Yayınları.
Moran, B. (1991). Edebiyat Kuramları ve Eleştiri. İstanbul, Cem Yayınevi.
Reşit, M. (1936). Sabahattin Ali ile Bir Konuşma. Varlık, 561, 264.
Sabahattin Ali Konusu 09.10.2022 tarihinde http://www.edebiyatgretmeni-twb.net/sabahattin_ali.htm adresinden erişilmiştir.
Sıtkı, A. - Akın D. (1991). İki Gözüm Ayşe. İstanbul, Ataol Yayınları.
Şenderin, Z. (1996). Sabahattin Ali’nin Eserlerinde Toplumsal Gerçekçilik. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, Kırıkkale. Türk Dil Kurumu, (2005). Türkçe Sözlük. Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
Umran, N. (1938). Sabahattin Ali ile Bir Konuşma. Varlık, 108, 566.
Wellek, R. (1993). Edebiyat Teorisi. (Ö. F. Huyugüzel, Çev.). İzmir, Dergah Yayınları.
Kevin MacLeod adlı sanatçıya ait Almost in F - Tranquillity, Creative Commons Atıf 4.0 kapsamında lisanslanmıştır. https://creativecommons.org/licenses/by/4.0/
Kaynak: http://incompetech.com/music/royalty-free/index.html?isrc=USUAN1100394
Sanatçı: http://incompetech.com/
From the publisher's feed

56 Listeners