
Sign up to save your podcasts
Or


* Özgür Özel, teğmenlerin sloganından rahatsız olanlara tepki gösterdi: Onlar Mustafa Kemal’in askeri
* İstanbul Kadıköy’de en az 20 kedi ve bir köpek zehirlendi, ekipler katilleri arıyor: Hayvanları katlettiler
* Yetersiz beslenmede korkutan tabloyu iktidar gündemine dahi almıyor: Çocuklarımız aç
* Özel, Ankara’da il danışma kurulunu toplayarak partililerin görüşünü aldı, eleştirilere yanıt verdi: Erdoğancılık oynamıyoruz
* Yeni adli yıl törenle açılıyor: Yargının önünde kritik dosyalar var
* İsrail’de muhalefet ve sendikalardan rehine takası için genel grev çağrısı: Netanyahu’ya baskı
* Rusya’dan Türkiye iddiası
* Şimşek, 5 milyon TL ve üzeri vergi borcunu ödemeyeni kamuoyuna duyuracaklarını söyledi: Asıl yüzsüz kayıtdışında
* İktidar çalışanı sistemde tutup emeklilik yaşını yükseltmeye çalışıyor: Çalışırken aç bırakmayın
* Chris Weitz’ın teknofobik gerilimi ‘Sizi Dinliyor’ (Afraid) gösterime girdi
* CSO, 31 yıl sonra Güney Kore’de
* Beşiktaş, Sivasspor’u evinde Immobile ve Gedson’la devirdi: Kartal tam gaz
* Eyüpspor’la deplasmanda berabere kalırken Süper Lig’de henüz gole ulaşamadı: Trabzon 3 puanı unuttu
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında “suç ve suçluyu zincirleme şekilde övme” suçlamasıyla dava açılmasının ardındaki asıl niyeti görmek gerek. Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri İzzet Ulvi Yönter, Feti Yıldız ve İsmail Faruk Aksu’nun Şubat 2022’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdikleri dilekçeyle başlayan davanın iddianamesi, ağır ceza mahkemesi tarafından kabul edilmiş. Buna göre Kılıçdaroğlu için 2.5 yıldan 3.5 yıla kadar hapis ve TCK’nin 53. maddesi kapsamında “siyasi yasak” isteniyor. Neymiş Kılıçdaroğlu’nun işlediği söylenen suçlar? Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu eleştirdiği ifadeler. “FETÖ’nün siyasi ayağını açıklayacağım, özel bir dosya hazırladım” demesine karşın ByLockçu milletvekilleri listesini bugüne kadar savcılıklara teslim etmemesi. İstanbul seçimlerine ilişkin iptal kararı veren YSK üyesi hâkimler hakkında 23 defa “çete” ifadesini kullanması. Kişisel sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “15 Temmuz darbe girişiminin nasıl karşısındaysak menfaatleri için OHAL’i kullanıp 20 Temmuz sivil darbesini yapanların da karşısındayız. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra, Türkiye parti devletine döndü. Haklıdan değil, güçlüden yana olan bu düzenin sürmesine izin vermeyeceğiz” yazması.
Türkiye’de bunları defalarca söyleyen ve yazan yüzlerce siyasetçi ve yorumcu bulabilirsiniz. Ana muhalefet partisi genel başkanı bunları eleştirmeyecek de ne yapacak? MHP’li milletvekillerine sormak gerek; FETÖ’nün siyasi ayağının incelenmesi için muhalefet araştırma önergeleri verirken niye AKP ile birlikte reddettiler?! ByLockçu milletvekilleri konusunda susan iktidar hakkında da suç duyurusunda bulundular mı? Belli ki Kılıçdaroğlu’na yönelik yeni bir tehditle CHP yine karıştırılmak isteniyor. Zaten İmamoğlu’na yönelik siyasi yasak tehdidi de mevcut. Böylece bu iki operasyonla Özgür Özel’in önünü açmak için olanak yaratılabileceğini düşünenlerin sessiz kalması sağlanırken CHP’nin içinde kor halinde yanan ateşin alevlendirilmesi amacı güdülüyor. Aynı anda CHP’nin cumhurbaşkanı adayına ilişkin “kulis” bilgilerinin, daha doğrusu “sızdırılan” bilgilerin medyada öne çıkarılması da dikkat çekici. Anlaşılıyor ki birileri, kamuoyu araştırmalarında birinci parti olarak gözüken CHP’nin iç çekişmelerle boğulmasını istiyor. Türkiye’de siyaseti biraz izleyen herkes, Cumhur İttifakı’nın buradaki hedefini görür.
Aslında ortaya çıkan bu durum, böylesine sinsi bir şekilde hareket eden iktidarın içinde bulunduğu aczi de gösteriyor. Ekonomideki kötü gidişatın durdurulamadığı, yoksullaşmanın tarihte görülmediği kadar arttığı, sığınmacı sorununun toplumsal huzuru sarstığı, adaletsizliğin tavan yaptığı ülkede, tüm bunların baş sorumlusunun partili Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu artık yüksek sesle dile getiriliyor. AKP’nin yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğu çöktü. Ne sokak röportajında iktidarı eleştirenleri hapse atmak ne de siyasi yasak tehditleri ile manipülasyon çabaları işe yarar! AKP ne yaparsa yapsın yolun sonuna gelmiştir. Devlet Bahçeli, bir zamanlar en ağır hakaretleri ettiği, kendisinden altı yaş küçük Erdoğan’ın önünde eğilir duruma gelmiş olsa da... AKP, MHP üzerinden Türk milliyetçisi sağa, Kürt Hizbullah’ının uzantısı, federasyon savunucusu HÜDA PAR üzerinden etnikçilere seslenmeye çalışsa da... AKP’nin eriyen iktidarı, birçok temel konuda birbirinin antitezi olan gerici unsurların görünüşte el ele tutuşmasıyla sürdürülemez. Koyun sandığı ortaya, yapmayın hile, görün bakalım halk ne diyor!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
Dünya bir yalan haber sarmalı içinde; iktidarları, siyaseti, toplumları ve ülkelerde kırılgan istikrarları “düşünce özgürlüğü” yaftası altında hedef alan bir fırtına karakterine dönüşüyor. Küresel teknoloji medya şirketleriyle iktidarlar arasında çatışma, buzdağının ilk dokuzda biri olarak su yüzüne çıktı. Brezilya’da yargı X’in patronu Elon Musk ile aylardır süren karşılıklı cephetavır almanın sonunda, X’i ülke çapında yasakladı. Dahası, VPN ile yasağı aşmaya kalkışacak yurttaşlara ceza davası açabilecek. Mahkemenin istediği X’te Brezilya’ya yönelik yalan haberlerin temizlenmesi ve Brezilya’da milyonlarca dolar kazanan X’in bir temsilci ataması.
Musk, “düşünce özgürlüğü” tehdit altında diyor. Trump’ın seçilmesi için on milyonlarca dolar akıtıyor; İngiltere’de faşist ve ırkçı kalkışma için İngiltere’de iç savaş kışkırtıcılığı yapıyor, İşçi Partisi iktidarına saldırıyor. Musk’a göre “düşünce özgürlüğü”nü kendi düşüncesi temsil ediyor. Sağcı, ırkçılığa ve faşizme kadar uzanabilecek bir düşünce, yalanları, toplumsal kışkırtıcılığı kapsasa bile özgürlük alanı içindedir. X bir sosyal medya teknoloji devidir ve küresel dünyayı sarmıştır. Dünya çapında neredeyse bağımsız iktidardır. Facebook, TikTok ve diğerleri de öyledir, evrensel teknoloji iktidarları.
Şüphesiz insanlar farklı düşünecektir, fakat bir teknoloji devinin sahte haberleri düşünce özgürlüğü adı altında dünyaya dayatması farklı ve ilk kez karşılaştığımız korkutucu bir durumdur. Yapılan paylaşımları kimlerin, kaç kişinin görmesi gerektiği konusunu, mesela X çeşitli algoritmalarla belirliyor; bunu da özgür düşünce paylaşımı diye yutturması ve manipülasyonu ayrı bir konudur. ABD’de teknoloji tekellerinin parçalanması konusunda davalar açılmaktadır.
ABD’nin bazı sağcı teknoloji patronları, hükümetlerin teknoloji devlerine asla dokunmaması gerektiğini düşünmektedir. Onlara dünyayı, insanları, toplumları istedikleri gibi şekillendirmede sonsuz özgürlük. Ne çocuklar korunmalı ne kadınlara yönelik şiddet durdurulmalı ne de sahte haberlere yasaklamalar getirilmeli. Alabildiğine, “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” 18. yüzyıl kapitalizm zamanına geri dönüş. Bu tür teknoloji şirketleri dünyanın yeni devleri ve patronları. Trilyonlarca doların yeni imparatorları. Ne savaş sanayisi ne petrol kralları ne çelik devleri vb. hepsinin iktidarlarını yerle bir etmiş durumdalar. Ülkeleri kimlerin yönetecekleri konusunu da sahip oldukları sistemlerle şimdi belirlemek, söz sahibi olmak istiyorlar.
Instagram’ın ve diğerlerinin insan benliklerini nasıl esir aldığını ve hayatlarının ta kendisine dönüştüğünü, Oksijen’de Mine Şenocaklı’nın röportajını okuyunca dehşete düşmüştüm: “Instagramsız bir yaşamı hayal bile etmemişlerdi, şimdi sanki bir kabus yaşıyorlar. Özellikle Z kuşağının yaşama sevincini elinden almış bu yasak. ‘Yaşadıklarımı anlatmak değil, göstermek istiyorum ben, gösteremiyorum, bu yüzden hayatımı erteliyorum’ diyen 25 yaşındaki S.Y.A., milyonlarca yaşıtının hissettiklerini çok net özetliyor.”
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
* Milyonlar Atatürk’e özlemini ve sevgisini göstermek için alanlardaydı: Senden asla vazgeçmeyiz
* Türkiye, Diyarbakır’da 21 Ağustos’ta kaybolan 8 yaşındaki Narin’den gelecek haberi bekliyor
* Çevre Bakanlığı’nın, İstanbul’da riskli ve rezerv alan seçimine İBB’den tepki geldi: Öncelikleri rant oldu
* CHP’nin tüzük metni milletvekilleri ve Parti Meclisi’ne sunuldu: Taslağa ilk tepkiler
* Erdoğan: Başkomutanım
* Harbiyeliler, mezuniyet töreninde ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ dedi: Atatürk sloganları
* Ukrayna lideri, ilk F-16’larının düşürülmesi sonrası hava kuvvetleri komutanını görevden aldı: Zelenski faturayı kesti
* Gözler Gazze’deki insani arada
* Sosyal medya platformu X’in sahibi Elon Musk’ın hükümetlerle ilişkisi tartışılıyor
* Hesabında 1 milyon liradan fazla parası olan yurtiçi yerleşik mudi 1.6 milyona ulaştı: Dolar ‘milyoneri’ yuttu
* Aon, Uluslararası Çalışan Mobilitesi Raporu’nu yayımladı: Enflasyon ve fiyat artışı çalışana ‘hareket’ kattı
* Opera ve baleye ilgi artıyor
* ‘Mezar hediyeleri’
* G.Saray, Y.Boys hezimetinin yarasını farklı A.Demir galibiyetiyle sardı: Kabusu bitirdi
* Fenerbahçe’nin yeni transferi Sofyan Amrabat’tan, Mourinho’ya övgü geldi: Jose’ye ‘hayır’ denmez
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Daha şaşıracak neyimiz kaldı dedikçe her haberde yeniden şaşırıyorum... Anlatayım. AKP iktidarı daha doğrusu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, vergilere zam yaptıkça kaçakçılık artıyor. Son dönemde kaçak ürünlerin, sahte markaların kullanımı eskiye göre çok arttı. Özellikle alkol ve sigara tüketimi lüks olarak görülüp akıl almayacak bir vergilendirmeye tabi tutuldu. Ev yapımı ve sahte içki arttı. Kaçak sigarada da vatandaş artık 100 yıl önce olduğu gibi kaçak tütünle sigarasını kendisi sarıyor. Anlatmak istediğim tabii ki bu değil. Tütün satanlar hariç kaçak sigara satıcıları bu talebi hemen karşılamaya çalışıyor. Kim yapıyor bu kaçakçılığı? Devletin resmi raporlarında belirtildiği üzere terör örgütleri, çeteler, mafyalar. Daha geçen ay Ticaret Bakanlığı’na bağlı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü Tütün ve Tütün Mamulü Kaçakçılığı ile Mücadele Özel Ekibi’nce, Mersin’de 14 milyon 400 bin dal makaron ve 39 bin 515 mükerrer bandrol olduğu değerlendirilen eşyalara el konuldu. Peki ya kaçakçılığı yapan kolluk güçlerinin içindeki kişiler olursa ne yapacağız? Mersin Emniyet Müdürü M.A’nın kardeşi N. A., geçen pazar günü Mersin’de bir depoya gerçekleştirilen baskında ele geçirilen 10 milyon adet kaçak makaronun sahibi olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Bu gelişmenin ardından müdür jet hızıyla görevden alınmıştı. İşte karşımızda bunun yeni bir örneği var. Adı: Ali Mert. Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı’nda görevliyken yaşanan deprem nedeniyle mazeret tayini ile Adana Suluca Ceza İnfaz Kurumu’nda görev yapmaya başlıyor. Öz abisinin inşaat işlerinden dolayı tanıdığı Adana’da döviz şirketi ve inşaat şirketi sahibi olan F.K. isimli şahıs ile tanışıyor. Bu şahıslar aktif görevde olan Ali Mert isimli kişiye makaron kaçakçılığı teklif ediyorlar. Uzman çavuş Ali Mert, bir süre sonra bu teklifi kabul ediyor ve kendisinin götürmesi için hazırlanan bir kamyon dolusu kaçak makaronu yine aktif görevde olan başka bir askeri personel ile birlikte alıp Ankara’ya yola çıkıyorlar ancak kaçak makaronlar Ankara’daki polislerin uygulamasında yakalanıyor. Ali Mert, gözaltına alınıyor ve F.K. isimli kişinin gönderdiği avukatın telkinleri ile yapılan suçlamaları kabul etmiyor ve yalan ifade veriyor. Ali Mert bu olaydan sonra açığa alınıyor. Kaçakçılar, Ali Mert’in hesabına para yatırıyor ve artık bu işe girdin devam edeceksin diyorlar. Ali Mert teklifi reddediyor. Baskı yapılmaya başlanıyor. Uzman çavuş bu sefer sosyal medya hesaplarından tehdit edildiğini söylüyor ve makaron kaçakçılığının faillerini ifşa ediyor. Bundan sonra abisinin üzerine olan arabası için çalıntı ihbarı yapılıyor ve aracına el konuluyor. Aracını geri almak için gittiği yerde tartışma çıkıyor ve neticesinde teslim etmesi gereken ama teslim etmediği beylik tabancası ile ateş ediyor. İşyeri sahipleri, makaron kaçakçıları Ali Mert’in peşine düşüyor ve Adana sokaklarında kovalamaca yaşanıyor. Ali Mert kaçmak için bir taksiye sığınıyor arkasından yetişen kişiler taksiye ateş etmeye başlıyorlar ve Ali Mert taksinin içinde 4-5 kurşun ile yaralanıyor. Hastaneye kaldırılıyor. Kendisini vuran kişilerden şikâyetçi oluyor. Bir kişi tutuklanıyor. Soruşturma devam ediyor. Bu yaşadıklarını da video çekerek bana gönderdi. Hatta ifade tutanaklarını ve kaçakçı olduğu iddia edilen şahısların iktidar temsilcileri ile çekilmiş fotoğraflarını da yolladı. Kaçakçı olduğu iddia edilen ailenin avukatı Süleyman Kavak da bana ulaştı. Ali Mert isimli kişinin suç uydurduğunu, iftiralarda bulunduğunu bu hususta da kendisinden şikâyetçi olduklarını bildirdiler. Bu kişinin sigara kaçakçılığı yaptığının sabit olduğu müvekkilleri ile bir bağlantısının olmadığını beyan etti. Ali Mert isimli kişinin vurulması olaylarının nasıl olduğunu sordum avukat beye: “Kendi akrabaları arasındaki husumet nedeniyle vurulmuş, avukat herkesin avukatı olabilir” cevabını aldım. Aileyi aradım. Kaçakçılık işini Kahramanmaraş’ta görev yaparken de yaptığını sonradan öğrendiklerini, borçlarının kapatılması için aileyi tehdit ettiğini anlattılar. Ali Mert isimli kişinin araçlarını kurşunladıklarını bu hususta 7-8 defa suç duyurusunda bulunduklarını soruşturmanın devam ettiğini de aktardılar. Aralarındaki iddialar için karar verecek yer mahkemeler. Ancak net olan durum şu ki aktif görev yaptığı dönemde sigara kaçakçılığı yapan, şerefli askeri üniformanın vermiş olduğu gücü kullanarak kaçakçılık yapan kişilerin olması. HAVALA kitabımda da uyuşturucu kaçakçısı polisleri ve savcıları yazmıştım. Genelde araştırdığım konular bana tek bir şeyi gösteriyor. Ülke olarak ekonomi o kadar bozuldu ki hem ahlaki olarak hem de fikren ağır bir çürümüşlük içerisinde bocalıyoruz. Bu yoksullukla çürümeyi nasıl aşarız inanın bilemiyorum.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
Okulların açılmasına çok az bir zaman kaldı. Varlıklı varlıksız tüm aileleri, önümüzdeki eğitim yılının telaşı aldı. Bir tek Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin sessiz ve sakin görünüyor. Haksız değil. Arkasında dağ gibi iki güç var: Biri Beştepe’deki Saray’da ikamet eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, öteki de TBMM bir yana, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, AB Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı dahil sekiz ayrı bakanlığın bütçesinden fazlaya hükmeden Diyanet İşleri Başkanı... O artık sadece “din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle” yetinmiyor, yurtdışında gayrimenkuller de edinip işletiyor. O da yetmediği için, artık Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına da ortak oluyor. Bunu, Bakan Yusuf Tekin’le yaptığı protokoller yoluyla uyguluyor. Nitekim çocuklarını bilimsel bilgiler öğrensin, çağı yakalayacak donanımlarla yetişsin, güvenli, itibarlı bir meslek sahibi olsun, Atatürk’ün kurduğu ve temel ilkelerini koyduğu Cumhuriyet’e layık ve onu yaşatacak insanlar olarak yetişsin düşüncesi ve umuduyla Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullara gönderen aileler, tam tersine bir durumla karşılaşmak endişesi taşıyorlar. Nitekim okullarda, sözde “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” projesi kapsamında imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kuran kursu hocaları, öğrencilere bilime, çağdaş insanlığa, Atatürk Devrimlerine taban tabana zıt şeyler öğretiyor. Daha doğrusu bu proje, geçen eğitim yılında başlatılmıştı. Kesin olarak söyleyebilirim ki bu yıl daha da yaygınlaşmış olarak aynı şeyler yapılacak. Peki aileler, bunu “Kader böyleymiş” diyerek sessiz sedasız seyretmekle mi kalacak? Bugüne kadar tanık olduklarımıza bakarsak üç beş eğitimci ile bir avuç sütun yazarının itiraz sesleri, siyaset kavgalarının gürültüsü arasında boğularak kaybolup gidecek! Oysa daha fazla gecikmeden yapılacak şeyler var. Öğrencilerin eğitim yaşamını izlesin, okulun velilerden beklentilerini karşılasın diye kurulan “okul-aile birlikleri” hâlâ aktifse bu duruma sessiz kalmamalı. Okul-aile birlikleri artık aktif değilse öğrenci velileri örgütlenerek çocuklarının aldığı eğitimi denetleme ve onların zihnini “örümcek ağı” ile dolduracak hamlelere karşı durabilirler. Çocukların okul taksiti, beslenme, donanım ihtiyaçları elbet önemlidir ama zihinlerinin neyle beslendiği, midelerindeki gıdadan çok daha ciddi sonuçlar doğuracak türdendir. Özetle her anne ve her babaya çağrıda bulunuyorum. Lütfen çocuklarınızın geleceğine en az gıdaları kadar önem veriniz. Onların bir siyasi partinin veya bir dini tarikatın yedek kadrosu haline getirilmesine karşı koyunuz. Politikacılarımız karşılarına çıkan sorunları, ikide bir “ulusal beka”mızla ilişkilendiriyorlar. Oysa eğitimimizin “molla” üretir hale gelmesi hayati derecede önemli bir “beka sorunu”dur.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
* Yurttaşlar, ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa, Yaşa Cumhuriyet!’ diye haykırdı: Zafer şöleni
* Soma’da madencileri işten çıkardı: AKP’linin şirketi ihale zengini
* Sokakta iktidarı eleştirdiği için tutuklanan Dilruba kimseye haber verilmeden tahliye edildi: 18 günlük tutsaklık
* Atatürksüz 30 Ağustos hutbesi
* Tüzük değişikliğine hazırlanan CHP’de metin oluşturuldu: İlk taslağın detayları
* Solingen’deki IŞİD saldırısı sonrası Almanya, göçmenleri geri göndermeye başlıyor: Göçte tavır değişiyor
* Tezcanlar, Türk SİHA’sının düşürülmesinin arka planına dikkat çekti: Türkiye karmaşayla yüz yüze
* Mali müşavirlere göre enflasyon düzeltmesindeki yeni karar kaos yaratacak: Muafiyet isteğe bağlı olsun
* Finansal istikrar için çalışmalar sürerken artan faizlerin farklı yansımaları görülüyor: ‘Borç’ gündemi yoğun
* Beyoğlu’nda Barış Günü kutlanacak
* Şişli’de etkinlik serisi
* Sarı-Lacivertliler, Kadıköy’de Alanyaspor’u 3-0’la geçip Süper Lig liderliğini sürdürdü
* UEFA Avrupa Ligi’nde Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın rakipleri belirlendi: Yolumuz açık olsun
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 136: “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” Diyanet İşleri Başkanlığı ve dolayısıyla başkanı, anayasamızın 136. maddesine göre özel yasasında gösterilen hizmetleri Cumhuriyetin laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek yerine getirmek zorundaymış. Buna göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayımladığı ve 2024 yılı Cumhuriyet kadınlarını hedef alan hutbede, beden mahremiyetine vurgu yaparak kadınların yabancı erkeklerin yanında ve evlerinin dışında yüz, eller ve ayaklar hariç bedeninin tamamının örtülmesi gerektiği belirtilip “Uzuvları belli eden dar ya da açık elbise giymek, Rabb’imizin emaneti olan bedenin saygınlığını ihlal etmektir. Tesettür müminin süsüdür, fıtri gerekliliktir” diyor ama diyemez. Diyemez çünkü günümüz sahabe dönemi, kendisi de bir halife değildir. Bu kafayla, DİB başkanı olan zat, fırsatını bulursa İran tarzı ahlak polisi teşkilatı kurar. 24 Ağustos 2024 tarihli Cumhuriyet gazetemizin birinci sayfasında DİB’le ilgili önemli bir haber var: “Diyanet kendini Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerine koydu, ‘seçmeli ders’ için çağrı yaptı. Cennet vaatli hutbe.” DİB’nin bu cumaki hutbesinde, öğrencilerin din dersini seçmesini isteyen Diyanet, “Hassasiyet gösterelim, ahiretimiz cennet olsun” demiş ama kimse cennet garantisi veremez. Okullarda zorunlu din dersleri var, bununla yetinmiyor, seçmeli derslere de el koymak istiyor. Elinde gelse bütün bilimsel dersleri, müzik, beden eğitimi, resim derslerini de kaldıracak. Anayasanın seninle ilgili 136. maddesinde “Cumhuriyetin laiklik ilkesi doğrultusunda” diyor, sen bu maddeyi ayaklarının altına alıp “İslam dini doğrultusunda” yapmaya kalkışıyorsun. Anayasanın 136. maddesi “Bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir” diyor. Sen Cumhuriyet ve devrimlerine düşman bir zihniyetin emir eri oluyorsun. Ayıptır ve günahtır. Bu kadar egoist olma. Aç ve sefilleri de düşün. Bunun hesabı mahşer günü sorulur! Ey haddini bilmez Diyanet, müjde, 24 Ağustos 2024 tarihli Sözcü gazetesinin birinci sayfasında da teşhir olmuşsun. Uzun manşet şöyle: “Profesörler, doktorlar yıllardır çalışıyor ama umut yok... Diyanet’in Atatürk alerjisine aşı bulunamıyor. Cuma hutbesinde zafer haftasına yer verildi. Büyük zaferin mimarı Atatürk’ten söz edilmedi.” Evrenden söz ederken, “yaratmak” anlamındaki “halk” fiilinin sıfatı olan “Halik” (yaratan) sözcüğüne yapıştırırsın ama kazanılan bir zaferin yapanını yani “Halik”ini bir gâvur gibi unutursun. Yuh sana, gayrı milli, düşman dostu nankör. Anlaşılan sen de Çanakkale Zaferi’nin yeşil sarıklıların veya gökten inen meleklerin sayesinde kazanıldığını iddia edenlerdensin ki 30 Ağustos Zaferi’ni kazanan komutanının Mustafa Kemal Atatürk olduğuna inanmıyorsun. Hadi bunu açıkça söyle de ağzına biber sürsünler. Diyanet İşleri Başkanlığı, Çanakkale Zaferi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla yayımladığı hutbelerde 14 yıldır sürdürdüğü “Atatürk’ü anmama” inadını Zafer Haftası’nda utanmadan tekrarlıyor. Son olarak 24 Ağustos 2024 tarihli Cumhuriyet’ten Cengiz Karagöz’ün haberini okuyalım: “Laik eğitimi hedef alan ve uzmanların bütün uyarılarına karşın okullarda uygulamaya konan Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum projesi giderek yaygınlaşırken iktidarın gerici eğitim politikaları devam ediyor. Bunun son örneği de Diyanet’in cuma hutbesinde görüldü.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
Sevgili ve değerli okurlarım, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran 30 Ağustos Zaferi’ni biliyor ve kutluyoruz. Peki ondan hemen sonra neler oldu? Olanları, Mustafa Kemal Atatürk, NUTUK’ta aşağıdaki gibi anlatıyor. Metni, NUTUK’tan seçtiğim önemli parçaları günümüz Türkçesiyle alıntıladığım, Emre Kongar Seçkisiyle NUTUK* adlı kitaptan aktardım.
30 Ağustos’ta yaptığımız muharebe sonucunda (buna Başkomutan Muharebesi adı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık. Düşman ordusu başkomutanlığını yapan General Trikopis de esirler arasında bulunuyordu. Demek ki planladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu. 31 Ağustos 1922 günü ordularımız ana kuvvetleriyle İzmir’e doğru ilerlerken diğer kısımlarıyla da düşmanın Eskişehir ve kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere harekete geçmişlerdi.
Efendiler, Başkomutan Muharebesi’nin sonuna kadar her gün büyük başarılarla gelişen saldırımızı, resmi bildirilerde gayet önemsiz bir harekâtmış gibi gösteriyorduk. Amacımız, durumu olanaklı olduğu ölçüde dünyadan gizlemekti. Çünkü düşman ordusunu bütünüyle yok edeceğimize güveniyorduk. Bunu anlayıp, düşman ordusunu felaketten kurtarmak isteyeceklerin yeni girişimlerine meydan vermemeyi uygun görmüştük. Gerçekten de bizim hareketimizi hissettikleri zaman ve saldırımızdan hemen sonra bize başvurular olmuştu. Örneğin hücum etmekte olduğumuz sırada Bakanlar Kurulu Başkanı olan Rauf Bey’den, ateşkes hakkında İstanbul’dan bildirimde bulunulduğuna ilişkin 4 Eylül 1922 tarihli bir telgraf almıştım. Verdiğim yanıt aynen şudur: Tel, makama özeldir. 5.9.1922 Bakanlar Kurulu Yüksek Başkanlığı’na C. Anadolu’daki Yunan ordusu kesin olarak yenilmiştir. Yunan ordusunun artık yeniden ciddi bir direniş gösterme olasılığı yoktur. Anadolu için herhangi bir görüşmeye gerek kalmamıştır. Ateşkes ancak Trakya için söz konusu olabilir. Dolayısıyla Eylül’ün onuna kadar Yunan hükümeti doğrudan doğruya veya İngiltere aracılığıyla hükümetimize resmen başvurduğu takdirde aşağıdaki koşullar ortaya konularak yanıt verilmelidir. Bu tarihten, yani Eylül’ün onundan sonra yapılacak başvurunun yanıtının başka olma olasılığı vardır. Bu takdirde durum ayrıca bana bildirilmelidir: 1. Ateşkes tarihinden başlayarak on beş gün içinde Trakya 1914 sınırlarına kadar kayıtsız koşulsuz Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin sivil memurlarına ve askeri kuvvetlerine teslim edilmiş bulunacaktır. 2. Yunanistan’daki esirlerimiz on beş gün içinde İzmir, Bandırma ve İzmit limanlarında teslim olunacaktır. 3. Yunanistan, Yunan ordusunun üç buçuk yıldan beri Anadolu’da yaptığı ve yapmakta devam ettiği yıkımı onarmayı şimdiden üstlenecektir. Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkomutan Mustafa Kemal Ordularımız İzmir Rıhtımında İlk Verdiğim Hedefe, Akdeniz’e Vardılar Doğrudan bana iletilen bir telsiz telgrafta da İzmir’deki İtilaf Devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunmak yetkisi verildiği bildiriliyor, hangi gün ve nerede görüşebileceğim soruluyordu. Buna verdiğim yanıtta da, 9 Eylül 1922’de Nif’te! (İzmir, Kemalpaşa) görüşebileceğimizi bildirmiştim. Gerçekten de dediğim günde ben Nif’te bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e varmış bulunuyorlardı.
Bakınız sevgili ve değerli okurlarım, Mustafa Kemal Paşa bu zaferi kime mal ediyor ve nasıl nitelendiriyor: Her aşamasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk subaylar ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kez daha yazan muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık inancının ölümsüz abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
* Kurtuluşa götüren zafer ATATÜRK devrimlerinin de önünü açtı: İzindeyiz
* Uzun zamandır tartışılan soruna çözüm için 2 bin 500 aracın hizmete alınması kabul edildi: İstanbul taksilerinde yeni dönem
* CHP, ‘İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’ sloganıyla afiş hazırlıklarına başladı: 105. yaşımızı kutlayacağız
* Kılıçdaroğlu hakkında ‘suçu ve suçluyu övme’ suçundan iddianame düzenlendi: Hapis ve siyasi yasak isteniyor
* Gümüşhane’de 18.22 hektarlık alanda planlanan maden için ‘ÇED gerekli değil’ kararı verildi: Koza Altın hız kesmiyor
* Deprem bölgesindeki okulların durumu değişmedi: Onarım yapılmadı
* Ekonomiyi soğutmaya dönük politikalar, özellikle tüketiciler ile reel kesimi etkiliyor: Güvende ‘salgın’ günleri
* Mazot, prim ve gübre desteğinin yerini üç yıllık temel destek paketi aldı: Tarımda kafalar karıştı
* Irak ordusu, Kerkük üzerinde Türkiye’ye ait hava aracını vurduğunu açıkladı: Vize kalktı, İHA düştü
* ‘Gazze’de insani ara verilecek’
* 4. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali usta sanatçıları ağırlayacak: İlklerin festivali
* Talat Halman çeviri ödülü başvurusu için geri sayım
* Beşiktaş, Lugano’yu 5-1 yenerek UEFA Avrupa Ligi’nde gruplara kaldı: Kartal tura uçtu
* St.Gallen’e penaltılarla elenip Avrupa defterini kapattı: Trabzon’dan veda
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
From the publisher's feed