
Sign up to save your podcasts
Or


Bu sütunda Arap Emperyalizmi üzerine yayımladığım üç yazıdan sonra, değerli okurlarım, “Hocam Türkiye Araplaştırılıyor mu?” sorusunu sordular. Evet, ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti iktidar eliyle Araplaştırılıyor. İktidar, bu Araplaştırma operasyonunu uzun süredir, parça parça, ilgisiz gibi görünen alanlarda yaptığı değişikliklerle, gayet bilinçli bir biçimde ve müthiş bir deprem halinde, hızla gerçekleştiriyor. Ama sanıyorum, tek tek her alandaki yıkımlara, yanlışlara bakanlar ve bunları eleştirenler, bir bütün olarak Türkiye’nin “Araplaştırılması” operasyonunu gözden kaçırıyorlar. İktidar, bir yandan “ensar” diye savunduğu “sığınmacılar” politikasıyla, öte yandan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında Milli Eğitim’de yaptığı kaydırmalarla ve Tarımda “Tarla Kiralaması” gibi değişikliklerle ve Araplara ilişkin tarihsel gerçeklere aykırı iddialarla, birbirleriyle doğrudan ilişkisi yok gibi görünen alanlarda gerçekleştirdiği nüfus, mülkiyet ve kültür kaymasını, dini inançlar üzerinden de Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla bütünleştiriyor.
Aslında bu operasyon, Erdoğan/ AKP, iktidara geldiği zaman, hemen başladı. Örneğin AKP iktidara gelene kadar yabancılara toprak satışı sadece 61 bin 69 metrekare. AKP iktidara geldikten sonra, 4916 sayılı kanun 19 Temmuz 2003’te yürürlüğe giriyor ve 26.02.2019 tarihine kadar 16 yılda, Araplara toplam 11 milyon 186 bin 601 metrekare taşınmaz satılıyor. Elbette taşınmaz mal satışı ve vatandaşlık, “Araplaştırma” operasyonunun sadece tek bir parçası. Bütün parçalar gibi, tek başına bakıldığında büyük bir tehlike yaratmadığı öne sürülebilir bazı aymazlar tarafından. Ama hemen arkasında, gayri resmi sayılara göre ülkemize gelen 10 milyonu aşkın “düzensiz göçmen” denilen, Arap sığınmacı var. Milli Eğitim’de yapılan değişiklikler var. Tarım politikasındaki mülksüzleştirme ve kiralama atılımları var. Tarihi saptıran açıklamalar var. Atatürk’e, Cumhuriyet’e saldırılar var.
Elbette satılan taşınmazların miktarı da 2019’da belirtilen 11 milyon küsur metrekarede kalmıyor. 23 Temmuz 2020 tarihli haberde yabancılara, son beş buçuk yılda 18 milyon 464 bin 149 metrekare toprak satıldığı belirtilmiş. En çok toprak satın alan ülkeler Ürdün, Suudi Arabistan ve Mısır. 2015-2020 arasındaki dönemde özellikle Kanal İstanbul projesi ile gündeme gelen Katarlılar da Türkiye’den 1 milyon 177 bin 780 metrekare arazi satın almışlar. 30 Kasım 2022 tarihli bir haberde, AKP iktidarında, 20 yılda yabancılara toplam 25 milyon metrekare arazi, arsa, dükkân, daire satıldığı, 280 bin taşınmazın da yabancılara verildiği belirtilmiş. 29 Mart 2023 tarihli bir habere göre, Murat Kurum, sadece 2022-2023 yılı arasında yabancılar tarafından 8 milyon 338 bin 976 metrekare arsa, konut, arazi, işyeri taşınmazın alındığını açıklıyor.
Sevgili okurlarım, iktidarın resmi sayıları bile nasıl sakladığı, nasıl saptırdığı kamuoyunun çok iyi bildiği bir gerçek. Medyadan bölük pörçük topladığım bu bilgilerin tümüne bakıldığında 22 yılda ülkemizin yaklaşık 30 milyon metrekare toprağının Araplara satıldığı anlaşılıyor. Bu gerçek, “Türkiye’yi Araplaştırma” operasyonunun sadece bir yönü. Buna bir de “Düzensiz Göçmen” sayısını, Milli Eğitim’deki Diyanet ve Tarikat protokollerini, müfredat değişikliğini, sahte bir tarih anlayışını, Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve laikliğe yapılan saldırıları, tarikat ve cemaatlerin devlet kuramlarını parsellemelerini, yargıdaki garip gerekçeli kararları ekleyin. Dünkü yazısında Zülâl Kalkandelen’in sözünü ettiği üç olayı, hayatımıza ve hayat tarzımıza yapılan müdahale örnekleri olarak anımsayın. Hepsini din sosu ile bütünleştirin. “Araplaştırma operasyonunu” göreceksiniz!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
Gerçek, bir bilgi değil sanki. İki düşmanın birbirinin üzerine fırlatmak için yerden aldığı taş. Televizyonu açıyorum: “Vaniköy’deki arazi.” Gazeteye bakıyorum: “Vaniköy’deki arazi.” Kanunsuz inşaat, İBB ile AKP’yi karşı karşıya getirdi. Bir tarafta AKP medyası öte yanda İBB medyası. Biri İstanbul’daki bütün inşaatlar 2019’dan sonra yapılmış gibi anlatıyor. Öbürü 2019’dan sonra İstanbul’un toprağı ranttan kurtulmuş gibi davranıyor. Oysa dini beton imanı para olan düzen, boğazda yüzmeye devam ediyor. Gelelim işin aslına... Vaniköy’deki arazi, aslında Malatyalı Cüre ailesinindi. Arazide hem Cüreler’in mülkü hem de kiraladıkları bir başka mülk vardı. 90’lı yılların ortasında, Adnan Oktarcılar burayı kiraladı. 2018’de yapılan operasyonun ardından, Cüreler araziyi Rus Oligark Boris Borisenko’ya sattı. Borisenko’nun “basit tadilat” izniyle yeni inşaat yapması İBB ile AKP’yi karşı karşıya getirdi. Zira söz konusu alan, İBB’ye bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün sorumluluğundaydı. Merak ettim. Acaba söz konusu arazi Oktar dosyasına girdi mi? Cevap: Evet. Şöyle anlatayım... Belediye’nin ‘görmediği’ inşaat Ailenin mirasçısı 1977 doğumlu torun Sinan Cüre; 12 Temmuz 2018 günü, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdi. Tam o sırada Adnan Oktar ve örgütüne operasyon yapılmıştı. Gözaltında çıkarılacakları mahkemeyi bekliyorlardı. Kendisini tanıttıktan sonra, “Basında Adnan Oktar Suç Örgütü’nün ikamet ettiği adresin mülk sahibiyim” diye asıl konuya geldi: “1995 ya da 1996 yılında üniversitede okurken, dedem Mustafa Avni Cüre’nin yanına anılan adrese ziyarete gittiğimde, dedeme ‘Hayırlı olsun burayı kiraya vermişsin’ dedim. O da bana Semih Selman Marangozoğlu diye birine kiraya verdiğini söyledi.” Önce dedesi, sonra babası öldü. 2009 yılından itibaren, Vaniköy’deki arazi ve üzerindeki yapıların sahibi; mirasçılar Sinan Cüre, annesi, iki kardeşi ve amcası olmuştu. Arazinin bir bölümünde Cüre, bir yanında Oktarcıların kiraladığı ev vardı. Gelelim meselenin bam teline. Cüre, hem belediye hem iktidar AKP’nin elindeyken yaşanan çifte standardı polise şöyle anlatıyor: “Ben tavuk beslemek için kendi tarafımda dört tahtadan oluşan çok küçük bir kümes yaptım. Boğaziçi İmar’dan gelen yetkililer, burası boğaz öngörünüm bölgesi olduğu için ‘Çivi dahi çakamazsınız, burayı hemen yıkın’ dediler. Biz de yıktık.” Mal sahibi olan Cüre’nin kümesi bile yıkılırken Oktarcılar neler yaşadı? Cüre devam ediyor: “Fakat mülkümün bir bölümünü kiraladığım Semih Selman Marangozoğlu’nun (bugün firari) yerine, kendileri tarafından, bizim tarafla onların tarafını ayırmak için, aşağıya doğru uzanan çok büyük bir paravan çekilmişti. Boğaziçi İmar yetkilileri buraya hiç müdahalede bulunmadı.” Mesele bir paravanla kalmadı. Cüre anlatıyor: “Ayrıca bir sürü köpek kulübesi de yaptırdılar. Boğaziçi İmar yetkilileri buna da hiçbir müdahalede bulunmadı. Özellikle bizim mülkümüzün dışında kalan yerlerde bu şahıslar demirden kafesler yaptırdılar. Boğaziçi İmar yetkilileri buraya da müdahale etmedi.” Bu kadar da değil. Bekçi neler anlattı Oktarcılar, sadece Cüre’nin arazisiyle kalmamış. Kamunun arazilerine de bakın ne yapmış: “Yolun sonunda da bir otopark yaptırdılar. Burası da bizim mülkümüzün dışında kalan bir yerdir. Hatta önünü de kapıyla kapatıp resmen kendi mülkleri haline getirdiler. Bu şekilde yıllar boyu kullandılar.” Cüre, Vaniköy’de “yöneticilerin görmediği” bir detayı da aktarıyor: “Mülke çıkan yollara, mülkümüzün bize ait olan kısmına da görebilecek şekilde birden fazla kamera koyduklarını sonradan fark ettim.” Kameralar, yolların dışında, Cüre’nin evindeki havuzu bile görüyordu. Bu nedenle kullanmadıklarını anlattı.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Ayçiçeği tarlada kurudu, kokarca böceği fındıkları istila etti: İktidar çiftçiye sahip çıkmadı
* Kadının soyadı hakkını vermemek için yeni bir yönteme daha başvuruyorlar: ‘Tanınmışlık’ detayı
* Tüzük taslağını bu hafta tamamlayacak CHP’de kurultay yaklaştıkça öneriler netleşiyor: Aday belirleme tartışması
* Deprem vergilerini soran İmamoğlu, Adıyaman’da kaldırılmayan enkazı eleştirdi: Yurttaşın çilesi bitsin
* CHP’li Özcan’a kınama cezası
* ‘İstanbul Sözleşmesini imzalamak zorundasınız’
* İsrail ordusu, İkinci İntifada’dan bu yana en büyük baskını düzenledi: En az 9 ölü
* Taliban’a ‘çevrimiçi’ protesto
* İlk 100’lük listelere giren 73 gelir ile 34 kurumlar vergisi rekortmeni kendini sakladı
* Temamız iyileşmek
* 81. Venedik Film Festivali başladı
* Ş.Ligi hayal oldu, Özbek’e istifa çağrısı var, yönetim çatırdadı, Buruk’a tepki çok: Aslan ağır yaralı
* Bronckhorst’tan, bugünkü Lugano maçı öncesi ‘Takviye olacak’ mesajı: Transfer daha bitmedi
* 10 numarada pürüz
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Takip edenler bilir: İki genç başarılı okçumuz Yasemin Anagöz’ün ve Gülnaz Büşranur Coşkun’un mektuplarını önceki Arka Bahçe’de yayımladım. İki isim de spor hayatları boyunca yaşadıkları mağduriyetleri anlatıyorlardı. İşte o mektupta ismi geçenlerden biri de Okçuluk Milli Takımlar Teknik Direktörü Yusuf Göktuğ Ergin’di. Antrenör Ergin de köşemde aktarılan iddialara yanıt vermek istedi. İşte kısaltarak yayımladığım Yusuf Göktuğ Ergin’in o açıklaması: “Yasemin Ecem Anagöz ve Gülnaz Büşranur Coşkun ‘Olimpiyatın Gençleri Projesi’ni ilk kez uygulamaya başladığımız 2013 yılında milli takımlarımıza davet edilmiş, Federasyonumuzun imkânları ile tüm ihtiyaçları karşılanmış ve bugün akla aykırı ithamlarla suçladıkları Okçuluk Federasyonu Milli Takım Teknik Ekibi tarafından yetiştirilmişlerdir. Henüz 14 yaşında iken milli takımlarımızın hazırlık sürecine dahil etmiş olduğum bu iki sporcu ile geriye dönük 10 yıllık çalışma sürecimizde tüm sporcu kariyer planlamalarını yaptım, malzeme tedariklerini sağladım, kendilerine sponsorlar bularak maddi imkânlar yaratmaya çalıştım, eğitimleri ile yakından ilgilendim, kamp programlarına yabancı dil eğitimlerini dahil ederek bu alandaki gelişimlerini sağlamaya çalıştım. Bu süreçte her iki sporcumuz da büyük fedakârlıklarla kariyerlerine devam ederek ülkemize hizmet etmiştir. Zaman zaman ortaya çıkan ‘hedeften ve amaçtan uzaklaşma’ süreçlerinde yine onların yanında olarak spora devam etmelerini sağlayan bizzat benim. Yasemin Ecem Anagöz ilki 2014 yılında Nanjing’de düzenlenen Gençlik Olimpiyatları’ndan 1 gün önce olmak üzere toplamda 6 defa okçuluğu bırakmaya karar verdi. Her seferinde geleceğini düşünmesi, örnek ve güçlü bir Türk kadını olarak en iyi yaptığı işe yani okçuluğa devam etmesi gerektiğini söyleyip ikna eden ben oldum.
“2022 yılında takım halinde önemli başarılar kazanmış olsak da Yasemin Ecem Anagöz bireysel olarak istediği başarıları yakalayamayınca bir kez daha okçuluğu bırakmak istediğini dile getirdi. Ben de bir kez daha bırakmaması yönünde ikna etmeye çalıştım. Takım psikoloğumuzu kendisi ile görüştürdüm. Ancak çabamız yeterli olmadı ve en azından 1 yıl süreyle uzak kalmak istediğini belirterek ayrılma dilekçesini federasyonumuza sundu. 1 yıl süreyle federasyon imkanlarından uzakta kalması ve doğru antrenman yöntemleri ile çalışmamış olması performansında düşüşe sebep oldu. Buna rağmen son yarışmadan önce hâlâ ilk 5 sırada yer alarak, 2024 Milli Takım Aday Kadrosuna girme şansı vardı. Gülnaz Büşranur Coşkun ise son yarışmadan önce zaten 4. sıradaydı. Maalesef son yarışmada gerekli performansı gösteremediler. Benim veya federasyonun bu sporcuların son yarışma gösterecekleri performansa göre bir kural koyabilmemiz nasıl mümkün olabilir? Özellikle, 2022 yılında Avrupa Şampiyonu olduktan sonra, 2023 yılında milli takım aday kadrosunda yer almasına rağmen 3 kişilik asıl kadroya girmeyi başaramayan Gülnaz Büşranur Coşkun, tarafımdan inisiyatif alınarak olimpiyatlara kota veren ilk yarışma olan 2023 Açık Hava Dünya Şampiyonası kadrosuna dahil edilmiş ancak burada da 86. sırada yer alarak kota mücadelesinden çok uzakta kalmıştır.
“Okçuluk Milli Takımı her bir kategori için 3 sporcudan oluşmaktadır. Biz Türkiye sıralamasında ilk 5’te yer alan tüm sporcuları herhangi bir yaş vb. şart aramadan milli takım aday kadrosuna davet ediyoruz. Dolayısıyla, milli takım için ima edilen şekilde bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Bu 5 kişinin dışında kalanlar için 21 yaş altında olma şartı vardır ve bu da bizim ‘Olimpiyatın Gençleri Projesi’ kapsamında 2013 yılından bu yana yaptığımız bir uygulamadır. Bu proje sayesinde Türk okçuluğu tarihinde ilk kez olimpiyat ve dünya şampiyonlukları kazandığı gibi birçok Avrupa şampiyonluğu ve toplamda 372 uluslararası madalya kazanmıştır.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Aynı haftada yaşanan üç olay... Bursa’nın Yıldırım ilçesindeki Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Ergin Kaya Kırbıyık, bir veli toplantısında “Şort giyen öğrenciye de başını örtmeyen öğrenciye de karışırız” dedi. Amasya’da turizm işletmecileri ardı ardına kapanırken, 70 yıllık Ali Kaya Restoran da kepenk indirdi. Turizmciler, son yıllarda içki ruhsatı alamamaktan ve içkili işletmelerin teker teker kapanmasından dolayı Amasya Valisi Yılmaz Doruk’un tutumunu eleştirirken, geçen hafta TÜGVA, İHH, Ensar Vakfı gibi iktidara yakın oluşumların aralarında olduğu Gönüllü Kuruluşlar Birliği (GÖKBİR), “içkili mekânların Amasya’nın manevi atmosferine zarar verdiğini” savunarak kapatılmalarını istedi. Diyarbakır’da CHP İstanbul Milletvekili ve eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi’nin ailesine ait olan bir kafe ve karşısındaki işletmeye “kıyafeti açık kadınların geldiği ve müzik çalındığı” gerekçesiyle üç el yapımı patlayıcı ve silahla saldırı düzenlendi. Saldırıyı düzenledikleri tespit edilen üç kişi önce tutuklandı, bir ay sonra serbest kalınca bu hafta aynı kafeye geldiler ve “bu sokağa açık giyinen kadınların gelmesini istemediklerini” söyleyerek tehditler savurdular, tartışmanın ardından kafe çalışanlarına saldırdılar! Bunlar birbiri ile ilgisiz olaylar mıdır? Hayır!
Türkiye’nin batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine dört bir yanında gericilik kol geziyor! Bu olayların hiçbiri ülkenin genelinde yükselen iktidar destekli yobazlıktan bağımsız değildir. AKP’li cumhurbaşkanının yerel seçimlerden önceki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde “Kimsenin hayat tarzına, yaşayışına, inancına karışmadık. ‘Nefes alamayacaksınız’ diyerek güya kadınları oy vermeye ikna edebileceklerini sanıyorlar” dediği Türkiye, gerçekte kadınların dinci gericiliğin pençesine atılarak her alanda sindirilmeye çalışıldığı bir ülkedir. Herhangi bir şey söyleyerek kadınları ikna etmeye çalışmaya gerek yoktur. Çünkü yaratılan baskıyı evde, sokakta, işte, okulda, her yerde olanca ağırlığıyla ilk hissedenler kadınlardır. İçinde bulunduğumuz ortam öylesine havasız ki burada nefes almakta zorlananlara, o kesif kokular yayan ortamı her gün deneyimleyenlere, “Nefessiz kalacaksınız!” demek de zaten trajikomiktir.
Türkiye’deki temel sorun, Cumhuriyet Devrimi’nin en önemli sacayaklarından biri olan laikliğin siyaset sahnesinde siyasal İslama karşı güçlü bir şekilde savunulmamasıdır. Sözünü ettiğim vahim olaylar olurken bunları ülkenin gündemi yapmayanlar ve seçim için baskı yaratmayanlar sorundur. Herkesin yaşam tarzına karışan, her konuya müdahale eden AKP iktidarının bu yalanıyla yüzleştirilememesinin nedeni, laikliği ağzına almaktan korkan, “İçkili lokantaları, kapalı olmayan kadınları savunursak dindar kesimden ve sağdan oy alamayız” diye düşünen siyasetçilerdir. Dinci sağın havuzuna olta atan sahte demokratların yıkıcı suskunluğu, azgın gericileri cesaretlendirmeye yeten başlıca nedendir! Bu durumda demokratik toplum örgütlerinin sesini yükseltmesinden ve yurttaşların anayasada var olan demokratik protesto hakkını kullanmasından başka yol yoktur. Siyaset sahnesinde koltuk kapmaca yarışına kapılıp halkın sesini duymayanlar Cumhuriyet Devrimi’ni savunmaz!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Özgür Özel, kurultay salonundan iktidar partisi çıkaracaklarını söyledi: Hedef CHP’li cumhurbaşkanı
* Epilepsi hastalarının çilesi stok yetersizliği nedeniyle büyüyor: Bayat ilaç içiyorlar
* Yerel seçimlerden önce açılan hat ‘yolcu yetersizliği’ gerekçesiyle kapatılıyor: Oy yoksa tren de yok
* Diyanet’in sitesinde FETÖ hâlâ referans
* Dilruba’nın doğum günü cezaevinin önünde kutlandı
* Rusya’nın şiddetli füze saldırısı sonrası Ukrayna birlikleri Rus topraklarına sızmaya çalıştı: Savaş tekrar kızıştı
* Ankara’da ‘barış’ mesaisi
* İPA Başkanı Gökce: İstanbulluların yüzde 6.5’i yani yaklaşık 1 milyon 300 bin kişi hiçbir şey yemeden yatağa giriyor
* ‘Bıçak kemiğe dayandı’ diyen işçilerin meydanlardaki mücadelesi yükseliyor: Alandan çekilmeyeceğiz
* İzmir ŞT’de Levent Üzümcü dönemi
* Güldüren ve düşündüren ‘Turuncu’
* Y.Boys’a 3-2’nin rövanşında 1-0 yenilip Şampiyonlar Ligi fırsatını kaçırdı; G.Saray’a vize yok
* Sarı-Lacivertliler, Fiorentina’da forma giyen orta saha oyuncusu için devreye girdi: Amrabat F.Bahçe'ye
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
* 'Adabımuaşeret' dersini inceleyen eğitimciler MEB’in planını açıkladı: İmama okulda ders hazırlığı
* Deprem davasına tartışmalı ekip: ‘Siyasi baskıyla rapor’ kuşkusu
* KYK’ye yerleşemeyen öğrenciler özele yapılan zamlar sonrası çaresiz kaldı: Üniversiteli ‘kapıda’ kaldı
* Bir öğün ücretsiz yemek ve su isteği
* CHP lideri özgür Özel görüş aldı: Eski başkanlarla tüzük toplantısı
* Büyük Taarruz’un 102. yılı yaşandığı topraklarda coşkuyla kutlanıyor: Zafere atılan adım
* Türkiye ve ABD arasında savunma işbirliğine dönük temasların sürdüğü belirtiliyor: F-35 yoklaması
* Gazze için Kahire’deki ateşkes görüşmeleri sonuç vermedi: Umutlar azalıyor
* Mobilyadan düğün salonuna maliyet zengin ülkeleri geçti, en düşük masraf 589 bin lira: Evlilik hayal oldu
* Merkez Bankası verilerine göre imalat ve hizmette sorunlar arttı: Piyasada güven yok
* Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay, “Kel Diva” ile Paris Gymnase Marie-Bell Tiyatro’da
* G.Saray, Şampiyonlar Ligi grupları için 3-2’nin rövanşında Y.Boys’u konuk ediyor: Aslan’ın kritik maçı
* PAOK’tan teklif aldı, Beşiktaş yönetimi de stoperi göndermeye sıcak bakıyor: Colley ile yollar ayrılıyor
* F.Bahçe, yıldız oyuncu Fred’in forma giydiği 26 lig maçında yenilgi yaşamadı: Kazandırmak onun işi
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Bu da oldu! İktidar, ülke topraklarının kiralanması için ilk adımı attı. 22 Ağustos Perşembe günü Resmi Gazete’de “İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Olarak Kiraya Verilmesine” dair yönetmelik yayımlandı. Buna göre iki yıl üst üste ekilmeyen tarım arazilerini bakanlık kiraya verecek, bedeli toprak sahibine aktarılacak. Bu çerçevenin içine her şey sığar. Kiralama ile başlayan satışa kadar gider. Şiddetle karşı çıktığımız, ne pahasına olursa olsun karşı çıkmaya devam edeceğimiz bu süreç bizim ürettiğimiz bir endişe değil. Bu süreç yüzyıllardır sömürgecilerin ülkesine göre uygulama yöntemleri belirlediği, görünümü değişen ama özü değişmeyen bir dayatma. Yönetmelikte kiralayacak kişinin Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olması öngörülüyor ama madencilikte de olduğu gibi bunu aşmak o kadar kolay ki!
İktidar yıllar içinde çiftçiyi üretim yapamaz hale getirdi. İnatla üretimin içinde kalanları pişman etti. Şimdi de bu toprakları çok uluslu şirketlere peşkeş çekmenin adımlarını atıyor. AKP’nin değişmez geleneği şu: Bir alandaki sorunun derinleşmesini sağlamak. Bıktırıcı hale gelince, kendi “çözümünü” dayatmak. Tarım arazilerinin parçalanmışlık başta olmak üzere ciddi sorunları var. Ancak en büyük sorun üreticiyi koruyan, güçlendiren bir tarım politikasının olmaması. Özet şu: Girdilerdeki artış oranıyla, gelirdeki artış oranı arasında on kat fark var! Bu ortamda üretim yapılabilir mi? Yapılamayacağına göre AKP çözümü buldu: Toprakları kiraya vermek! Yıllar önce Nikaragua gezim sırasında karşılaşmıştım. Kahveden muza kadar bereketin fışkırdığı Nikaragua’da üretim alanlarının yüzde 95’i Amerikan Fruit Company’nindi. Bu tablo kahve, kakao, muz gibi üretim alanı olan ülkeler için de çok farklı değil. O yüzden onlara “muz cumhuriyeti” deniyor. Kenya dünyanın en çok tıbbi bitkiye sahip ülkesi. Üç bin kadar. Topraklarının tapusu onlarda ama yabancılara kiralık! Kaç yıllığına olabilir? 999. Kimine 49, kimine 999. Tutturabildiğine! Hıristiyanlık inancında kıyamet habercisi “mahşerin dört atlısı”nda beyaz at İsa’yı ötekiler açlık-kıtlığı, savaşı ve salgın hastalığı temsil eder. Dünya açlık-kıtlık tehlikesine karşı önlem ararken AKP, ülkesinin topraklarını kiraya vermek için fırsat kollayan bir emlakçı gibi. Buğday ihracatında ilk üç şöyle: Rusya, AB, Kanada! Tarım ülkesi diye bir kavram yok, koşulları ne olursa olsun, hiçbir ülke tarımı ihmal etmiyor. Japonya bile!
CHP kadrolarına gerekirse yalvarıyoruz... AKP’nin ülkeyi ne hale getirdiğini, bu politikaların nereye uzandığını millete anlatmaktan başka gündeminiz olmasın. AKP’nin ilk iktidara geldiği günlerde ve devamında “rejim tartışmaları” öne çıktı. Oysa AKP’nin gerçek anlamda açılımı şuna denk geliyordu: Azgın Kapitalizmin Partisi! AKP, uluslararası ilaç tekellerinin arayıp bulamadığı bir adımla, göreve gelir gelmez 2004’te SSK’nin ilaç fabrikalarının kapatan parti. AKP, 2013’te Bütünşehir Yasası’yla köyleri büyük ölçüde ortadan kaldırıp üretimden koparan parti. AKP, kendi üreticisini desteklemek yerine ithalatla terbiye etmek yolunu seçen parti. Zengin toprakların fakir sahipleriydik... Şimdi? Zengin toprakların kira mahkûmlarına dönüşüyoruz. Bunun devamı şudur: Zengin toprakların köle ırgatları!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
İktidar sürekli olarak “gerçeklere aykırı” söylemlerde bulunuyor: Önce bir “Yalan Dünya” inşa ediyor. Sonra da bu “Yalan Dünya”yı, başka tür “gerçek olmayan” söylemlerle korumaya çalışıyor. Son günlerde gündeme gelen “Meclis’te dökülen kan”, “gösteriş müptelası elitistler”, “züppe”, “o.ç.” polemiklerinin ardında, bir “Yalan Dünya” inşaatı ve gerçek dünya karşısında tutunma şansı olmayan bu “Yalan Dünya”nın korunması için başvurulan taktik ve stratejiler arasında, muhaliflerin “düşman” diye nitelenmesiyle eleştirilerin savuşturulması, “dine” ve başka “kimlik”lere başvurulması gibi yöntemlerin olduğuna dikkat edelim. Aşağıda bu “Yalan Dünya” inşaatı ve korunması konusunda iktidarın başvurduğu üç (yalan dememek için) “gerçeklere aykırı” söylem grubunu irdelemeye çalıştım.
Bu “gerçeklere aykırı söylemler” üç türlü: Birinci olarak, kendi niyetleri, yapacakları ve hedefleri hakkında “gerçek olmayan” ifadeler kullanılıyor, gerçekleştirilmeyecek konularda vaatlerde bulunuluyor, propagandalar “gerçek dışı” biçimde yapılıyor. Örneğin temel hak ve özgürlüklerin genişletileceği vaat ediliyor ama tam tersi yapılıyor. Örneğin yönetimlerinin “İleri Demokrasi” rejimi kurduğu söyleniyor ama Parlamenter Demokrasi rafa kaldırılıyor. Örneğin sorunları çözmek, ekonomiyi düzeltmek için tek kişiye yetki verilmesi isteniyor, ama yetki alan tek kişi yönetiminde, sorunlar daha da yaygın ve derin hale getiriliyor. İkinci olarak, yapılanlar, gerçekleştirilenler, yaşananlar hakkında, “gerçek olmayan” ifadeler kullanılıyor. Adeta bir “Yalan Dünya” inşa ediliyor. Örneğin, halkın gelirleri düşerken, geçim sıkıntısı herkesi perişan ederken, refahın arttığı iddia ediliyor. Örneğin, adalet kurumu siyasetin emrine alınıyor ama, yargının bağımsız olduğu öne sürülüyor. Örneğin, yasaklar artıyor ama yasakların kalktığı söyleniyor. Örneğin, yolsuzluklar yaygınlaşıyor ama, önlendikleri söyleniyor. Üçüncü olarak, kendi yaptıkları yanlışları, Demokratik Rejim karşıtlıklarını, kötülükleri, sanki muhalefet yapıyormuş gibi, muhalif parti liderleri ve mensupları suçlanıyor. Örneğin, iktidar, muhalefete, seçmene, en ağır hakaretlerde bulunuyor, küfürler ediyor, ama muhalefet siyasal terbiyeyi bozmakla itham ediliyor. Örneğin, iktidar, küçük ortak MHP’nin aşırı çizgisindeki görüşlerine ve uygulamalarına rehin olmuş durumda ama, muhalefet aşırı görüş sahibi küçük partilerin arkasında sıra olmuş gibi suçlanıyor. Örneğin, iktidar Meclis’te kaba kuvvet, şiddet uyguluyor ama muhalefete “kışkırtıcı” deniyor. Örneğin, iktidar sonradan görme hazımsız bir gösterişçilikte, inanılmaz bir israfla, halkın vicdanını rahatsız edecek bir savurganlıkla yaşıyor, fotoğraflar paylaşıyor, söylemlerde bulunuyor, ama muhalefet gösterişçilikle suçlanıyor.
Özetle iktidar kendi inşa ettiği “Yalan Dünya”yı, gerçek dünyaya karşı “gerçek olmayan” şu üç söylemle korumaya çalışıyor: 1) “Eleştirenler düşmanlarımızdır; dikkate almayın” deniliyor. 2) “Biz ne yapıyorsak, din ve Allah adına yapıyoruz, eleştirenler ‘dinsiz’ ya da ‘emperyalistlerdir’. Dikkate almayın” deniliyor. 3) “Bizim yaptığımız hiçbir yanlış ya da kötülük yoktur, iddia ettikleri bu yanlışları ve kötülükleri aslında muhalefet yapıyor” deniliyor.
İşte “Yeni Anayasa” safsatası da bu “Yalan Dünya”yı gerçek dünyaya karşı korumak için geliştirilen bir başka “gerçek olmayan” söylem kalkanı!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
Ne garip! Aynı taşa bin kez takılıp düşüyorlar. Ancak taş hakkında konuşmamızı istemiyorlar. Yüksek Askeri Şûra kararları ile TSK’nin yeni vitrini belirlendi. Çok sayıda albay da gizli saklı emekli edildi. Bu köşede daha önce YAŞ kararlarını takip eden askerlerin yorumlarını yazmıştım. Genel olarak TSK’deki atama kriterlerinin tarikat, siyaset ve adamı olmaya indirgenmesini eleştiriyorlardı. Yazıdan sonra öğrendim. Haklarında emeklilik kararı verilen albaylar tek tek uyarılmış. Emekli olduktan sonra “Sakın basına konuşmayın” denilmiş. Yapacakları yorumların TSK’yi yıpratabileceği, bu yüzden de susmaları söylenmiş. Bir an geçmişi hatırladım. Bir zamanlar TSK’ye kurulan kumpasları eleştirenler de aynı nedenle suçlanıyordu. 15 Temmuz’dan önce FETÖ darbesi geliyor uyarısı yapanlara da “TSK’yi yıpratıyor” deniliyordu. Bu nedenle eski TSK personellerinden bazılarının orduevlerine girişinin bile yasaklanmasını geçtim... Hükümete yakın Akşam gazetesinde “Karargâhta 40 Paralel Paşa” haberini yapan gazeteci sürüm sürüm süründürülmüştü. Şimdi...
Bunca hataya, bunca kötü deneyime rağmen aynı hikaye tekrarlanıyor. Emekli edilen albayların listesinin yayınlanmadığını, kendilerine tek tek bildirildiğini duyunca “bir bilen”e sormak istedim. Yıllar önce kumpasa uğrayıp sonra emekli edilen emekli Albay Ahmet Zeki Üçok ile konuştum. “Eskiden YAŞ öncesi kimler terfi edecek, kimler emekli edilecek acaba diye tartışılırdı. Şimdi ise bu YAŞ toplantısında hangi Atatürkçü subaylar tasfiye edildi acaba diye tartışılıyor” diye söze başlayan Üçok da geçmişi hatırlattı: “Sadece Balyoz kumpası ile üç yıl içerisinde TSK’nin en değerli 67 general ve amirali ile 200’den fazla devrelerinin en başarılı çoğu kurmay olan albaylarımız tasfiye edildi. Askeri Casusluk Davası kumpası ile de 1000 civarında genç subay, astsubay tasfiye edildi. Tasfiye edilen general ve amirallerden boşalan kadrolara FETÖ’cü askerler terfi ettirildi. Atatürkçü general ve amirallerin yerlerine 2011- 2015 yılları arasında terfi ettirilen general/ amirallerin 152’si 15 Temmuz darbe girişimine katıldı.” Üçok, emekli listesinin yayımlanmamasını da tahmin ettiğim gibi yorumluyordu: “Eskiden emekli edilen albaylar kamuoyu ile paylaşılırdı. Bu yıl özellikle emekli edilen albayların isim listelerinin yayınlanmamasının nedeni kanaatimce kamuoyunda oluşan ‘TSK’de Atatürkçü askerler emekli edilip tarikatlar yapılandırılıyor’ algısına engel olmak.” Fakat Üçok çok kritik bir detaya dikkat çekti: “Jandarma işi bir adım daha ileri götürmüş vaziyette. Jandarma emekli edilen generallerin isimlerini bile yayımlamadı. Tunceli, Bursa, Kahramanmaraş, Bitlis, İzmir il jandarma komutanı generalleri emekli etmişler, haberleri yok. Cumhurbaşkanın yayımladığı kararnamede Jandarma Genel Komutanlığı emrine atandıkları yazıyor.” Üçok bir dizi isim söyleyerek devam etti: “Tümgeneraller Ferdi Korkmaz, Nuh Köroğlu, Engin Çırakoğlu, Tekin Aktemur, Gökhan İnan; tuğgeneraller Eyüp Subaşı ve Osman Kılıç’ı emekliye sevk etmişler, ancak Jandarma Genel Komutanlığı emrine alındıkları yazıyor.”
Üçok bu isimlerin hikâyelerini de anlattı: “Engin Çırakoğlu FETÖ kumpasıyla yıllarca hapis yatmış olan değerli bir arkadaşımızdır. Ferdi Korkmaz 15 Temmuz darbe girişimi sırasında görevli olduğu Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı’nda FETÖ’cüler tarafından esir alındı. 15 Temmuz gecesi Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı’nı FETÖ’cülerden o zamanlar albay olan Nuh Köroğlu geri aldı. Ferdi Korkmaz’ı kurtardı. Şimdi bu arkadaşlarımız emekli edildiler. FETÖ ile mücadelede hangi noktaya geldiğimizi buradan -ne anlıyorsanız- anlayın artık.” Elbette çıkan sonuç “tasfiye” idi. Ancak görünsün istenmiyordu: “Halkımız bu kahraman arkadaşlarımızın emekli edilmeyip Jandarma Genel Komutanlığı’nda görevlendirildiklerini sanıyor.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed