Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • Basın özgürlüğü, ABD, Macaristan, Türkiye - Orhan Bursalı

    Ne kadar benzer öyküler... ABD’nin en etkili gazetesi New York Times’ı yayımlayan A.G. Sulzberger, çok önemli uzun bir makale yayımladı ve Trump iktidara geldiğinde ABD’yi basın özgürlüğü konusunda Orban’ın Macaristan örneğinin beklediğini, Trump ve ekibinin bunun işaretlerini verdiğini yazdı. Sulzberger diyor ki: “Bir demokrasi, bu yüzden gazeteleri kapatamaz veya gazetecileri hapse atamaz. Bunun yerine, vergi yasası, yayın lisansı ve hükümet sözleşmeleri gibi bürokratik araçları kullanarak daha incelikli yollarla bağımsız haber kuruluşlarını baltalamaya girişir. Bu arada, parti çizgisini izleyen haber kuruluşlarını ödüllendirir, onları devlet reklam geliri, vergi muafiyetleri ve diğer hükümet sübvansiyonlarıyla destekler ve dost iş insanlarının diğer zayıflamış haber kuruluşlarını indirimli fiyatlarla satın alarak onları hükümetin sözcüleri haline getirmelerine yardımcı olur.” Devam ediyor: “Orban’ın, Macaristan’ı ‘otoriter bir demokrasi’ olarak yeniden şekillendirmek için daha geniş projesinin temel ayağı zayıflamış bir basındı. Bu sayede Orban gerçeği yeniden yazdı, siyasi rakiplerini zayıflattı, yaptıkları cezasız kaldı ve sonunda ülke ve halkı üzerinde kontrolsüz gücünü pekiştirdi. Bu, dünyanın dört bir yanındaki aşınan demokrasilerde tekrarlanan bir hikâye.”

    Trump basını epeydir halk düşmanı olarak tarif ediyor. Geçen yıl, “Geleneksel medyanın, insanları, şeyleri ve olayları bilerek dürüst olmayan ve yolsuz bir şekilde ele almaları nedeniyle titizlikle incelenecek.” söyledi. Trump’ın önemli danışmanlarından Kash Patel tehdidi daha açık yapmış: “İster cezai ister medeni olsun, peşinize düşeceğiz.” Trump zaten bir Orban hayranı. Kendisiyle görüştükten sonra onu “güçlü akıllı ve şefkatli bir lider” olarak övdü. Yardımcısı ilan ettiği JD Vance da geri kalmadı: “Macaristan, Amerika Birleşik Devletleri için öğrenebileceğimiz akıllıca kararlar aldı.” Trumpçı Heritage Foundation Başkanı Kevin Roberts diyor ki: “Orban’ın Macaristan’ı sadece muhafazakâr devlet yönetimi için bir model değil, modelin kendisi... Sevgili dostlar: Kendi medyamız olmalı.” Macar Başbakan Viktor Orban’ın siyasi direktörü Balázs Orbán daha yakın zamanda deneyimlerinden dersler çıkarmış ve “Bir ülkenin medyasını kontrol eden, o ülkenin zihniyetini ve dolayısıyla ülkenin kendisini kontrol eder” açıklamasını yapmıştı.

    Sulzberger ve arkadaşları Macaristan, Hindistan ve Brezilya gibi diğer otoriter demokrasilerde basın özgürlüğünün nasıl saldırıya uğradığını incelemişler, sonuçları ise şöyle toparlıyorlar: - Kamuoyunda bağımsız gazeteciliğe karşı güvensizlik yaratarak ve bunu üreten insanlara yönelik tacizi normalleştirerek medyaya yönelik baskılara elverişli bir iklim yaratın. - Suç işleyen gazetecileri ve haber kuruluşlarını cezalandırmak için vergilendirme, göçmenlik uygulamaları ve gizlilik korumaları gibi yasal ve düzenleyici otoriteyi manipüle edin. - Hukuki dayanağı olmayan davalarda bile, dezavantajlı gazeteciliğe ek lojistik ve mali cezalar vermek için mahkemeleri, çoğunlukla hukuki davalar yoluyla, etkili bir şekilde kullanın. - Kamu ve özel sektörün diğer kesimlerindeki güçlü destekçileri bu taktiklerin farklı versiyonlarını benimsemeye teşvik ederek gazetecilere ve işverenlerine yönelik saldırıların ölçeğini artırın. - Güç kaldıraçlarını yalnızca bağımsız gazetecileri cezalandırmak için değil, aynı zamanda liderliklerine sadakat gösterenleri ödüllendirmek için de kullanın. Bu sayede, iktidar partisi destekçilerinin mali olarak zayıflamış haber kuruluşlarının kontrolünü ele geçirmesine yardımcı olur.

    Aaa, bunlar başka hangi ülkeyi anımsatıyor size?!

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • Bugün günlerden 'Narin' - Işıl Özgentürk

    Sevgili okurlarım başlığımı okuyup aman korkmayın. Malum “Narin” konusunda yayın yasağı var. Ne kendimi ne de sizleri zora sokmak ister miyim? Ben bugün sadece izlediğim bir filmi anlatmak istiyorum. Filmin adı: Duyulmayanlar! Bir Güney Kore filmi. Film şu dehşet sahneyle açılıyor. Üstü başı yırtık 8-10 yaşlarında bir çocuk gecenin karanlığında tren yolunda ilerliyor, bir süre sonra trenin ışıkları onu aydınlatıyor ve tren çocuğu ezip geçiyor. Gelelim bu çocuk intiharının nereye yakın bir yerde olduğuna. Güney Kore’nin oldukça geri kalmış bir bölgesinde. Burada yoksul sağır ve dilsiz çocuklar için yatılı bir karma okul var. Okulu, devletten gelen parayla ikiz iki erkek kardeş yönetiyor. İşte intihar eden çocuk bu okulda öğrenci. Kendisinden bir yaş küçük kardeşi de o okulda öğrenci. Film konuya uygun olarak siyah beyaz çekilmiş ve sürekli bir karanlık var. İşte bu okula yeni bir erkek öğretmen atanıyor. Gelir gelmez de bu olayın içine düşüyor. Öğretmen çalışkan, çocuklarla ilgili, idealist bir öğretmen. İntihar eden çocuğun neden intihar ettiğini sorgulamaya başlıyor. Ne yazık ki öğretmenin sorduğu sorulara çocuklar başlarını öne eğip hiçbir yanıt vermiyorlar. Korku içindeler. Öğretmen iki okul yöneticisinden de hiçbir şey öğrenemiyor. Bunun üstüne öğretmen bir gece vakti yatılı okula gizlice girip az ışıklı koridorlarda dolaşmaya başlıyor. Ve birden okul hademesinin sekiz yaşlarındaki bir kız öğrencinin kolundan tutup sürüklediğini görüyor. Öğretmen hademeyle kız çocuğunun karşısına geçip hademeye, “Onu nereye götürüyorsun?” diye soruyor, öğretmeni gören kız öğrenci de bir an şaşıran hademenin kolunu ısırıp öğretmene doğru koşuyor ve ayaklarına sımsıkı sarılıp ağlamaya başlıyor. Bu arada hademe kaçıyor. Öğretmen çocuğu bir odaya alıyor ve konuşmaya çalışıyor, kız çocuğu sürekli ağlıyor ve başını kaldırmayarak işaret diliyle yöneticilerden birinin ona sürekli tecavüz ettiğini anlatıyor. Ertesi sabah öğretmen polise gidip durumu anlatıyor. Polis memuru öğretmene gülerek olayı büyütmemesini, o okuldaki çocukların sürekli yalan söylediklerini belirterek hiçbir soruşturma açılmayacağını açık açık söylüyor. Öğretmen dışarı çıkarken genç bir kadın polis, neredeyse ağlamak üzere olan öğretmene durumunu soruyor. Öğretmen anlatıyor. Polis kadın şefine gidiyor, her şeyi anlatıyor. Şef, “Tanık bulsunlar” diyor ve bir yere telefon ediyor. Telefon ettiği kişi okul yöneticilerden biri. Ve sonra polis şefini, okulun müdür odasında müdürden zarf içinde para alırken görüyoruz. Öğretmen ve kadın polis memuru epey uğraşarak okulun yöneticileri için dava açıyorlar. Davada intihar eden çocuğun kardeşi ve öğretmenine sığınan kız öğrenci tanık. Dava devam ediyor, çocuklar işaret diliyle tanıklık ediyorlar. Ağabeyi intihar eden çocuk, gönüllü olarak tanıklık yapıyor. Ağabeyine yapılanları gizlice izlediğini, okul hademesinin kardeşine tecavüz ettiğini söylüyor ve anlattıklarından sonra ansızın bayılıyor. Küçük kızın tanıklık bölümünde tecavüzünü perdede adım adım izliyoruz. Görüntüler öyle etkili öyle can acıtıcı ki ben yerimde duramayıp bağırdığımı, imdat istediğimi anımsıyorum: Tanıklıklara rağmen hâkim soruşturmayı gereksiz buluyor çünkü altı ay içinde terfi edecek, kendini riske atmıyor ve bir hediye paketini kapısının önünde buluyor. Bir kez daha filmin başına dönüyoruz, bu kez intihar eden çocuğun kardeşi tren yolunda ilerliyor. Üstü başı kan içinde çünkü az önce ağabeyine tecavüz eden hademeyi öldürdü. Yürüyor, trenin ışığı bir an onu aydınlatıyor ve sonra karanlık. Filmin son sahnesinde sağır ve dilsiz çocuklar ellerinde intihar eden iki çocuğun resimleriyle yürüyorlar ve polis onlara gaddarca vurmaya başlıyor. Son karede öğretmenin çocukların adlarını umutsuzca haykırdığını görüyoruz. Sevgili dostlarım bizim ülkemizde böyle bir film asla çekilmez. Neden çekilsin ki çünkü biz çocuklarımızı çok iyi koruruz.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • 8 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - Kurdu kuşu din ile öğretecekler

    * MEB, canlı yaşamı için tarikatçı yazarın kitabını referans aldı: Kurdu kuşu din ile öğretecekler

    * Evi basılarak gözaltına alınan Artvin Halkevi yöneticisi Koyuncu tutuklandı: Doğayı savunan hedefte

    * ‘Teğmenlerin temizleneceğini’ söyleyen Erdoğan’a Özel’den yanıt geldi: Millet bunu affetmez

    * Özel, Kasım 2025 için erken seçim çağrısı yaptı, Erdoğan’a meydan okudu: Karşımıza çıkın

    * Yarın yeni eğitim dönemi başlıyor, uzmanlardan okul kantinleri için uyarı geldi: Güvenilir gıda olmalı 

    * Otopsi raporu, Türk aktivist Eygi’nin İsrailli keskin nişancı tarafından kasıtlı olarak vurulduğunu kanıtladı: ABD’ye ‘soruştur’ çağrısı

    * Ekonomideki kriz ortamı ve sürekli düşen alım gücü yurttaşın borç ödemesini zora sokuyor: Kartta ‘batan’ çoğaldı 

    * Faiz indirim deneyi öncesine döndük

    * Tim Burton’ın kült fantastik komedisi Beterböcek’in devam filmi Beterböcek 2 gösterimde: Yaşayanlar ve ölüler  

    * Arada kalmak

    * Tüm alkışlar size

    * Galatasaray kaynıyor

    * Medina Fenerbahçe’de  

    * Montella yine şaşırttı

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz. 

    12 min
  • Özür dilerim - Murat Ağırel

    Özür dilerim. Kullandığımız elektrikten suya, aldığımız cihaza ve ilaca kadar vergisini tıkır tıkır ödeyen biz enayiler adına Engin Polat ve Dilan Polat ailesinden özür dilerim. Namusu ile katma değer üreten, kazandığı kuruşun vergisini veren, yıllarca alın teri ile mücadele edip istihdam sağlayan iş insanları adına özür dilerim. Telefonunu camide şarj ettiğinden kimsenin hakkına girmemek için kullandığı elektriğin parasını camiye bırakan adam adına özür dilerim. Konya’da Maviş Eşme’nin donarak ölen, daha nüfusa bile kayıt ettiremedikleri 40 günlük Ayaz bebek adına özür dilerim. Kocaeli’de “Çocuklarıma bakamıyorsam, çocuğuma bir pantolon alamıyorsam niye yaşıyorum ki?” diyerek cebinde 20 TL ile canına kıyan İsmail Devrim adına özür dilerim. Çok para kazanma fırsatı varken mesleğinin onurunu ve şerefini koruyan, namussuzlara fırsat vermeyen kamu yetkilileri adına özür dilerim. Tonlarca mahsulü tarlada kalan çiftçiden özür dilerim, her gün 10-12 saat mesai yapan işçi kardeşimden özür dilerim. Ne olmuş sanki değil mi? Şunun şurasında 500 milyon TL sahte fatura, 170 milyon lira kendi aralarında sahte fatura kesmişler. Kayıt dışı 500 milyon TL tutmuşlar. Yani 1.2 milyar TL para iç edilmiş. Vergilendirilmemiş. Özür dilerim, bak yine dilim sürçtü; MASAK’taki abilere göre kurumsal olmadıkları için muhasebesel hatalar yapılmış. Ne var bunda, değil mi? Erdinç Özel isminde hastanede çaycılık yapan adam, 72 TL olan sabunu günde 276 defa ayrı ayrı sipariş vererek 16 bin 560 adet sabun satın almış ve 1.2 milyon TL ödemiş. Mesela, birisi arabasının bagajına koyup dağıtmak için binlerce sabun almış! Mesela, kayıt dışı paranın tutulduğu sistemi yazan ve yöneten kişinin 2019 yılında aldığı soğuk cüzdanı MASAK savcı görmemiş, duymamış. Olmayan ürünler için sahte faturalar alınmış, o olmayan ürünler satılmış gibi gösterilmiş ve paralar tahsil edilmiş. Sonra olmayan ama gerçek satılmış gibi gösterilen ürünlere kesilen faturalar iptal edilmiş ama ne hikmetse paralar iade edilmemiş! Ne var bunda, değil mi? Bu arada beraat ederlerse 10 ay cezaevinde yattıkları için devletten tazminat da alacaklar. İnşallah varsa vergisini öderler! Çünkü ön MASAK raporunda yer alan tespitlerin ana raporda yer almadığı, ana MASAK raporunda çıkacak sonucun aylar öncesinde avukatlar tarafından satır satır beyan edildiği, sosyal medya yayınların da altının çizildiği bir süreçti bu yaşadığımız. Gerçekten özür dilerim... Cennet vatanımda adalet kavramı yok, ahlak kavramı yok. Suçlunun, hırsızın arsız olduğu, arsızların hükümdar olduğu bir düzen var artık burada. Bir önceki yazımda “adalet borsası” demiştim. Nasıl da oturuyor yapbozun parçaları. İki iktidar vekili ile poz verdiğinizde, yargı camiasındaki yapılarla yakın olan avukatlarla çalıştığınızda hırsız da olsanız, suçlu da olsanız kazanırsınız. Uyuşturucu baronları, sanal bahis baronları, dolandırıcılar, soyguncular, hırsızlar, tecavüzcüler, katiller, devleti ve kurumlarını soyanlar bu sistemi iyi çözmüş. Ellerini kollarını sallayarak milleti tehdit edip hakaret edebiliyorlar. Uçaklarında, lüks arabalarında, villalarında yaşamlarına devam ediyorlar. Üç kuruş kazanıp yarısını vergi veren emekli, işçi, öğrenci inim inim inliyor. Ben sizlerden de özür dilerim. Yazık bu millete, yazık bu devlete.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • Yargımız meğer bağımsızmış - Oktay Ekşi

    Yeni adli yılın açılış töreni bana sanki kamuoyunda gerektiği kadar ilgi görmemiş gibi geldi. Oysa Yargıtay’ın yeni başkanı Ömer Kerkez’in, yargının sadece çok dosyaya bakmak zorunda olması yüzünden yakınması, yargı mensuplarının daha iyi yetişmesi ihtiyacı, yargılamanın gereğinden fazla uzaması gibi yıllardır duyduğumuz söylemlerden başka önemli bir meselesi yokmuş gibi konuşması yadırganmaya değerdi. Çünkü eski törenlerde Yargıtay başkanlarının tüm sorunları açıkça dile getirdiklerini çok gördük. Keza bir ülkede ancak “kurucu irade” tarafından yapılabilecek “yeni anayasayı”, bugünkü TBMM’nin de yapma yetkisi varmış gibi konuşması, uzun uzun tartışılacak görüşlerdi. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı uzun konuşmada ele alınmaya değer pek çok unsur vardı. Sadece birkaçına değineyim: Cumhurbaşkanının konuşması, belli ki “hukuk” ve “adalet” kavramlarına aşina bir kalem tarafından hazırlanmıştı. Bu herhalde Türkiye’de değil de adalet sistemi oturmuş, yargısı bağımsız, adalet dağıtan personeli bağımsız ve tarafsız; yargıçları coğrafi güvence dahil bir yargıcın sahip olması gereken tüm güvencelere sahip; savcıları resmi sıfatlarına layık yani Cumhuriyet’i korumayı görev bilen bihakkın güven veren insanlardan oluşan bir ülkede yaşayan bir kişi olmalı. Yoksa Erdoğan’ın, tüm hayatı hukuk içinde geçen binlerce kişinin gözlerinin içine baka baka onlara, “devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin başta olmak üzere anayasamızın cumhurbaşkanlığı makamına verdiği görev ve yetkileri harfiyen yerine getirme” görevinden söz ettirmezdi. Çünkü aklına öncelikle, Hatay’dan milletvekili seçilen ama neredeyse bir buçuk senedir hapishaneden bırakılmayan Can Atalay’la ilgili dosyaların başından geçenler gelirdi. En azından Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’ni neredeyse gayri meşru ilan etmesini ve TBMM’nin aynı konuda Anayasa Mahkemesi kararını yok saymasını aklına getirirdi. Ve “Bu kurumlar arasındaki uyum nerede?” diye sorardı. O konuşma metnini yazan eğer Türkiye’de yaşayan biri değil de turist olarak gelen bir yabancı olup cumhurbaşkanına bir konuşma metni hazırlamak zorundaysa içinde: “Adalet sistemimizin etkin, güvenilir, tarafsız ve bağımsız olmasını teminen her alanda tarihi adımlar attık. Bu hedef doğrultusunda son 22 senede yaptığımız reform, düzenleme ve yatırımlara sizler zaten yakinen vakıfsınız” şeklinde ifadeler bulunan bir metin sunmazdı. Çünkü etkin, güvenilir, tarafsız ve bağımsız bir yargının olduğu bir ülkede, değil Anayasa Mahkemesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de birkaç kararla, “O adamı derhal serbest bırakın” diyecek kadar hukuksuzluk yapıldığına karar vererek Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ı savunmak zorunda kaldığını anımsardı. Yaşları 80’i aşmış, sağlığını yitirdiği adli tıp tarafından da kabul edilmiş ve beraat etmiş emekli generalleri tekrar tutuklatıp yıllarca hapiste tuttuğumuzu unutmazdı.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    4 min
  • 7 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - Adalet olmazsa çözüm de olmaz

    * Özel: Bizi bir arada tutan ihale değil, vatan, millet ve Atatürk sevgisi: Adalet olmazsa çözüm de olmaz

    * İktidar Hatay Dikmece’de kamulaştırmadan vazgeçti, olan kesilen zeytinlere oldu: Ağaçlarımızı geri verin

    * Eğitim Sen’den artan okul masraflarına dikkat çekmek için MEB önünde eylem: Aileler çaresiz kaldı

    * HÜDA PAR bu kez ikinci resmi dil istedi

    * ADD, MSB’nin mezun olan teğmenler hakkında soruşturma açtığı iddiasına tepki gösterdi: Mustafa Kemal’in askerleriyiz

    * İsrail askerleri Batı Şeria’da bir gösteriye katılan Ayşenur Ezgi Eygi’yi başından vurdu: Türk aktivist katledildi

    * BRICS kârdan çok zarar getirebilir 

    * 2025 yılında Türkiye’nin merkezi yönetim bütçesinden 14.7 trilyon lira harcanacak: Faize 2 trilyon TL ayırdık 

    * Emekliler TÜİK’e domates fırlattı

    * İstanbul Tiyatro Festivali bu yıl 22 Ekim-19 Kasım tarihleri arasında: Tüm yüzler sahnede

    * Gezen’e ‘onur ödülü’ 

    * Sporcularımız Paralimpik Oyunları’nda madalya rekoru kırdı: Tarih yazdılar

    * Beşiktaş’ta Aboubakar ve Amartey veda edecek: Ayrılıklar kapıda

    * Medina ısrarı

    * G.Saray arayışta

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz. 

    10 min
  • CHP’de tüzük ve program kurultayı - Emre Kongar

    CHP’de her yeni yönetim, yeni bir tüzük ve yeni bir program çalışması yapar. Ben de CHP’nin büyük zaferle, yüzde 41.38 ile çıktığı 1977 seçimleri öncesinde yaptığı böyle bir program çalışmasına katılmıştım. Çalışmayı Bülent Ecevit, Ankara’da Göreme sokaktaki bir dairede topladığı küçük bir grup bilim insanı ile yürüttü. Grubun eşgüdümünü Cahit Kayra yapıyordu. Beni de Cahit Bey aramış ve Bülent Bey ile çalışmaya davet etmişti. Ecevit, parti örgütlerinin yozlaşmasından, parti içi hiziplerden çok şikâyet eden bir liderdi: Özellikle Deniz Baykal-Ali Topuz hizipleri arasındaki çatışmadan yakınırdı. Bu nedenle de en sevdiği politikacı tipi, konularında uzman olan, dürüst, çalışkan ve en önemlisi, parti tabanından gelmeyen, yani parti içi yerel çıkar ve hizip çatışmalarına bulaşmamış, kendisinin partiye davet ettiği genç akademisyenlerdi. İşte “Göreme Takımını” da bu anlayışla, (kendisinin de büyük bir edebiyatçı ve araştırmacı olduğu sonradan ortaya çıkan) Cahit Kayra eşgüdümünde oluşturmuştu. Grubun amacı, “İsmet İnönü sonrası CHP”nin parti programını “Ortanın Solu” anlayışıyla yeniden yazmaktı: Böylece 1977 seçimlerine yepyeni bir imajla gidilecekti. Bilsay Kuruç (DPT Müsteşarı), Gündüz Ökçün (Dışişleri Bakanı), Uğur Korum, Sevil Korum (Milletvekili), Vural Güçsavaş (Maliye Müsteşarı) ve ben grubun sürekli üyeleriydik. Mehmet Kabasakal ve Işın Çelebi, iki genç arkadaş olarak sekreterlik hizmetlerini yürütüyorlar ve tartışmalara da katılıyorlardı. Besim Üstünel bir iki kez İstanbul’dan gelip çalışmalara katılmış, birkaç kez de Turan Güneş uğramıştı. Göreme Sokak Grubu’nun yazdığı yeni parti programında, CHP’nin geleneksel 6 Ok’u aynıyla korunmuş, bunlara koşut olarak şu yeni Altı Ok eklenmişti:

    1) Özgürlük.

    2) Eşitlik.

    3) Dayanışma.

    4) Emeğin üstünlüğü ve bütünlüğü.

    5) Gelişmenin bütünlüğü ve etkinliği.

    6) Demokratikleşme.

    Sağ-Sol terörü altında bunalmış olan ülkede, 1977 seçimlerine bu yeni programla gidildi. En etkili söylem benim bulduğum “Analar, evlatlarınızı oylarınızla koruyunuz” sloganı olmuş ve CHP yüzde 41.38 oyla seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştı!

    Kıssadan hisse: Sevgili okurlarım, CHP’de “Parti içi demokrasi” ilkesi, her dönem, Türkiye’deki bütün partilerin hastalığı olan “Lider Sultası”nı önlemek için savunulur... Ve hiçbir dönem, gerektiği gibi yürürlüğe sokulamaz. Çünkü “Partiler Yasası” ne yazık ki parti içi demokrasiyi geliştirecek bir yapıda değildir. Bu “Tüzük Kurultayı”nda da CHP’deki “Parti içi demokrasi” ilkesinin, ana tema olacağı söylenebilir. Ben ülkemizdeki Demokratik Rejim’in sorunlarını “Demokrasimizle Yüzleşmek” adlı kitabımda uzun uzun irdeledim. Meraklısı bakabilir. “Parti içi demokrasi” ilkesinin en temel uygulaması, adaylıkların önseçim mekanizması ile saptanmasıdır. “Kadın kotası” da gereklidir. Önseçimle çatışmaz. Her iki ilke de birlikte kabul edilebilir.

    CHP’nin ilk kurultayı sayılan Sivas Kongresi’ne saygı olarak Sivas’ta başlatılan bu kurultayda, yeni program çalışmasının da yapılacağı belirtilmiştir. Toplantıya Sivas’ta başlanması, CHP’nin kuruluş değerlerine, “Kuvayı Milliye Ruhu”na geri döndüğü mesajının verilmesi, toplumun bugünkü beklentilerine uygundur. Bu atılıma ilave olarak yeni program için dört çalışma masasından söz ediliyor:

    a) Demokrasi ve Adalet.

    b) Ekonomik Kalkınma, Yeşil ve Dijital Dönüşüm.

    c) Sosyal Devlet, Sosyal Politika.

    d) Göç Krizi, Dış Politika.

    Bence bunlar da önemli sorun alanlarıdır. Yeni programda bu konulardaki ilkeler, korunmaları gereken klasik Altı Ok’a ilave edilmeli, “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti” tanımı ise ana hedef olarak mutlaka muhafaza edilmelidir.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • Emri vereni sorgulayacak cesaretiniz var mı - Barış Pehlivan

    Konu; Murat Ağırel’in öldürülme emri. Acilen yanıtlanması gereken şimdilik on sorum var:

    1-Murat Ağırel’in konuştuğu Emniyet kaynakları, “Zaten sizin infazınıza dair istihbarat notu var” dedi. O istihbarat notu ne zaman yazıldı ve içeriği neydi? Bu istihbarat alındığı andan itibaren neden harekete geçilmedi?

    2-Bu satırlar yazılırken gözaltı sayısı üçe yükselmişti. Videodaki maskeli adam, çekimi yapan kişi ve onlarla birlikte aynı otelde kalan bir başka şahıs yakalandı. Operasyon İzmir’de yapıldı. Bu isimler daha önce takip ediliyor muydu?

    3-Seçimden önceydi. Bu satırların yazarı, Murat Ağırel ve iki gazetecinin daha saldırıya uğrayacağına dair bir iddia ortaya atıldı. O iddianın kaynağı da İzmir’di. Peki, seçimden önceki saldırı hazırlığıyla Ağırel’e yapılması planlanan saldırı teklifinin İzmirli bir gruba ihale edilmesinin bir ilişkisi var mı?

    4-İddiaya göre, gözaltına alınan isimler infaz ihalesi teklif edilen Mahsun Kuruçay’ın hasımları. Peki, Kuruçay’a bu infazı yaptırmak isteyen Ankaralı siyasetçi kim?

    5-Diyelim ki Ankaralı o siyasetçinin ismi öğrenildi. Emniyet ve savcılık o Ankaralı siyasetçinin ifadesini alabilecek mi?

    6-Mahsun Kuruçay’ın infaz teklifini kabul etmediği doğruysa, aynı teklifi kabul eden oldu mu? Olduysa, azmettirici yakalanmadan Ağırel ve ailesi nasıl rahat yaşayacak?

    7-İnfazın teklif edildiği Mahsun Kuruçay cezaevinden rüşvet vererek mi çıktı? Eğer bu iddia doğruysa kime ne kadar para ödedi?

    8-Kuruçay’ın Murat Ağırel’i öldürmesi karşılığında hangi davası nasıl kapatılacaktı? Adliyede hâkimlere etki edebilecek güç kim?

    9-Murat Ağırel’in tehdit edilme süreci Mersin’deki bir uyuşturucu operasyonunu haberleştirmesinden sonra başladı. O uyuşturucunun asıl sahibi Ankaralı siyasetçi miydi?

    10-Sinan Ateş’i öldürme emrini verenle Murat Ağırel’in infazını isteyen aynı kişi mi?

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    4 min
  • 6 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - AKP hedefi tutturamadı

    * İktidar birçok ekonomik tahminini yeni orta vadeli programla güncelledi: AKP hedefi tutturamadı

    * AYM sokak hayvanlarına ilişkin yeni yasa için iptal başvurusunun ilk incelemesini yaptı 

    * TÜSİAD Başkanı Turan, dezavantajlı öğrenci kitlesinin çok geniş olduğuna dikkat çekti: Gençlerimizi kaybediyoruz  

    * ‘Uyum’daki kesintiye tepki

    * Yemin töreniyle ilgili inceleme başlatan Milli Savunma Bakanlığı’na CHP’den sert tepki: Çocukların arkasındayız 

    * Gazetemizin yazarı Murat Ağırel’i videoyla hedef alan şüpheliler suç makinesi çıktı: Tehdit edenler yakalandı

    * Macron, Barnier’i başbakan ‘seçti’ 

    * ‘Anlaşmanın yüzde 90’ı tamam’ 

    * Şeker-İş Başkanı İsa Gök, ‘reform olmaz köklü değişiklik şart’ dedi 

    * Türk tiyatrosunun usta yönetmenlerinden Işıl Kasapoğlu ile yaşamını anlatan belgeselini konuştuk 

    * Sovyet filmi Altın Koza’da

    * Sporcularımız Paris 2024’te dün iki gümüş üç bronz kazanmayı başardı: Paralimpikte madalya avı 

    * Galler’le başlıyoruz  

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz. 

    8 min
  • Almanya ‘karanlığa’ mı dönüyor - Ergin Yıldızoğlu

    Almanya’da, ifade özgürlüğünün, özellikle Doğu Alman mirası, Filistin ve Gazze savaşı gibi hassas konularda baskı altına alınması, giderek daha fazla kaygı yaratıyor. Alman siyasetinin sağa kaydığına dair en belirgin işaretlerden biri, pazar günü yapılan eyalet seçimlerinden çarpıcı bir başarıyla çıkan aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin adeta “önlenemez” yükselişidir. Ancak, Almanya’da, devletin resmi çizgisine muhalif görüşlere karşı artan baskı bu sağa kayışı daha da belirginleştiriyor. Devlet politikaları, merkez partilerin tutumları ve toplumsal baskılar aracılığıyla kendini gösteren bu dinamik, Almanya’nın karanlık günlerini anımsatan bir korku atmosferi yaratmaya başlıyor.

    Alman halkı, Yahudi soykırımına gözlerini kapamıştı. Şimdi de Alman devleti, Holokost’tan kaynaklanan ahlaki bir zorunluluk olarak gördüğü bir yaklaşımla İsrail’e koşulsuz destek veriyor; İsrail politikalarına yönelik eleştirileri antisemitizmle eşdeğer tutarken bu kez Gazze’de yaşanan soykırıma yalnızca gözlerini kapatmıyor aynı zamanda konuşmak isteyenleri de devlet eliyle susturmaya çalışıyor. Alman devletinde İsrail’e ilişkin, egemen “Staatsräson” (devlet mantığı), koşulsuz destek politikası, eğitim sistemine de Filistin’i kamusal söylemden silme çabası olarak yansıyor. Özgür düşünce ve tartışmanın kaleleri olması gereken okullar ve üniversiteler, bunun yerine, Filistin yanlısı duygularını ifade eden öğrencilerin ve eğitmenlerin yasal ve toplumsal baskılarla karşılaştıkları gözetim ve baskı alanlarına dönüşüyor. Bu baskının, yalnızca İsrail yanlısı bir duruşun ürünü değil, kamusal alanda söylemi kontrol etme arzusunun bir parçası olduğu anlaşılıyor. Alman devleti barış ve düzeni koruma kisvesi altında, özellikle resmi anlatıya karşı çıkan bireylerin görüşlerini ifade etme hakkını giderek daha fazla sınırlamaya başlıyor.

    Doğu Alman mirası ve kimliği etrafındaki gündeme gelen tartışmalar da önemli zorluklarla karşılaşıyor. Doğu Almanya’nın mirası, kültürü, yazarları sanatçıları ana akım söylemde sıklıkla olumsuz bir şekilde betimlemenin ötesinde, eski Doğu Almanya’da yaşamış olanların deneyimleri, bakış açıları hakkında nüanslı tartışmalar da susturuluyor. Bu susturma çabaları doğrudan komünizm ve sosyalizm, dolayısıyla kapitalizm dışında olası toplumsal seçenekler üzerine konuşma alanlarına da bulaşıyor. Doğu Alman tarihinin ve kimliğinin bu şekilde silinmesi, Demokratik Alman Cumhuriyeti dönemini yaşamış olanlar arasında bir yabancılaşma ve dışlanma hissi yaratıyor. Kamusal alanda bu seslere yer verilmemesi, Almanya’nın kendi tarihinin karmaşıklıklarını ele almaya yönelik daha geniş bir isteksizliğinin de sonucudur. Geçmişte ifade özgürlüğünü şiddetle bastırmış, bir soykırımı halkının gözünde doğallaştırmış “Staatsräson” yine kendince hassas konular olarak gördüğü alanlarda ifade özgürlüğünü baskı altına alıyor, entelektüelleri, sanatçıları susturmaya çalışıyor, yine bir soykırımı halkından saklamaya çalışıyor.

    “Bu gidiş nereye” sorusu, merkez partiler çözülürken faşist akımların AfD çatısı altında toplanmaya başlamasıyla gündeme gelmişti. AfD’nin yükselişi genellikle ekonomik faktörlere ve siyasi kuruluşlardan duyulan memnuniyetsizliğe bağlansa da bu daha derin bir sürecin semptomu: Devlet ve toplum, özellikle tartışmalı konularda muhalif görüşlere karşı giderek daha hoşgörüsüz hale geldikçe daha fazla insan, statükoyu bozma sözü veren partilere yöneliyor. Sosyalist, komünist seçeneklerin bastırıldığı bir ortamda, bu yönelimin gittiği adres AfD gibi faşist partiler oluyor. AfD’nin tüm Almanya çapında ama özellikle doğu eyaletlerinde güçlenmeye devam etmesi, ifade özgürlüğünü baskı altına almaya çalışan “Staatsräson” ile birleşince, Alman toplumunda kutuplaşma derinleşirken konu da ister istemez “süreç olarak faşizm” olgusuna geliyor.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
    ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.