Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • Hani kalbin kuruyacaktı - Barış Pehlivan

    “Siz Deniz Feneri için neler söylediniz... Bakalım ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyasının altından neler çıkacak... O paralar nerelere gidiyor?” Savcı Fikret Seçen, gözaltındaki şüpheli Tijen Mergen’e söylüyordu bunu. Sözde terör örgütü şüphelisi Mergen, Milliyet gazetesinin icra kurulu üyesi ve “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasının koordinatörüydü. “Narin okul yerine toprağa gitti. Narin’in tabutuna okul önlüğü yerine gelin duvağı kondu. Narin’i ‘baba yarısı’ amca öldürdü. Narin’i gömdü, sonra namaz kıldı...” Günlerdir bunun gibi cümleleri okuyoruz. Hepsi doğru. Lakin yine hepsinde büyük bir eksik var. Öyle ya, “Unutursak kalbimiz kurusun” diye ant içmeyi de ve yine hep unutmayı da çok seviyoruz. İç titreten ağıtlar yakmayı da görkemli sözler paylaşmayı da çok iyi beceriyoruz. Ama işte yalnız Narin’in olmadığıyla da neden Narin’in yalnız bırakıldığıyla da bir türlü yüzleşemiyoruz. Halbuki 2009’da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bütün şubelerine ve Milliyet gazetesine yapılan polis operasyonu, Narin’in ölümünden bağımsız değildi. Türkan Saylan’ı hatırlayın. “Kız çocuklarını okutmak zorundayız, onların okuması Türkiye’de devrim yaratacak” diyordu. Bu devrimin taşlarını döşemek için ÇYDD on binlerce kız öğrencinin elinden tuttu; çocuk yaşta gelin yapılmak istenenlerin kendi ayakları üstünde durabilen kadınlar olmasını sağladı; onlara burs, yurt, kalem verdi. Madem ilericilik devrimi içindi bu, karşıdevrim de gereğini yapmalıydı. Yıkımı o zamanın makbul tarikatı Fethullahçılar eliyle başlattılar. Bilir misiniz, ÇYDD davasında suç unsuru olarak şu tespit yer aldı: “Türkan Saylan’ın başkanlığını yaptığı ÇYDD, Türkiye’nin her kesiminden özellikle de kız öğrencilere okuma bursları verdi.” Ya bugünün ÇYDD Genel Başkanı Ayşe Yüksel’i tutukladıkları belgede şunun yazdığını hatırlar mısınız: “Doğu illerinde üniversiteyi kazanan çocuklara burs verilmesine yardımcı olduğu ve teşvik ettiği telefon konuşmalarından anlaşıldı.” Cehalet yerine sen örgütlen Düşünün... Milliyet gazetesi 2005’te ÇYDD ile birlikte bir kampanya başlattı: Baba Beni Okula Gönder. Adından da anlaşılacağı üzere, kampanyanın amacı gelecekleri elinden alınan kız çocuklarını kazanmak içindi. Kampanya sayesinde 33 yurt ve 12 okul yapıldı, binlerce kız çocuğuna burs sağlandı. Öyle ki tüm yurtta yeni bir bilinç yeşeriyordu. Haliyle, bu atmosfer Fethullahçıların eğitimde örgütlenmesinin önünde engeldi. Diğer yandan, Deniz Feneri davasında Milliyet’in haberciliği de iktidarın büyük öfkesini çekmişti. Böyle olunca ÇYDD’yi kriminalleştirecek ve kampanyayı sönümlendirecek operasyon yapıldı. Ah nasıl unutulur, Türkan Saylan’dan ve ÇYDD’den hoşnutsuzluğu sır olmayan dönemin AKP’li milli eğitim bakanı, bugünün pek “demokratı” Hüseyin Çelik’ti. Sonrası malum... ÇYDD’nin burs bilgilerinin yer aldığı bilgisayarlara uzun yıllar el kondu. Milliyet derneğin isminden korktu, kampanya sona erdi; nihayetinde gazete de satıldı ve etkisizleştirildi. O günkü kumpaslar ise görünürde bitti. Kumpasçı polislerin sanık olduğu dava devam ediyor, yargı mensupları ise halen yargılanmadı. Lakin benzer süreç aktörleri değişerek devam ediyor. Zira, Fethullahçıların koltuğuna başka cemaatler oturdu. ÇEDES projesiyle okullara tarikat şeyhleri sokuldu. Çağdaşlığın yerine cehaletin örgütlenmesi sağlandı. Demem o ki... Bugün yalnız Narin değil ve Narin yalnız ise bunda, hafızasızlığımızın da sadece ağıt yakmamızın da örgütsüzlüğümüzün de örgütlenenlere destek vermeyişimizin de payı var.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • Eylüldeki yıldönümleri - Altan Öymen

    Geçen yazılarımda, yakın tarihimizin eylül ayındaki önemli günlerine değinmiştim. O yazıdan bu yana o önemli günlerden bazılarının anma törenlerine katıldım. Tarih sırasına göre biri, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin 4 Eylül 1919’daki kuruluş kongresinin 105’inci yıldönümüydü. O kongre bir başlangıç kongresiydi. Hem Kurtuluş Savaşımızın merkezi yönetiminin kuruluşunun başlangıcıydı. O vakte kadar ülkenin birçok yerinde harekete geçen, “işgale direniş” hareketlerinin artık bir araya getirilmesi sürecine girilmişti. Hem de o hareketin ülke çapındaki siyasi yönetimini üstlenecek olan “Halk Fırkası”nın temelini oluşturacaktı. Tabii bir de dört yıl sonra Ankara’da “siyasal parti” haline gelişinin yıldönümü var. O da 1923 yılının 9 Eylül günü. Ben bu yıl ikisine de katıldım. Ve bundan çok mutluluk duydum. Tabii 9 Eylül günü, aynı zamanda Milli Kurtuluş Savaşımızın fiilen sona erdiği, İzmir’in işgalden kurtarılması günü. O da yakın tarihimizin önemli günlerinden biri. Onun da bu yıl da çok büyük katılımlarla ve coşkulu törenlerle kutlandığını televizyonlardan izledim. Tüm yurttaşlarımıza kutlu olsun.

    Katıldığım törenlerdeki izlenimlerime gelince... 4 Eylül’de Sivas’ta, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluş gününün 105’inci yıldönümü törenine katılan “devlet erkânı” arasında Meclis Başkan Vekili Celal Adan ile Sivas Valisi Yılmaz Şimşek ile belediye başkanı Adem Uzun vardı. Cumhurbaşkanı bir kutlama mesajı göndermişti. CHP dışındaki partilerden de BBP Başkanı Mustafa Destici ile AKP TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler katılmıştı. CHP ise o resmi devlet töreninde genel başkanı Özgür Özel başta olmak üzere, kendi protokolündeki kişilerin tümüne yakınıyla birlikte genel ve yerel yöneticilerinden geniş bir katılımla yer almıştı.

    Sivas’taki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğindeki kuruluşundan sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunda da etkili çoğunluğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin üyeleri oluşturuyordu. Türkiye Büyük Millet Meclis ordularının da başkomutanlığına seçilen, Mustafa Kemal Paşa’nın yönetimindeki Meclis, Türkiye’nin işgal altında kalmayan bölgelerini doğrudan doğruya yöneten, işgal altında bulunan bölgelerini ise işgalden kurtarmayı hedefleyip o hedefe ulaşmayı başaran Meclis’ti. Savaşın zaferle sonuçlanması başarıldıktan sonra, barış düzenine ulaşmak da gene o Meclis’in görevi oldu. O görevin yerine getirilmesi de artık güvenlik önlemleri ihmal edilmeden sürdürülecek siyasal çalışmalarla mümkün olacaktı. O çalışmaların yürütülmesi için de, bir siyasi partiye ihtiyaç vardı. O partinin kurulması da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir siyasal partiye dönüşmesiyle sağlandı.

    1922’nin gene bir eylül günü, İzmir’in de düşman işgalinden kurtulduğu günün yıldönümü olan, 9 Eylül 1923 günü Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında ve cemiyet üyelerinden bir kısmının katılımıyla, dönemin İçişleri Bakanlığı’na bir dilekçe verildi. Yeni parti resmen kuruldu. İlk adı Halk Fırkası’ydı. İlk hedefi başkanlarının yönetimi altında Cumhuriyetin kuruluşunu sağlamaktı. O aşama da tamamlandı. 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyetin cumhurbaşkanlığına o zamanki adıyla “reisicumhurluğu”na yeni partinin de başkanı olan Mustafa Kemal Paşa seçildi.

    29 Ekim’de “cumhuriyet”in ilanı Meclis’teki yeni Halk Partisi Meclis Grubu’nun katkısıyla gerçekleştikten sonra, cumhurbaşkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa, partisindeki liderlik görevini fiilen İsmet Paşa’ya devretmiştir.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • 11 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - Kız çocukları çifte kıskaçta

    * Ailenin izin vermemesi ve evlendirilme nedeniyle okulu bırakıyorlar: Kız çocukları çifte kıskaçta 

    * Antalya’nın Muratpaşa-Konyaaltı falezlerinin bir bölümü ‘kesin koruma’ kapsamından çıkarıldı: Artık hassas değil

    * Cemaate karşı uyardı, sürgün edildi

    * İmamoğlu’ndan ‘ahmak davası’ kararının iptali için istinafa mütalaa: Ceza anayasaya aykırı 

    * TBB’nin deprem bölgesi raporunda ‘Belediyeler tasarruf tedbirleri dışında tutulmalı’ dendi 

    * Tel Aviv’den Eygi itirafı

    * İsrail, ‘güvenli bölge’ ilan ettiği El Mevasi’yi vurdu: En az 40 Filistinli öldürüldü 

    * Solakoğlu: Bir iki yıl önce tıklım tıklım dolu olan ahırlarda şu anda kapasite yüzde 10’a düştü 

    * Türkiye’nin en büyük şirketlerini bünyesine alan Varlık Fonu tura çıkıyor: Körfezde para arayacaklar

    * Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi Teoman Südor yapıtlarında doğa temalarını kullanırdı: Fırçanın ustasını yitirdik

    * TEB 31. Tiyatro Ödülleri adayları belli oldu

    * Kerem’in Milli Takım performansı akıllarda soru işareti yarattı: Pişman eder mi

    * Trabzonspor’a imzayı atan Şenol Güneş lig yarışı için iddialı konuştu: Şampiyonlukta varız

    * Kostic, Mourinho’yla çalışmaktan keyif alacağını belirtti: F.Bahçe’yi istedim

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    11 min
  • Narin ve bataklık - Murat Ağırel

    Diyarbakır’da 19 gündür aranan ve dün cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran yüreğimizi yaktı. Yakmak ne kelime günlerdir uyku uyuyamıyor insan. Ahlaklı her insan aldığı nefesten utanıyor böyle durumlarda. Benzer bir durumu Hatay 6 Şubat’ta yerle bir olduğunda, yıkık sokaklarda yürürken enkazların altından gelen yardım çığlıkları geldiğinde yaşamıştım. Tamamıyla çaresizlik. Tamamıyla tükenmişlik. Son 20 yıldır ne çok felaket yaşadık. Narin de bunlardan biri. Patlayan bombaları mı sayayım, Ensar Vakfı’nda çocuklara cinsel istismarı mı yoksa Süleymancıların yurdunda yanan küçük kız çocuklarını mı? Özgecan Arslan’a mı ağlayalım, Manavgat’ta Marmaris’te yanan ormanlarımıza mı? İstanbul Basın Ekspres yolunda servisin içerisinde boğularak can veren işçilere mi kederlenelim yoksa Kastamonu’da koca bir şehri yok eden dere yatağı felaketine mi? Yakalanan baronları, birbirini vuran çeteleri, mafya babalarını, milyarlık vergi kaçakçılarının 10 ay cezaevinde yatıp çıkmalarını, milyonlarca yabancı kimliği belirsiz göçmeni... PKK saldırılarını saymıyorum bile. Artık o kadar alıştık ki her gün 2-3 şehit geliyor farkında bile değiliz. Çoğumuz duymuyor bile. Ekonomi desen ezenin daha da ezdiği bir düzene dönmüş durumda. Yoksul kimsenin umrunda değil. Eğitim öğretim çökmüş vaziyette. Enflasyon toplumu çürütmüş. Gencecik kızlar her buldukları fırsatta ünlü olmak, para kazanmak uğruna türlü rollere giriyorlar. Neymiş en çok imam hatip okulunun açıldığı dönemi yaşıyormuşuz. Üniversiteler, herkesin kendi adamını istihdam ettiği beton yığını binalardan ibaret olmuş. Narin’den nerelere geldik. Sabah gazetesi Narin soruşturmasındaki gizli tanığın ifadesini yayımladı. İtirafçı olan tanık tüm yaşananları anlattı. Önce o ifadeyi aktarayım sonra son sözümü söyleyeceğim: “Mezarlıktan Tavşantepe Mahallesi’ne doğru çıkan Akkedüşeli köyünün iç yolunda Salim Güran’la karşılaştım. Burada içme suyu ile ilgili bir şey söyleyeceğini düşünerek bekledim. Sonra muhtar aracından indi, benim yanıma geldi. Ben de araçtan indim. Daha sonra aracın ön koltuğunda bulunan battaniyeye sarılı bir şeyi göstererek ‘bunu yok edeceksin’ dedi bana. Ben de gösterdiği şeyin yanına yaklaştım ve bakınca battaniyeye sarılı vaziyette hareketsiz yatan bir insan olduğunu gördüm. Ben insan olduğunu görünce şaşırdım ve tereddüt ettim. Salim Güran, bana ‘aileni iyi düşün. Sana 200 bin lira para veririm’ dedi. Tabii bu sırada etrafımızda kimse yoktu. Sonra bana ‘aracında torba var mı’ dedi. Ben de aracın bagajından rengini hatırlamadığım bir çuval çıkartarak Salim’e verdim. Battaniyeye sarılı çocuğu alıp çuvalın içerisinde birlikte koyduk. Bu esnada çocuğun üzerine siyah tişört ve şort vardı. Üzerinde asılı küçük bir çanta vardı. Sağ kulağının arkasında, boyun bölgesinde bir kızarıklık vardı. Yolda giderken pişmanlık duydum ancak aldığım şeylerin de kurtulmamın gerektiğini düşündüm. Derenin yanındaki stabilize yoldan aşağı inerek uygun bir yere baktım. Aracımı derenin kenarına durdurdum. Çuvalı aracımdan alarak elime aldım. Çocuğun tüm vücudu çuvala sığmıştı. Çocuğun ayağının kesik olup olmadığını hatırlamıyorum. Çünkü çok telaşlıydım. 8 Eylül tarihinde Narin Gürhan’ın bulunduğu yere inerek ip aradım. İp bulamayınca çocuğun çantasının ipi aklıma geldi. Çantanın ipini sökerek çuvalın ağzını bağladım. Ağacın yanında çok derin olmayan bir yer buldum. Burada biraz su vardı. Çuval birisi tarafından bulunur diye düşünerek üzerine bir taş koydum. Taşın büyüklüğü yaklaşık 15-20 kilo civarındaydı. Yanında da birer taş vardı. Üzerine çalı koymadım. Çünkü üzeri kapanmıştı. Daha sonra buradan çıkarak aracıma bindim. Stabilize yoldan çıktıktan sonra baldızımın evine gittim.” Narin bir neden değil, maalesef yıllardır süre gelen bir çürümenin sonucudur. Biz sadece Narin’i bölgedeki gazetecilerin olayı ciddiye alıp takip etmesiyle öğrenebildik.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    7 min
  • Bütün mesele Atatürk - Mustafa Balbay

    20 milyon öğrenci dün ders başı yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı ilk dersin adını şöyle koydu: Çanakkale’den Gazze’ye bağımsızlık ruhu ve vatan sevgisi! Eğer okullar 9 Eylül günü açılıyorsa, ilk ders de tarih olacaksa, konusu ne olabilir? Bu soruyu bir öğretmen ilkokul öğrencisine sorsa, minicik ellerini kaldırır, yanıttan emin olmanın sevinciyle haykırır: -9 Eylül Kurtuluş Savaşı’mızın zaferle sonuçlanması ve İzmir’in işgalden kurtarılması öğretmenimmm! Bakanlık 9 Eylül’de, o günün anlamını ders konusu yapmak yerine iktidarın uzun süredir partisinin siyasal bir söyleme dönüştürdüğü alanı seçti. Yeni müfredatın adını AKP’nin “Türkiye Yüzyılı” sloganı ile birleştiren elbette bunu da yapar!

    İlk dersin içeriğini bir önyargı ile eleştirmek yerine, derse biz de girelim, dinleyelim, ondan sonra yorum ve gözlemlerimizi yazalım diye düşündük. Çağın iletişim gücüyle 12 dakikalık derse doğal olarak herkes ulaşabiliyor. Elimize kâğıdı kalemi aldık, not tutarak dinledik. İlk dört dakika Çanakkale’yi savaş bölgesindeki anıtlar ve şehitlikler etrafında anlatıyor. Çanakkale’yi, Türk, Kürt, Çerkez, Arap bütün milletler olarak kazandığımız vurgulanıyor. Dördüncü dakikadan sonra iki dakika kadar İstiklal Savaşı işleniyor. Çanakkale’de Mustafa Kemal yok! Usulen de olsa bir cümlede geçmiştir, biz atlamışızdır, diye düşündük. Yeniden başa sardık. Daha dikkatli dinledik, yok. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı’nda bulunmamış! Beşinci dakikada İstiklal Savaşı anlatılırken şu ifadeyi lütfetmişler: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında kazanılan zaferler...” Konuyu hiç bilmeyen bir kişi dinlese şöyle anlar: Atatürk başkomutan olarak atandı! Zaferin unsurlarından biriydi! Altıncı dakikada 15 Temmuz’daki milletin direnişine geçiliyor. Yedinci dakikada Gazze başlıyor. Hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği soykırımın bütün dünyanın gözü önünde vahşice sürdürüldüğü anlatılıyor. Gazze’nin bugünkü Çanakkale olduğunun altı birkaç kez çiziliyor. Daha önce Kuvayı Milliye ile bir tuttukları Gazze’yi, şimdi Çanakkale ile eşitliyorlar. Adım adım küçülen Filistin devletinden elde Batı Şeria ve Gazze kaldı. Her şey bir yana eğer Filistin halkına Kuvayı Milliye’yi örnek alması önerilecekse Gazze’nin ayrı bir devletmiş gibi ders konusu yapılmaması, birliği sağlamanın önerilmesi gerekirdi. Dersten anlıyoruz ki dert bu değil!

    Okulların açılışındaki ilk dersten teğmenlerin yemin törenine kadar son günlerin tartışma konularına bakınca işin özü şu: Bütün mesele Atatürk! AKP iktidarının ilk günlerinden bu yana her fırsatta Cumhuriyetin iktisadi, sosyal, kültürel, demokratik bütün birikiminin ortadan kaldırılması için sistemli bir çaba harcanıyor. Kabul etmek gerekir ki hayli yol alındı. Limanlardan fabrikalara pek çok değer satıldı ya da kapatıldı. Eğitimin içi büyük ölçüde boşaltıldı. Kadın erkek eşitliğinden hukuk güvenliğine kadar insani gelişmişlik değerlerinde alt sıralara inildi. Demokrasinin ayakları olan kurumların ya içi boşaltıldı ya ortadan kaldırıldı. Ancak bunların yerine millet katında kabul görecek bir sistem koyamadılar. Atatürk’le girdikleri her savaşı kaybediyorlar. Devleti büyük ölçüde değiştirdiler ama milleti istedikleri gibi değiştiremediler. O yüzden ithal millet çözümü arıyorlar! Bütün mesele Atatürk! Ve Atatürk savaşları kazanmaya devam ediyor!

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • 10 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - İktidar koruyamadı

    * Çocuklara yönelik suçlarda artış iki katına çıktı, uzmanlar politikaları eleştirdi: İktidar koruyamadı 

    * Öğrenci aç, öğretmen açıkta, bakanlığın gözü sermayede, kulağı ise tarikatlarda: Eğitim sorunlu başladı

    * Şehitlerimiz gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlandı

    * 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Narin son yolculuğuna uğurlandı: Cesedi amcası verdi

    * CHP lideri Özel’den, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘teğmenler’ açıklamasına tepki: Düşmanlar ürker

    * Yaklaşık 700 bin çocuk, İsrail saldırıları nedeniyle bu yıl da okula gidemiyor: Ders zili Gazze’de çalmadı  

    * Arap Ligi’nden 13 yıl sonra davet

    * İşten atıldığı için İŞKUR ödeneğine başvuran emekçi sayısında artış: 1 milyona koşuyor 

    * Yurttaşın faiz yükü yüzde 165 büyüdü

    * İstanbul Fringe Festival, bu yıl altıncı kez şehrin dört bir yanında gösterilere imza atacak: Sınırların ötesine bakmak

    * G.Saray’dan hamle

    * F.Bahçe’de Emre gidiyor

    * Trabzonspor’dan iki atak

    * Kartal’da Amartey gerilimi

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    11 min
  • Mustafa Kemal’in askeri: İkra - Mehmet Ali Güller

    Erdoğan’ın “O kılıçları kime çekiyorsunuz” diyerek teğmenleri hedef alması ve “kendini bilmezler temizlenecek” diyerek operasyon yapılacağı mesajını vermesi, hangi açıdan bakarsanız bakın, “22 yıla rağmen muktedir olamamanın öfkesi”dir öncelikle. Erdoğan’ın sekiz gün beklemesi, Devlet Bahçeli’nin ne söyleyeceğini görmek istemesi, AKP içindeki tartışmaları izlemesi, hatta danışmanı ile parti sözcüsünü boşa düşürmesi elbette AKP ve Cumhur İttifakı açısından incelemeye değerdir ama ben “muktedir olamama öfkesi” üzerinde duracağım.

    Öncelikle, teğmenlerin neden kılıç çektiği ortada. Bu bir subaylık yemini ritüelidir. Teğmenlerin kılıcı, Türkiye’nin güvenliğinin ve savunulmasının güvencesidir. Kılıç üzerinden tuhaflık arayan, görevi kılıç kuşanmak olan genç teğmenlere değil hutbeye kılıçla çıkan Diyanet İşleri başkanına bakmalıdır! Rahatsızlık, yeminin içeriğine ve kaldırılmış olmasına rağmen okunmasınaysa, asıl tartışılması gereken iktidarın neden öğrencilerin “Andımız”ını ve mezun olan teğmenlerin yeminiyle uğraştığı olmalıdır. Kaldı ki yemindeki “laik demokratik Cumhuriyet” sözünden rahatsız olan milletvekilleri, içlerine sinmese de “demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma” diyerek TBMM’de yemin etmektedir. Çünkü kavramların kaynağı anayasadır ve zaten dörtte üçünü değiştirmelerine rağmen yine “yeni anayasa” demeleri, bir yönüyle de bu nedenledir.

    Asıl rahatsızlık şudur: 22 yıldır iktidardadırlar ama hâlâ istedikleri gibi muktedir olamamışlardır. 1) 30 Ağustos haftası boyunca kendisinden “başkomutan” diye bahseden Erdoğan, teğmenlerin “Tayyip Erdoğan’ın askerleri” olmamasına öfkelidir. Hâlâ ve sadece Atatürk’ün “Başkomutan” sayılmasına öfkelidir. 2) 22 yıldır iktidardadırlar, yeni kuşakları “ikra”laştırabildiler ama ikraların “Mustafa Kemal’in askeri” olmasını bir türlü engelleyemediler. İşte öfkeleri bunadır. Ne güzel: Üç kız öğrenci, üç harp okulunun; kara, deniz ve hava harp okulunun birincisi oldu. Ancak Erdoğan günlerdir bir tek Hava Harp Okulu birincisi İkra Teğmen’den ismen bahsetmektedir: “Bakıyorsun üç tane birinci olan kızımız var. Ve bu kızlarımızdan birisinin ismi İkra. Üç kardeş, adı İkra. Manisalı ve birinci oldu. Diğer ikisi onlar da yine birer Anadolu yavrusu. Fakat tabii bu oyuna nasıl geldiler, gelindi? Şimdi çalışmalarımızı yapıyoruz, üniversiteyle, Kara Kuvvetleri’yle, Milli Savunma’yla görüşmelerimizi yaptık ve bunların süratle temizlenmesi için adımlarımızı atıyoruz.”

    Anımsarsınız, birkaç yıl önce Erdoğan uzun yıllardır siyasal iktidar olmalarına rağmen bir türlü “sosyal ve kültürel iktidar olamamaktan” yakınmıştı. İşte teğmenler meselesi aslında budur. Askeri liselerin kapatılmasına ve harp okullarının tümden değiştirilmesine rağmen, yeni mezun subayların hâlâ “Mustafa Kemal’in askeri” olmasından rahatsızdırlar. Mesele şu ki bu rahatsızlıkları ve bunu değiştirmeye çalışmaları, daha önce görüldüğü gibi TSK’ye ve Türkiye’ye zarar verdi. TSK’yi ille de kendilerine göre biçimlendirmeye çalışmaları, FETÖ’nün TSK’ye kumpas kurmasının ve TSK içinde “paralel ordu” inşa etmesinin önünü açtı ve en sonunda darbeye soyunmasına neden oldu. Teğmenlere operasyona kalkmadan önce o süreçteki hatalarını ve sorumluluklarını bir kez daha anımsamalarında sayısız yarar var.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • ‘Hata yaptık’ diyen karar - Barış Terkoğlu

    Hakikat hiç değişmez sanırsın. Oysa hakikat da zamanla kendisini dönüştürür. Kemal Kılıçdaroğlu ve Ahmet Davutoğlu. İki lider, altılı masada yan yana geldi. Birlikte mücadele etti. Sonunda da seçim kaybedildi. Gelgelelim aslında iki isim uzun yıllar siyasi rakipti. Davutoğlu; Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık, AKP Genel Başkanlığı yapmıştı. Haliyle Kılıçdaroğlu’nun eleştirilerinin hedefindeydi. En önemlisi, Davutoğlu uzun yıllar boyunca dış politikanın mimarı olarak görünüyordu. Bu alanda yapılan hatalarla adı yan yana anılıyordu. İşte Suriye krizinin henüz başladığı günlerde, 9 Ekim 2012’de, Kılıçdaroğlu, grup toplantısında konuştu: “Türkiye’nin yanında kim var? Hamas var, Barzani var, Katar var, Suudi Arabistan var. Denklemin diğer tarafına dönüyorum. Suriye’nin yanında, İran, Rusya, Çin, Brezilya var. Dünya nüfusunun yarısı var. Bu stratejik derinlik midir, yoksa stratejik körlük müdür? Böyle bir anlamsız dengenin içine Türkiye’yi sokan bir süreci bizim başımıza bela eden, çapsızlığı dünyada bilinen, bir dışişleri bakanıyla yola çıkılırsa Türkiye’nin geldiği nokta budur. Bunun için engin bilgiye gerek yok. Bunu yapmak için ileri derecede geri zekâlı olmak lazım.” İşte bu sözler Davutoğlu’nu kızdırdı. Kılıçdaroğlu’na tazminat davası açtı. 12 yıldır süren dava Meğer tam 12 yıldır o davada iki isim hukuk mücadelesi veriyormuş. Son sözü söyler mi söylemez mi denen Anayasa Mahkemesi (AYM) de geçen günlerde kararını vermiş. Koca 12 yılda neler olmuş derseniz... Yerel mahkeme “çapsız” ve “ileri derecede geri zekâlı” ifadelerinin hakaret olduğu gerekçesiyle Kılıçdaroğlu’nu 4 bin lira tazminata mahkûm etmiş. Yargıtay önce bu kararı bozmuş. Yerel mahkeme kararında ısrar etmiş. Dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nden de geçerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gelmiş. Sonuç olarak “çapsızlığı dünyada bilinen” ifadesinin sert eleştiri, ancak “bunu yapmak için ileri derecede gerizekâlı” olmak lazım ifadesinin hakaret olduğu kanaatiyle ceza onanmış. Olay orada kalmamış. Kılıçdaroğlu, Davutoğlu ile davasını AYM’ye taşımış. Tam da Erdoğan’ın Sisi’yi ağırlamaya hazırlandığı ve Suriye’de Esad’la görüşmek için teklifte bulunduğu günlerde, 17 Temmuz’da AYM kararını vermiş. Önce şunu söyleyeyim... Yargılama 12 yıl boyunca adeta Suriye politikasının tartışmasına dönmüş. Kılıçdaroğlu, Suriye politikasındaki hataları, sonunda Türkiye’nin başına gelenleri, bunun öngörülebileceğini söylemiş. Elbette mesele Davutoğlu değildi. Bütün dış politika sorunları Davutoğlu’na mal edilse de onun görevi bıraktığı 2016’dan sonra da aynı politika uzun yıllar devam ettirildi. Aslında İhvan merkezli siyaset Erdoğan’ın tercihiydi. Rabia da onun sembolü olmuştu. AYM’den mesaj gibi karar İşte AYM, 12 yıl sonra, Kılıçdaroğlu’nun Suriye sözlerinin suç olmadığı kararını oybirliğiyle verdi. Mahkeme kararında bazı ifadeler ise dikkat çekiciydi: “(Kılıçdaroğlu) 2011 yılında Suriye’de başlayan savaş karşısında Türkiye’nin, hükümetin yanlış bir dış politika izlemesi sonucunda dünya nüfusunun yarısından çoğunu karşısına aldığını ifade etmiştir. Başvurucuya göre dış politikadan sorumlu bakan üstlendiği görev için yeterli nitelikleri taşımamaktadır. Bu fikri ifade etmek amacıyla başvurucunun davacı hakkında çapsız ifadesini kullandığı söylenebilir. Yine hükümetin bakanlık görevini yürütmesi amacıyla yanlış kişiye yetki ve sorumluluk verdiğini vurgulamak isteyen başvurucu, böylesi yanlış bir tercihin ancak zekâ geriliğinden ileri gelebileceğini belirtmiştir.”

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    7 min
  • Yurttaşın gündemi belli - Mine Esen

    Yerel seçimlerden birinci çıkan CHP, kritik tüzük kurultayını tamamladı. Kurultay, parti içinde yeni bir gerilim patlak verir mi türünden kimi soru işaretlerine karşın genel olarak birlik görüntüsüyle sonuçlandı. Tüzük değişikliği önerileri de delegelerin çoğunun desteğiyle kabul edildi. Kurultayı yakından takip eden Sarp Sağkal’ın haberinde, CHP lideri Özel’in halkın geçim sıkıntısının derinleştiğine de işaret ederek iktidara erken seçim çağrısı yaptığı aktarıldı. CHP, “Mitinglere katılıyoruz, meydanlarda yurttaşın sesine kulak veriyoruz” diyerek bir yol haritasının olduğunu duyurmuş oldu. Bu tutum, iktidarın halkın asıl sorunlarını gölgeleyerek muhalefeti yapay gündemlerle oyalama çabasına karşı CHP’nin hazırlıklı olduğu mesajı vermesi açısından önemli. Şimdi gözler, Özel’in erken seçim için oldukça yakın sayılabilecek Kasım 2025’e işaret etmesinin iktidar cephesinde nasıl bir yanıt bulacağında. Ülke ağır sorunlarla boğuşuyor. Eğitim konusu bunların önde gelenlerinden. Okullarda ders zili çalarken ekonomik kriz velileri zorluyor. Dini yaklaşımların giderek daha fazla müfredata eklendiği, laik, akıl-bilimden yana eğitim modeline karşıt uygulamaların arttığı da görülüyor. Geçen hafta Aytunç Ürkmez imzalı haberimizde, tartışmalı yeni müfredatın ders kitaplarında, iktidarın bilimi, tarihi, edebiyatı kendi bakış açılarıyla anlattığı örneklerle sıralandı. Figen Atalay imzalı haberimizde ise devlet okullarında bir öğün ücretsiz yemek verilmesinin yaşamsal önemine vurgu yapıldı. Uzmanların, yeterince iyi beslenemeyen öğrencilerin derslere odaklanmakta zorluk çektiğini, zihinsel, fiziksel ve sosyal gelişimlerinin akranlarına göre geri kaldığı uyarısını yaptıkları aktarıldı. İktidar sıklıkla eğitimde teknolojik ilerlemeleri dile getirirken Şevval Aydoğan’ın haberi ise tablonun diğer boyutunu gözler önüne serdi. Bilgisayar fiyatlarının yüksekliğine işaret edilen haberde, bazı teknoloji marketlerinin kiralama uygulaması başlattığı belirtildi.

    Geçen haftanın dikkat çeken konu başlıkları arasında Türkiye’nin BRICS üyelik başvurusuna ilişkin gelişmelerle birlikte Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin Türkiye ziyareti de vardı. BRICS başvurumuzu, sağ olsun Kremlin detaylı duyurdu da haberler netleşti!.. Sisi’nin ziyareti ise beklendiği gibi, geçmişten bugüne AKP iktidarının zikzaklı dış politikalarına yönelik eleştirilerin eşliğinde geniş yankı buldu. Doğu Akdeniz’deki etkinlik mücadelesi, Suriye ve Irak’taki gelişmelerle birlikte İsrail’in Filistin’e saldırıları da düşünüldüğünde bölgenin iki önemli ülkesi olarak Türkiye Mısır ilişkilerinin iyileşmesi kuşkusuz değerli. Ancak aynı zamanda Kahire ile ilişkilerin neden böylesine uç noktalara savrulduğunun, yaklaşık 11 yıllık bir düşmanlaştırma politikasının Türkiye’ye nelere mal olduğunun, ekonomik faturasının ve bölgesel güç mücadelesinde ülkeye etkilerinin sorulması da doğaldır. Bilindiği üzere, Sisi’nin Müslüman Kardeşler (İhvan) yanlısı Mursi yönetimini 2013’te devirmesi ve iktidara gelmesinin ardından Ankara-Kahire ilişkileri koptu. Siyasal İslam projelerinden Müslüman Kardeşler hareketine yönelik AKP’nin desteği ise birçok bölge ülkesiyle Ankara arasında çatlak yarattı. Bu aynı zamanda Türkiye’nin, Doğu Akdeniz üzerinden Ortadoğu, Afrika’ya uzanan hatta enerji ulaşımı da içeren etkinlik mücadelesinde yalnızlaştırılmasına neden oldu. Krizlerden çıkış yolu arayan iktidar cephesi son yıllarda, bölgesel anlamda ilişkileri yeniden kurma çabasına girişti. Mısır’la yaklaşık iki yıl önce atılan normalleşme adımları bu çerçevededir. Benzer normalleşme yaklaşımını şimdilerde Ankara, Şam yönetimi için de izliyor. Sisi’nin geçmişteki tavrı gibi Suriye lideri Esad da Ankara’nın görüşme çağrılarını ağırdan alıyor.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • 9 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - CHP 105 yaşında

    * 19 gün araziler köşe bucak arandı, bir çuval içinde cansız bedenine ulaşıldı: Narin’e nasıl kıydınız

    * Karaburun’da köylülerin karşı çıktığı türbinlerin sayısı 128’e çıkacak: RES hançeri büyüyecek 

    * MEB’in ‘Çanakkale’den Gazze’ye bağımsızlık ruhu ve vatan sevgisi’ dersine tarihçilerden tepki: Tarihi çarpıtıyorlar

    * Darüşşafaka’ya bu yıl 100’ü deprem bölgesinden toplam 220 yeni öğrenci katıldı: İlk maaşım Daçka’ya

    * İBB Başkanı İmamoğlu, kılıçlı yemin okuyan teğmenleri hedef alan Erdoğan’a sert çıktı: Sönmüş bir ateş harlanmak isteniyor 

    * CHP, yol haritasına Atatürk’ün 1920’de Meclis’e sunduğu metnin adını verdi: Halkçılık programı

    * İzmir’in dağlarında çiçekler açar: Kurtuluşun 102. yılı

    * Kral Hüseyin Sınır Kapısı’nda kamyondan inen bir kişinin ateş açması sonucu üç İsrailli öldü: Ürdün sınırında saldırı

    * Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım, Cumhuriyet’e değerlendirdi: Rus gazında Türkiye alternatifi 

    * İktidarın siyasi kaygılarla AB’ye karşı BRICS alternatifi yaratma hamlesi tepki çekti: Eksen değişimi riskli

    * Usta öğreticiler sokağa çıkıyor 

    * Zafer coşkuyla kutlanacak

    * Farklı olanı ‘öteki’ görmeyenlerin öyküleri: Vicdanımızın hatıra defteri

    * 28 madalyayla Paris’teki oyunlarda rekora imza attık: Paralimpik destan 

    * G.Saray Divan üyesi, bilet yolsuzluğu iddialarının takipçisi 

    * A Milli Takım Teknik Direktörü Montella: Futbolcuları bölmeyelim

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz. 

    14 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.