
Sign up to save your podcasts
Or


Sevgili okurlarım geçen pazar “Bizde vergisini ödeyene enayi denir” başlıklı yazıma pek çok e-mail geldi ama ben muhalefet milletvekillerine ve partilere toplantılar yapıp muhterem halkımıza kimlerin vergi vermediğini anlatmalarını istemiştim. Belli ki milletvekilleri yazlıklarında ya da yedi yıldızlı otellerde tatildeler ya da Fransa’da olimpiyatları izliyorlar. Ben gariban da muhalefet partilerinin muhalefet yapacağına inanmışım. Anladım ki bu ülkede herkes bir yolunu bulup bir güzel geçinip gidiyor. Artık şu görüntülere şaşmamayı öğrendim: Adam elinde çöp torbası bankaya gidiyor, sırası gelince çöp torbasındaki 10 milyon TL’yi banka kasasının açık yerine boşaltıyor. Banka memurlarının tek yaptığı parayı makinede saymak. “Arkadaş sen bu parayı nereden buldun” diye soran yok. 10 milyar da getirsen soran yok! Açık ve net Türkiye bir karapara cenneti. Sadece karapara mı? Vergi vermeyenler cenneti! Adamın Kapalıçarşı’da kuyumcu dükkânı var, ne vergi vermiş? 16 bin TL. Alkışlar. O da ne? Ülker (sahibi en zenginlerden) vergi ödememiş. Limak, Cengiz Holding, Sabancı Holding ve pek çok inşaat şirketinin vergileri ya Tayyip Erdoğan tarafından silinmiş ya da zarar gösterip vergi ödememişler. İşin garibi “Türküm doğruyum çalışkanım” diye bir andımız var. Andımız’ı severiz ama bakalım davranışlarımız Andımız’la uyuşuyor mu? İşte ben de bunu merak ediyorum. Vergi verilenin enayi kabul edildiği bir ülkede acaba Andımız sözleri yerine getiriliyor mu? Biz bize benziyoruz, kimseler kusura bakmasın! Yıllar önce Meclis’te küfürler havada uçuşmuştu, hatırladınız. Meclis imamı bu böyle gitmez diye düşünmüş, cuma namazında küfür üstüne milletvekillerini, Meclis çalışanlarını uyarmaya karar vermiş. “Küfür etmek, din açısından kötü kabahat sayılır” demiş, seçtiğimiz milletvekilleri de kuzular gibi onun bu sözlerini dinlemişler. Ben olayı namaza giden milletvekillerine mikrofon uzatılırken yakalamıştım. “Hoca doğru söylüyor, küfür en büyük günahlardan biridir. Küfür eden kendi anasına küfür etmiş olur. Hocaya minnettarız.” İşte ben burada koptum, imamdan ders alan bu adamları milletvekili seçtiğimize göre, bizde bir terslik olması. Devam edelim. İzmir’de, Bodrum’da yağmur yağmış, yer gök su içinde. Esnaf, dükkânına giren suları süpürüyor. Dükkânı sular altında kalmış bir kadın esnaf haykırıyor: “Bu on yıldır böyle, ne zaman yağmur yağsa biz suların içindeyiz! On yıldır bu böyle!” Kardeşim on yıldır, sokağına mazgal yapmayan belediyeyi başında tutuyorsan cefasını çek! Belli ki sen mağduru oynamayı iş edinmişsin. O zaman yakınmayı kes! İstanbul’a kar yağmış, milli felaket! Uyarılar yapılmış, kar lastiği olmadan sokağa çıkmayın! Adam bir servis şoförü ateşli bir şekilde haykırıyor. “Arkadaş yolda kaldım! Bu ne iş?” Mikrofonu uzatan soruyor: “Kar lastiğiniz var mıydı?” “Yok ama devlet bu işi halletsin!” Şimdi bakın bu bir servis arabasıysa bir özel mülk demektir. Bir şirket için çalışıyordur, bu durumda şirket taşıdığı elemanların can güvenliği için biraz masraf yapıp kar lastiği takmak zorunda. Devlet neden bu işe karışsın ki? Ama arkadaş, patronuna çıkıp “Ben kar lastiği olmadığı için bugün işe çıkamam, taşıdığım insanların hayatlarını tehlikeye atamam!” diyemediği için hop hemen suçluyu buluyor: Devlet! Yani bu kadar kolaycılık olmaz. Çok çalışkanız ya doğuda bir köy, köye ulaşmak için anayol bitiyor, 5 kilometrelik bir çakıl yol başlıyor. Yağmur yağınca yolda araba gitmesi imkânsız! Köy ahalisi kahvede okey oynayarak vakit geçiriyor içlerinden biri de “Hadi arkadaşlar bir imece yapıp şu yolu düzeltelim” demiyor. “Boşver ya, devlet yapsın!” Mesela Alevi yurttaşlar zorunlu din derslerine karşı çıkıyorlar. Yerden göğe haklılar ama acaba kaç Alevi yurttaş çocuğunun zorunlu din dersine girmemesi için başvuruda bulundu, mahkeme kararı aldı? Gerçekten ben bunu şiddetle merak ediyorum.
* Suriyeli 729 bin göçmenin adreslerinde bulunamadığının ortaya çıkması güvenlik sorununu gündeme getirirken CHP’li Murat Bakan’dan çarpıcı iddia geldi. Bakan, Türkiye’ye kaçak yollarla getirilen ve yaşları 8 ile 17 arasında olan göçmen kız çocuklarının kayıt dışı olarak cemaat yurdunda tutulduğunu açıkladı.
* Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun (TUK) başına, halen sağlık bakan yardımcısı olan Doç. Dr. Şuayip Birinci’nin atanmasına Türk Tabipler Birliği’nden (TTB) tepki geldi.
* KİPTAŞ’ın temel atma töreninde açıklamalarda bulunan İBB Başkanı İmamoğlu, 2024 Olimpiyat Oyunları’nı Paris’te takip etmesi üzerinden gelen eleştirilere yanıt verdi.
* Sosyal medya platformu Instagram bir haftalık yasağın ardından yeniden erişime açıldı.
* Muğla’nın Bodrum ilçesine su sağlayan Mumcular Barajı’ndaki su seviyesi yüzde 12’ye kadar düştü.
* İstanbul’a aşırı sıcaklar nedeniyle buharlaşmanın artması, yağışsız geçen günlerin ardından barajlardaki su seviyesi her geçen gün azalıyor.
* ABD, Mısır ve Katar’ın ateşkes müzakerelerinin yeniden başlaması için ortak çağrı yapmasına ve Tel Aviv’in görüşmelere heyet yollayacağını duyurmasına karşın İsrail ordusu Gazze Şeridi’ne yönelik ölümcül bombardımanlarına devam ediyor.
* Irak’ta 18 olan evlilik yaş sınırını 9 yaşa indirerek kız çocuklarının evlenmesinin yolunu açacak yasa tasarısı tepkiyle karşılandı.
* Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, biber, kabak, karpuz, fıstık, badem ve domatesteki fiyat düşüşleri ve pazarlama sorunları hakkında açıklamalar yaptı.
* Ticaret Bakanlığı, e-ticaret üzerinden yapılan alışverişlerdeki iade masraflarının tüketiciye yansıtılmasını içeren düzenlemenin başlangıç tarihini erteledi.
* “Yazan-Çizen Latif Demirci” Sergisi, İstanbul’un ardından Ankara’da açıldı.
* Avusturya Liseliler Vakfı Müzik ve Sanat Festivali, 21- 22 Eylül tarihleri arasında beşinci kez düzenleniyor.
* Fenerbahçe’nin milli oyuncusu Ferdi Kadıoğlu’nun transferi için iki İngiliz kulübü Manchester United ve Brighton yarışıyor.
* A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nı 4. sırada tamamladı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
* Defne’de bakanlık ile valilik aynı bölge için farklı haritalar yayımladı: Rezerv oyunu
* Depremzede aile 18 aydır biri 1 diğeri 4 yaşındaki iki çocukla barakada yaşam savaşı veriyor: Tek göz konteynere bile razıyız
* Generalliğe terfi edilen albay ve öğretim üyesinin başka makaleler daha yazdığı ortaya çıktı: FETÖ övgüleri bitmiyor
* Meclis’e ortak dilekçe sunan muhalefet, AYM kararının uygulanmasını istedi: Atalay’ı tahliye edin
* Bir haftada yaşanan yedi kadın cinayetinin ardından kadın dernekleri iktidarı hedef aldı: Hukuk işlemiyor
* Instagram yasağı: Bir haftalık kayıp 13 milyar TL oldu
* ABD, Mısır ve Katar, Gazze konusunda yeniden devreye girdi: Ateşkes için ortak çağrı
* Savaş Rusya topraklarında
* Türkiye’de yılın ilk çeyreği itibarıyla erişimi engellenen site sayısı 1 milyonu aştı: 13 milyar liralık yasak
* Haziran 2024 itibarıyla 40.7 milyon kişinin 3.3 trilyon lira bireysel kredi borcu var: Ortalama 80 bini aştı
Shyamalan’ın psikolojik gerilimi ‘Tuzak’ ile Hall’ın ‘New York’ta Bir Gece’ filmi gösterimde: Seri katilin peşinde
* Rus balesinin yıldızları Bodrum’da
* G.Saray sezonun ilk maçında evinde 1-0 geriden gelip Hatay’ı 2-1 yendi: Kâbustan 3 puana
* Milli boksörümüz, Çinli rakibine yenilip Olimpiyat Oyunları’nda ikinciliği elde etti: Gümüs yumruk Buse Naz
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Saros’u bilirsiniz. Antik dönemden bu yana kültürlerin beşiği, orduların geçiş noktası, Çanakkale savaşıyla tarihin dönüm noktasıdır. Bırakın talan edilmeyi milli park ilan edilmeli, Helenistik dönemden günümüze kadar tüm kültürlere ait her bir parça özenle korunmalı. Fakat Türkiye’de tabii ki böyle bir şey olmuyor. Şarkılara, türkülere de konu olan Evreşe’den bahsediyorum. Evreşe Belediyesi’ni halen AKP’li bir başkan yönetiyor. Saros Körfezi’ne kıyısı olan Adilhan köyünde, doğa harikası bir başka vatan parçası birkaç yıl önce “sulanabilir tarım arazisi” vasfından çıkartılarak “Evreşe Belediyesi mücavir alanı” olarak belirlendi. Söz konusu ormanlık alan, Orman Genel Müdürlüğü tarafından, 2017 yılında, Evreşe Belediyesi’ne “mesire alanı” olarak kiralandı. O dönem AKP’den belediye başkanı olan Ali Kamil Soyuak 2024 yerel seçimlerinde Gelibolu Belediye başkanı olarak seçildi. Sonra bir bakılıyor mesire alanının içinde ikişer katlı villalar yükselmeye başlıyor. Öyle bir iki tane değil, 20’den fazla villa inşa ediliyor. Keşan Orman İşletme Müdürlüğü Saros Şefliği sorumluluğundaki 223 no’lu orman bölgesinde, özel çevre koruma (ÖÇK) bölgesi ve turizm koruma geliştirme bölgesi olarak ilan edilmiş olan yerde, denize sıfır noktadaki orman yok edilerek villa inşaatları yapılıyor. Sahi bu ormanlık alan içine bu villa inşaatlarına kimler izin ve onay vermiştir? Daha önce Gelecek Partisi ilçe başkanı olan bölgede tanınan siyasetçilerden Aysun Tarıman, bu soruları Orman Genel Müdürlüğü’ne sormuş ve 2024 Nisan ayında da cevap verilmiş: “22 Eylül 2017 tarihinde yapılan ihale ile orman parkının işletmeciliğini Evreşe Belediyesi Başkanlığı almıştır. Tesislerin yapılacağı yerlerde bulunan ağaçların kesilebilmesi için Keşan İşletme Müdürlüğü’nce damga yapılarak hazırlanan kesim izin raporu makam tarafından 3 Mayıs 2023 tarihinde onaylanmıştır. Ağaçların kesim işi Keşan Orman İşletme Müdürlüğü’nce yapılmıştır.‘’ Yani ağaç kesimini, inşaatı kabul etmişler.
Evreşe Belediyesi de 20 Şubat 2022 tarihinde (2022/709798 ihale kayıt numaralı) pazarlık usulü ihale yapmış. Giresun/ Çamoluk adresinde kayıtlı YNSO Elektrik adlı firma 20 milyon lira bedel ile işi almış. (5 Nisan 2018 tarihli 9552 sayılı) Ticaret Sicil Gazetesine göre YNSO Elektrik sahibi Zeynel Abidin Varıcı. Kendisi hakkında 2014 yılında AKP Çamoluk ilçe kongresinde yönetime aday liste içinde olduğu belirtiliyor. Bir dönem de amcasının oğlu belediye başkanlığı yapmış. Şirket ihaleye girmiş, almış. Aynı mevkide yine denize çok yakın “tiny house” (Küçük ev) adı verilen yapılar da yapılmış. O dönem Evreşe Belediye başkanı olan Ali Kamil Souyak’a ulaştım. Bahse konu yeri sordum. Soyuak konu ile ilgili şunları söyledi: “Bahsettiğiniz tiny house’lar ile ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Evreşe Belediye Başkanlığı işlemlerini tamamlamış ve cezalarını kesmiş. Böylece süreç başlamış. Diğer konu Orman Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış A Tipi Mesire alanı olarak projesi olan ve tüm denetimleri Orman Bakanlığı tarafından yapılan bir proje. Hiçbir denetim, proje Evreşe Belediyesi uhdesinde değil. Yapılan yapılar villa değil doğaya uygun yapılar. Denetimini Orman Bakanlığı yapıyor.” İhaleyi alan firma ile ilgili sorduğum soruya ise başkan tepki verdi. Evreşe’deki araziye konulan tiny house’lar ile ilgili araştırmaya başladım. Arazi sahile 50-60 metre mesafede. Tiny house’ların sahibinin EkoHayat Teknoloji adlı firma olduğunu öğrendim. Ekohayat adlı firma Şubat 2023 tarihinde Yakup Dokumacı ve Hacı Kutlu tarafından Üsküdar adresinde kurulmuş. Sonrasında firma Zaim Üniversitesi’nin Zaim Teknopark yerleşkesine taşınmış.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Bereketli bir haftayı daha geride bıraktık. Haftayı üç hakaret, beş yasak, yedi ekonomik vaat, bir o kadar pembe tablo ile kapattık. Güya bizim argo terimleri sözlüğümüz hayli zengin diyorlar. Tam tersine, çok sığ. Dön dolaş benzer sözler etrafındayız. Daha yaratıcı olmak lazım. Şahsım bu alanda daha alçak sözler bulacak, magma tabakasına kadar yolu var, bizden alçak söz bulan olursa beri gelsin, uygun yere gömelim! Sürtük sözünü sevmiştim. Biraz daha güzelini bulun dedim, bana cibilliyetsizle geldiler. Anlamını da söylediler. Yaradılıştan kötü, sütü bozuk, soysuz demekmiş! Fena değil. Bu illete daha ağır ne söyleyebilirim, araştırıyorum! Ev zencileri de iyiydi. Tek sorun zenciler alınmasın yeter! İlletin ne düşündüğü umurumda olmaz! Bunlar çöl eskimoları. Bunlar kutup develeri. Bunlara acıdın mı acınacak duruma düşeriz! HHH Bu hafta pembe tablo yarışmasında birinciliği Merkez Bankası’na mı versem, TÜİK’e versem bilemedim! İkisi de birbirinden şahane! Daha ne! Merkez Bankası’nın hedeflerinin çoğu tutmuyor ama olsun! Asıl olan hedef belirlemek. Zaten bu “hedef tutmadı” lafını da hangi dandik ekonomist bozuntuları uyduruyorsa illet oluyorum. Ulan rakam manyakları, ulan gösterge salakları, mademki hedef tutmadı diyorsunuz, bunun ne anlama geldiğini de adam gibi açıklayın, madam gibi değil. Size öğreteyim; benim Merkez Banka’m bir enflasyon hedefi belirler, yılın sonunda enflasyon o hedefe yaklaşır, yaklaşmaz, o benim meselem değil ki enflasyonun meselesi! Biz yılın sonunda enflasyon yüzde 40 olacak demişiz. Enflasyon ne yapmış? Yüzde 70 olmuş. Bu durumda ne oluyor, enflasyon hedefin dışına çıkmış oluyor. Mesele bu kadar açıkken bu meseleyi mesele yapana ne denirse ben onu diyorum! Yoksa bizim yaptığımız özel bir şey yok. Gelelim TÜİK’le alay etmeye kalkan akıl fukarası, düşkün, çürük takımına. TÜİK 1 litre zeytinyağının 1 kilo zeytinden ucuz olduğunu açıklamış. Kıyamet koptu. Güya hesaplamışlar 1 litre zeytinyağı 5 kilo zeytinden çıkıyormuş. Nasıl ucuz olurmuş! Ulan benim arıdan daha iyi bal yapan becerikli girişimcim bunu başardıysa niye kıskanıyorsunuz? Başarıya odaklanma diye bir şey yok bunlarda! TÜİK, zeytinyağını, zeytinden ucuza mı mal etti, sen de kaşar peynirini sütten ucuza üret! HHH Şimdi vergi sistemini daha da adil hale getirmek için kolları açıp sıvadık. O kadar güzel sıvayacağız ki değil Almanya bütün dünya bizi kıskanacak! Gaz bulamadık ama kaz bulduk! Yol yol bitmiyor! Bütün mesele yolunmayı zevk haline getirmek! Milletim bundan o kadar çok zevk alıyor ki biri çıkıp “Müjde, seni yolunacak kaz gibi görenlerden hesap soracağım. Bundan sonra seni yoldurmayacağım” dese karşı çıkarlar. “Mümkün değil” derler. “Bizi mutlaka yolarlar” derler! “İnşallah bundan sonra yolarken daha fazla acıtmazlar” derler! İşte bu yüzden biz de halkımızı yanıltmadan yoluyoruz. Ne yani yanıltarak mı yolsaydık? Milyonlar benim fakirlerden vergi diye aldığımı, zenginlere teşvik diye vermemi kabul ettiğine göre cibilliyetsizlerin anlamadığı gerçek şu: Şahsım milyonlara zulmetmiyor! Milyonlar şahsımın zulmünü kabul ediyor! Size ne cibilliyetsizler!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Can Atalay’a adalet yolunu açmak için imzalar toplandı: Muhalefetten büyük işbirliği
* Hatay’da tarım arazilerine karşı plansız ve kontrolsüz işlemler tepki çekiyor: Yine zeytinlik talanı
* Gerici Yeni Akit, gazetemizin yazarlarını, siyasetçileri ve gazetecileri yine hedef gösterdi: Bizi yıldıramazlar
* FETÖ’yü öven askerin terfi etmesine emekli Tuğgeneral Babüroğlu’ndan sert tepki: Ordu çökerse, devlet yıkılır
* CHP, Roblox’a erişim engeli sonrası tarikatlardaki vahim olayları hatırlattı: Çocukları alet etmeyin
* Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşına ait şirket yargıyı beklemeden tabelayı astı: Artık ihale de yok
* Şehitlerimiz gözyaşlarıyla uğurlandı
* İngiliz kuvvetlerinin Conkbayırı’nda yenildiği Birinci Anafartalar Zaferi’nin yıldönümü
* Esad’la normalleşme çabaları sürerken Şam-Moskova’dan askeri üs adımı geldi: Suriye’de yeni denklem
* Tel Aviv-Oslo hattında kriz
* Yılın ilk altı ayında işsizlik ödeneği için başvuran emekçilerin sayısı 771 bine ulaştı: İşten çıkarma hızlandı
* Domates eylemleri yayılıyor
* Merkez Bankası, enflasyonla ilgili üç yıllık yıl sonu tahminlerini değiştirmedi
* Engin Alkan’ın yönettiği ‘Üçü Bir Arada’ adlı oyun açık havada sahnelendi
* Sokak sanatçılarının eserleri duvarlarda
* Filenin Sultanları, Olimpiyat yarı finalinde İtalya’ya 3-0 yenildi: Çizme’ye takıldık
* Trabzon kayıp
* Süper Lig başlıyor
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Türkiye’de ev alacağınıza, yarı fiyatından da ucuza ABD’den alın. O ev ki ABD’de çok merkezi bir lokasyonda yer alsın. Bu yatırımınızla ayda 1300 dolar devlet garantili kira geliriniz olsun. Güzel teklif değil mi? Doktorundan mühendisine, ekonomistinden hukukçusuna... Ve dahası çoğunluğu Harp Okulu mezunu THY pilotlarına kadar 82 kişi “güzel” dedi. Öyle ya, Türkiye’nin en bilinen medya kuruluşlarındaki en ünlü gazeteciler bile bu yatırım fikrini övüyordu. Lakin meselenin perde arkasında büyük bir oyun oynanıyordu. Anlatayım. Miami’de yaşayan Cengiz Bayırlı adlı kişinin PIUSA adlı bir şirketi vardı. Bayırlı, özellikle ABD’nin Maryland eyaletinin Baltimore şehrindeki evleri Türk yatırımcılara pazarlamaya çalışıyordu. Evlerin reklamı için Türk ve Amerikan yayın organlarını, keza sosyal medyayı da aktif olarak kullanıyordu. Yetmiyor, kendisini de “Ali Sabancı’nın kuzeni” olarak tanıtıyordu. Her şey o kadar kolaydı ki. Paranızı yatırıp, koltuğunuzdan bile kalkmadan düzenli kira getiren ABD’deki bir evin sahibi olabilirdiniz. Hem her şey de yasal görünüyordu. Öyle ki... Evlerin fotoğraflarından tapu kayıtlarına, noter belgelerinden referanslara kadar her şey “garanti” altındaydı. Bir de benzer yollarla ev satın alıp, ABD’den dolar üzerinden kirası yatan yakın dostların hikâyelerini duydukça kaçırmak istemiyordunuz bu fırsatı. Onlarca Türk işte bu yolla ABD’deki 300’den fazla mülkü satın alıp PIUSA adlı şirkete 6 buçuk milyon dolardan fazla para ödemişti. Lakin gün geldi. ABD’den her ay gelen kiralar yatmamaya başladı. Ev sahipleri bu durumu şirkete sorunca da “Türkiye’nin kara listeye girmesi nedeniyle ödeme konusunda bankalarla problem yaşandığı” cevabını alıyordu. Gel zaman git zaman... Bir THY pilotu, evini gözleriyle görmek ve kiracısıyla tanışmak için ABD’ye gitti. İşte o an şoke oldu. Zira, tapusundaki adreste bir çöp ev vardı. Haliyle o harabede kimse de yaşamıyordu. Anlaşıldı ki aslında herkes kandırılmıştı. Ponzi adı verilen dolandırıcılık sistemiyle, yaşanmayacak evler değerinden çok daha fazlasına Türklere satılıp, kiralanmış gibi gösterildi. Sonunda... Mağdurların çoğu birleşti ve hem Cengiz Bayırlı hem de onun Türk ve ABD ayağındaki ortakları hakkında suç duyurusunda bulundu. Zaman içinde öğrendiler ki Bayırlı hakkında Türkiye’de “dolandırıcılık” suçundan yakalama emri dahi vardı. Gelin görün ki... Bayırlı halen aynı işine yine Türkiye üzerinden devam ediyor. Sosyal medya hesapları, haber linkleri, sunumlar değişse de benzer suçlamalara konu olacak sistem yine çalışıyor. Bakalım, tüm birikimlerini bir garip hayale kaptıran onlarca yüksek eğitimli insanın mağduriyetini Türk yargısı giderebilecek mi? İzleyeceğim.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Değerli dostum Namık Koçak’ın TELE1 televizyonunda cumartesi günleri sabah saat 10’da yaptığı Forum Hafta Sonu adlı programa 4-5 yıldır konuk oluyordum. Zaman zaman RTÜK’ün siyasal partilerin temsilcilerinden oluşmasının yanlış olduğunu, dünyadaki benzerlerinin o ülkenin kıdemli televizyonculardan, gene kıdemli yazar, gazeteci, sosyolog ve felsefecilerden oluştuğunu söylüyordum. Bu sözlerimin kurulun üyelerini tedirgin edip kızdırmaması düşünülemezdi. Ama bu sözleri söyleyen kişiden öç almaya kalkışmaları da yakışık almazdı. Ama olan oldu, kurul, 9.12.2023 günkü konuşmamdan birkaç cümle alarak TELE1’e, 85.738.00 TL idari para cezası verdi. Cezaya konu olan konuşmam şöyle: “Televizyonların, maçların, bu cep telefonlarının bulunduğu yerde toplumlar dinselleşmek yerine dinden uzaklaşıyorlar. İnsanların dinden uzaklaşmasını engel olacak hiçbir kuvvet yoktur. İstediğin kadar imam hatip okulu aç, istediğin kadar bilmem ne yap, Türkiye’de gerçek Müslüman yaratamazsın, ikiyüzlü Müslümanlar yaratırsın. Yani hak, hukuk, adalet vicdan. Yok öyle, sorduğu zaman Müslümanım, namaz kılıyorum falan. Elhamdülillah. Elhamdülillah, falan fıstık. Yani ciddi bir Müslüman samimi bir Müslüman devlet zoruyla... Zaten şu yeni dünya düzeninde çok zor onu yaşamak, yaşatmak. Mümkün değil.” Bu cezayla ilgili olarak TELE1’in avukatları TC Ankara 13. İdare Mahkemesi’nde dava açtılar. Adı geçen mahkeme RTÜK’ün verdiği cezayı iptal etti. (Esas No: 2024/319)-(Karar No:2024/1024.) Mahkemenin verdiği karar şöyle: [Uyuşmazlık konusu olayda; sunucu ve konuğun Türkiye’de oy kullanan insanlarla ilgili yorum yaptığı sırada konuğun eleştirdiği hususun imam hatip okullarının açılması olmadığı zira sözüne başlarken “Televizyonların, maçların, bu cep telefonlarının bulunduğu yerde toplumlar dinselleşmek yerine dinden uzaklaşıyorlar. İnsanların dinden uzaklaşmasını engel olacak hiçbir kuvvet yoktur” denerek başlandığı, dolayısıyla toplumun sanal ortamdan gelen bilgiler nedeniyle dini inançlarının zarar gördüğü, dini inançlarının zayıfladığı ya da yok olduğu, imam hatip okullarında verilen eğitimin sanal ortamdan sürekli gelen bu yozlaşmayı düzeltemeyeceği, insanların dini şekil olarak yaşamaya devam etmesine rağmen televizyon ve cep telefonları nedeniyle maruz kaldıkları yozlaşmanın gerçek Müslüman olmalarına engel olduğu hususunun eleştirildiğinin anlaşıldığı, dava konusu program yayınında kullanılan ifadelerin de program konuğunun kendi bakış açısı ile sarf ettiği yorum ve eleştiri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; TELE1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 9.12.2023 tarihinde saat 10.01’de yayımlanan, sunuculuğunu Namık Koçak’ın yaptığı ve Özdemir İnce’nin konuk olarak katıldığı “Forum Hafta Sonu” adlı yorum programında geçen diyaloglarda, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu hakkında program konuğu tarafından kendi bakış açısıyla yapılan yorum, değerlendirme ve eleştiriler nedeniyle 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “Kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez” ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle davacı kuruluş hakkında 85.738.00 TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemin iptaline...] Bu karar, RTÜK’ün ceza verecek bir kurul olamayacağını, uygun görmediği programlar hakkında ancak Cumhuriyet mahkemelerine başvurabileceğini kanıtlamaktadır. Fransa’da da televizyon programlarını değerlendiren bir kurul var. İlkeleri şöyle: “Küçüklerin korunması, sosyal uyum ve ayrımcılığa karşı mücadele, fikir akımlarının ifadesinde çoğulculuk ve bilginin dürüstlüğü, Fransız dilinin savunması...”
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
ABD ve İngiltere’de yaklaşık bir yıldır siyasi dinamikler, teknolojik gelişme-sermaye ve faşizm arasındaki yakın ilişkiyi yeniden gündeme getirdi: Teknolojik gelişme, doğrudan toplumsal gelişme (eşitliközgürlük-dayanışma, refah) getirmiyor. Bunlar için ayrıca savaşmak gerekiyor. 100 yıl önce... Yüz yıl önce de makine, kimya, bilgi işlem alanında hızlı, sarsıcı bir teknolojik gelişme dalgası yükseliyordu. O dalga hem umut veriyor hem de getirdiği hız ve belirsizliklerin etkisiyle derin bir anksiyete yaratıyordu. Otomobil, uçak/helikopter, ofset baskı, sinema, renkli fotoğraf, jilet, elektrikli süpürge, klima cihazı, 35 mm negatif, ilk 35 mm kamera gibi icatların yanı sıra, penisilin, kemoterapi, insulin, antibiyotikler, sentetik boyalar, sentetik kauçuk gibi kimya ve ilaç sanayi alanında gelişmeler, insan yaşamını kolaylaştırıyor, kalitesini iyileştiriyor, umut veriyordu. Bunlara karşılık tank, savaş uçakları, denizaltı, makineli tüfek, otomatik silahlar, telsiz telgraf, biyolojik-kimyasal silahlar gibi teknolojik gelişmeler, I. Dünya Savaşı’nda etkilerini gösterdikten sonra “bir daha asla” sloganıyla büyük bir varoluşsal korkuya neden oluyordu. Ekonomik, özellikle finansal kriz derinleşir, sınıf mücadeleleri sertleşirken bu en ileri teknolojileri üreten, geliştiren sermaye gruplarının, ki artık egemen sermaye düzeyindeydiler. Örneğin, İtalya’da Fiat (otomotiv), Pirelli (lastik, kauçuk), Montecatini (kimya) Italgaz (enerji), Ansaldo (silah) ve Almanya’da Krupp (demir çelik), Siemens (elektrikli aletler), Bayer (ilaç), BASF (kimya), IG Farben (sentetik kauçuk, kimya ilaç) Hoecsht (sentetik boyalar, insülin), OPEL (otomotiv) ve ABD’de Ford (otomotiv), General Motor (otomotiv), IBM (bilgi işlem), William Randolph Hearst (medya baronu) yeni gelişmeye başlayan faşizmi ve Nazizmi desteklediler: Kısacası, 100 yıl önce, en ileri, öncü teknolojileri üreten ve üzerinde yaşayan sermaye faşizmi destekledi. Bugün de... Bugün en ileri ve öncü teknolojilerin, bilgisayar, elektrikli taşıtlar, güneş enerjisi panelleri, uzay-havacılık sektörlerinde ve bilgi işlem, bilgi depolama, veri madenciliği, en önemlisi de yapay zekâ (algoritmalar) alanlarına geliştiğini görüyoruz. Bu gelişmeler hem daha kapasiteli “mikro işlemciler”, “nöral ağlar”, kuantum bilgisayarı üretme, yeni antibiyotikler sentezleme, ilaçlar, moleküler ve genetik tedavi yöntemleri geliştirme alanlarını etkiliyorlar. Bu alanlardaki sermayeye bakınca karşımıza, vergi vermek, yasal olarak denetlenmek, etkinliklerinden dolayı sorumlu tutulmak istemeyen Elon Musk (mühendislik), Peter Thiel (PayPal, Palantir), Sam Altman (OpenAI- “yapay zekâ”), Jeff Skoll, Tom Perkins (teknoloji finansörü) gibi kapitalistler çıkıyor. Bunlar tam da bu nedenlerle mali kaynaklarını ve ellerindeki araçları kullanarak ABD’de Trump’ı ve MAGA hareketini destekliyorlar. Musk “X”teki algoritmaları mesajların Trump’tan yana gelişmesini destekleyen yönde maniple ediyor, Trump kampanyasını mali olarak destekliyormuş. Trump da “ne isterlerse yapacağını” açıkça söylemekten çekinmiyor. İngiltere’de yaklaşık on gündür sürmekte olan faşist kalkışmaların, pogram girişimlerinin arkasında da bu kapitalistlerin, öncelikle, “X”te 193 milyon takipçisi olan, Elon Musk’ın desteği görülüyor. İngiltere’deki faşist hareketin en önemli isimlerinden Tommy Robinson’un Twitter hesabı, ırkçı şiddeti kışkırtan tweetlerinden dolayı kapatılmıştı. Musk Twitter’ı aldıktan sonra Robinson’un hesabını yeniden açtı; ırkçı içeriğinden dolayı yasaklanan belgeselini paylaştı, hatta tutuklanmasına ilişkin mahkeme kararın eleştirdi. Tommy Robinson da yalan haber yayarak faşist serserileri kışkırtmaya yeniden başladı.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
İsrail istihbaratçılığı CIA’nın, CIA istihbaratçılığı da Nazi istihbaratçılığının üzerinde şekillenmiştir. Yani İsrail, emperyalist ABD’den, ABD de Nazilerden öğrenmiştir. Böylece kirlilikte birbirlerini aşmışlardır. Bu mirasın günümüzdeki versiyonu şu: İsrail’in Tahran’da Hamas lideri İsmail Haniye’yi öldürmesi, İran’ı bir açmazda bırakıyor. Çünkü İsrail bu saldırısıyla İran’ı savaş tuzağına çekmeye çalışıyor. İran yanıt vermezse İsrail öldürmüş ve kazanmış oluyor. İran yanıt verirse İsrail onu savaş tuzağına çekerek ve ABD ile karşı karşıya getirerek yine kazanmış oluyor. İran nisan ayında bu açmaza düşmemek için çok akıllıca hareket etmiş ve hem savaş çıkarmayacak küçüklükte ama hem de İsrail’in dokunulmazlığını delecek büyüklükte ölçülü bir yanıt vermişti. Ama o durumda da CIA ve Mossad ile bölge ülkelerindeki aparatları devreye girmiş; İran’ın doğru düzgün yanıt veremediğini, kâğıttan kaplan olduğunu, acizlik gösterdiğini propaganda etmişti.
İsrail bu açmazlı-tuzaklı operasyonlarını sadece sahada İran’a değil, diplomaside de Türkiye’ye uyguluyor. Ve ne yazık ki amacına ulaşabiliyor. Ribbentrop’tan çok Goebbels’ten öğrendiği anlaşılan İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, üstelik aynı tuzağı iki kez kurarak istediği sonucu alabiliyor. İlkinde Katz, CHP’li İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu mesajına ekleyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef aldı. Katz’ın istediği oldu ve sosyal medyada AKP’liler İmamoğlu’nu hedef aldı, İsrail’in Erdoğan’a karşı İmamoğlu’nu desteklediğini savundu, CHP’yi Filistin’in mücadelesinin karşısında gösteren yayınlar yaptı. İmamoğlu ise Katz’a, Erdoğan’ı da savunan bir yanıt vererek tuzaktan kurtulmaya çalıştı.
İlkinin başarılı olduğunu gören İsrail Dışişleri Bakanı Katz, göstere göstere aynı tuzağı ikinci kez kurdu. Bu sefer İmamoğlu’na ek olarak, Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile CHP Gençlik Kolları’nın sosyal medya hesabını da ekleyip yine Erdoğan’ı hedef alan bir mesaj paylaştı. Ve AKP, sırf CHP’ye karşı fırsat doğdu diye, aynı tuzağa bir daha atladı. AKP’li hesaplar yine sosyal medyada İmamoğlu ve Yavaş’ı İsrail’in “adamları” gibi gösteren yayınlar yaptılar, yine CHP’yi Filistin karşıtı gösteren propagandalara başvurdular. Daha vahimi bu kez AKP Gençlik Kolları da resmi olarak tuzağa atlayıp CHP Gençlik Kolları’na karşı harekete geçti, mesajlar attı. Özetle sırf CHP’ye karşı fırsat diye İsrail’in istediğini yaptılar. Sonuçta ne oldu peki? İsrail, muhalefet ile iktidarı istediği gibi karşı karşıya getirdi. İktidar, tuzağı fırsat görüp muhalefetin İsrailci olduğunu propaganda etmeye çalıştı. Muhalefet de tuzağa düşmemek için Erdoğan’ın arkasına dizildi.
Aslında gerçek ne peki? Birini anlatalım: Güney Afrika, kimsenin yapmadığını, yapamadığını yaptı ve Gazze’de soykırım başladığında İsrail’i “soykırımcı” diye Uluslararası Adalet Divanı’na şikâyet etti. İsrail Şubat 2023’te “mahkemeyi tanımadığını” açıkladı ama nafile. Mahkeme Ocak 2024’teki ilk ara kararında İsrail aleyhine kararlar aldı, devamı da geldi. Kısacası “ABD’ye rağmen mahkeme bir şey yapamaz” denirken mahkeme çok kutupluluğun da rüzgârıyla önemli işlere imza atmaya başladı. Bunun üzerine AKP hükümeti mayıs ayında, “Davaya müdahil oluyoruz” propagandasına geçti. Hatta geçen ay Washington’da yapılan NATO zirvesi sırasında, Erdoğan basın toplantısında şunu bile söyledi: “İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na Güney Afrika ile şikâyet ettik.”. Doğru değildi, Güney Afrika tek başına şikâyet etmişti ve Türkiye, aylar sonra davaya müdahil olma kararı almıştı. Daha doğrusu “Müdahil oluyoruz” demişti ama olmamıştı! Çünkü, daha yeni, 3 Ağustos günü, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Cüneyt Yüksel, “Türkiye, İsrail’e karşı soykırım davasına müdahil olmak için resmi başvurusunu birkaç gün içinde yapacak” diyordu.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed