Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • 14 Ağustos 2024 - Günün Manşetleri - Örgün eğitimi parçalama planı

    * MEB, iptal edilen çağdışı genelgeyi yönetmelik oyunuyla aşma derdinde: Örgün eğitimi parçalama planı

    * Mustafa Balbay, iktidarın 11 milletvekilini transfer etme hazırlığında olduğunu açıkladı: AKP’den 500 milyon TL

    * Röportajda AKP’nin yasaklarını eleştiren kadının tutuklanmasına tepki yağdı: Bu karar faşizmdir

    * Davutoğlu, ‘AKP’ye katılacakları’ iddiaları için: ‘‘Bunların utanması da yok’ çıkışı yaptı

    * İran’ın İsrail’e olası misillemesi ve Gazze’de ateşkes görüşmeleri gündemde: Ortadoğu’da kritik hafta

    * EMO: 4 kişilik bir ailenin elektrik faturası yeni fiyat artışıyla temmuzda 345 liradan 476 liraya fırladı. Zam değil indirim olmalı

    * Asgari ücrete bu yıl ara zam yapmayan ekonomi yönetimi şimdi de 2025 zammına göz dikti: Maaşlara tırpan hazırlığı

    * İhracatta kısıtlama kararı domatesin ardından zeytinyağı üreticisini vuracak: Zeytin dalda kalacak

    * 100 Ses Koro Okulu tarafından düzenlenen kamp başladı

    * Altın Portakal'da jüri belli oldu

    * Uzatmada penaltıyla Lille’le berabere kalıp Devler Ligi şansını yitirdi: F.Bahçe'ye vize yok

    * Siyah-Beyazlılar, İtalyan orta sahayı PSG’den 1 yıllığına kiraladı: Ndour Beşiktaş'ta

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    10 min
  • İstanbul House ve yasa - Arif Kızılyalın

    2004 yılının ağustos ayıydı; Atina Yaz Olimpiyat Oyunları’nın en sıcak günlerinde Brezilyalılar, “Rio 2016” sloganı ile harıl harıl tanıtım yapıyorlar, IOC üyelerinden gazetecilere, biletli izleyicilerden bürokratlara tüm “Olimpi” ailesini otellerde konuk ediyorlardı. Odak gruplara tanıtım yemekleri, katılımcılara anahtarlık, rozet, kalem, broşürler hediye edildi; oyunlar biterken resepsiyon verildi. Üstelik o yıllarda Brezilya ekonomisi pek parlak değildi. Tanıtımlarını bıkmadan, usanmadan sürdüren Rio, 2016 ev sahipliği yarışında rakipleri Şikago, Tokyo ve Madrid’i 3. turda geçip olimpik kent oldu. Geçenlerde İstanbul da benzeri bir tanıtım yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) işbirliği ile Paris’in moda müzesi “Palais Galliera”da İstanbul Evi açıldı. İki günlük etkinlikte İstanbul’un 2027 Avrupa Oyunları ev sahipliğinin yanı sıra İstanbul 2036 mesajı da verildi. Gelgelim, alkışlanması gereken bu adım Türkiye’deki bazı çevrelerce kınandı! Neymiş, İmamoğlu İBB’nin kaynakları ile Paris’te har vurup harman savurmuş. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan da lafı bu etkinliğe getirip CHP’li belediyenin Paris’te müsriflik yaptığını iddia etti. İBB tarafı eleştirilere “Paris’teki İstanbul Evi’nin haftalık kirası, 300 bin değil 249 bin Avro olup tüm masraflar sponsorların şartsız bağışı ile karşılanmıştır” diye yanıt verdi. Anlaşılan o ki kimsenin Türkiye’nin bir olimpiyat yasasına sahip olduğundan haberi yok! Olsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bir kısım medya, İstanbul 2036 olimpiyat ev sahipliği için harcanan parayı eleştirmezdi! Çünkü İmamoğlu, 30/4/1992 tarih ve 3796 sayılı, “İstanbul kentinde yapılacak olimpiyat oyunları kanunu”nun mal ve hizmet alımı maddesinin 1 ve 3 numaralı bentlerine göre hareket etmiştir. Yasaya uymuştur. Ki o yasa, Ekrem İmamoğlu ve atadığı isimlerin de içinde bulunduğu HDK’nin (Hazırlık Düzenleme Kurulu) her türlü mal ve hizmet alımına onay vermekte, tanıtım, medya vb. giderlerinin karşılanmasını kapsamakta. Üstelik ihale kanununa da uymak zorunda değiller! Bu bağlamda İmamoğlu sadece iki gün gibi kısa süreli bir etkinlik yaptığı, organizasyonu uzatmadığı için eleştirilebilir. Keşke, Los Angeles 28’in tanıtımını yapan firma ile anlaşılıp ciddiyetimiz ortaya konsaymış Paris’te; çünkü bu işlerde tasarruf olmaz! Yine yasaya göre olimpiyata destek verecek sponsorlar, her türlü vergiden muaf. Yani İBB sözcüsünün “sponsorların şartsız bağışı” açıklaması gereksiz. Hatta İstanbul House’a kim destek sağladı ise duyurulmalı ve 2036 yolunda kendilerine şükran plaketi verilmeli. Emin olun mevcut olimpiyat sponsorlarından daha yararlı oldular! Peki olimpiyatı alır mıyız? Paris sonrası Türkiye için en kritik konu İstanbul’un 2036 olimpiyatına ev sahibi olup olamayacağı. 2027’de karar verecekler. Paris bize gösterdi ki sporu yönetenler, otokrat rejimlerden hoşlanmıyor. Özgürlükçülük tavan yaptı. Ve ev sahibi kentten hikâye istiyorlar. Paris’in öyküsü, “butik olimpiyat, özgür olimpiyat, sanatsal olimpiyattı.” Tom Cruise’un tanıtımını yaptığı Los Angeles 2028’in öyküsü ise film endüstrisi ve Hollywood. İstanbul’un 2036 ev sahibinin belirleneceği 2027 öncesi tarihi geçmişini bir yana bırakırsak aşırı kalabalık, sığınmacı göçmen istilası ve yoksulluk üzerine bir hikâyesi var! Eğer ev sahipliği meselesinde samimiysek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Spor Bakanı Osman Bak, yasa gereği TMOK Başkanı Uğur Erdener ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile güçbirliği yapmalı. Keşke İstanbul House’un açılışına devlet protokolü en ön sırada katılsaydı! Çünkü İstanbul 36’nın imza yetkisi Uğur Erdener’de olabilir ama güvenlik başta olmak üzere tüm güvence devletin başı Erdoğan’da organizasyon da İmamoğlu’nda.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • AKP’de aslında neler oluyor - Barış Pehlivan

    Bundan tam 23 yıl önce kuruldu AKP. Herkes bugün cumhurbaşkanının yapacağı konuşmayı bekliyorken ben o konuşma öncesinde Erdoğan’ın bir yol arkadaşıyla görüştüm. Çok uzun yıllar iktidar milletvekilliği yapmış, AKP Genel Merkezi’nde karar verici pozisyonlarda bulunmuş ve halen Erdoğan sevgisiyle tanınan bir isimdi konuştuğum... Partinin eski milletvekillerinden Şamil Tayyar’ın sosyal medya hesabından attığı mesajlarla açıldı sohbet... Tayyar’ın, köpek katliamına karşı Erdoğan’a “Bu zulmü durdurun” diye yazdığı çağrıyı hatırlattım. Şöyle bir yorumda bulundu görüştüğüm isim: “Şamil Bey’in bu mesajlarının genel merkezde maalesef hiçbir etkisi yok. Biliyorum ki onlarca mevcut ve eski vekillerden, bakanlık yapmış isimlerden, hatta Cumhurbaşkanlığı’nda görev yapan arkadaşlardan çok arayan olmuş kendisini... ‘Allah razı olsun, iyi yapıyorsun, cesaret gösteriyorsun’ demişler... Ama herkes açık destek vermeye çekiniyor. Lakin böylesi çıkışların hem AK Parti tabanında hem de geniş kamuoyunda ciddi manada yansıması oluyor.” Peki, diyorum... “Neden AKP Genel Merkezi’nde etkisi yok bu çağrıların” diye soruyorum. İlginç bir tasvir duyuyorum: “Genel merkez başını kuma gömmüş vaziyette. Onlar ayrı bir dünyada yaşıyor. Biz aramızda espri de yapıyoruz; ‘Genel merkezin girişinde bir iksir var, o iksiri içince Alice Harikalar Diyarı’na geçiş yapıyorsun. Şelaleler akıyor, her taraf güneş, her şey çok güzel’ diye...” Gülümsüyorum. “Ama sonuçta seçmenin gözünde de erime var” diyecekken sözümü kesip devam ediyor karşımdaki isim: “Sonunda şuna ikna ettiler Tayyip Bey’i: ‘Efendim evet, bazı sıkıntılar var ama seçmen cebine bakar. Yarın ekonomiyi düzeltiriz, emekliye, işçiye, memura para veririz ve yine kazanırız.’ Bundandır ki Mehmet Şimşek istediğini yaptırabiliyor. Ve bütün umutları o... Biz de diyoruz ki bütün bu plan tutarsa 2026’nın bu aylarında enflasyon yüzde 20’ye inecek... Ama iki yıl boyunca bu tahribat derinleşecek. Çünkü bu tahribatın giderilmesi bile nereden baksan en az beş sene sürer. Fakat Tayyip Bey’i buna ikna ettiler...”

    Yine “Erdoğan iyi ama çevresi kötü” teziyle karşı karşıyaydım. “Hani köklü değişiklikler olacaktı” diye hatırlatıyorum. AKP’li kaynağım çarpıcı bir iddiada bulunuyor: “Son seçimden sonra hem genel merkezde hem de kabinede ciddi bir değişiklik yapılacağı işaretini almıştık. Fakat sonra nasıl ikna ettiler, kim girdi araya, ne yaptılar ise Tayyip Bey vazgeçti. Yahu, Tayyip Bey’e kongre yaptırmıyorlar. Bizim tüzüğümüze göre, büyük kongremizi yapmamız gerekiyordu. Biz şimdi tüzük hükmünü de ihlal etmiş oluyoruz. Hukuki mercilerin aslında bizi uyarması lazım. Bizimkiler seçimden önce tuttular, alelacele olağanüstü kongre yaptı mesela... Niye yaptık? Neymiş, seçimden önce ilçe ve il kongrelerini yaparsak sıkıntı olurmuş; olağanüstü kongreye gitmeliymişiz... Bu arada da yaklaşık 40 civarında ilde başkanları değiştirdiler. E hani ‘teşkilatları değiştirirsek sıkıntı olur diyordunuz’ değiştirdiniz işte. Kongreye gittik, neyi değiştirdik? E biz kongreyi Binali Yıldırım Bey’i görevden almak için mi yaptık sadece? Mesele şu: Biz kongremizi yaparsak, bu genel merkezdeki arkadaşların tamamı belki gidecek. Kendi koltuklarını korumak için Tayyip Bey’i kongreye de götürmüyorlar.” 

    “Sonra” diyor kaynağım... Ve ekliyor: “Ben Tayyip Bey’in başkalaştığını düşünüyorum. Küresel ölçekte konumlandı; bu çok doğru. Rusya’nın lideriyle de İran’ın lideriyle de görüşüyor... Lakin böyle bir insana Çankırı teşkilatındaki problemi ya da Ardahan müftüsünün kim olacağını sorduğunuzda sıradan basit detay gibi geliyor. Ama yetkilerini de devretmiyor. Bu yoğunluk içerisinde bunları tek tek irdeleyip, doğru seçimi yapması mümkün değil. Dolayısıyla çevresi onu kullanıyor. Kâğıt üstünde kendisi kullanıyor da fiilen bu güç kendisine ait değil. Yani binlerce memuru, görevliyi Tayyip Bey’in seçerek ve bilerek ataması mümkün mü?

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • Yangın var...Yangın var... - Şükran Soner

    Gözlerimin önüne gelen görüntü, İstanbul’un Osmanlı dönemlerindeki ahşap mimari yıllarında çıkan büyük, toplu yangınlarda, yangınları söndürmeye çalışan emekçilerinin çırpınışları, “Yangın var... Yangın var...” çığlıları ile koşturmacalarının çoğunlukla acılı kayıplarla noktalanmalarının tarihe geçen kayıtları. Günümüzde hep birlikte, ağır bedellerinin, halkımıza ödetilmekte olduğu, ekonomik, sosyal, siyasal yangınların hepsi birden, birbirlerine karışıyor olarak yaşatılırken, bir avuç iktidar erkinin sorumlularının kılları kıpırdamıyor. Keyifleri yerinde, tuzları kuru. Giderek ucuzlayan saldırgan usluplarıyla, hâlâ kitleleri susturabileceklerinin dışında bir niyet ufuktan bile görülemiyor. Doğaya ihanetin kaçınılmaz acı sonuçlarıyla yüz yüze, kurak yaz günlerinin üzerine, sonbahar aylarının da eklemleneceği bilgileri ulaşıyor. Yine de her gün bir yenisi eklemlenen yaşam koşullarımızı biraz daha biraz daha diplere çeken yangınların yeni acıları karşısında yıkıcı etkileri hafif kalıyor. Yıldırarak, saldırganlıklarının dozunu yükselterek, kitlelerin hak arama ittifaklarını kırabilecekleri, eninde sonunda teslim alabilecekleri düşlerinden vazgeçememişler. Ya da en azından vazgeçmeye niyetli olmadıkları çıkışları, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemlerinde yeniden ağırlık dozunun yükseltilmesiyle, hakça arayışlara hâlâ niyetlenilmediğinin kanıtlarını oluşturuyorlar.

    Sokaklardan gelen seslere kulak tıkanarak, iktidar çarkların döndürülebileceğine inanmak, vazgeçmeye niyetli olmadıkları söylem dilleriyle de “Gaflet ve delalete düşmek değil mi?” Ülkemizin tarihindeki en uzun soluklu, sindirilmişliğin kalıcı olabileceğinin, bir yolu olabileceğine hâlâ inanıyor olmak, “Yanılgıların en büyüğü değil mi?” Yolcu kalabalığının gürültüsü, kitabıma dalmış olsam da çok gürültülü, bana göre çok farklı, renkli bir tartışmaya kulağım takılıverdi. Biri son seçimlere kadar Erdoğan’a oy vermiş, diğeri belki işçi kökenli, kulaktan dolma yaşamdan birikimli, dostça, sevimli, geçmişten yaşanmışlıkların onaylarını alarak, gerçeklerin çok çarpıcılarından örnekleri sıralıyor. Karşılıklı gülerek, doğrularda uzlaşılıyor. Şaşkınlığım, en çok eleştirilerin haklı olarak yapıldığı 1970’li yıllara, gençliğin darmadağan en çok kendilerini yaktıkları olaylarda bile uzlaşmalarından. Sonuç olarak ulaştıkları, uzlaştıkları noktalar, birbirinden kirli tuzaklar, oyunlarla gençliğin birbirlerine kırdırılmaları sonrasında, ulaştıkları yaşamsal dönemeç taşları. Birbirlerini kucaklıyor olarak, kirli oyunlar, tuzakların sonucunda hep halkımızın, hep birlikte vuruluyor olması gerçeği. Vurgunları birer birer saymaktan yorulmuyorlar. Her yaştan, her kültürden, giysileri ile bile çok ayrışmış yolcuların tümüne birden seslerini, uzlaşmalarını duyurmaya yönelik, seslerini yükselterek, kahkahalarını artırarak paylaşmayı sürdürüyorlar. Çok farklı kimliklerden yolcuların katkıları ile, ortak toplu, şenlikli bir eylem havasına dönüşüyor. İster inanın ister inanmayın, son aylarda giderek artan dozlar, tonlarda, bir grup eylem için yola çıkmış, kimi hayvanseverler, kimi gündemli protesto eylemcileri, eyleme dönük duraklara ulaştıklarında, kalabalıklarını katlamış olarak vagonlardan toplu çıkışlarla ayrılıyorlar.


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠

    5 min
  • Antik kent kapısı rant kapısı - Murat Ağırel

    Anemurium antik kenti... Adını hiç duydunuz mu? Memleketin en güneyindeki Anamur Burnu’nun, doğuya bakan yamaçlarında kurulan Anemurium’un geçmişi ile ilgili kesin bir bilgi yok. Buna karşılık, yazılı kaynaklarda kentin MÖ 4. yüzyıllarda kurulduğu tahmin ediliyor. Antik kent, 19. yüzyılda İngiliz donanmasından Albay Francis Beaufor’un bu kıyılarda yaptığı keşif gezisiyle tanınmış. Kentin adı bir liman listesinde geçtiği için onun İÖ 4. yüzyılda var olduğu söylenebiliyor. Belki daha eski... MS 1. yüzyılda gelişmeye başlayan Commagene Krallığı’nın bir bölümü olan Anemurium’da Kral IV. Antiokhos’un sikkelerinin basıldığı biliniyor. Kenti çevreleyen surlar bu dönemde yapılmış. Bu antik kentte simgeleşmiş bir yer var. Denizin altında bir kısım kalıntılar olan antik kentin denizle buluştuğu noktada, henüz kazı çalışmalarının tamamlanmadığı bilinen saray kompleksinin önündeki, yerli ve yabancı turistlerin en çok fotoğrafını çektiği bir yer burası. Karaağaçların bulunduğu yerde, kurul kararına aykırı ve muhtemelen ruhsatsız olarak betonarme bir inşaata başlanmıştı. Cumhuriyet gazetesi 2 Temmuz’da “Antik kente beton” başlıklı haberiyle konuyu gündeme taşımıştı. Yaklaşık 2 bin yıldır ayakta kalan 1. derece arkeolojik sit alanı olan Anemurium antik kentindeki kilisenin yakınındaki deniz kıyısında betonarme bir inşaat! Kazı çalışmalarının sponsorluğunu Yücelen Vakfı üstlenmiş. Projeye göre ana dolaşım için güzergâh, teraslama, dinlenme noktaları, yönlendirme ve bilgilendirme tabelaları yapılacakmış. Ayrıca alan içinde ziyaretçilere yönelik geliştirilecek hizmet birimleri iki aşamalı olarak önerilmiş. Birinci grup hediyelik eşya satış, bilet, güvenlik kontrolü, WC hizmetleri gibi daha kapsamlı işlevlerin yer alacağı hizmet birimleri. Yani giriş güvenlik ünitesi adı altında duvarları taş kaplama, zemini seramik bir betonarme yapılmasına izin verilmiş. İkinci olarak ise sosyal donatı düzenlemelerinin yer alacağı alana kafeterya yapacaklarmış. Bakın tüm bunlar 2 bin 400 yıllık 1. derece sit alanı üzerine yapılıyor. Adana Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’ne hazırlanan teknik raporda aynen söyle yazıyor: “Yapılan sondaj kazılarında yapı izlerine rastlanıldığından, giriş güvenlik yapılarının, otopark yapılması planlanan alana doğru kaydırılması ve otoparkın bu alandan kaldırılması planlanmaktadır.” Devam ediyor. “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği kapsamında yığma yapılar için düşey ve yatay betonarme hatılların yapılması zorunluluğu sebebiyle, mevcut tasarlanan yapı görselinin mümkün olmadığından, yapılar, taş duvarlar arasına gizlenecek betonarme kolonlar vasıtasıyla, betonarme sistem olarak çözülmüştür.” Yani ne diyelim ki göz göre göre yapıyorlar. Efes antik kentine git, Knidos’a git, Sar’t harabelerine git hepsinin girişindeki benzer yapılar prefabrik ve yükseltilmiş platformlar üzerinde yer alıyor. Mersin Çevre ve Doğa Derneği MERÇED Anamur temsilciliği konuyla ilgili kendisine ulaşan fotoğrafı paylaştı ve gazetelerde paylaşıldı. Bunun üzerine inşaat durdu. Peki, ihale yapılmış mı? “Mersin Anemurium örenyeri proje hazırlaması işi” 2015 yılında ihale edilmiş ve (2015/113096 ihale kayıt numarası ile) Revzen Mimarlık 219 bin TL bedelle projeyi hazırlamış. Yıllar geçmiş... Mersin Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından 18 Ocak 2024 tarihinde “Anemurium antik kenti çevre düzenleme işi” adı altında ihale yapılmış. İhaleyi 30 milyon 768 bin Türk Lirası bedel ile Tuba İnşaat Şirketi almış. Ticaret Sicil Gazetesi’ne göre Tuba İnşaat’ın sahipleri Taha Erim ve Muzaffer Erim. Bu tarihte Furkan Erim hisselerini Taha Erim’e devretmiş. Furkan Erim’in babası şehir tarihi araştırmacısı ve Mersin Kent Tarihi Müzesi’nin kurucusu Mustafa Erim. Hatta Furkan Erim’in 2017 yılındaki düğününe Mahir Ünal, vali Özdemir Çakacak, AKP il başkanı Cesim Ercik de katılmış.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠

    6 min
  • 13 Ağustos Salı - Günün Manşetleri - Ekonomik kriz daha da ezecek

    * Döşemealtı Ovası’nın ortasına yapılan tesis çevre yıkımına yol açıyor: Santral su kaynağını kuruttu

    * Bitez sahilinde MUÇEV protestosu

    * Hizbullah’ın oluşumları, Hamas ve diğer İhvancı örgütler için destek çağrısında bulundu: Ciddiye alınmamalı

    * Uzmanlar Türkiye’deki yavaş internetin neden olduğu olumsuzluklara dikkat çekti: Altyapı yatırımı yetersiz

    * Bir YouTube kanalına röportaj veren yurttaş Instagram engeline tepki göstermişti: Tutuklama kararı verildi

    * Edirne’de hayvan katliamı

    * İngiltere ve ABD, İsrail’i korumak için Ortadoğu’ya yeni gemiler ve denizaltı gönderdi: İran’a karşı yığınak

    * Atina dumanlar içinde kaldı

    * Alsancak Limanı’nı Körfez’e satacaklar

    * Çiftçi isyanda

    * Emekçiden isyan bayrağı

    * Gümüşlük Müzik Festivali’nin sanat danışmanı piyanist Gülsin Onay: Ustalar ve gençler aynı sahnede

    * Usta şair Can Yücel 25. yılında unutulmadı

    * Olimpiyatı altın madalyasız kapatmamızın perde arkasında yaşananlar: Sporu böyle bitirdiler

    * Fenerbahçe tur için sahada

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    8 min
  • Instagram üzerinden ülke okuma, turizm ve tekno kölelik - Orhan Bursalı

    Sıtkı Ergüney diyor ki “Turizmin Türkiye’de eşkıyalığa, soygunculuğa dönüştürüldüğü gerçek. Pek çok alanda olduğu gibi turizm de yasadışı işlerin sergilendiği bir sektör. Ancak bu onun önemsiz, küçümsenecek bir konu olduğu anlamına gelmez.” Şüphesiz Sıtkı Bey, diyorsunuz ki ayrıca “Fransa, İtalya, İngiltere, Japonya, Çin, Rusya turizmden gelir sağlıyorlar”. Bu ülkeler teknoloji ve bilimsel üretimde başa güreşenler. Geleceklerini turizme bırakmamışlar. Ürettiklerini biz gibilere satıyorlar ve ileri teknoloji üretiminde yarışıyorlar çünkü zenginlik orada. Doğan Kuban Hoca sık sık der: “Ya ileri bilim ve teknoloji üreten ülkeler arasına katılacaksınız ya da üretenlerin kölesi olacaksınız.” 

    Şimdi bizim gibi ülkelerle birlikte bu ileri teknoloji medya üretimlerine olan bağımlılığımız nedeniyle “tekno köleler” diye sınıflandırılıyoruz. Mesela Instagram bu teknosömürgeciliğin dünya çapında yaygın araçlarından biri. Biz salt iletişim özgürlüğü yönüyle ilgileniyoruz. Dokuz gün kapatılınca (Tabii ki özgür platform olarak kalmalı, kapatılması trajikomik bir iktidar güldür güldür şovu) vay haberleşemiyoruz, videolarımızı güzellik resimlerimizi paylaşamıyoruz, mallarımızın reklamlarını yapamıyoruz, seks pazarındaki kızları kadınları izleyemiyoruz, diye kıyameti koparıyoruz. Instagram’ın, X’in ve benzerlerinin sömürge araçlarıyız aynı zamanda. Parayı onlar kazanıyor, Amerikan borsalarında trilyon dolarlar dönüyor. Üstelik X’i ele geçiren yeni patronu, bu kullanışlı aletini dünyada gericiliğinin ve faşizmin kışkırtıcılığı için de kullanıyor.

    Turizm, sanayileşmenin alternatifi ya da ayak bağı olmamalı. Şüphesiz “Turizm eğitim de yaratıcılık da ister”. Görsek keşke! Ama ülkeyi ve insanları tekno-sömürge aracına dönüştürürseniz, sanayileşmeyi boşlarsanız turizm alanlarını da insanlarınıza rezil edersiniz. 40-50 milyar turizm geliri beklentisi, savaşlar, gerilimler, düşmanlıklar vb. nedenleriyle bakmışsınız. 20 milyarlara düşmüş. İktidar kıyameti koparıyor! Lüks oteller kan ağlıyor, ayakla kalmak için Hazine’ye hortum takmaya çalışıyor hükümet eliyle. Bağımlılık böyle bir şey! 

    Yine Özcan Kadıoğlu’nun çalışmasından, ekonomimizin yapısı içler acısı: Türkiye imalat sanayisindeki KOBİ’ler teknolojik düzeylerine göre sınıflandırıldığında Yüzde 56.4’ü düşük teknoloji sınıfında üretim yapıyor. Bu şu demek, emek yoğun ağırlıklı, yükte ağır, fiyatta ucuz (pahada hafif!) Peki KOBİ’likten çıkmış büyükler çok daha mı iyi? Hayır: Yüzde 44.9’ü düşük teknolojide. Bu şu anlama geliyor: TL’nin değerini düşük tutun ki dış rekabette mal satabilelim, bas bas bağırıyorlar, rekabet edemiyoruz! Tabii bu durum emeğin asgari ücretin de ucuz tutulmasını gerektiriyor. Nitekim, bugün yapılan tam da bu! Oysa ileri teknoloji üreten ülke sınıfına girebilseydik, sattığımız malların değeri yüksek olacaktı, bilgi toplumuna doğru yol alacaktık, ücretlerimiz emekli maaşlarımız daha yüksek olacak ve daha insanca yaşıyor olacaktık! Başka okur mektuplarım var ama Sıtkı Ergüney’in “Turizmin Türkiye’de eşkıyalığa, soygunculuğa dönüştürüldüğü gerçek. Pek çok alanda olduğu gibi turizm de yasadışı işlerin sergilendiği bir sektör” sözlerine yine siyasi yorumla bitireyim yazıyı: Ahlaksızlık Özal ile başladı Evet ihracatı teşvik etti ama milyarlarca yolsuzluk bu alanda yapıldı, taş toprak mobilya araç gereç ne varsa sanki ihraç edilmiş gibi beyan edildi ve alınan ihracat teşvikleriyle soyguncu ahlaksız namussuz zengin bir kitle yaratıldı. Özal, “Ben insanın zengini severim” diyordu. Onlara alkış tuttu. Bir de devlet içinde rüşveti meşrulaştırdı: “Benim memurum işini bilir!” Memur maaşlarını adam gibi yaşama düzeyine çıkartacağına, iş yapmak için verdiğimiz rüşveti memurlarına hediye etti. O andan itibaren Türkiye devrilmiştir. Bütünüyle ve her şeyiyle. Tabii ki sahillerin peşkeş çekilmesi de bunun bir parçası.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • Tarım tepetaklak - Mine Esen

    Çiftçi isyanda. Büyük emeklerle yaptığı ekim ve hasadın maliyetini karşılayamıyor. Çay, fındık, buğday, domates ve daha birçok üründe aynı sorunlar yaşanıyor. Gıda enflasyonu küresel çapta genel olarak azalırken Türkiye’de makas açılıyor. Üretim planlamasında, kooperatiflerdeki yönetim-örgütlenmede ciddi sorunlar var. Siyasetin bulaştığı politikalarla birlikte verimli ve sürdürülebilir üretim modeli için gerekli olan bilimsel bakış açılarından yoksunluk gözleniyor. Ekonomik krizle birlikte üretim maliyetleri/mazot/aracı derken dengesiz fiyatlandırma yurttaşın karnını doyurmak üzere el attığı pazar/market tezgâhlarına ağır şekilde yansıyor. Kimi üretici alım fiyatlarına kızıp mahsulü tarlada bırakıyor. Sonuç; bir yanda yurttaşın dolduramadığı sepete diğer yanda çiftçinin içinde bulunduğu koşula tepkisi dalga dalga büyüyor. Geçen günlerde Nizip’te Gaziantepli fıstık üreticileri alanlardaydı. Geçen yıl 100 TL olan fıstığın, maliyetlerin iki katına çıkmasına karşın bu yıl 105 TL’den alındığını belirten üreticiler “3-5 tüccarın eline kaldık” diyordu. Daha önce İzmir ve Manisa’da eylem yapan domates üreticisi çiftçilerin geçen haftaki adresi ise Bursa’ydı. Traktörleriyle yollara çıkan çiftçiler tarladan toptan satışta salçalık domatesin fiyatının 2 TL’ye düşmesine tepkiliydi.

    Geçen hafta ayçiçeği de gündemdeydi. Mustafa Çakır ve Didem Ernez imzalı haberlerimizle konuyu ayrıntılı aktardık. Ernez’in haberinde, yerli üreticiden 1 Temmuz-30 Kasım 2024 döneminde ürün alımı yapacak yağ firmalarına yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği yağı ithalatında vergi kolaylığı sağlanacağı belirtildi. Çakır’ın haberinde de iktidarın tarımdaki ithalata dayalı politikalarının Trakya’daki ayçiçeği üreticisini de zora soktuğuna işaret edildi. Haberde TÜİK’e göre, Türkiye’nin ayçiçeğindeki yeterlilik derecesinin 2002’de yüzde 84.8 olduğu, bunun 2022’de yüzde 51.3’e indiği aktarıldı. Eylül Barut imzalı haberimizde ise iklim değişikliğiyle birlikte sera kullanımının arttığına dikkat çekiliyordu. Haberde, çalışma koşullarının gün geçtikçe kötüleştiği yönündeki görüşlere yer verildi. Tarım-Orman İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş’un “Genellikle yabancıları, göçmenleri ve özellikle de çocukları tercih ediyorlar. Biz seralara denetim amaçlı giremez olduk” sözleri aktarıldı. Tarımın genelinde olduğu gibi seracılıkta da su sorunun yaşandığına vurgu yapıldı.

    İklim Öngel’in geçen “Haftanın Konuğu” sayfasında görüşlerine yer verdiği Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez’in şu saptamaları önemliydi: “Uygulanan tarım politikası nedeniyle çiftçi üretimden çıkmaya başladı. Verilen destek 91.6 milyar TL, oysa olması gereken 411 milyar TL.” Suiçmez’in, “Gerçek beka sorunu insanların doyamamasıdır. Son tasarruf edilecek alan tarım alanıdır” uyarısı alarm niteliğinde. İthalatın zorunlu durumlarda kısa vadeli ve geçici bir çözüm olduğunu söyleyen Suiçmez, “Çözüm üretimde” diye de ekledi. Gıda konusunun ulusal güvenlik açısından da önemi ortada. Bu konuda gazetemizin ekol haline gelmiş Pazar Yazıları sayfasında İsveç’ten Ali Haydar Nergis’in makalesinde ilginç bir bilgi vardı. Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte Kuzey Avrupa ülkelerinde güvenlik kaygılarının arttığı belirtiliyordu. Şu an kulağa abartılı gelse de İsveç ve Danimarka’da savaşın kendilerine de sıçrayabileceğine yönelik acil durum planlamaları yapıldığı aktarıldı. İsveç Sivil Acil Durum Ajansı’ndan bir uzman, ülkede tüketilen gıda maddelerinden yarıdan fazlasının yurtdışından ithal edildiğini söyleyerek olası bir kriz halinde halkın doğal kaynaklardan kendi kendilerine beslenmeyi öğrenmeleri gerektiğini kaydetti.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/


    6 min
  • 12 Ağustos Pazartesi - Günün Manşetleri - Üniversiteliye rant sürgünü

    * Marmara’nın Göztepe yerleşkesindeki dört fakülte taşınıyor: Üniversiteliye rant sürgünü

    * Cengiz Holding, Hazine arazisi, orman ve tarlalardan oluşan alana yeraltı madeni yapacak: 409 futbol sahası kadar

    * Makalesinde FETÖ’yü öven general Canyaş, ‘sosyal demokratlık’ eleştirisi yapmış: Tezinden ‘CHP’ çıktı

    * Özgür Özel; Diyarbakır, Mardin, Batman ve Şanlıurfa saha çalışmalarına yoğunlaştı

    * CHP milletvekili Şevkin’den, 87 yıllık Adana Havalimanı’nın kapanmasına sert tepki: İktidar olunca yeniden açacağız

    * Kiev’in karşı saldırısı sonrası Moskova sert karşılık vereceğini belirtti: Cephe tekrar ısındı

    * Ateşkeste Netanyahu belirsizliği

    * Yaz ortasında sebze meyvede enflasyon yaşanıyor, semt pazarları borsaya döndü: Tarım var ‘Bakan’ yok

    * Çeliğe ek vergi gelirse istihdam riske girer

    * Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan tarihi eser ile ilgili Necmi Karul gazetemize açıklama yaptı: Heyecan verici buluntu

    * Burhaniye’de arkeoloji ve eskimeyen müzik buluşması: Adra’fest

    * Barrio’nun Salt Galata’daki sergisi, ‘bakıp geçmeyi’ değil, ‘durup düşünmeyi’ vaat ediyor: Uzay, toplum ve sanat

    * Beşiktaş, Samsunspor’u deplasmanda 2 golle yenip ligin zirvesine yerleşti kartal pençesi

    * 101 sporcuyla gittiğimiz Olimpiyatta 64. olup şampiyonluk göremedik: 40 yıl sonra altın yok!

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.



    10 min
  • Turizm mi, ileri teknoloji mi... Özal, turizm geleneğini başlattı - Orhan Bursalı

    Perşembe günkü yazım ve turizm konusunda okur mektubu, sanki turizm mi ileri teknoloji mi seçeneklerinden birini tercih etmemiz gerekiyormuş gibi algılandı. Şüphesiz ki hayır. Türkiye seçeneğini Özal ile yaptı. “Turizm” dedi. Bilimsel teknolojik araştırma-geliştirmeye gerek yok dedi. Bunu yapamayız, bu konuda ileri ülkeler çalışıyor, yapıyorlar biz de onlardan alıyoruz. Özal’ın kısır bir bakışı vardı. Burada Özal muhasebesi yapacak değilim. Zaten Türkiye’de işbaşına gelen tüm popülist politikacılar benzer özellikler taşıyordu. Günü, yılı, 3-5 yılı kurtaralım iktidardayken sonrasına bakarız. Hepsi planlı, odaklı kalkınmayı bir kenara atmışlardı. Bu süreç Menderes ile başlamıştı: Bize plan değil pilav lazım sözleriyle. Pilavı ancak planla kazanabileceğimizi anlamayan veya ülkenin orta vadeli geleceğini bile düşünmeyen sıradan politikacılar ile bugünlere geldik. Zor olan ileri teknolojik hedeflere yoğunlaşmak yerine, kolay olanı seçtiler: inşaat, otel... Akdeniz Ege gibi altın sahillerimiz varken bilimle teknoloji ile ve bunlara adam yetiştirmekle, adam olmakla kim uğraşacak?! Gelinen nokta, bugün halka özgürce girecek sahillerin neredeyse kalmaması ve talanın hâlâ sürmedi. Politikacıların kafası, paranın ne kadar hızlı döndüğüne çalışır. İnşaatçılık 2-3 yıl içinde büyük kazanç alanı, hızla kasalara para giriyor. Ama derdimiz de tam orada başlıyor. 1950’lerden beri yaşadığımız irili ufaklı ama İMF’nin yönetimine geçtiğimiz 19 kadar krizin temel meselesi, ekonominin yeteri kadar yeteri kadar döviz üretememesi ve 50-60 milyar ve daha fazlası cari açık. İktidara gelenler har vurup harman savurduğu için de bütçe hep delik. Özcan Kadıoğlu’dan aldığım şu bilgileri paylaşayım: 2003-2023 Nisan arası: Yüksek teknolojili ürün ihracatı: 98.5 Milyar $ Yüksek teknolojili ürün ithalatı: 436.3 Milyar $ Aradaki fark 337.8 Milyar $. 2017 yılında ithalat 28.8 milyar dolar ile rekor kırarken, ihracatımız ise 5.71 Milyar $ ile olağan seyretmiş. Hem dış ticaret açığı hem cari açık vermemizdeki en büyük kalem, ihtiyacımız olan yüksek teknolojiyi sürekli ve artan ölçüde ithal ediyor olmamız. Bu iktidar zamanında bu tabloda değişen bir şey olmamış. İhracatımız içinde yüksek teknonun payı yüzde 3. Yüksek teknoloji ihracatımız ile aynı kalemde ithalatımızın sadece yüzde 27.7’sini karşılayabiliyoruz. İktidarın ileri teknoloji HIT-30 teşvik programı bu nedenle bu sütunlarda eleştirildi. Salt teşvikle bu iş olmaz dedik. Boş politik laklakları severiz biz, konuş babam konuş, günlerce aylarca yıllarca. Bu konulara, ilgi çekmediği için kimse girmez. Kimse de yahu bizim temel sorunlarımız ne diye merak etmez. Bir iki bilgi daha paylaşacağım, ekonomi ile ilgili ama bugün pazar kafa şişirmeyeyim fazla! Turizm ile ilgili okur görüşlerine de yarın devam ederiz.


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/


    5 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.