
Sign up to save your podcasts
Or


* Yangınlarla sarsılan İzmir, yaralarını sarmaya çalışıyor.
* Türkiye günlerdir orman yangınlarıyla mücadele ediyor.
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ile bir telefon görüşmesi yaptı.
* Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gazeteci Fatih Altaylı’nın kendisine yönelik sözlerine verdiği yanıtta “Ben bu partiyi senin gibi elinde viski kadehiyle partime yön veren alçakların elinden aldım ve halkın partisi yaptım” ifadelerini kullanmıştı.
* Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 10 yıllık bilançosunu ortaya çıkaran CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, masrafı gözler önüne serdi.
* 2024-Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçları sonrası toplam 1 milyon 21 bin 986 kontenjanın 987 bin 388’ine yerleştirme yapıldı.
* Lübnan sınırında yeni bir savaşa yönelik Ortadoğu’da korkular sürerken Amerikan basını İsrail’in Hizbullah’ın üst düzey komutanı Fuat Şükür’e yönelik sarsıcı suikastının ayrıntılarını ortaya çıkardı.
* Ukrayna’nın Rusya’nın Kursk bölgesine düzenlediği saldırı saldırı sonrası çatışmalar büyüdü.
* Emekliye şezlong, şemsiye bedava oldu ama onların otobüs ya da uçak bileti alacak, gidip bir gece tatil yapacak parası yok.
* Ekonomideki yanlış kararların tarıma yansımasının etkileri büyürken çiftçi eylemleri de artıyor.
* Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından devam edilen arkeolojik kazı çalışmalarında, Kütayha ve Mardin’de yeni buluntular ortaya çıktı.
* Bu yıl ikincisi düzenlenen Fındıklı Belediyesi Yeşil Altın Gümüş Deniz Festivali, 15 Ağustos’ta başladı.
* Süper Lig’de Beşiktaş fırtınası esiyor.
* Trabzonspor’da beklenen forma şansını bir türlü bulamayan Orsic ile yolların ayrılma ihtimali bulunuyor.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
AKP’nin en büyük çelişkilerinden birisi de Yüksek Askeri Şûra’daki (YAŞ) tavrıdır. İlk yıllarda Erdoğan ihraçlara şerh koydu. AKP kadroları, “inançlı subaylara haksızlık edildiği” propagandasını yapıyordu. Sonra FETÖ darbe girişiminde bulundu. Türkiye’nin sınır güvenliğinin ihmale gelmeyeceğini anlamak için Suriye, Irak ve İran’la komşu olduğumuzu bilmek yeter. Üstüne, dinsel bir grubun askeri yapıda örgütlenerek mevcut iktidara darbe girişiminde bulunduğu tek ülke olduğumuz gerçeğini ekleyin. Nasıl manzara ama? Bu ahval ve şerait içinde ağustosun ilk haftasında YAŞ toplandı, asteğmenlikten gelen, hukukçu kökenli Albay Fevzi Orkunt Canyaş generalliğe terfi ettirildi. Canyaş’ın bir başka akademisyenle yazdığı “akademik” makalede Fethullah Gülen’i övdüğü ortaya çıktı. Canyaş, CHP hakkında da yorum yaptı, “sosyal demokrat parti olmadığı” kehanetinde bulundu. Yani siyaset yaptı. Emekli, görevdeyken de akademisyen olan generallere sorduk, “Bizim dönemimizde böyle bir makale yazmayı kimse aklına getiremezdi” dediler. Canyaş’a her şey serbest. TSK, muharip bir ordu. Irak’ın, Suriye’nin kuzeyinde çok önemli görevler üstlenmiş durumda. Dünyanın başka bölgelerinde de farklı misyonları var: Katar, Somali, Libya, kardeş Azerbaycan... Şimdi soru şu: Bulunduğu görevini yapmaya devam edecek bir subayı niye generalliğe yükseltiyorsunuz? İdlib’de tugay mı yönettireceksiniz? Bir de Canyaş’ın generalliğe yükselmesini, YAŞ’ın asker üyelerinin gündeme getirdiği iddiaları doğruysa... Geçelim başka bir örneğe. Bando Albay Özcan Özhun da generalliğe terfi etti. Bu da hayret konusu bir gelişme. İktidar yakın zamana kadar bando mızıka okulunu kapatmak istiyordu. Bu general de şu an yaptığı görevi yapmaya devam edecek. Pençe Kilit bölgesinde operasyon yönetmeyecek ki. O zaman bu albayları niye terfi ettirdiniz? Nedenini açıklayın kamuoyu tatmin olsun. Erdoğan sık sık, FETÖ ile mücadele vurgusu yapıyor. Cumhuriyet gazetesi bu konuda herkesten önce tehlikeyi sezmiş kurumdur. O zaman bize gelen ve ciddiye alınması gerektiğini düşündüğümüz iddiaları, uyarıları yapmayı sürdürelim. FETÖ, TSK’de varlığını koruyabilmek için başka kisvelere bürünüyor, bu kisve üzerinden YAŞ denetimini yapan bürokratları aşmak için her yolu deniyor. Bir uyarı da harp okullarına ilişkin. Okullardan mezun olan teğmenlerin sınıflara ayrılmaları kritik bir süreç. Türkiye’nin yaşadığı deneyimler doğrultusunda uyanık olmak gerekiyor. Bazı grupların TSK’nin kritik birimlerini hedefledikleri söyleniyor. Benzer hatalara düşülmemeli. Asker, komutanından başka kimseden emir almamalı. TSK bu ülkenin güvencesi, herkes gereken özeni göstermeli. Yaşadığımız bölge ve sorunlar düşünüldüğünde anlam verilemeyen terfiler değil, TSK’ye “savaşçı” asker gerekiyor.
Artık çok eskimiş bir eski dostum, eskimemiş bir eski dostuma Avrupa Birliği’ne girmeyi kafasına koyduğu için başlangıçta AKP’yi desteklediğini söylemiş. AKP kurulduğu sırada üçümüz de aynı gazetede çalışmaktaydık. Aynı şeyi bana söylediklerinde ben şöyle derdim: “Lan oğlum, bir dernek düşünün ki o derneğin bütün kadınları denize bikini ile girmekteler, sizinkiler derneğin kapısına çarşaflı kadınlarla dayanıyorlar. Kapıcı ‘N’olamaz!’ deyince de ‘Bizim kadınlarımız namusludur, bikini giymezler!’ diye kasalıyorlar ve kostaklanarak geri dönüyorlar.” Biraz önce televizyondan öğrendim: 14 Ağustos 2001 günü kurulan parti 23 yaşına girecekmiş. Bu cenaze törenine, 16 Eylül 2001 günü Hürriyet Pazar’da yayımlanan “AK Parti’nin Kollektif Aklı” yazımla kutlamaya katılacağım: [Franz Kafka’nın “Değişim” adlı romanının kahramanı Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini hamamböceği olarak bulur. Bizim teokratik devlet mecnunu, şeriat düşkünü, ümmet meftunu, Arapperest siyasal İslamcılarımız da tıpkı Gregor Samsa gibi, bir sabah uyanınca kendilerini “muhafazakâr demokrat” olarak bulmuşlar. “Bulmuşlar” diyorum, çünkü bu değişimin herhangi bir tanığı yok. Kendi sözleri. Kendi sözleri olunca da, sabıkaları olduğu için, inanmak biraz zor. Kimse kendilerinden değişmelerini istemedi. Çok önemli bir nedeni olmalı ki, ağır suç işledikleri için yıllarca hapiste kalmış sabıkalılar gibi “Biz değiştik!” diyorlar. R.T. Erdoğan&Arkadaşları’nın değişip değişmemelerinin aslında beni ilgilendirmemesi gerekir. Ne var ki, Cumhuriyet ve başta laiklik olmak üzere cumhuriyet ilkelerini içlerine sindirmeleri hem kendilerinin hem de ülkenin yararına. Bu nedenle, değişim bu bağlamda ise, buna kayıtsız kalmam olanaksız. Bu konuda düşünmeyi sürdürelim: AK Parti’sinin başkanı R.T. Erdoğan, roman kahramanı Gregor Samsa gibi bir mutasyona uğrayıp değişti diyelim. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç ve öteki zevat nasıl olup da hep birlikte koro ve kitle halinde değiştiler? Aynı anda yumurtadan çıkarak kanatlanıp uçan kelebekler gibi. Bunun da cevabı hazır. Akılları gibi (akılları kollektifmiş) değişimleri de kollektif bunların. Her şeyleri kollektif: Gözleri, kulakları, ağızları, elleri, ayakları... Her şeyleri kollektif! İlk kez partinin kuruluş basın toplantısında “kollektif akıl”dan söz etmişti R.T. Erdoğan. 26 Ağustos 2001 tarihli Akit gazetesinde yayımlanan röportajında da bu kavramı kullanıyor. Gazetenin muhabirleri Serdar Arseven ile Kenan Kıran ortaklaşa soruyorlar: “AK Parti, seçime kadar herhangi bir koalisyonun içinde yer alabilir mi? Böyle bir teklif gelse...” R.T. Erdoğan yanıtlıyor: “Bu benim tek başına karar verebileceğim bir konu değil. Az önce de söyledim. Biz kollektif aklın temsil edildiği bir parti olacağız. Bu konu gündeme gelirse oturup kendi aramızda konuşuruz. Bu konuda konuşmak için çok erken.” R.T. Erdoğan’ın “Daha önce söyledim” dediği cümle de şu: “Bir diğer özelliğimiz, tekelci liderlik anlayışına son vermektir. Kollektif aklın temsil edildiği bir liderlik anlayışını benimsiyoruz.” “Kollektif akıl!” kavramı gündemin hayhuyu arasında dikkatlerden kaçtı. Oysa basının, öteki politikacıların, siyaset bilimcilerin, toplumbilimcilerin duydukları zaman tüylerini diken diken etmesi gereken bir kavram bu. R.T. Erdoğan bu kavramı anlamını bilerek mi kullandı, bilimsel konuşma merakını tatmin için mi, yoksa “ilmi malûmat-ı zaruriyye” sahibi olduğunu dosta düşmana kanıtlamak için mi? “Kollektif akıl” kavramını kullanma gerekçesi ne olursa olsun, yandık ki nasıl yandık. “Kollektif akıl”ı temsil eden liderlik ebedidir. Kendisini seçen kollektif aklı temsil ederken, kollektif akla dönüşüp bizzat kollektif akıl olacağı için bir daha yerinden kımıldamaz. Kollektif akılla tekelci liderlik anlayışına son vermek bir yana, kollektif akılla tekelci liderliğin daniskası kurulur.
* İktidar “şaheser” olarak nitelediği şehir hastanelerine sadece 2024’te 83 milyar 697 milyon TL ödenek ayrırken acil sağlık hizmetlerinde cimri davranıyor.
* Dünya 2019’da COVID-19 kâbusu yaşadı. Çin’den yayılan virüs milyonlarca can aldı. İki yıl süren koronavirüs pandemisinin ardından şimdi de maymun çiçeği virüsü (monkeypox/Mpox) alarmı veriliyor.
* Ankara kulislerinde; CHP’de eylül ayında tüzük değişikliği gündemiyle kurultay yapılacağının açıklanmasının ardından eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun il gezileri ve partililerle yaptığı buluşmalar üzerinden “Tüzük kurultayı seçimli kurultaya döner mi?” iddiası konuşulmaya başlandı.
* 31 Mart yerel seçimlerinde Türkiye’nin ikinci partisi konumuna gerileyen AKP 23’üncü kuruluş yıldönümüne ilişkin program önceki gün AKP Kongre Merkezi’nde düzenlendi.
* Muğla ve çevre illerde SGK ve İşKur’a bağlı olarak çalışan yüzlerce memurun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla yarın saat 15.30’da Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür ve Merkezi’nde düzenlenecek etkinliğe katılımı zorunlu tutuldu.
* Çanakkale Eceabat’ta orman yangını çıktı
* TBMM Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın daveti ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un çağrısı üzerine dün Filistin gündemiyle olağanüstü toplandı.
* Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin ile dün Ankara’da TürkiyeIrak Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması 4. Toplantısı’nın ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
* Enflasyonist ortama karşın yetersiz kalan ücret artışları yurttaşın alım gücünü sürekli eritirken açlık ve yoksulluk sınırları da yükselmeye devam ediyor.
* Okul alışverişlerinin başladığı bugünlerde yurttaş fiyatlardan yakınırken Ticaret Bakanlığı, kırtasiyelerde güvenli ürün denetimine başladığını duyurdu.
* İzmir’in Kemalpaşa ilçesindeki Ulucak Höyüğü’ndeki çalışmalarda, kilden yapılmış 8 bin yıllık kadın heykelciği bulundu.
* Kadıköy Belediyesi’nin bu yıl dördüncüsünü düzenlediği “Mahallemde Çocuk Tiyatrosu” etkinlikleri başlıyor.
* Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme turu rövanş maçında deplasmanda Rapid Wien’e 2-0 yenildi.
* Ferdi Kadıoğlu’nun ayrılığı artık çok yakın...
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçimleri, “Sosyal demokrasi, ‘süreç olarak faşizm’i sandıkla durdurabilir mi” sorusunu test etmeye uygun bir laboratuvar sunuyor.
ABD, 1990’ların sonunda dış politikasında, uluslararası ilişkilerinde rıza almaya değil daha çok şiddetle dayatmaya dayanan bir “imparatorluk” projesine yöneldiğinde birçok tarihçi, imparatorluk projesinin ABD’de haklar ve özgürlükler olarak demokrasiyi aşındırmasının, egemen ideolojiyi, hatta kültürü “yozlaştırmasının” kaçınılmaz olduğunu vurguluyorlardı. Filozof Rorty, 1998’de neoliberalizmin faşizme açılan dinamiklerine değinerek adeta Trump’ın ve “süreç olarak faşizm”in gelişini haber veriyordu: “İşçi sendikalarının üyeleri ve örgütsüz vasıfsız işçiler, er ya da geç hükümetlerinin ücretlerin düşmesini ya da işlerin ihraç edilmesini engellemeye çalışmadığını fark edeceklerdir... kendileri de statü kaybetmekten korkan banliyö beyaz yakalıları, başkalarına sosyal fayda sağlamak için kendilerinden vergi alınmasına izin vermeyecekler... İşte o noktada bir şeyler çatırdayacak... seçmenler sistemin iflas ettiğine karar verecek ve oy verecekleri güçlü, seçildikten sonra kendini beğenmiş bürokratların, hilekâr avukatların, fazla maaş alan borsacıların, postmodernist profesörlerin artık kararları vermeyeceğini garanti edecek, bir adam aramaya başlayacaklar.” ABD’de, neoliberalizm, emperyalizmin başarısız savaşlarının, ülke içinde artan güvenlik önlemlerinin, körüklediği paranoya, İslamofobi, yabancı düşmanlığı ve ırk ayrımcılığına, kadın bedeni üzerindeki baskılara son veren sivil haklar hareketi öncesine yönelik nostalji, tam da beklendiği gibi, “süreç olarak faşizm”i doğurdu. Aimé Césaire’ın daha 1955’te vurguladığı gibi şiddete dayanan emperyalizm de emperyalist ülkede faşizme yol açıyordu.
ABD’de “Sosyal Demokrasi” yerine, “demokrat”, “liberal” ya da “ilerici” kavramları kullanılır. Karşısındaki akım da kendini “Cumhuriyetçi”, “muhafazakâr” kavramlarıyla tanımlar. Bu iki akım arasındaki fark, 2016 başkanlık seçimlerine kadar, “statükoyu” etkilemeyecek kadar azdı. Her ikisi de emperyalist küreselleşmeyi, neoliberalizmi savunuyorlar, İsrail’i kayıtsız şartsız destekliyorlardı. Donald Trump ve “süreç olarak faşizm” ile birlikte, özellikle bu son seçimlerde, ırkçılık, kadın hakları, işçi hakları, gelir dağılımı, sağlık eğitim sistemleri, sosyal yardımlar, sanayi politikaları hatta İsrail konusunda kimi farklar ortaya çıkmaya başladı. Cumhuriyetçi parti Trump’ın etkisi altında geleneksel çizgisinin çok sağına “süreç olarak faşizmin” etki alanına kaydı. Demokratlar, Biden adaylığı Kamala Harris’e bıraktıktan, Harris de yardımcı adayı olarak Tim Walz’ı seçtikten sonra hızla, haklara ve özgürlüklere önem veren, işçi sınıfın sendikalaşma hakkını vurgulayan, sağlık, eğitim alanlarında halkçı reformlar vaat eden, dolayısıyla klasik sosyal demokrasiyi andıran bir siyasi platform inşa etmeye başladılar. Emperyalizm alanında bir değişim olmamakla birlikte Gazze’de acilen ateşkes çağrısı yapmaya başlamaları da yeni bir tutuma işaret ediyordu. Harris, Walz, “Proje 2025” üzerinden faşizm tehlikesini vurgulayarak, hakları, özgürlükleri kastederek “Geriye gitmeyeceğiz” sloganını benimsediler (2007 ve 2010’de CHP böyle yapsaydı bugün farklı bir yerde olabilirdik). Demokrat Parti, seçmenini heyecanlandırdı. Ülkede hâlâ derin bir kutuplaşma egemen ama seçmen tercihini ölçen istatistiklerde eğilim Harris’ten yana dönmeye başladı. Bu süreç Trump’ın Biden’a karşı programlanmış kampanyasını adeta bir kaosa itti. Şimdi, Trump, seçmene bir şeyler vaat eden konuşmalar yapmak yerinde, biteviye, Harris-Walz ikilisine hakaret ediyor, sahtekâr, hırsız olduklarını, seçimleri çalmaya hazırlandıklarını ileri sürüyor.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Şimdi belki de tam zamanı: Olimpiyatlarda altın madalya alacak tek sporcu çıkartamamanın eleştirisi yapılıyor. Bunun yanı sıra, bugüne kadar boy gösteremediğimiz bazı branşlarda madalya alamazsak bile başarılı sporcularımızın altı çiziliyor. Şimdi kalkıp desem ki ülkede liyakat sistemi yerle bir edilmişken, pek çok alanda her şeyi ortalama ve ortalama altına itelemek ve yeteneklerimizi ülkeden kaçırmak gibi bir ortam/atmosfer egemenken ülkeye, sporda ne başarısı bekliyoruz ki?
Kolaycılık olur bu kıyaslama, yapmak istemem. Çünkü olimpiyat oyunlarında, tüm ekonomik çöküşe rağmen bizden kişi başı milli gelir, kültür vb. açısından daha ileride olmayan küçük ülkeler, beş sekiz altınla ülkelerine döndüler. Mesela Sırbistan’ın pek çok alanda yüksek yetenekli sporcu yetiştirmesini ve onların olimpiyattaki başarılarını nereye koyacağız? Demek ki yapmadığımız umursamadığımız bir şeyler var. Spor bakanı görevden affını dileyerek çekileceğine, kendine bağlı sportif federasyonların hepsinden hesap soracağını açıklıyor. Nasıl olsa kendisinden hesap soracak kimsenin olmadığını düşünüyor. Bakanlık bütçesinden 600 milyon liranın, kimler olduğuna hiç kimsenin şüphesinin olmadığı bazı dernek ve vakıflara aktarıldığını görüyoruz.
İnsan yetiştirmek, dünyanın en zor ve ciddi işidir. Hiçbir ayrım yapmadan, ülke çapında seferberlikle, layık olanın asla hakkını yemeden, asla siyasi davranmayarak ve müdahale etmeyerek herkesin önünü açabiliyor musun? Federasyonların tümünün başlarına ve yönetimlerine sadece ama sadece layık olanları getirebiliyor musun ve sporculara gerekli güveni verebiliyor musun? Çeşitli branşlar için gerekli tesisleri yapabiliyor musun? Profesyonel davranıp sporcuların rahat geçinmelerini sağlayabiliyor musun? Olimpiyatta madalya tablosu, bu konuda gerekli yanıtı veriyor.
Fehmi Köfteoğlu: “En kötü kamu hizmeti, en iyi özelleştirmeden yeğdir. Kamu, klasik anlamda din, dil, ırk, statü, ekonomik durum farkına bakılmaksınız herkesin yararlanıp alabildiği; özelleştirme ile sağlanan ise adında olduğu gibi; gücü yetenin, konumu ve ilişkileri olanın kullanabildiği/alabildiği hizmettir. Bir süreden beri İspanya, Yunanistan ve Türkiye’de şimdi de İtalya’da yükselen ‘kıyılar kamunun, plajlar da halkındır’ sesleri özelleştirmenin turizme yansımalarına karşı halkın tepkisidir. Türkiye’de anayasa, diğer ülkelerde de yasalarda kıyıların kamu malı olduğu, dolayısıyla plajların da halkın olduğu belirtildiği halde, özelleştirme rüzgârı estiği yıllarda buralar da ne yazık ki kamu alanı olmaktan çıkartılıp özel alanlar haline getirildi. Buraları özelleştirme yoluyla alanlar da bu işi ticaretin esası olan kâr etmek için, kimi yerlerde insafsız denecek düzeyde ücretlerle kullanılabilen hale getirdi. Özelleştirme kamuya değil bir kesime hizmetinin ifadesidir. Bunun sonucu halkın plajlara giremez duruma gelince tepkiler yükselmeye başladı. Yunanistan’da başlayıp Türkiye ve diğer ülkelere de yayılan ‘havlu hareketi’ bunun ifadesidir. Haklı talepleri dile getiren eylemlerin yayılması üzerine hükümet ve yerel yönetimler peş peşe düzenlemelere gitmeye başladı. Bu yönde en hızlı davranıp somut düzenlemeye giden Yunanistan oldu. Hükümet çıkardığı yasa ile kamuya ait kıyılardaki 198 plajda ücret karşılığı şezlong kullanımı, şemsiye kiralanması ve bar açılmasını yasakladı. Türkiye’de de belediyeler plajları halka açık, verilen hizmetleri ücretsiz hale getirirken hükümet de çeşitli bölgelerdeki plajları yeniden düzenleyip cüzi ücret karşılığında yararlanılabilen ‘halk plajları’ açmaya başladı.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Atatürk Cumhuriyetinin tüm kazanım ve değerleri örselendi: AKP ile 23 yıllık büyük erozyon
* 2007 yılından bu yana iller arası en büyük değişiklik 6 Şubat 2023’ten sonra yaşandı: Zorunlu deprem göçü
* Hayvanseverlere saldırılar artıyor
* TBB’den Meclis’e başvuru: Can Atalay için özgürlük çağrısı
* Samandağ’da yurttaş kazandı
* İşitme engelli personele keyfi görevlendirme
* Gazze’de ateşkes çağrısı yapan ABD’den İsrail’le anlaşmaya onay: Katliamcıya silah desteği
* Ukrayna’dan Rusya’da tampon bölge girişimi
* Yeni öğretim yılı başlarken alışverişe hazırlanan veliler yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalıyor: Okul yolu zam dolu
* Çiftçi eylemleri ile gündeme gelen tarımdaki sorunlar daha da artacak: 2025’te kâbus var
* Ayvalık Müzik Akademisi mucizesi
* İstanbul Modern’de Chiharu Shiota sergisi
* Mourinho’lu F.Bahçe’nin Şampiyonlar Ligi vizesi alamaması gündemde: Yine hayal kırıklığı
* Galatasaray’ın golcüsü, F.Bahçe’nin hocası Mourinho’ya mesaj gönderdi: Icardi’den‘büyük’ ima
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
From the publisher's feed