
Sign up to save your podcasts
Or


* İktidar sıfır vergi ödeyen şirketleri doğruladı, inceleme yapılıyor
* Susuzlukla mücadele eden Muğla’da bir ayda 27 farklı projeyle çevre katliamı yapılacak.
* Kokusuz tehlike: E-sigara. İçenlerin akciğerinde COVID-19’a benzer lezyonlar görülmeye başlandı.
* Kakışım, CHP’nin iktidarın baskısını doğru yönetmesi gerektiğini söyledi .
* Sokak köpeklerine ilişkin yasa teklifi Meclis’te görüşülürken kötü haber geldi.
* Netanyahu, Golan’daki saldırı sonrası ‘Hizbullah ağır bedel ödeyecek’ dedi.
* Avrupa’da ‘füze krizi’ sinyali.
* Türklerin Mısır yatırımları 4 milyar dolara koşuyor, 100 bin kişiye istihdam sağlıyorlar. Sanayici Mısır’a yerleşti.
* Fındık korkutuyor.
* Türk resminin önemli isimlerinden olan sanatçının eserleri Casa Botter’de. İyem’e bütüncül bakış.
* Tarihle konser bir arada.
* Cimnastikte finale çıkan Adem ve Ferhat şampiyonluk için yarışacak. Madalya yakın.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
En berbat dönemini yaşayan Washington siyaseti, yerli Törkiş demokrasinin arkası yarın tadında uzayıp giden “Altılı Masa” oyunlarıyla karşılaştırıldığında, ışık hızı uzaklığında görünüyor. Kendinizi bir an için 14-28 Mayıs seçimleri öncesine ışınlayın… Kılıçdaroğlu’nun adaylığına benim gibi baştan ikna olmamış tüm yazar, çizer ve kamuoyu önderleri için “Yol yakınken dönelim. Adayı değiştirelim. Rakibine karşı girdiği her seçimde yenilgi ile karşılaşan bir adayla bu maceraya devam etmek çok riskli. Risk almayalım!” demek tamamiyle “tabu” idi. Değil kalem oynatmak, bu konuda her ağzınızı açtığınızda; “Pişmiş aşa su katma!” argümanıyla geri püskürtülüyordunuz. El hak karar(!) verilmişti. Muhalefet cenahında kararı sorgulamak, “karşı tarafın eline koz vermek!” ve “oyunbozanlıkla” eş anlama geliyordu. Şimdi yakın dönem siyasi tarihinin en büyük belirsizlikleriyle dolu, en karanlık dönemini yaşayan ABD’de, Başkanlık seçimlerine 3 ay kala Biden’ın adaylığına gösterilen hızlı refleks ve dirayetli, cesur tepkilere bakalım bir de.... Hızlı fiziki ve zihni çöküş gösteren Demokrat Parti adayının kaderini CNN ekranlarında maum 27 Haziran tarihinde Trump’la çıktığı Başkanlık münazarası belirledi. Demokratlar için büyük bir badire ve düş kırıklığı olan programı, kimse “kol kırılır, yen içinde kalır” yaklaşımıyla ve “aman kendi ayağımıza sıkmayalım” avunmalarıyla karşılamadı. İlk taşı, “Biden’cı gazete” olarak bilinen New York Times, hemen ertesi günü 28 Haziran tarihli nüshasında, “Biden bırakmalı!” başlığıyla yayımladığı bir başyazı ile attı. Yaşlı Başkan birkaç hafta boyunca, “Ben yarıştayım ve hiçbir yere gitmiyorum” inadıyla dirense de, etrafında gitgide daralan kuşatmaya dayanamadı. Biden’ın partisinden yakın mücadele arkadaşları, “göz var izan var” hesabına konuya bodoslamadan girdiler, 2024 yarışına ikinci defa adaylığını koymakta israrlı olan Biden’ı, görmeyi ret ettiği kamuoyu yoklalamaları ile yüz yüze getirdiler. Bu zorlu yüzleşmeyi, hiç çekinmeden Demokrat Partili eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi üstlendi. Sonunda Demokratlara yakın yayın organları ve parti ileri gelenlerinden gelen baskılara dayanamayan “sorunlu aday” pes etti ve meşaleyi açık destek verdiği Kamala Harris’e devretmek zorunda kaldı. Biden’ı adaylıktan vaz geçirmek için son üç haftada gösterilen siyasi refleks hızı kadar, Kamala Harris için hazırlanan yeni kampanyanın dönüşümü de etkileyici. Trump karşıtı medya ve Demokrat Parti’nin güçlü propaganda çarkı, düne değin “Çok fazla radikal, Başkanlığı almasına imkan yok!” denilen Kamala Harris’in arkasında hemen birleşti. Kazanamayacağı anketlerce ortaya konan Biden’dan başka hiçbir alternatifin beter olamayacağı düşüncesiyle, Harris etrafında yepyeni bir enerji ve söylemle bir araya geldiler. Pelosi’den, Obama’ya dek partinin tüm büyük isimleri “ama” ve “fakat” sız, Kamala’ya tek, tek, birer birer “destek” açıkladılar. Bir hafta içinde kampanyanın vurgusu da tamamiyle değişti. ABD’yi “demokrasi düşmanı Trump’tan korumak” adına oy isteyen Biden’dan farklı olarak Harris kampanyası; Cumhuriyetçi Parti adayı ile aşırı radikallikten beslenen çevresini, “weirdo/ meczup” sıfatına indirgemeyi yeğliyor. Daha genç kuşak Demokrat Parti çizgisi, “demokrasi yandaşlığı/karşıtlığı” tartışmasının sokaktaki adamda karşılığı olmadığını değerlendiriyor ve de Trump’ın cümle alemi ötekileştiren “MAGA-Make America Great Again/Yeniden Büyük Amerika”cı fanatiklerinin en çok “meczup” dilinden anlayacağını iddia ediyorlar.
İlk okuduğumda hah işte iktidarın temel rahatsızlıklarından biri: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın tasarruf önlemlerini öne sürüp çocuk yuvası/ kreş kurmama izin vermiyorlar açıklamasıyla Ekrem Bey’in İstanbul’da açtığı kreşleri anımsadım. En son, eğer 500 kreş açabilselerdi yerel seçim sonuçları daha da farklı olurdu, saptamasını yapmıştım. Kreş, ezber bozmaktır. Kadını iş hayatına kavuşturmak, eve kapatmak ve iktidarın üç kuruşuna muhtaç kılma politikasını tersyüz etmektir. Çocukları da sokaktan bir eğitim sisteminin içine çekerek gelişmelerine destek vermektir. Belediye olanaklarını ihaleler yoluyla iktidar mensuplarını, şirketlerini zenginleştirme aracı olarak kullandı, halkı yoksullaştırdı, eşitsizliği artırdı, yoksulları iktidarın yardımlarına mecbur bıraktı. AKP kendi zengin sınıfını bu yollarla yarattı. Bu öyle büyük bir sınıf ki genelde yüzde 25-30 arası oy potansiyelini ayakta tutuyor. Sadece bu sınıfın varlığı bile iktidarın merkezi ve yerel ihaleler ve iş verme hacminin büyüklüğünü gösteriyor. Yani trilyonlardan bahsediyoruz. Bu önemli zenginleşen kitile ile yüzde 28-30 oy oranı arasında bağlantı kurarsanız, bunca büyük çöküntüye rağmen neden hâlâ bu kadar oy alabiliyor sorusuna da önemli ölçüde yanıt vermiş olursunuz. CHP’li belediyelerin yaptığı, AKP’nin açıkta bıraktığı bu büyük yoksulluğu yönetmeye çalışmaktır. Kreşler, Halk Ekmek, askıda fatura, öğrenci yurdu ve bursları, emeklilere yoksullara ciddi yardımlar, kent lokantaları, emekli kahvehaneleri (Aferin Beyoğlu Belediyesi!), belediye olanaklarını yandaşları zenginleştirmek için mi kullanacağız veya halkın ihtiyaçları için mi, sorusunun yanıtı ve çözümüdür. AKP kendi yarattığı eğik düzlemde baş aşağı kayıyor. Sanıyor ki CHP’li belediyelerin kasasını boşaltırsam, bu eğik düzlemi en azından düz düzleme çeviririm. SGK borçları meselesini birden gündeme getirmesi bu nedenle. Birçoğu kendi yönettiği belediyelerin devrettiği borçlar. Ayrıca SGK on yıllardır neden borçlarını tahsiline gitmez, başka biri soru. Yanıtı ise belediyelerin büyük çoğunluğunun AKP’li olmasıdır; iktidar kendi belediyelerinin SGK paralarını kullanmaları ve çeşitli yollarla yandaşlarına aktarmaları için buna göz yummuştur. Ama şimdi işin rengi değişince ve CHP’li belediyeler, sahip oldukları mali olanakları halkın ekonomik yararına kullanmaya başlayınca, kıyamet kopmuştur. Bu sadece muhalif belediyelerin ümüğünü sıkmak konusu değildir. Aynı zamanda kendisine oy vermeyen halktan intikam almaktır. Fakat bu iş o kadar açık seçiktir ki baltayı kendi ayaklarına vurmaktadırlar. İktidar gücü gözleri kör ediyor. Yapmaları gereken ise belediye bir tane kent lokantası mı açtı, 10 tane açmaktır. Halk Ekmekleri belki binlerce noktaya yaymaktır. Fakat, o zaman sahip oldukları kaynakları akıtacakları yandaşlar ayaklanır! Bir kez iktidar da yandaş da alışmıştır, hep bana, Rabbena!
* CHP, kazandığı belediyeleri “SGK borcu” adı altında mali kıskaca almaya hazırlanan iktidara “karşı hamle” hazırlığı yapıyor.
* Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) projesi kapsamında iş cinayetleri engellenemiyor. Geçen günlerde Ankara Çubuk’ta bir inşaatta stajyer olarak çalışan 15 yaşındaki MESEM öğrencisi Alperen Kocayavuz 6. kattan asansör boşluğuna düşerek can vermişti.
* Gezi Parkı davası tutukluları Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Çiğdem Mater’i ziyaret etmek için Adalet Bakanlığı’na başvuran AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, kendisine ziyaret izninin verildiğini sosyal medya hesabından duyurdu. “
* Sakarya’da yaşayan eski Ferizli Belediye Başkanı Ahmet Soğuk, Yeni Mahalle’de bulunan evinden çıkıp aracıyla seyir halindeyken silahlı saldırıya uğradı.
* Muğla’nın Milas ilçesinin Akgedik Barajı mevkisindeki ormanlık alanda dün yangın çıktı.
* Havaların ısınmasıyla varis belirtileri daha da artabiliyor. Aşırı sıcaklar, bacaklardaki venleri (toplardamarları) genişletip ağrıya yol açıyor.
* Ateşkes ve rehine takasına yönelik görüşmeler sürerken uluslararası destek arayışında olan İsrail, Gazze’de katliamlarına ara vermiyor.
* İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’deki katliamları için ABD’de destek arayışında.
* Küresel çapta ticari alacak sigortası hizmeti veren Allianz Trade, 2024 yılının ikinci çeyreğiyle birlikte güncellenmiş “Yıl Ortası Ekonomik Görünüm 2024-25” raporunu yayımladı.
* Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, enflasyonla mücadelenin en önemli ayağı olan esnaf ve sanatkârların çok ciddi bir haksız rekabetle karşı karşıya olduğunu ve buna dayanacak güçleri kalmadığını belirtti.
* İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda Yücel Erten’in görevden alınması tartışmalarına tiyatronun kurucu danışma kurulu tarafından yeni bir boyut kazandırıldı.
* Türk edebiyatının usta ismi, şair Cemal Süreya, doğum gününde Kızkulesi İskelesi’nde anılacak.
* 100 yıllık aradan sonra Paris’te düzenlenen Olimpiyat Oyunları, önceki günkü açılış töreniyle başladı.
* Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nın ilk gününde milli atıcı Şevval İlayda Tarhan, kadınlar 10 metre havalı tabanca kategorisinde 577 puanla 7. olarak finale yükseldi.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “SGK borcu tahsili” adı altında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla CHP’li belediyelere karşı “mali darbe” girişimi başlatıldığını belirtti.
* RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, müzik kliplerini ve radyolarda çalan şarkıları hedefe aldı.
* Tuğrul Türkeş, Gezi davasında tutuklu bulunan isimleri ziyaret başvurusuna yanıt gelmeden konu hakkında açıklama yapan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a tepki gösterdi.
* Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından geçen hafta okutulan cuma hutbesinde yer verilen kadınların yüz, el ve ayakları hariç örtünmesi gerektiğine ilişkin ifadeleri eleştiren CHP Sözcüsü Deniz Yücel, gericilerin hedefi oldu.
* Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi Elmacık Mahallesi’nde bulunun Çaykur’un çay alım yerinde ürününü satmak için saatlerce bekleyen çay üreticileri, Çaykur’un kota ve kontenjan uygulamasını protesto etti.
* Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin halk ekmek projesi Yunusemre’de başlıyor.
* Ankara-Atina hattında Ege üzerinden gerilim yeniden tırmandı.
* Londra yönetimi, İşçi Partisi’nin ay başında hükümete gelmesi sonrası İsrail politikasında değişime gidiyor.
* Yurttaşın sofrası pahalanmaya devam ediyor.
* Resmi Gazete’de dün yayımlanan ve konutların turizm amaçlı kiralanmasını sağlayan tebliğe göre e-ticaret platformları, bu kanun kapsamına giren faaliyetlerini takvim yılının birer aylık süreleri içinde yayımlanan ilanlar içinde yer verilen bilgilerle birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirecek.
* Dizi ve film içeriklerini dijital dünya üzerinden takip etmek, her an her yerde erişilebilir olması dolayısıyla çok fazla tercih ediliyor. Ama yurttaşın bu platformların içeriğine ulaşabilmeleri öyle ucuz değil.
* Geçen yıl Nejla Demirci’nin “Kanun Hükmü” belgeseli üzerinden yaşanan sansür krizinin ardından iptal edilen Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl 5-12 Ekim tarihleri arasında Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek.
* Paris, dün başlayan Olimpiyat Oyunları öncesi güvenlik riskleri ile karşı karşıya.
* Avustralyalı hokey oyuncusu Matt Dawson, iki hafta önce Perth’teki takım antrenmanı sırasında sağ elinin yüzük parmağını kırdı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
MHP’nin hukukla olan sorunu, “hukukun MHP sorunu”na dönüşüyor haliyle. Bunu sadece bugünkü “154’ler listesine” bakarak söylemiyorum elbette. Hukukun MHP sorunu en başından beri olmuştur, sürmektedir ve siyasal çizgisi nedeniyle de sürecektir. Hukukun MHP sorunu üç aşamada incelenebilir: 1) Kuruluşundan 1980’e kadar olan sürede MHP, ABD’nin komünizmle mücadelede kullandığı bir örgüt olarak Türk hukukuyla sorunluydu. Türkiye “küçük Amerika”ya dönüştürüldükçe ve Atlantik hukuku Türk hukuku üzerinde yeni ve melez bir hukuka dönüştükçe MHP o melez hukuk içinde kendisine yer buldu, MC (Milliyetçi Cephe) hükümetlerine monte edildi. 2) 12 Eylül 1980’den AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılına kadar geçen süre ise hukukun MHP’yle sorununun ikinci aşamasını oluşturur. Bu süreç oldukça karışıktır ve MHP’nin hukukla, hukukun MHP’yle sorunu iç içe geçmiştir. Fikirleri iktidarda, yönetimi geçici bir süreliğine hapiste ama silahşorları da hâlâ Gladyo’nun emrindedir. Bu sürecin ikinci yarısı, değişen dünya koşullarının da etkisiyle, Gladyo’yla belli oranda mücadele edilebildiği yıllardır. MHP bu süreçte kısmen sokaktan çekilmiş ama devletin içinde, özellikle güvenlik bürokrasisi içinde “paralel bir örgütlenme” kurabilmiştir. 3) MHP’nin ilk bölümünde muhalefet ederek AKP’ye yararlı olduğu, ikinci bölümünde ise artık doğrudan ittifak kurarak AKP’yi iktidarda tuttuğu aşama, içinde bulunduğumuz son aşamadır. Muhalefet ederek AKP’ye yararlı olduğu yıllarda Bahçeli, örneğin 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasının yolunu açtı; 2014’te Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanı adayı diye kabul ettirerek Erdoğan’a kazanma yolunu açtı; Haziran 2015’te, hükümet kuramayacak durumdaki AKP’ye, koalisyon seçeneklerini baltalayarak, erken seçime gitme ve hükümet oluşturacak sayıya ulaşma olanağı sağladı. AKP’yle ittifak kurduğu süreçte ise Bahçeli, bugünkü hukuk devletinin gerilediği yerin iki numaralı sorumlusu oldu. “Erdoğan anayasaya uymuyorsa anayasayı Erdoğan’a uyduralım” hukuksuzluğu üzerinden tek adam rejiminin kapısını açan Bahçeli, sonrasında “hukukun MHP sorunu”nunun şu örneklerine imza attı: Anayasa Mahkemesi istediği kararı vermediğinde “Anayasa Mahkemesi kapatılsın” dedi; partisi yüzde 10 barajının altına gerilediğinde “Yüzde 10 barajı kalksın” dedi; hatta tuttuğu takım (Karagümrük) küme düştüğünde “Bu sezon küme düşme olmasın” bile dedi! Özetle MHP, AKP’li yıllarda hem Erdoğan’ın rejim değiştirebilmesinin kaldıracı oldu hem devletin FETÖ’den boşalan bazı odalarına yerleşti hem de Türk-İslam sentezi ideolojisine uygun olarak toplum-siyaset üzerinde baskı aparatı rolünü aldı. Devlet memurlarının, polis şeflerinin elini öpebilmek için yerlere eğildiği Bahçeli, partisinin adının karıştığı “Sinan Ateş davasını” aydınlatmaya çalışan gazetecileri, karartılmasına karşı çıkan aydınları, siyasetçileri, akademisyenleri, tıpkı bir dönem AKP’nin diğer ortağı FETÖ’nün yaptığı gibi “154’ler torbasına” doldurarak “hukukun MHP sorunu”na bir halka daha eklemiş oldu! Hukuk devletini erozyona uğratanlar ve hukuku kanunla boğmaya çalışanlar, şimdi de hukuk arayanları fişliyor, 154’ler torbasına dolduruyor, açık açık “Hesap soracağız” diyerek tehdit ediyor. Unutulmamalı, hukukun MHP sorunu, aynı zamanda demokrasi sorunudur, insan hakları sorunudur, yaşam hakkı sorunudur.
Her fırsatta Türkiye’nin sahillerine neler yapıldığını nasıl tacavüze uğradığını, rant sahası haline getirildiğini anlatmaya çalışıyorum. Aslında bu durum AKP iktidarıyla başlayan bir süreç. Geldiğimiz noktada insanımız Yunan adalarına koşarak gidiyor. Üstelik kendi memleketinden çok daha ucuz bir tatil yaparak. Sonuna kadar da haklılar. Bıktım bu kuru milliyetçilikten. Kendi plajına sahip çıkamayanlar, mafyaya, partili ağalara peşkeş çekenler ağlıyor. Halka ait plajlara girişi 1000 lira yaparsanız, harcama limiti gibi saçma sapan kurallar koyarsanız olacağı buydu. Örnek vereyim. Göcek, cennet Fethiye’nin bir başka pırlanta köşesi. Bölgede 20’ye yakın Ege ve Akdeniz’de eşine az rastlanır güzellikte koy ve bük var. Bir zamanlar turizmden çok yöredeki Etibank’ın işlettiği krom madeniyle bilinen bu minik sahil beldesi, 90’larda Turgut Özal’ın yakın ilgisiyle tanınmış. Göcek, yelken eğitimi, amatör denizcilik ve deniz turizmi açısından dünya çapında eşi benzeri olmayan bir mücevher. Eşsiz bir yelken eğitim alanı. Bugün adeta bir yat kasabası olan, bütün sistemin yatçılık üzerine kurulduğu Göcek’te, Türkiye’nin bilinen ya da kendisini kamuoyundan saklayan, hemen hemen tüm zenginlerin, çok önemli siyasilerin ya da bürokratların, sporcuların, sanatçıların ya adası, adacığı, evi, villası, hiç yoksa milyonlarca lira değerinde yatları var. Hakkıyla çalışıp kafasını, emeğini kullanarak kazananlara vergisini verenlere lafımız yok. Lafımız, arkasına devlet gücünü alıp kendi kişisel çıkarları için hak hukuk tanımayanlara. Böyle bir doğa harikası yer, rantçıların iştahını kabartmaz mı? Büyüleyici Göcek Körfezi’nin en dikkat çekici unsurlarından biri de yedi adet olağanüstü marinası. Bugün artık koyların çoğu marinacıklar haline gelmiş, binlerce tekne aklına esen yere demirlemiş, demir paralarını bileği güçlü olanlar toplamış. İki yıl kadar önce Göcek’te düzenlenen bir çevre çalıştayından öğreniyoruz ki marinalar haricinde, körfezde 906 tekne yanaşma yeri var. Göcek denizinde 133 milyon metreküp su mevcut. Suyun iç sirkülasyonu çok zayıf. Denizin içinde çiçekli ve tohumlu beş su bitkisi bulunuyor. Oksijen üreten deniz çayırlarını mahvetmişler. Rapora göre her yarım saatte, bir futbol sahası büyüklüğünde deniz çayırı kaybediliyor. Ne kadar üzücü değil mi? Göcek’te, şu anda yaklaşık 4 bin yat ve tekne bulunuyor. Erkan Petekkaya bile cumhurbaşkanına Göcek’teki MUÇEV Marina’nın tekne bağlama fiyatlarından şikâyet etmişti. Nasıl etmesin ki? Fethiye Belediyesi’nin elinden alınıp bakanlık tarafından ihalesiz, alelacele MUÇEV’e kiralanan, MUÇEV’in de iş insanı Mustafa Atilla’ya alt kiralama yaptığı, marinada yıllık tekne bağlama ücreti 1 milyon lirayı buluyordu. Tabii bilinen bir oyuncunun ülkenin en başındaki kişiye yaptığı bu şikâyet üzerine ücretlerde güzel bir indirim yapıldı. Doymak bilmeyen MUÇEV’e, Göcek’teki koruma alanları bile bakanlık tarafından verildi. Bir başka yer de belediye tarafından işletilen iskele. Asla doymak bilmeyen MUÇEV bakanlık yoluyla aldığı bu iskeleyi yıkıp 161 yat kapasiteli marinaya dönüştürmek için uğraştı. Projede “şirket müdürü” olarak kaymakam imzası bulunuyordu! Göcek gibi bir yerde normalde böyle büyük bir projenin yapılabilmesi için ÇED (çevresel etki değerlendirmesi) raporu gerekliydi. Fakat ne oldu? Devlet dopingli MUÇEV için “ÇED gerekli değildir” kararı verildi. Bunun üzerine 700 kadar bölge sakini konuyu yargıya taşıdı. Mahkeme, kamu yararına ve ekolojinin temel ilkelerine uygun olmadığı kanaatiyle reddetti. Fethiye Belediye ruhsatı iptal etti. İptal kararının ardından, marina zabıtalar tarafından mühürlendi. MUÇEV her şeyi yok sayarak ertesi gün mührü kırdı. Yaklaşık dört ay boyunca marinayı hukuksuz bir şekilde işleten MUÇEV, Muğla 3. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararı istinafa taşıdı. İzmir Bölge İdare Mahkemesi yerel mahkemenin kararını bozdu ve MUÇEV’e izin verdi. Hukuk süreci ağır aksak yürürken MUÇEV marinada planladığı çalışmaları tamamlayıverdi!
Çocuk işçiliği. Adnan Binyazar. 26 Temmuz 2024 Cuma. Aile parçalanmasından dolayı, İkinci Dünya Savaşı’nın ve etkilerinin sürdüğü 1941- 48 yılları arasındaki yedi yılı anasız babasız bir çocuk olarak İstanbul Kocamustafapaşa semtinin dört masalı bir lokantasında gece gündüz dayak yiyen bir çırak olarak yaşadım. Zaman, attığı dayakların izini bedenimden silemedi. Masalını Yitiren Dev (Can Yayınları) adlı romanımda, o yaşta çalışmanın bir çocuğa neler çektirdiğini, yediğim dayakların onur kırıcı duygularıyla, sopalarının yüzümde, sırtımda, bacaklarımda bıraktığı izlerini bütün ayrıntılarıyla kaleme döktüm. Usta, gaddarlığının yanında verilen o küçücük bahşişleri elimden alacak denli paragözlüydü. O paralar da elimden gidince tatlıcıların vitrinlerini süsleyen tatlıların tadına çok sonra bakabildim. Araştırmalara göre ülkemizde yaklaşık 2 milyon çocuk çalışıyor. Son beş yılda 339 çocuk çalışma sırasında yaşamını yitirmiş. DİSK, bunu yoksullaşmadan dolayı çocuğun işçilik yapmasına bağlayarak bu sayının her yıl arttığı sonucuna varıyor. Bu yılın ilk beş ayında da iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk sayısı 11’i bulmuş. Daha da acısını İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya anlatıyor: “Antalya’nın Korkuteli ilçesinde geçen bir olayda, annesi ve babası zihinsel engelli olan, kendisine de ‘orta derece mental retardasyon’ (zekâ geriliği) tanısı konulan 17 yaşındaki bir çocuğun köyde çoğunluğu yaşlı insanlardan oluşan birçok kişi tarafından sistematik şekilde istismara maruz bırakıldığı anlatılıyor.”. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği çözümü fırsat eşitliği sağlamakta buluyor. “Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü”, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi uyarınca 18 yaş altı tüm bireylerin çocuk olduğunu anımsatıyor. Bunun verilecek kesin bir kararla da çözüleceği kanısında: “Çocuğun eğitim hakkını savunmak, çocuk işçiliğiyle mücadele etmek için var gücümüzle çalışacağız! Çocuklarımızın yeri tekstil, sanayi vb. çalışma ortamları değil, eğitim kurumlarıdır. Onların ucuz işgücü olarak görülmesine, bedenlerinin ve emeklerinin sömürülmesine karşıyız. Çocuklarımız, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlık geleceğidir. Onları korumak, eğitmek ve haklarını savunmak hepimizin toplumsal görevi olmalıdır.”. Ülkemizin geleceği çocuklarımızın kendilerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri için laik, bilimsel, karma ve kamusal eğitimle yaratıcı, özgür bireyler olarak yetişmeleri gerekir. Bu doğrultuda sorumluluklarımızı biliyor, herkesi çocuklarımızın eğitim haklarına sahip çıkmaya ve çocuk işçiliği ile mücadeleye destek vermeye davet ediyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı bunlara kulak vermeyip kendilerinin büyük değişimler yaptıklarını savunarak işe giriştiği sürece eğitimdeki bu karmaşa çözülmeyecektir. Saplantılardan kurtulup öğrenci gerçeği ortaya serilmeden eğitimdeki sorunlar kördüğüme dönüşecekti.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Şu ara gözlerimiz yolda yabancıların ülkemize para getirmesini bekliyor, bunun için neredeyse kendimizi ateşe veriyoruz. Efendim Moody’s Türkiye’nin kredi notunu, hem de tarihinde ilk kez iki kademe birden yükseltti. Oh oh, ne hoş. Sevgili büyüklerimiz, emekliler yabancı para gelsin diye boşuna acı çekmiyorsunuz demek isteniyor. Artık “yabancı” para kime, niye geliyorsa? Peki nereden nereye yükselmişiz? Not yükseltmesi öncesinde Türkiye; Kongo, Uganda ve Moğolistan ile aynı düzeydeydi, notumuz yükselince Bangladeş, Kosta Rika ve Namibya ile aynı düzeye geldik. Bu da ayrı bir neşe kaynağı artık. Atatürk’ün kurduğu ülkenin haline bakar mısınız? Bu not yükselişindeki hedef nedir? Ekonomist ve yatırım uzmanları yanıtlıyor: Yatırım yapılabilir ülke seviyesine gelebilmek. Ancak bu aşamanın daha dört seviye altındayız. Türkiye, Mayıs 2013’te bu kapsama girmiş, FETÖ’cü darbe girişiminin hemen ardından bu kapsamda çıkarılmış, 2019’da ise notlarımız dip yapmış. Yeniden “yatırım yapılabilir ülke” statüsüne gelinebilir mi? Yine uzmanlara göre yanıt “evet” ama biraz ağrılı, sancılı... Türkiye koşullarındaki bir ülkenin bu aşamaya ortalama yedi yılda ulaşması olanaklı. Ama Türkiye’nin bu kadar zamanı yok, üç yıl sonra seçim var. Hemen umutsuzluğa kapılmayın. “Her şey iyi giderse”, bu kapsama iki yıl içinde ucundan girebilir Türkiye. Öyle diyor uzmanlar. O iki yıl içinde canlılık emaresi kalırsa yeniden yatırım yapar birileri bize. Kavala, Atalay, Gezi... İktidar hukuksuz bir şekilde hapiste olan Kavala, milletvekili Can Atalay ve diğer Gezi hükümlülerini salıvermenin bir yolunu arıyor. Bu noktaya gelmeleri adalet duygusundan kaynaklanmıyor. Yukarıda belirttiğimiz gibi Türkiye’ye gelmesi istenen yabancı sermaye bu hukuksuzlukları da gerekçe gösteriyor. Hani “yatırım yapılabilir ülke” olacağız ya... İşte o zaman adalet akla geliyor. Sonuçta yabancı para önemli. Minik bir sorunu var AKP’nin, ortağı MHP “yumuşamaya” tepkili. Türkiye’nin içine düşürüldüğü kaosu örnekleriyle uzun uzun anlatmak olanaklı. Ancak bu noktada, edebiyata başvuralım. Okuyunca zekâsına şapka çıkaracağınız Halil Cibran. Kısacık “Savaş” öyküsünün özeti şöyle: Ülkesinde yapılan şenlikleri izleyen kralın önüne bir kişi gelir ve yerlere kadar eğilir, bir gözü yoktur, göz yatağı kanamaktadır. “Ey kral, ben meslekten hırsızım, bir sarraf dükkânını soymak istedim, o gece mehtap da yoktu, pencereden atladım. Dokumacı dükkânına girmişim, tezgâha çarptım ve gözümü kaybettim, adalet istiyorum” der. Kral dokumacıyı çağırır ve kararını açıklar: “Bir gözünü oyun.” Dokumacı yalvarır: “Kararınız adalete uygundur kralım ama ben kumaşı dokurken iki kenarını da görmeliyim ve iki göze ihtiyacım var. Oysa benim komşum bir kunduracı. O işini tek gözle de yapabilir.” Kral, kunduracıyı getirtir ve bir gözünü oydurur. Öykü, “Böylece adalet sağlanmış olur” diye biter. Yoksulluktan kıvrananlar, hapiste haksız yere çürüyenler, bu tür adaleti en iyi siz bilirsiniz.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Artan yıllık ücretler laik eğitim isteyen velileri zor durumda bıraktı. Orta sınıfa özel okul yok.
* Avukat Yarlı, erkeklerin evlatları üzerinden kadınları tehdit ettiğine dikkat çekti. Altı ayda 14 kız çocuğu katledildi.
* İktidar 2002 ile kıyaslama yaparak aylıklardaki artışla övünüyor ancak gerçekler pek de öyle değil.Emekli yoksullaştı.
* MGK’de gündem Suriye.
* CHP lideri Özel, Erdoğan’ın SGK üzerinden belediyeleri tehdidine yanıt verdi: Borçlar Cumhur’dan.
* Zeybek ‘erken sandık’ isteyenlerin yüzde 12’den yüzde 57’ye çıktığını söyledi.
* İZSU genel müdürüne gözaltı.
* Putin ve Esad’ın temaslarında Türkiye-Suriye ilişkileri gündeme geldi. Normalleşme masada.
* Biden neden çekildiğini anlattı: Öncelik demokrasi.
* Kongre’de alkış, sokakta protesto.
* Temmuzda, tüketicide olduğu gibi tüm sektörlerde de ekonomiye güvenle ilgili kaygı arttı.
* Protestolu senetler yüzde 187.1 çoğaldı.
* Woody Allen’ın dramatik komedi-gerilim-polisiye filmi ‘Şans Eseri’ gösterime girdi.
* Karsu, Türkiye ve Hollanda dostluğu için sahnede.
* Paris 2024 bugün başlıyor, oyunlardaki 100. yılımızda hedef başarı. Olimpiyat Ateşi!
From the publisher's feed