
Sign up to save your podcasts
Or


ABD’nin bir önceki devlet başkanı ve bu yılın Cumhuriyetçi Parti devlet başkanı adayı Donald Trump’a yönelik gerçekleşen suikast girişimi sadece ABD’de değil, tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Cumhuriyetçi Parti’nin devlet başkanı adayının parti delegeleri tarafından resmen belirleneceği kurultaydan iki gün önce, bir seçim mitingi sırasında gerçekleşen suikast girişiminde, Trump milimetrik bir farkla ölümden döndü, kurşun kulağını sıyırdı, olayda bir kişi öldü, Trump ile birlikte üç kişi yaralandı. Suikastı gerçekleştiren 20 yaşındaki Thomas Matthew Crooks ise olay yerinde öldürüldü; ifadesi alınamadığı ve sorguya çekilemediği için, suikast girişimi aydınlatılamadı. Ayrıca, suikast girişimi sırasında büyük bir güvenlik ihmalinin olduğu, suikastçının ateş açtığı binanın ve bina çatısının güvenlik çemberi içine alınmadığı, suikastçının kolayca binanın çatısına çıktığı ve Trump’ı hedef aldığı ortaya çıktı.
Demokratik Parti’nin devlet başkanı adayı ve mevcut ABD devlet başkanı Joe Biden’ın ve Trump’ın uluslararası politikaları ve stratejileri karşılaştırmalı olarak dikkate alındığında, bu suikast girişimini “bireysel bir çılgınlık” eylemi olarak nitelendirmek ve tek başına 20 yaşında bir tetikçiye yüklemek oldukça zor bir hale gelmektedir. Biden, Rusya karşıtı ve NATO genişlemesi yanlısı politikalarıyla, Ukrayna’daki savaşı körükleyen, Rusya’yı ekonomik, siyasi ve stratejik açıdan zayıflatmak için mücadele veren, ABD’nin dünyada siyasi, ekonomik ve askeri bir egemenlik kurması doğrultusunda politikalar üreten birisidir. Trump ise NATO’nun genişlemesi yoluyla Rusya’nın kışkırtılmasına karşı çıkan, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın sonlandırılması gerektiğini düşünen, Rusya’nın düşmanlaştırılmasını eleştiren ve kendi başkanlık döneminde dünyada hiçbir savaşa yol açmadığını söyleyen, önceliğinin dünya değil, ABD olduğunu savunan bir kişidir. Trump, anti-emperyalist bir siyasetçi olarak nitelendirilemese de, kapitalist düzenin bir temsilcisi olsa da, ayrıca iç politikadaki popülist, şovenist, muhafazakâr, ayrımcı söylemleri, olguları çarpıtma alışkanlıkları ve devlet adamlığından uzak tavırları eleştirilebilse de, Trump’a suikast girişimi, ABD seçimleri ve dünyanın geleceği konusunda bir değerlendirme yapılırken, bu gerçek de dikkate alınmalıdır.
Demokratik Parti, Bernie Sanders gibi, hem iç politikada ekonomik ve sosyal adaleti savunan, hem de dış politikada ABD emperyalizmini eleştiren bir devlet başkanı adayını çıkartabilmiş olsaydı, ABD seçimleri bambaşka bir paradigma içinde değerlendirilebilirdi. Ancak Biden ne yazık ki, ABD emperyalizmi konusunda, Cumhuriyetçi Parti’nin eski devlet başkanları olan Ronald Reagan, George Bush ve George W. Bush dönemlerini aratmayan, ABD “savunma” sanayi, CIA ve Pentagon üçlüsü üzerine inşa edilmiş bozuk düzenin temsilciliğini yapan, “Soğuk Savaş”ı sürdürmek için mücadele veren, bu doğrultuda hayali düşmanlar icat eden, dünyada bir üçüncü dünya savaşına yol açma kapasitesine sahip olan, dünyanın güvenliği açısından tehdit oluşturan bir kişidir. 1776 yılında, 1789 Fransız Devrimi’nden de önce, monarşinin, feodalizmin ve teokrasinin yıkılması doğrultusunda büyük bir devrim gerçekleştiren, 300 milyonu aşkın bir nüfusa ve büyük bir yüzölçümüne sahip olan ABD’nin, 21. yüzyılda, doğru dürüst bir devlet başkanı adayı çıkartamamış olması, Biden ve Trump gibi iki aday arasında sıkışıp kalması, başlı başına trajik bir olaydır. Bunun tarihsel, siyasi, ekonomik ve jeostratejik nedenleri araştırılıp anlaşılmadan, ABD’nin de dünyanın da geleceği üzerine sağlıklı bir değerlendirmede bulunmak ve geleceğe yönelik olumlu bir öndeyilemede bulunmak olanaklı değildir.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Üniversite giriş sınavında 6 sorunun doğru yanıt ortalaması 1.
* Okulöncesi eğitim kurumlarında beslenmesiz aylık tavan ücreti 650 liraya çıktı.
* Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde en çok yıkımın olduğu Hatay İskenderun’da TOKİ yurttaşları bir kez daha mağdur etti.
* Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 bin 500 liraya yükseltilen en düşük emekli aylığına yönelik sefalet zammını eleştiren muhalefeti hedef aldı.
* CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, küresel ısınma ile her geçen gün artan kavurucu sıcaklar nedeniyle “yaz çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve ofislere serinlik kriteri getirilmesini” önerdi.
* KAHEV, çocukları nitelikli eğitime, okulları da
* İstanbul Pendik’te, Aydos Ormanı’nda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
* KKTC’den dönen Erdoğan, Yunanistan’daki Miçotakis hükümetine yüklendi. Ankara - Atina gerildi.
* İsrail’in Gazze’deki kanlı saldırıları, Ortadoğu’da bölgesel savaş korkusunu giderek büyütüyor. Savaşta yeni cephe kaygısı var.
* Yerli turist için tatil hayal iken yabancılar da alternatif rotaları tercih etmeye başladı.
* Üretici maliyetin yarısına alım yapan özel sektöre muhtaç oldu. Çay üreticisi sahipsiz.
* İş Sanat tarafından çocuklar için yaz boyunca düzenlenecek renkli ve ücretsiz atölyeler hazırlandı.
* İstanbul Festivali bu yıl 2-18 Ağustos tarihleri arasında Festival Park Yenikapı’da sevilen sanatçılarla hayranlarını buluşturacak.
* Fenerbahçe, Faslı forvet ve Sevilla ile anlaştı, gelmesi bekleniyor. Nesyri’ye kavuşuyor.
* Santarelli, A Milli Kadın Voleybol Takımı’yla birlikte poz verdi. 'Madalya paha biçilemez.'
* Milli motosikletçi Toprak Razgatlıoğlu, Dünya Superbike Şampiyonası’nın Çekya etabında ikinci yarışı da kazandı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
* Üreticiden sofraya gelene kadar altı kez el değiştiren sebze ve meyvenin hal fiyatları cep yakıyor.
* Kuzey Mekadonya menşeili Pegasus World Energy LLC’ye ait Saden Enerji, Balıkesir ve İzmir sınırları içerisinde kalan bölgede rüzgar enerji santralı (RES) yapmak için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan ‘çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ onayını aldı.
* Aşırı sıcak havanın etkisindeki Türkiye’de art arda yaşanan orman yangınlarıyla mücadele sürüyor.
* TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda “vergi torba teklifinin” görüşmeleri sırasında AKP’nin önerisi ile teklife yeni madde eklendi.
* İktidar, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına karşın emekçiye yine “baraj” getirdi.
* Türklerin yoğun olarak yaşadığı Batı Trakya’da öğrenci yetersizliği gerekçesiyle dört Türk azınlık ilkokulunun kapatılacağı bildirildi.
* Ankara-Mogadişu hattında enerji işbirliği kararı sonrası Türk donanmasının Somali karasularını koruyacağı belirtiliyor.
* Kiev’de gözler, Rusya ile savaşında en büyük destekçisi ABD’de kasımda yapılacak seçimlere çevrilmişken Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Cumhuriyetçilerin adayı eski ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda konuştu.
* Türkiye’yi krize sürükleyen AKP iktidarının, 2023’teki genel seçimler sonrası attığı “zorunlu rasyonelleşme” adımları ve uyguladığı “IMF’siz IMF programı” kredi notunda olumlu sonuçlar veriyor.
* Merkez Bankası, dün kredi büyümesine dayalı zorunlu karşılık uygulamasında değişiklikler yapılarak dezenflasyon patikası ile kredi büyümesinin uyumlu seyri ve TL kredilerin payının korunması amaçlandığını açıkladı.
* İstanbul Üsküdar Belediyesi ev sahipliğinde açık alanlarda yapılan geleneksel sinema günlerinin ilki “Neşeli Günler” film gösterimiyle Bağlarbaşı’nda başladı.
* Lozan Barış Konferansı ve Antlaşması’nın 101. yıldönümü 24 Temmuz günü saat 18.00’de Heybeliada İnönü Evi Müzesi’nde düzenlenecek etkinlikle İstanbul’da kutlanacak.
* Beşiktaş, kanat transferi için Atletico Madrid’den Angel Correa’yı gündemine aldı. Svensson ile yolları ayırmayı planlayan ve skorer bir bek arayan Beşiktaşlı kurmaylar, İskoçya’da Rangers forması giyen 32 yaşındaki James Tavernier’i gündemine aldı. Galatasaray, orta saha transferi için Zenit’te forma giyen Marcus Wendel’le son aşamaya geldi.
* Milli motosikletçi Toprak Razgatlıoğlu, Dünya Superbike Şampiyonası’nın Çekya etabında ilk yarışı birinci sırada tamamladı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Sevgili okurlarım gecen hafta tatile çıktığımı duyurmuş ve kendimi Ege’ye ışınlamıştım. Oh yaşasın deniz, dostlarla memleketi kurtarmak dışında bol bol sohbet, kahkahalar ve yaşamın güzelliği için doğaya teşekkürler. Ah ah nazarım değdi. Cep telefonumu açtım ve İzmir’in Konak ilçesinde yağmurdan korunmak için sığındıkları yerde elektrik çarpmasıyla ansızın ölen iki genç insanın fotoğraflarını gördüm. Belli ki açıkta bir elektrik kablosu var, oraya su doluyor ve önce genç kız cereyana kapılıyor, çırpınarak ölüyor. Ona yardım etmek isteyen erkek arkadaşı da çırpınarak ölüyor. Dehşet bir ölüm ve olaya tanık olanlar çaresizce onları izliyorlar. Bu çaresizlik beni de kuşatıyor ve serin sular fayda etmiyor. Evet dostlarım, ülkeler bir anda çökmez, çökme usul usul olur. Denetim denen bir şey vardır. Nasıl bir iştir? Kaçak elektriğin parasını bile bize ödeten, sürekli vergileri silinen, halktan gelen şikâyetleri hasıraltı eden dağıtım şirketleri belli ki inanılmaz bir vurdumduymazlık içindeler. Çünkü denetim diye bir şey yok! Denetimi kim yapacak elbette belediyeler. Eskiden belediyelerde fen işleri bölümü vardı ve burada çalışanlar kentlerin güvencesiydiler. Her aksaklık onlar için önemliydi. Şimdi belediyelerde böyle bir bölüm yok. Varsa da işlerini duygusal (!) nedenlerle pek yapmıyorlar. Belediyelerin taşeron şirketlere havale ettiği kaldırım yapma işinde bile elektrik çarpması olabilir, açıkta bir kablo bırakılabilir ya da başıma geldiği için biliyorum, kaldırım taşları çimentoyla gelişi güzel yapıştırılıp, iş bitince de lütfedip kontrol yapmadıkları için fırlayan bir taşla ayağımı bilekten kırdım ben. Mahallenin terzisi de fırlayan taşa takıldığı için düştü ve yüzü parçalandı, iki gün hastanede yattı. Şimdi sanırım son dehşet verici olay nedeniyle her kurum birbirini suçlayacak ve sonuç sıfır olacak. Ve biz bu aydan itibaren yüzde 38 zamlanan elektrik fiyatlarıyla elektrik şirketlerini zengin etmeye devam edeceğiz. Çok değil beş yıl önce Tayyip amcası Sabancı Holding’in epey yüklü bir vergisini silivermişti. Ben o zaman Güler Sabancı’nın iki günlük vale parasını ben ödüyorum diye mahallede epey sükse yapmıştım. Evet yaşadığımız şu dünyada her şey birbirine bağlı. Örneğin elektrik pahalanınca doğal olarak her şey pahalanacak. Hiç öyle indirim filan beklemeyin. Hele de biz fakirler daha da fakirleşeceğiz. Facebook’ta bir arkadaşın kafası kızmış ve şunları yazmış. Çok hoşuma gitti. Şöyle: “Vergi artışını tartışmıyorlar, yapıyorlar! Elektrik zammını tartışmıyorlar, yapıyorlar! Tren biletine zammı tartışmıyorlar, yapıyorlar! Köprülere, otoyollara, tünellere zam üstüne zammı tartışmıyorlar, yapıyorlar! İlaç fiyatlarına yapılan zammı tartışmıyorlar, yapıyorlar! Cep telefonuna, yurtdışı çıkış harcına zammı tartışmıyorlar, yapıyorlar! Kendi maaşlarına ekstra zammı tartışmıyorlar, yapıyorlar! Emeklilere verilecek 3 kuruş için toplantı üstüne toplantı, açıklama üstüne açıklama yapıyorlar ve bahane üstüne bahane...” Sevgili okurlarım belli ki giderayak, biz fakirlere son bir darbe daha vurmayı düşünüyorlar. Ölün be! Şimdi gelelim televizyonun ünlü yaptığı kadın sunucuların bazıları, kocasından boşandıktan sonra evliliğinde neler çektiğini anlatan Nagehan Alçı ile kadın haklarını bahane ederek röportaj yapıyorlar. Yahu, ne çabuk unuttunuz, Kabataş’ta üstleri çıplak, deri pantolon giymiş erkek grubunun başı bağlı bir kadına saldırısını yemin billah gördüğünü söyleyen bu muhterem değil miydi? Beni en acıtan beyanı Ergenekon davası nedeniyle tutuklanan asker eşlerine “Siz de takvim için soyunun!” demesiydi. Ayrıca kocasını herkes tanıyor ne mene bir insan olduğunu biliyor, şimdi mi aklı başına geldi? Yani kadındır diyerek bu kadını savunacak mıyız? Yok öyle şey! Sevgili okurlarım tam denizin serin sularında yüzerken İzmir’in Buca ve Gaziemir bölgesinden yükselen dumanları gördüm.
Küresel olarak kullanılan Microsoft’un bilgisayar sistemlerine bir güvenlik yaması, dünyayı tam karıştırdı. Büyük bir çöküş yaşandı. Felaketin boyutları tahmin edilemez olabilirdi. Dijital sistemlere bir küçük “güncelleme”, bunlarla iş gören büyük bilgiyasar küresel sistemlerini çökertti. Bu tür güncellemeler artık otomatik oluyor. Bizim telefonlarımıza veya veya kullandığımız bazı masaüstü bilgisayarlara gelen güncellemeler gibi. Hepimiz güvendiğimiz için, üreticiden gelen güncellemeleri yapıyoruz. Çünkü bunlar gerçekten cihazlarımızdaki yazılımları bir üst düzeye taşıyor veya güvenliğini artırıyor. Üretici şirketlere güveniyoruz. Çünkü genel kanaat, şirketlerin kendi ürünlerini sürekli geliştiği yönünde. Ki bu genel olarak doğrudur. Kimse tüketicilerine yanlış güncellemeler göndererek cihazlarını çökertmez, bu güncellemeler tüketicilere gönderilmeden önce defalarca test edilir, doğdu düzgün işleyip işlemediğine bakılır. Güvenilir bulunduktan sonda işleme alınır. Hatayı nasıl yaptı bilmiyoruz Fakat yaşanan büyük çöküş bunun hiç de öyle olmayabileceğini ve istisnalar yaşanabileceğini gösteriyor. Güncelleme yamasını üreten dünyanın en büyük siber güvenlik şirketi CrowdStrike bu hatayı nasıl yaptı. Ve kuruluşların bilgisayarlarına siber saldırılardan ve kötü amaçlı yazılımlardan korunmak için hazırladıkları Falcon yazılım ürününü nasıl yükledi. Bunu bilmiyoruz. Muhtemeldir ki bilmeyeceğiz, şirket sırrı, ama ta ki içeriden bir çalışan ifşa edinceye veya belki de Amerikan Kongresi kendilerini sorguya çekinceye kadar. Tüm büyük sistemlerin kontrolü ellerinde Bu Falcon yazılımı için bir bilimci bakın ne diyor: (Toby Murray, Siber Güvenlik Doçenti, Bilgi İşlem ve Bilişim Sistemleri Okulu, Melbourne Üniversitesi) “Falcon, ‘uç nokta algılama ve yanıt’ (EDR) yazılımı olarak bilinir. Görevi, yüklendiği bilgisayarlarda neler olup bittiğini izlemek ve kötü amaçlı etkinlik (yazılım gibi) belirtileri aramaktır. Şüpheli bir şey tespit ettiğinde, tehdidi kilitlemeye yardımcı olur. Yani Falcon ayrıcalıklı yazılımdır. Saldırı belirtilerini tespit etmek için Falcon, bilgisayarları çok ayrıntılı bir şekilde izlemek zorundadır, bu nedenle dahili sistemlerin çoğuna erişebilir. Buna, bilgisayarların internet üzerinden hangi iletişimleri gönderdiği, hangi programların çalıştığı, hangi dosyaların açıldığı ve çok daha fazlası dahildir. Bu anlamda Falcon, geleneksel antivirüs yazılımlarına biraz benziyor, ancak daha güçlü. Ancak bundan da öte, örneğin, izlediği bir bilgisayarın potansiyel bir bilgisayar korsanıyla iletişim kurduğunu tespit ederse Falcon’un bu iletişimi kapatabilmesi gerekir. Bu, Falcon’un üzerinde çalıştığı bilgisayarların çekirdek yazılımı olan Microsoft Windows ile sıkı bir şekilde entegre olduğu anlamına gelir. Akla gelen olasılıklar Evet sorumuza gelelim, CrowdStrike bu hatayı nasıl yaptı? -Falcon yaması yeterince test edilmemiş olabilir. Bu devasa şirketlerin kendilerine aşırı güvenmelerinden ile gelebilir. -İşin başındakilerden bir kötü niyetli bilerek ve isteyerek, şirketi açığa düşürmek istemiş olabilir. -Amacı, herkesin dev ve tek bir şirketin güvenliğine bağlı olduğunuzda yaşanabilecek felaketlerden bir küçük örnek vermek de olabilir. Bağımlılık çok kötü Daha pek çok olasılık gündeme getirebilirsiniz. Ama dünyanın tekelci şirketlere bağımlı olmasının nasıl bir felaket yaratabileceğine iyi bir örnek yaşandı. Ayrıca bu tür şirketlere siber korsanların sızarak, müşterilerine tüm sistemi tamamen çökertecek yazılımlar göndermesi de bir ciddi olasılık. Bu örnekten sonra ülkelerin kapalı tekelci yazılımlara karşı önlem alacaklarını varsayabiliriz. Rusya ve Çin uzun zamandır kendi bağımsız sistemlerini kurdular. Türkiye’nin güvenliği için, yazılım alanında büyük bir atılım yapma fırsatının doğduğu idrak edecek politikacı var mı?
* Artan işsizlik, yaşam pahalılığı ve gelecek kaygısı göçe zorladı. Gençler kaçıyor.
* Antivirüs programı arızası küresel çapta elektronik sistemi çökertti.
* Arnavutköy Belediyesi, ‘çılgın proje’ güzergâhındaki 34 taşınmazını satışa çıkardı.
* Türkiye'nin dört bir yanında orman yangınlarıyla mücadele sürüyor.
* Afrika sıcakları devam edecek.
* Adada zulmü bitiren Kıbrıs Barış Harekâtı’nın bugün 50. yıldönümü.
* 51 kişiye mezar olan Furkan Apartmanı’nda üç sanığa beraat kararı verildi.
* Uluslararası Adalet Divanı, İsrail işgalinin fiilen ilhak olduğunu kaydetti: Filistin’den çekilin.
* Rus Senatör Klimov’dan Türkiye’nin BRICS ilgisine yanıt: 3 takımda oynamak istiyorsunuz.
* Ekonomiyi soğutma çabaları, ihracattaki sorunlar, yüksek enflasyon olumsuz etkiliyor: 'Kriz gündemi' yakıcı.
* 30 milyon taşıt karayollarında!
* Dramatik komedi Şafak Sökerken, Cinecitta’nın yozlaşmış yüzünü anlatıyor.
* Zonguldak Çaycuma Belediyesi’nin düzenlediği karikatür yarışması sonuçlandı.
* Fenerbahçe’nin golcüsü Nesyri.
* Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu: 'Biz Türk futbolunu adil yöneteceğiz.'
* Genç sporcular yarışıyor.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Dün saatler boyu yaşadıklarımıza, karmaşaya, en çok bu işlerin başında olanların şaşırdıklarına tanık olunur. Olup bitenleri açıklamakta zorlanırlarken, sistemlerin zincirleme birbirlerini etkileyerek çöküşlerinde ortaya çıkan kargaşayı saatlerle toparlayamamanın kargaşası, paniği hep birlikte izlenir. Havaalanlarında uçakların kalkamamaları ile yaşanan kargaşa, kuyrukların görüntüleri eşliğinde, teknik açıklama yapmak zorunda kalanların, karşılaştıkları gerçekler karşısındaki şaşkınlıkları, “gaflet ve dalalet” içine düşüldüğünün kanıtları gibiydi. Aynı saatler içinde uçakların kalkamaması ne kadar çarpıcı, şaşırtıcıysa bankacılık sistemlerinin de göçmesi, bankamatiklerin “Para kalmadı” anonsları ile başka araçların başına koşturulması derken bir iki saat sonra bankalardan ulaşan özür açıklamaları... Ne olup bittiğini ne kadarı ile anlayabileceğimizden, bir teknoloji özürlüsü olarak kendi adıma kuşkuluyum. Geleceğinin kaygısında günlük yaşamını sürdürmekte zorlanan ülkemiz vatandaşlarının yüzde doksanlarının çok üzerinde olanların, kendilerini nasıl güvence altına alabilecekleri üzerinden ise en küçüğünden yol göstericilik yapabilme olanağım sıfır. Evlerimize kapanıp hafta sonunda sokağa çıkmamayı önersem evlerimizin koşulları, sıcaklık, nem, olumsuz yoklukların boyutlarını gözlerimin önüne getirdiğimde daha da büyük ayıp yapmış olabileceğimin ayırdına varıyorum. Yazılım sistemlerinde küresel sıkıntıları yaşamışız. Yaşamımızın normale dönmesinde birazcık zorlanacakmışız.
Ulusal kültürümüzün bir parçası olan “acıyı bal eylemişiz” söylemimize sığınıp, başkalarının dertlerini dert edinerek avunmayı mı seçmeliyiz? Kendi adıma Trump’a yapılan saldırıyı kafama takıp, kulağını kanatan, saldırganın uzmanlarca da karikatürize edilen saldırı sahnesindeki çarpıcı görüntülerine bakıp, bir sürü yandaş partilisinin kendi kulaklarını da bantlamaları trajikkomik güldürülü görüntülerine daha da içten gülümseyip, ciddi ciddi yapılmakta olan tartışmaları dinleyebiliriz.. Her ne kadar seçim şansının neden, nasıl yükselmiş olabileceğine aklımız pek eremese de neden gururlandığını, saatler süren konuşmaları ile Amerikan seçim sonuçlarının nasıl böylesine çarpıcı yeni boyutlar kazanmış olduğuna akıl ermek, pek da akıl işine benzemiyor gibi. Ekranlarımızda en uzun süreli yayınlar kapsamına girdiğine göre, Dünyanın bir yüzünden bize pazarlananın yeni dünyanın yeni düzeni boyutları üzerinden belki de kimi ipuçları alabiliriz. Benim kafamı en çok karıştıran ise Başkan Biden’ın adaylıktan çekilmeyeceği inadı sürüyor gibi iken, yeniden Covid19’a yakalanmasına karşılık evine çekilmiş olarak bizi hâlâ merak içinde bırakabilmesi.
Hâlâ bu ülkenin aydınlık insanları arasında bir yerlerde durmak istiyor, üzerinize düştüğüne inandığınız sorumluklar üzerinde bir şeyler yapmak kararlılığından vazgeçmemişseniz; Yıldız Sarayı’nın halka açılmasının çekiciliğine kapılmadan, gerçek yaşamımızın sorunlarına dönmek, sorgulamak, yerinizi, gündeminizi belirlemekten vazgeçmemişseniz hesabı sorulacak birbirinden çok daha yaşamsal sorunların önü arkası kesilecek gibi değil. THK’yi ikinci plana atan iktidar, yangınları söndürmede etkisiz. Parasızlıktan uçaklar hâlâ uçurulamıyor. Ciğerlerimiz sorumsuzca yakılıyor. İktidar erkinin gerici eğitim icraatlarına koşar adım yenileri eklemleniyor. CHP’nin gerici eğitim icraatlarına karşı, laik eğitim paydaşlarını buluşturan 24 saatlik maraton eylemini sevdim. Yaşamımızın her alanına dönük, yüzde doksan üstünün, yokluklarının, güçlüklerinin, yaşam çaresizliklerinin tek ilacı, hep birlikte buluşarak hak aramaktan geçmek zorunda değil mi?
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Sahi ne oldu da Suriye ile ilişkilerimiz, neredeyse karşılıklı “ana avrat” sövecek kadar aşağı düzeylere indi? Hatta iki cumhurbaşkanının eşleri arasındaki bir gerginliğin bu sonuca ulaştığını söyleyenler de çıkmıştı. Bu zaten doğrulanması mümkün bir iddia değildi. Derken araştırınca akla en yakın olanını buldum: İlişkiler; 2010’da Tunus’ta başlayan ve Batı emperyalizminin desteğiyle tüm Arap dünyasına yayılan Arap Baharı, Suriye’ye de sıçradıktan sonra yaşananlar sırasında bozulmuştu: O yılın 15 Mart günü Esad hükümeti aleyhindeki gösteriler tüm Suriye’ye yayılmış ve hükümeti tehdit eder boyuta ulaşmıştı. Onu Suriye içindeki silahlı çatışmalar izlemişti. Bunu 2011 Haziran’ında Esad güçlerinin “Cisr eş Şuğur” baskını sonucu oradan kaçan 3 bin kadar Suriyelinin Türkiye’ye sığınması izledi. Bu olay üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan, “Suriye’nin yaptığı kabul edilemez. Bu bir vahşettir” demişti. Erdoğan ayrıca baba Hafız Esad’ın meşhur “Hama katliamı”nın tekrarlanmaması için Beşşar Esad’ı uyarmıştı. Daha sonra işler iyice karışmış, Esad, muhaliflerine karşı çok daha acımasız davranırken Türkiye de Suriye’nin içişlerine kabul edilemez şekilde burnunu sokmuştu. Hatta Türk basınında Beşşar Esad’ın yerine getirilecek Suriyeli bir tümgeneralin fotoğrafı ve biyografisi bile yayımlanmıştı. Keza devlet büyüklerimiz Şam’daki Emevi Camisi’nde cuma namazı kılmaktan söz etmişlerdi. Gerisini anımsatmaya gerek var mı bilmiyorum. Yola “komşularla sıfır sorun” diyerek çıkan Türkiye kısa bir süre içinde Ortadoğu’nun en geçimsiz ve en ölçüsüz devleti olarak algılanmaya başlamıştı. Bu dış politikanın hiçbir mantığı olmadığını söyleyen ve Suriye ile ilişkilerin gecikmeden başlatılmasını ve düzeltilmesini istemeyen neredeyse kimse kalmamıştı. Üstelik bu istek 13 yıldır açıkça dile getirildiği halde Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nuh diyor, peygamber demiyor”du. Sebep bir yana Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerinin bozuk olmasını Amerika Birleşik Devletleri istemiyordu. Belli ki Türk hükümeti de Washington’un istediğine kulak veriyordu. Ne var ki Rusya Devlet Başkanı Putin, haziranın sonlarında bir Rus diplomatını Esad’a göndererek Türkiye ile ilişkilerinin düzeltilmesini isteyince işler değişti. Nitekim gerisi çorap söküğü gibi geldi. Çünkü 13 yıldır direnen Erdoğan da Türkiye ile ilişkileri düzeltme arzusunu dile getiren Esad’a gecikmeden yanıt vererek kendisini Türkiye’ye davet edebileceğini veya başka bir ülkede görüşmeye hazır olduğunu açıkladı. Ve bütün bunlar tahmin edileceği gibi Washington’u rahatsız etti. Nitekim Washington resmen “Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerini düzeltmesinden duyduğu rahatsızlığı” dile getirdi. Şimdi, deyim yerindeyse sıra tam da “zurnanın zırt dediği” noktaya geldi. Erdoğan, Türk kamuoyunun ve ona paralel olarak Rusya’nın da istediği yönde mi gidecek yoksa her zaman gözünün içine baktığı Washington’un tavsiyesine mi uyacak?
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed