
Sign up to save your podcasts
Or


Cumartesi günü Pensilvanya eyaletinin Butler kentinde bir açık hava toplantısında başkan adayı Trump’a yönelik bir suikast girişimi gerçekleşti. Kurşun Trump’ın hafifçe kulağını sıyırmış; kurşunun “Islığını duydum, derimi çizişini hissettim” demiş, tam bir “reality show” sunucusu tavrıyla. Suikastçı, Trump’ı korumakla görevli gizli servis ajanları tarafından hemen öldürülmüş. Geleneğinde var ABD siyasi geleneğinde Abraham başkanlara yönelik, başarılı başarısız en az 24 suikast var. Lincoln ve Kennedy öldüler, Theodore Roosevelt ve Ronald Reagan sadece yaralandılar. Nixon, Gerald Ford, Geoge Bush, Bill Clinton, Barac Obama’ya yönelik komplolar ortaya çıkarıldı. Şimdi Trump’ı da bu listeye ekleyebiliriz. Trump seçimleri kaybettikten sonra toplumda siyasi-kültürel kutuplaşma, “kutupların” arasındaki karşılıklı nefret giderek derinleşti. 6 Ocak günü kongre binasını hedef alan Trumpçı kalkışmadan bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları kutuplaşmanın taraflarının bir “iç savaş” korkusu ve fantezisi ile yaşamaya başladığını gösteriyor. “İç Savaş” isimli bir de film yapıldı. Trumpçı taraf ABD’nin beyaz Hıristiyan yaşam tarzının yıkılmakta olduğuna, bu yıkımı engellemek için gerekirse şiddete başvurmanın meşruluğuna inanıyor. Buna karşısındaki kesim ABD’de bir faşistleşme sürecinin yaşandığını, Trump’ın seçimleri kazanması durumunda faşist bir rejimin kurulacağını düşünüyor. Yüksek mahkemenin kadın haklarını kısıtlayan kararı, kimi eyaletlerde kürtajın kısıtlanması hatta yasaklanması, Heritage Foundation isimli muhafazakâr düşünce kuruluşunca hazırlanan “Project 2025” programının içeriği bu korkuları daha da güçlendiriyor. Bu kutuplaşmanın temelinde, neoliberalizmin etkisiyle gelir dağılımındaki büyük bozulma, toplumun geleneksel sanayi tabanındaki büyük gerileme, altyapısındaki çürüme, dayanışma kurumlarındaki büyük yıkım var. Bu zeminde bir tarafta, ABD hegemonyasının küresel çapta gerilemesinin ekonomik siyasi hatta psikolojik etkileri; ilerici demokrat hareketin ABD’nin kuruluşundaki köleci damarı ortaya dökmeye başlaması; kadın, LGBT haklarındaki kazanımların Hıristiyan muhafazakâr “yaşam dünyalarını” sarsması, göçmen nüfusundaki belirgin artıştan kaynaklanan “iyi (beyaz Hıristiyan erkek) zamanlar geride kaldı” inancı egemen. Bu damar, Trump’ın MAGA (ABD’yi Yeniden Büyük Yap) hareketini, ABD faşizmini besliyor, ABD faşizmi de bu damarı. Diğer tarafta, ilerici demokrat, hatta sosyalist akımların; kadın, LGBT, ırkçılık karşıtı hareketlerin geleceğe ilişki bir projeden, hatta yakın geleceğe, kasım seçimlerine ilişkin inanılır/güvenilir bir başkan adayından yoksun olmalarının getirdiği belirsizlik ve korkular var. Otomattan kurşun almak Silah ve ekonomik-siyasi rakibine karşı şiddet ABD toplumunun geleneğinde, kurucu mitosunda var. Ünlü kovboy tabancası Colt 45’liğin, halk arasındaki adının “peacemaker”, (barış getiren) olması hem bir rastlantı değil hem de yerleşimci-soykırımcı sömürgeciliğin, sınır ahlakını, adalet anlayışını yansıtıyor. Silah sahibi olmak hatta kimi eyaletlerde bu silahı açıkça taşımak yasal bir hak olarak görülüyor. Bu ortamda, gelinen noktada geçenlerde bir silah şirketinin Teksas eyaletinde kamuya açık alanlara mermi satan otomatlar yerleştirmeye başlaması da şaşırtıcı değil Toplumsal kutuplaşma derinleştikçe, siyasi kültürel karşıtlıklardan kaynaklanan sorunları silahla çözme anlayışı da yeniden canlanıyor. Haziranda Chicago Üniversitesi tarafından yapılan bir anket, Trump’a karşı şiddete olan desteğin (Amerikan yetişkinlerinin yüzde 10’u, yani 26 milyon insan) Trump lehine şiddete olan destekten ( yüzde 6.9 veya 18 milyon insan) daha fazla olduğunu ortaya koydu. Ocak ayına kadar anketler Trump lehine şiddete daha fazla destek olduğunu gösteriyordu. Bu anket iç savaş senaryosunu beslerken, dikkatlerin Trump tarafındaki silahlı milislerden ilerici kesimleri suçlamaya doğru kaymaya başladığını düşündürüyor.
“Bu satırları yazarken müzmin hastalığım akciğer yetmezliği nedeniyle hastanedeyim. Durumumun oldukça kritik olduğunun bilincindeyim. Bu süreci atlatabilir miyim, bilmiyorum. Atlatamazsam, tüm dostlara selam olsun! Bu kitabı da onlara emanet ediyorum. Yaşadıklarımın bir çığlığı olarak kabul edilsin! Son sözüm, vatan sağ olsun! Türk milleti sonsuza kadar var olsun!” Bugün 15 Temmuz. Fethulllahçı çetenin, sekiz yıl önce, darbeyle iktidarı ele geçirme girişiminin yıldönümü. Televizyonlarda, gazetelerde, meydanlarda, salonlarda çok kişi konuşacak. Kalbiyle söz söyleyenlerin arasına; yalancı çobanlar, duruma göre vaziyet alanlar, FETÖ’nün eski suç ortakları, devirle saf değiştiren kriptolar karışacak. Gelgelelim, toprağın altından kafasını kaldırıp konuşamayacak olanlar da var! 15 Temmuz gazisi Güven Şağban... Darbe günü hangi görevde olduğunu şöyle anlatıyor: “2015’te Jandarma Genel Komutanlığı’nda ciddi bir yeniden yapılanma olmuştu. Bu yapılanma kapsamında 2013’ten beri, FETÖ ve ona hizmet eden komutanlar marifetiyle sürgünde tutulan ben, Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki İstihbarat Plan ve Güvenlik Daire Başkanlığı görevine atanmıştım. Bu daire başkanlığının pek çok görevi olmakla birlikte, asıl görevi, TSK’ye ve Jandarma Genel Komutanlığı’na sızmaya çalışan, FETÖ gibi yasadışı unsurları tespit etmekti.” Şağban; uçan jetleri, köprüyü kesen tankları, askerlerden gelen olağanüstü haberleri dinleyince “FETÖ darbe yapıyor” sonucuna erkenden vardı. Hızla eve gidip üniformasını giydi. Tabancasını ve bir kutu mermi aldı. Oğluyla vedalaştı. Saat 22.15’te Anıttepe Lojmanlarından üç jandarma albay (Aziz Yılmaz, Nurettin Alkan, Ali Demir) ile birlikte FETÖ ile çatışmak için yola çıktı. Aralarına daha sonra Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu da katılacaktı. İşin ilginci, beş askerden üçü FETÖ’nün Balyoz kumpas davasında hapis yatmış, ateşle sınanmıştı. Güven Şağban geçen 19 Şubat’ta hayatını kaybetti. Ölmeden önce 15 Temmuz’u kaleme aldı. Bir araya getirilen notlar, bugün, “Yaşadıklarımın Çığlığı” adıyla kitap olarak yayımlandı (Kırmızı Kedi Yayınevi). Mucize gibi an Şağban, Jandarma Komutanlığı kapısında yaşadıklarını da anlatıyor. Karşılıklı silahlar çekildi. Çıkan çatışmada Nurettin Alkan, kendi personeli Kurmay Binbaşı Ahmet Özcan tarafından vuruldu. Güven Şağban ise darbecilere esir düştü. Ters kelepçe takılarak Jandarma Komutanlığı’nda esirlerin toplandığı odaya götürüldü. Bu sırada Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi’nin özel kalem müdürü darbeci Kurmay Albay Erkan Öktem silahını çekip Şağban’a ateş etmeye çalıştı. Hani “mucize” derler ya, Öktem’in silahı tutukluk yaptı ve Şağban ölümden kurtuldu. Darbeye karşı ilk müdahale O anın önemini Şağban notlarında şöyle anlatıyor: “Bütün bunlar saat 22.30 civarında olmuştu. Bu olay, yani dört albayın darbenin ana karargâhlarından birine sadece beylik tabancalarıyla, cüretkâr bir biçimde gitmeleri ve karargâhı geri almaya çalışmaları, Türkiye’de darbeci FETÖ’cülere karşı 15 Temmuz günü yapılmış olan ilk müdahaledir.” Düşünün ki TRT’den darbe bildirisi 00.13’te yayımlanmış, cumhurbaşkanı CNN Türk’e 00.24’te bağlanmış, Soylu TRT önüne 02.35’te gitmişti. FETÖ karşıtı askerler ise saatler önce FETÖ’cülere karşı harekete geçmişti. Soylu tasfiye etti Şağban; FETÖ karşıtı subayları karargâhtan uzaklaştırmayı hedefleyen tuhaf atamaları, el konulmayan kritik kamera kayıtlarını, darbeden sonra terfi ederek yoluna devam eden bazı FETÖ iltisaklı komutanları, kırılan şüpheli cep telefonu ve bilgisayarlarını, 15 Temmuz sonrası karargâhta örgütlenen cemaatleri birer birer anlatıyor. Gazi Güven Şağban’a ne oldu derseniz... Jandarma, 15 Temmuz sonrasında İçişleri Bakanlığı’na bağlandı.
* Yurttaşlardan sürekli tasarruf bekleyen iktidar, beş yıldızlı lüks otelde Filistin etkinliği düzenledi.
* Mamak Fen Lisesi’nin bir katında faaliyetlerini yürüten ve önemli projelere imza atan Mamak Cezeri Bilim Sanat Merkezi, kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya.
* 31 Mart’taki yerel seçimlerde AKP’ye geçen İpsala Belediyesi, 160 işçiden 119’unu işten çıkardı.
* TBMM’nin bu haftaki gündemi yoğun. “Ötanazi” düzenlemesini içeren ve bu nedenle hayvanseverlerin tepkisini çeken sahipsiz hayvanlara ilişkin yasa teklifinin görüşmelerine TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda başlanacak.
* İzmir’de elektrik akımına kapılan iki kişinin ölümüne ilişkin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında; 29 kişiye yönelik polis operasyon düzenledi.
* Diyarbakır, Batman, Mardin ve Siirt’te 10 kişi serinlemek için girdikleri göl, baraj ve nehirlerde boğuldu.
* Başkanlık seçimlerine yüksek siyasi gerilimde hazırlanan ABD’de Cumhuriyetçilerin adayı eski Başkan Donald Trump’a suikast girişiminde bulunuldu.
* Gazze’de ateşkes görüşmeleri sürerken İsrail ordusu, Filistinlilere yönelik katliamlarına devam ediyor.
* Türkiye’de yanlış ekonomi politikaları sonucu gelinen yüksek faiz süreci iş dünyasının da düzenini bozdu.
* Asgari ücrete ara zam yapılmamasına yönelik tepkiler devam ediyor.
* Gazetemizin yazarı ve sanatçı Bedri Baykam’ın eserleri, Bodrum’da sanatseverlerle buluşacak.
* İstanbul Modern’in, “Sizin Perşembeniz-Sanatçı Buluşmaları”nda bu ay, “İsmet Değirmenci ile Doğanın Suluboya Atölyesi” yer alıyor.
* Fenerbahçe, G.Saray ve Beşiktaş’ın da ilgilendiği Alanyaspor’un hücum oyuncusu Oğuz Aydın transferini bitirdi.
* Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, transferin geciktiği yönündeki eleştirilere, “Tansiyonun biraz düşmesi lazım.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Perşembe günkü yazım, AKP’nin cumhurbaşkanı/genel seçimlerde 19 milyon oyunun yerel seçimlerde 6 milyon azalarak 13 milyona indiğini belirtmiş ve artık iktidarda kaldığı sürece bu taban oydan aşağı düşmeyeceğini ileri sürmüştüm. Bunca ağır ekonomik krize rağmen neden 13 milyonda tutunduğunu sormuş ve 11 gerekçe ileri sürmüştüm. Bir analitik yazı ve durumu anlama çabasıydı. Bir destek buldu yazı. Okurlar ve sosyal medyada görüş açıklayıp katkıda bulunanların önerileriyle eksikleri tamamlayacağım bu yazıda. Öncelikle belirteyim, durumu salt din, CHP düşmanlığı ve CHP beceriksizliği ve Aziz Nesin’e gönderme yaparak açıklayanları bir kenara bırakıyorum. Bunlar analiz için pek bir şey ifade etmiyor. Zaten dini bağnazlık ideolojik saplantı ve tarikat ağlarının iktidara desteği dünkü yazımda bir madde olarak vardı. Ama salt bunlarla iktidarda kaldığını söylemenin bu yazının reel durumu anlama çabasıyla ilgi kurmak zor. Mültecilerden vatandaş yapılanların sayısı resmi açıklamalara göre 300 bin civarında. Fakat 2012-2024 arası yabancılara satılan konutların sayısı yaklaşık 385 bin. Bunların yüzde 95’i vatandaşlık da aldı. Pek çoğu 250 bin dolara aldığı konutunu üç yıl sonra birkaç katına satarak zengin oldu. Ailelerine de yurttaşlık verildi. Diyelim kabaca 1 milyon kişi. Bunların önemli çoğunluğu AKP’yi bir kazanç kapısı gördüğü için destekler ama kaçı bu ülkededir ve oy kullanmaktadır, tartışma konusu. AKP’nin 11 milyon kayıtlı üyesi var: Evet var, seçmen yap kampanyaları etkili. Üyelik bir gönül bağı oluşturur. Getirisi de olur. Fakat daha önemlisi aidat ödeyen var mı, ne kadar bilinmiyor. Yerel seçimde hepsi AKP’ye oy mu veriyor? Verdiyse üye dışında ancak 2 milyon oy almış ki bana mantıklı gelmiyor. Belki de yarısı oy kullanmadı. F. N. arkadaşım diyor ki seçmene maaş rüşvetini unutmuşsunuz, 1 milyona yakın kişiye verilen yaşlı maaşı ve bilmem kaç milyon kişiye verilen ayrıca özürlü maaşı var. Niye rüşvet? Çünkü yaşlı maaşları 1 yılda yüzde 102 artmış. Yetmemiş, yerel seçimlerinden 1 ay önce temmuz zammı açıklandı yüzde 49. Engellilere maaş var. Bunlar önemli, her ne kadar ölmeyecek kadar bir maaş olsa bile önemli, bunları aslında “sosyal yardım” kapsamına almalıyız. Tabii ki oy oydur. Sağdan soldan oradan buradan topladığınız zaman belirli bir yekün tutuyor. AKP bunu çok iyi yapıyor, biri kalkıp vatandaşın iradesini rüşvetle oya tahvil ediyor diyebilir. Onlar da sosyal yardım diyor. Evet bazı katkılar, AKP’nin bu yolla yoksulluğu, fakirliği yönettiğini söylüyor ki doğrudur. İç Anadolu vilayetleri köylerinde emekli olmamış çiftçi yok, diyor bir izleyici ve devlette, belediyelerde taşeron çalışanlara işaret ediyor. AKP’nin ekonomik politikalarından zenginleşen, demiştim yazımda gerçekçi bir saptama: Ekonomik sıkıntıdan daha az etkilenen kesim. Yurtdışı oyları konusu Yüzde 28’in altında aslında diyen izleyiciler: Seçimlerde örneklerini gördüğümüz boş binalarda bile insan gösterip oy kullandırıyorlar. En önemli konu: Yurtdışında yaşayanların oyu. Bu ülke ve yaşadığı sıkıntılarla zerre ilgisi olmayan ama ülkenin geleceğini etkileyecek yurtdışı yerleşiklere oy kullandırılmasın önerisi var. Katılıyorum, oy kullanabilecekler kurallara bağlanmalı. Yabancı ülke örnekleri var. Tüm bunlara rağmen AKP’nin taban oyu 13 milyona oturdu. Çok önemli faktörlerle biraz daha aşağı inebilir. Ama genel seçimlere kadar şüphesiz bu tabanı büyütmeye çalışacaktır.
Gazetecilerin siyasetçilerle ilişkisi çok hassas bir konudur. Çünkü gazetecinin gerçekleri okuyucularına aktarmaya çalışırken siyasi bir manipülasyon aracı haline gelmemesi, haberine/yazısına konu olan kişi ya da kurumla mesafesini koruması gerekir. Ne var ki ülkemizde zaten yozlaşmış olan bu ilişki ağı, AKP döneminde gündeme gelen “yandaş medya” ile boğazına kadar kire batarak mesleğe yıkıcı bir darbe vurdu, toplumun gözünde gazeteciliğin saygınlığı iyice azaldı. İktidarın medya üzerinde oluşturduğu baskı, bağımsız/muhalif medyada da olumsuz örneklerin yaygınlaşmasına yol açtı. Bu çerçevede geçen hafta yaşanan bazı olayların üzerinde durulması gerekiyor. Sadık 50 milletvekili! Önce Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gazeteci Vedat Yenerer’le görüştüğü ve “CHP’de en az 50 milletvekili bana sadık” dediği birçok internet sitesinde haber oldu ve sosyal medyada bu sözler yoğun bir şekilde eleştirildi. Ardından T24 haber sitesinde, Kılıçdaroğlu’nun kendilerine konuştuğu ve “CHP’de bütün vekiller partiye sadıktı, kişilere değil. Benim ‘50 milletvekili bana sadık’ diye bir cümlem asla olmamıştır. CHP’de böyle bir şey mümkün değildir” diyerek haberi yalanladığı açıklandı. Yenerer ise yanında Erdebil Horasan Alevi Ocakları Bilim Kültür Araştırma ve Eğitim Vakfı Genel Başkanı Ali Aker ile birlikte Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ettiklerini, “En az 50-55 milletvekilinin Kılıçdaroğlu’na sadık olduğuna” ilişkin görüşü kendisine ileterek düşüncesini sorduğunu, iki defa “Evet, doğru” yanıtını aldığını ve Ali Aker’in de bunun tanığı olduğunu Ulusal Kanal’da söyledi. Buradan çıkarılacak ders, bir gazetecinin siyasetçilerle konuşmasını yayımlama düşüncesi varsa, bunu mutlaka kayda alması gerektiğidir. Bu yapılmadıysa, ortada bir tanık olsa bile okuyucularınıza gerçeği kuşku götürmeyecek şekilde gösterme olanağınız olmaz ve haberiniz yalanlandığında şaibeli olarak kalır. Kabataş yalancısı elçi olursa... Bu ziyaretin önemli yanlarından biri de Kılıçdaroğlu’nun Meral Akşener’in kendisine sürekli olarak cumhurbaşkanı adayı olmasını istediğini söylediğini, ilk teklifin de ondan geldiğini ve bunu Elif Çakır aracılığıyla ilettiğini açıklaması! Elif Çakır kim? Şu anda Karar gazetesi yazarı ama eskiden Taraf yazarıydı. FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının iftiralarını Taraf’ta yayan, Kabataş yalanını ortaya atan bir medya kişiliği kendisi. Böyle bir isme ben gazeteci diyemiyorum kuşkusuz. Nitekim kışkırtıcılık ve tetikçilik işlevlerine, siyasetçiler arasında mekik dokuyarak “elçilik” yapma görevini de ekleyen biri gazeteci olamaz.
Kamusal bir görev olarak gazetecilik Gazeteci ile siyasetçi ilişkisine dair geçen hafta yaşanan bir diğer tuhaf olay ise SHP’nin yeniden kurulması ile ilgili olarak Bizim TV Yayın Yönetmeni Şaban Sevinç’in iddialarıydı. Sevinç, “eski SHP’yi yeniden kurduranlar arasında adı geçen isimlerle konuştuğunu ve eski Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nun SHP’nin kuruluşunda arka planda olduğunu doğruladığını” sosyal medya hesabında duyurdu. Bunun üzerine sosyal medyada açıklama yapan Kerimoğlu, yeniden kurulan SHP ile hiçbir ilgisinin olmadığını belirtti, Şaban Sevinç’in kendisine sorduğu soruları ve kendisinin verdiği yanıtları da yazarak bu iddiayı yalanladı! Gazeteciliğin tek hedefi, her zaman GERÇEĞİ ortaya çıkarmaktır. Bu mesleğin halkın doğru haber alma hakkını sağlama doğrultusunda KAMUSAL BİR GÖREV olma niteliği vardır. Birtakım siyasi hesaplarla siyasetçiler arasında elçilik yapmanın, iftira atmanın, “çamur at izi kalsın” beklentisiyle toplumu kışkırtmanın, siyasi tezgâhlara alet olmanın gazetecilik ile hiçbir ilgisi yoktur. Siyasetçilerin işlerine geldiğinde gerçeği saklayabileceğini ya da farklı gösterebileceğini bilmeyen gazeteci de olmaz. O zaman kamuoyu ile paylaşılacak görüşmeyi kayda almak, iki taraf için de zorunludur. Aksi halde dedikodu, iftira ve yalan sarmalında döner durursunuz.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* İktidar, “hasta garantili” şehir hastaneleri için kamu hastanelerini gözden çıkardı. Sağlık emekçileri ve hastalar çürük binalara mahkûm edildi.
* İzmir’de önceki gün etkili olan sağanak sırasında Konak ilçesinin Alsancak Mahallesi’ndeki Cumhuriyet Bulvarı ile Enver Dündar Başar Sokağı’nın kesiştiği noktada oluşan su birikintisine basan Özge Ceren Deniz ve İnanç Öktemay kaçak elektrik akımına kapılarak hayatlarını kaybetti.
* Fransız okulları ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında bir süredir devam eden anlaşmazlık kriz noktasına ulaştı.
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile görüşüp görüşmeyeceği belirsizliğini korurken CHP olası görüşme için hazırlıklarını yapıyor.
* Yerel seçim sonrası sözleşme bitenlerin işten çıkarılması iktidar için yeni “provokasyon” aracına dönüştü.
* Liselere Geçiş Sistemi (LGS) merkezi sınavının sonuçlarının açıklanmasının ardından başlayan tercih dönemi, 17 Temmuz’da sona erecek. Sonuçları 22 Temmuz’da duyurulacak.
* 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye yönelik katliamlarını aralıksız sürdüren İsrail dün yine sivilleri hedef aldı.
* Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a sıcak mesajlar vermeye devam ederken bir süredir arabuluculuk görevi üstlenen Irak’tan önemli bir açıklama geldi.
* Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek enflasyonda “en kötüsünün geride kaldığını” savunurken yurttaşı önümüzdeki aylarda zor bir dönem bekliyor.
* Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergide adaleti artırmaya ve kayıtdışılığı azaltmaya yönelik çalışmaların aralıksız sürdüğünü bildirdi.
* Grafik Tasarımcılar Meslek Kuruluşu Derneği’nin (GMK) bu yıl 43’üncüsünü düzenlediği Grafik Tasarım Sergisi başvuruları başladı.
* Üsküdar Belediyesi’nin yaşama geçirdiği “Klasik Pazar” etkinlikleri başlıyor.
* Beşiktaş'ın yeni transferi Ciro Immobile, Siyah-Beyazlı camiaya başarı sözü verdi.
* Avrupa Futbol Şampiyonası (Euro 2024) finalinde bugün İspanya ile İngiltere karşılaşacak.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
* AKP’nin getirdiği yasa okullarda ‘yeni rejim ilanı’ olarak nitelendi.
* Mahkemenin üç kez reddetmesine rağmen Samsun Kavak’ta yeni proje. Taş ocağı inatlaşması.
* Maaşlarına iyileştirme isteyen Eti Krom AŞ işçilerine gözdağı. Önce ücretsiz izin sonra azar.
* 9. yargı paketi komisyondan geçti, muhalefetin itirazları ve önerisi dinlenmedi.
* Sokağa ismi verilen Cumhuriyet aydını Saylan’a karşı AKP’lilerin nefreti bitmiyor.
* Sokak hayvanlarına yönelik yasa teklifi Meclis’te, yükümlülük belediyelerde. Ötanazi düzenlemesi getirildi.
* Üniversite öğrencisi Ata Emre Akman cinayetine ilişkin davada karar çıktı.
* Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD’nin başkenti Washington’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ardından basın toplantısı düzenledi.
* ABD Başkanı Joe Biden, Zelenski yerine Putin’i anons etti.
* Kur savaşları başladı.
* Dolarda yeni zirve
* Üç film vizyonda.
* ‘Amadeus’ Anadolu turnesinde.
* Yardımcı’nın çekilmesi, Büyükekşi’nin önünün açıldığı yorumlarını getirdi: Siyaset eli mi?
* Beşiktaş, İtalyan golcüyle 2 yıllık sözleşme yaptı. Immobile Kartal oldu.
* Beşiktaş’tan ayrılan golcü artık Sarı-Lacivertlilerde. Cenk Tosun F.Bahçe’de.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Kamuoyunun yakından takip ettiği ve bir dönemin “g-örgüsüzlük sembolü” olarak tarihi kayıtlara geçecek olan Dilan Polat Engin Polat davasının iddianamesi hazırlandı. İddianamede 30 kişi sanık durumda. Baştan sona okudum. Bu yazıyı ilk hazırladığımda 14 sayfa tuttu. Özetin özetini ancak üç yazıya sıkıştırabildim. İddianame çıktı ve televizyon ekranlarında atıp tutanlar ve tetikçiler yerlerini almaya başladılar. Ek klasörleri görmeden nasıl kesin hükümler kurabiliyorlar aklım almıyor. Anneannesi Zehra Yılmaz üzerine şirketler kurup 489 milyon TL sahte fatura kestiren, vergi kaçıran; şoför olarak çalışan yeğenine 33 milyon TL para yatırtan... Bitmedi! Tanesi 72 TL olan sabunu 1866 seferde toplam 16 bin 560 adet Erdinç Özel adlı kişinin aldığına inanmamızı isteyen arkadaşlar var tabii ki... Çarşıları pazar ola! Hatta sanal bahsin KKTC’de yasal olduğunu dahi söylediler! Gelelim iddianameye... Kimse ile alıp veremediğim yok. Tamamen ulaşabildiğim dosyadaki evraklar ve iddianame kapsamında gördüklerimi yazacağım. Lütfen çok dikkatli okuyun. İddianame 75 sayfa. 25 sayfa sanıklar hakkında bilgi iddianamenin 26. sayfasında girişinde karapara ve aklama yöntemleri anlatılmış. Şunu kabul etmek lazım. İddianamede savcı karaparayı ve sistemi gayet iyi anlatmış. Öncül suç olarak sanal bahis gösterilmiş. Savcı sanal bahis olayını çok iyi anlattığını ve irtibatlandırdığını düşünerek birincil öncül suç olarak belirlemiş. Bunun yerine sahte fatura gerçeği birincil suç olarak gösterilebilirdi. Sanal bahis iddialarında Engin Polat ile Derkan Başer’in bağlantısı tanıkların ifadesinde belirtilen bilgiler ile delillendirilmiş. İddianamede Engin Polat “örgüt lideri” olarak tanımlanmış. Tek tanık yok. Tanıklardan biri gizli, diğerleri gizli değil. Gizli tanık “Mert” daha önce Veysel Şahin’in sahibi olduğu sonrasında Derkan Başer’e geçen “Jasminbet” adlı bahis sitesinde müdür olarak çalışan biriymiş. Jasminbet altyapısı halen Veysel Şahin’e ait. Bahis sitesi Derkan Başer’de... 2017 yılında Engin Polat’ın Derkan Başer ile Kıbrıs’ta görüştüğünü ve Engin Polat’ın “Jasminbet” adlı sitede müdürlük yapmaya başladığını belirtmiş. Gizli tanığın ifadesinde belirttiği Engin Polat’ın da gittiği iddia edilen Kıbrıs’taki yer bu fotoğrafta görünen yer. Ben “Veysel Şahin ile görüşüp bu yeri tanıyor musunuz” diye sorduğumda önce “Hayır” dedi sonra “Evet ama sattım orayı” cevabını verdi. Bu yerde Veysel Şahin, Halil Falyalı, Derkan Başer’in bet siteleri vardı. “Falyalı geliyor muydu” diye sordum, “Evet gelir tavla oynardık(!)” dedi. Bahis baronu Halil Falyalı 2022’de Girne’de otomatik silahlarla taranarak öldürüldü. Engin Polat’a dönelim. HTS kayıtları incelendiğinde garip hareketler görülmüş. Engin Polat’ın KKTC’ye girişine dair kayıt yok ama Türkiye’ye giriş kaydı var. Yani gidiş kayıt dışı. Hangi tarihte 2 Nisan 2017’de THY ile gelmiş. Soruşturma dosyasında da yer alan giriş-çıkış bilgileri var. Tarih doğru ama THY değil Pegasus ile giriş yapmış. Aynı giriş-çıkış listesinde Gürcistan giriş çıkışı var. Soruşturma dosyasında yer alan bu bilgi neden iddianamede yer almamış anlamadım. Değerli okuyucular lütfen saate iyi bakın; 21.11.2019 tarih saat 20:07 Türkiye Artvin Sarp Kara Hudut Kapısı çıkış 22.11.2019 tarih saat 01:29 Türkiye Artvin Hudut Kapısı giriş, 22.04.2023 tarih saat 00:46 Türkiye Artvin Sarp Kara Hudut Kapısı çıkış 22.11.2023 tarih saat 05:50 Türkiye Artvin Hudut Kapısı giriş kayıtları var. Yani araç ile giriş çıkış yapılmış. Saat aralığının kısalığı dikkatinizi çekti mi? Ve ziyaret saatleri? Devam edelim. İddianamede Derkan Başer’in yasadışı bahis kaynaklı elde ettikleri haksız kazançları paravan şirket hesapları, hesaplarını kullandıran üçüncü kişilere ait hesaplar vb. tespit edilmemesi için kripto cüzdanlarına aktarıp Gürcistan ve KKTC’ye çıkarttıkları belirlenmiş. Engin Polat hangi ülkeye sık sık girip çıkmıştı?
YAZININ DEVAMINA cumhuriyet.com.tr ADRESİNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.
Öner Yağcı arkadaşımız, 11 Temmuz tarihli Cumhuriyet Kitap dergide, Ahmet Taner Kışlalı’yı tanıttığı yazısında, “Yaşamını Cumhuriyet değerlerine adadı. Devrimlerin en büyük savunucusu oldu. Bu yolda katledildi” vurgulamasını yapmış. Kuşkusuz, Kışlalı’nın aracının üzerine konmuş içeçek şişesindeki bombanın patlaması, Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştirilmesi, Bedri Karafakıoğlu, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Doğanay hocalarımızın arkadan vurularak katledilmeleri, Bahriye Üçok’un bombalı paketle, Muammer Aksoy’un ise evinin önünde kurşunlanarak katledilmesi... Sayamayacağım kadar daha çok Aydınlanmacımızın katledilmelerinin ortak nedenleri hiç değişmedi. Aydınlanmacıların açtıkları yollarda yürüyenlerin tökezlenmelerinde, Türkiye’yi karanlığa çekmek isteyenlerin bulabildikleri başkaca bir çözüm yolu yok. Dış-iç kirli, karanlık çıkar ittifaklarının ağırlıkları her zaman tartışmalı, kuşkusuz, aynı karanlığa çekilmemiz ortak hedef, kimileri uzun süreçli, çok da can yakıyor. Canların çok daha yanmamasında tek çıkış yolu Aydınlanmacıların çizdikleri yol olunca, toplumsal sorumluluk olarak inananlar için tek geçerli yol direnmekten vazgeçmeyenlerin Aydınlanmacılık yollarından yürümek. Kuşkusuz en çok da bu nedenle her birini, direnme savaşımlarına saygı duyarak, hiç unutmadan, hiç atlamadan saygıyla, sevgiyle anmak gerek.
Ahmet Taner Kışlalı Hoca ile en son yüz yüze buluştuğumuz çok anlamlı bir etkinliği sizinle paylaşmak istiyorum. Bilim, yol göstericilikte onurlarımızdan hocaların hocası, Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, kendisinden sonraki yıllara, yeni kuşaklara ulaşılmak üzere, sevgili eşi, Meriç Velidedeoğlu’na çok önemli bir görev vermişti. Devrimler tarihinin tüm anlamlı günleri için, Söylev’in geliri kullanılarak ünlü sanatçıların seslendirmeleriyle videolu çekimler hazırlanmıştı. Hatay’ın merkezinde, yine çok kalabalık bir katılımlı izleyicilere, devrimlerin anlamlı değerlendirmesinin sunulması yanında, söyleşide Ahmet Taner Kışlalı Hoca’mız da konuşmacıydı. Nefessiz, onun birikimleri ile yaptığı sunumu da dinlemiştik. Büyük depremin ardından uzun bir zaman geçti. Yerle bir olmuş Hatay’ın merkezinde hâlâ insanca yaşama dönük anlamlı hiçbir adım atılamadığı için etkinliğin yaşandığı güzelliklerin izini bile bulamıyorum. Seçim öncesi verilmiş sözlerin tümüyle yalan çıkmış olmasının acısına mı, bölgede yaşamak zorunda olan güzelim insanların çektikleri acılara mı daha çok yanmalıyız bilemiyorum. Yöre insanını kültürel kimlikleri nedeniyle özellikle acımasızca cezalandırıldıkları gibi bir yargıya varmak daha da incitici geliyor. Ahmet Taner Kışlalı’nın katledildiği güne kadar sürdürdüğü çalışmalarına dönmeyi yeğliyorum. Şimdi şöyle bir öngörüyle, ülkenin her yerinde sayısız okullar, sivil kitlelere dönük etkinlikte gönüllü katılımının hesabını yapmak olanaklı mıdır? Hiç sanmıyorum. Soluksuz, yorulmadan sadece ülkenin her köşesini değil, dünyada bize yakın olanların bulundukları merkezlerde de koşturmacasının hep birlikte tanığıyız. Sevgiyle, saygıyla, emeklerinin değerlerini unutturmadan anmak, Aydınlanmacılığa katkının bir küçücük adımı. Aydınlanmacıların ne kadar çok kalabalık oluşturarak, ne kadar güçlü var olabilmelerinden başkaca bir yol bulunabilir mi? Uzun bir karanlıklar sürecinden çıkışta, Aydınlanmacıların çizdikleri yolları doğru okumaya her zamankinden daha çok gereksinimimiz olmalı değil mi?
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Ülkemizde siyasi cinayet kültürü maalesef yaygındır. Ama bu kültürün son örneği olan Sinan Ateş cinayeti öncekilerden bir noktada çok farklı bir gelişmeyle karşımıza çıktı. Bu da cinayetin işleniş şeklinden veya bu suçun işlenmesi için kullanılan örgütten değil, Sinan Ateş’in ailesi bireylerinin, “cinayetin aydınlanması” için verdikleri mücadeleden kaynaklandı. Çoğumuzun hafızasında bu tür cinayetlerin örnekleri vardır. Ama maktullerden hiçbirinin eşi, annesi, kız kardeşi, mücadeleyi Sinan Ateş’inki kadar azimle üstlenmedi. Onlar kadar kamuoyuna hitap etmedi ve hiçbiri Ayşe Ateş gibi “bir dişi kaplan” azmiyle hedeflediklerini sıkıştırmadı. Hiçbiri kendi yakınını öldürenlerin ortaya çıkarılması için siyasi parti liderlerini tek tek dolaşmadı. Ve hiçbiri eşinin hakkını korumak için ülkenin cumhurbaşkanına çıkıp destek istemedi. Bunu o aileler istemediği veya beceremedikleri için yapmadılar. O dönemlerin hiçbirinde yargı, bugünkü kadar siyasi baskıya açık değildi. Eğer isteselerdi ülkenin en başındaki kişi, “Benim yapabileceğim şey maalesef yok. Ben de adaletin tecellisini sizin kadar istiyorum ama soruşturmayı yapan cumhuriyet savcısına ve yargılamayı yapacak olan mahkemeye -yargıca- güvenmek zorundayım” yanıtı alırlardı. Sadece Sinan Ateş’in katlini emreden ve örgütleyen kişiler yönünden değil, ülkemizde adaletin içine düştüğü/ düşürüldüğü durum açısından da çok vahim bir durumda olduğumuz, bunlardan anlaşılmıyor mu? Yukarıda anlattıklarımla benzerlikler taşıyan bir eski cinayet hikâyesi geliyor aklıma. Ben henüz 12-13 yaşlarında bir çocuktum ama olayı çok net anımsıyorum: Tarih 16 Ekim 1945’ti. Ankara’nın bilinen doktorlarından Neşet Naci Arzan, Anafartalar Caddesi’ndeki muayenehanesinde yeni kurşunla vurularak öldürüldü. Cinayetin ertesi günü, Reşit Mercan isimli bir genç, cinayette kullanılan tabancayla polise teslim oldu ve “Fail benim” dedi. Tabancayı da aynı evi paylaştıkları, Robert Kolej’den arkadaşı Haşmet Orbay’dan aldığını söyledi. Haşmet, o tarihte genelkurmay başkanı olan Orgeneral Kâzım Orbay ile Enver Paşa’nın kız kardeşi Mediha Hanım’ın oğluydu. Yargılama Ankara’da açıldı ve bir ayda tamamlandı. Neticede Mercan 20 yıla, Haşmet ise tabancayı verdiği için 1 yıl hapse mahkûm oldu. Ancak kamuoyunda söylentiler bitmiyordu. Çünkü cinayetin sebebi ortaya çıkarılamamıştı. Bir de “gerçek fail Reşit Mercan değil” deniyordu. Sonuçta verilen hüküm bozuldu ve Bolu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeni duruşma başladı. Sonuçta Haşmet “idam” cezasına, Reşit Mercan 10 yıl hapse mahkûm oldu. Bitmedi: Genelkurmay Başkanı Kâzım Orbay derhal görevinden istifa etti. Suçu üstlenmesi için Reşit Mercan’a baskı yaptığı ileri sürülen Ankara Valisi Nevzat Tandoğan da 9 Temmuz 1946 gecesi evinde tabancayla intihar etti. Bir o günlere bir de bugüne bakıyorum: O tek parti döneminde kamu görevi yapanlar o sorumluluğun bedelini göz kırpmadan ödüyorlarmış.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed