
Sign up to save your podcasts
Or


Şimdilerde AKP cenahından duyuyorum: “Plajlarda işgale son vereceğiz, halkın kullanımına açacağız.” Yahu plajları parsel parsel satan iktidar CHP miydi? Eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Artvin’den Hatay’a bütün kıyıları denetliyoruz. Sahillerin bazı bölgelerin işgal edildiğini görüyoruz. Buna izin vermeyeceğiz. Hukuk dışı yapıları, mevzuata aykırı tüm uygulamaları yani bütün kaçak yapıları yıkacağız” dedi. En başta bu iradeyi ve yapılacak olan tüm çalışmaları desteklediğimi belirtmek isterim ki bu yönde ben de Çanakkele Küçükkuyu sahilinde yaşananlara dikkat çektim. Dört yıldır burada ikamet ediyorum. Bölge mafyavari ve çeteleşmiş kişiler tarafından tehdit altında. Esnafı rahatsız eden bazı işletme sahipleri var. Sosyal medyadan çağrı yaptıktan sonra denetimler artırıldı. Hukuka aykırı yapılar mühürlenmiş ve cezalar kesilmiş. Hatta mafyavari yapılanmadan devletin de haberi olmuş ve bu yönde kesin adımlar atılmış. Ama Türkiye sadece Küçükkuyu’dan ibaret değil. Benzer durumda binlerce yer var. Gözlerini para hırsı bürüyenler halkın anayasal hakkı olan denize erişimini ellerinden alıyorlar. Bir de bunu yasal bir kılıfa sokmaya çalışanlar var. Anlatayım. Adı: Muğla’ya Hizmet Vakfı ve Türkiye Çevre Koruma Vakfı (MUÇEV). 2014’e kadar Muğla El Sanatları (MELSA) adlı bir şirket vardı. Bu şirketin yüzde 75 hissesi Muğla Valiliği İl Özel İdaresi’ndeydi. Yerel seçimler öncesinde bu şirket büyükşehir belediye başkanlığına devredildi. Ama devredilmesinden 10 gün önce bünyesindeki işletmelerden dünyaca ünlü turistik Akçapınar Mahallesi Araplar mevkisi ile Ölüdeniz kumsalındaki günübirlik alan ve tesislerin işletme protokolleri, 2021’e kadar geçerli olmasına rağmen vali Mustafa Hakan Güvençer ile Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürü Osman İyimaya arasında karşılıklı feshedildi. Sonra Muğla’ya Hizmet Vakfı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Koruma Vakfı, MUÇEV Turizm Ticaret Limited Şirketi’ni kurdu. Şirket kurulur kurulmaz da Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, 28 Mayıs 2014’te imzalanan protokolle buraların kullanım hakkını MUÇEV’e devretti. Yetki devrinin ardından 2 Haziran 2014 gecesi söz konusu firma internet sitesinde Ölüdeniz Lagünü Kumsalı ihale ilanını yayımladı. 5 Haziran 2014’te üç firmanın katıldığı ihaleyi yıllık 2 milyon 690 bin TL bedelle, üç yıllığına Aydeniz ve Güneş Yemek ortak girişimi kazandı. 26 Haziran 2014’te de Gemiler Koyu ve Akbük kıyı kesimi günübirlik alanlarının ihalesi yapıldı. MELSA Müdürler Kurulu Başkanı Yavuz Kayı, “Bu iki plajın yıllık 8 milyon TL getirisi var. Plajların yıllık 2 milyon 690 bin liraya kiralanmasının izahı yok. Hukuk devletinde insanlar ‘Biz böyle uygun gördük’ der mi?” diye isyan etti. Hukuki başvurular yapıldı. İmza kampanyaları düzenlendi. MUÇEV devam etti. Patronlar Dünyası’ndan Toygun Atilla’nın haberinde de belirtildiği üzere MUÇEV, Belcekız plajını 7 Ekim 2020’de kiralamış. Bir ay sonra devrettiler Kasım 2020’de yani bir ay sonra bu doğa harikası yer, Kıyı Sahil Turizm Şirketi’nin sahibi Seyfettin Balcı’ya alt kiralama yoluyla devredildi. Balcı aslen Fethiyeli, bir dönem Fethiye Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptı. Hemen hemen nerede sahil, kıyı, plaj varsa orada Balcı’nın adı var. Balcı, Belcekız plajını MUÇEV’den kiraladıktan bir yıl sonra Kıyı Sahil Turizm şirketinin yüzde 65’ini MAC Eğlence, Spor ve Turizm AŞ’ye yani eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk’e devretti. Öztürk, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevini yedi yıl sürdürdükten sonra 2012’de istifa etti. Aslında bir anlamda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin koyduğu tavır yüzünden istifa etmek durumunda kalmıştı.
...
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
İngiltere, Fransa ve İran’dan art arda değişim içerikli seçim haberleri geldi. Bugün komşumuz İran’ı sütuna yatıralım. Reformcu olarak bilinen, bir önceki seçimde bu özelliği nedeniyle dini lider tarafından yarışa girmesine izin verilmeyen Dr. Mesud Pezeşkiyan bu kez vize aldı. İkinci turda yüzde 53’le seçildi. İran’ın 9. cumhurbaşkanı oldu. Sandığa gitme oranı yüzde 50 olarak açıklandı. Ancak gerçeğin yüzde 30’u geçmediği iddia ediliyor. Ankara’da da zaman zaman görüştüğümüz, yıllar önce Humeyni rejiminden kaçıp Türkiye’ye gelenlerle seçim öncesi konuşmuştuk. Bakışları şuydu: “Pezeşkiyan reformcuyum dese de dediklerinin çoğunu yaptırmazlar.” İran’da kalmış olan rejim karşıtlarının çoğu ne olursa olsun sandığa gitmeme kararı aldı. “Reformcu adayın güçlü seçilmesini istemezler mi” sorumuza Türkiye’deki arkadaşları şu karşılığı verdiler: “Sandığa gitmek, oy kime verilirse verilsin, rejimi tanımak anlamına gelir.” Katılım oranı seçim öncesi aldığımız bilgileri doğruluyor. HHH İran, köklü bir devlet. Entelektüel birikimi yüksek. Şirazlı Sadi’den Firdevsi’ye dünyaya armağan ettikleri var. Bu birikimin üstüne oturan molla rejiminin iktidarını sürdürmekte zorlandığı, gitmemek için de her şeyi yapacağı görülüyor. Pezeşkiyan’ın başlıca propaganda cümleleri şunlardı: “Gençlerle ve kadınlarla sorunu olan yönetimin geleceği olmaz.” “Dünya ile diyalog içinde olmak zorundayız.” “Yapamayacağım şeyleri söylemeyeceğim.” Muhaliflerin değişim umudunun az olmasına karşın Pezeşkiyan’ın rejimin içinde adım adım yükselerek gerçekleri söyleyen kişi konumuna yükselmesi bir şeylerin değişebileceğini gösteriyor. 19 Mayıs’ta kendisini taşıyan helikopterin düşmesi sonucu yaşamını yitiren Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Azerbaycan’la yıllardır süren soğukluğu gidermişti. Evinde Türkçe konuşulduğunu söyleyen, “Babam Türktü, annem Türktü, Türk olmaktan gurur duyuyorum” diyen Pezeşkiyan benzer politikaları muhtemel daha güçlü sürdürecek. HHH Genel kabul gören orana göre İran nüfusunun en az üçte birini oluşturan Türklerden bir kişinin cumhurbaşkanı olması, doğal olarak Türkiye’de de yankılandı. İran’da birinci kimliğin Şiilik olduğu gerçeğinin altını çizerek devam edelim... Bugün nasıl ana gündem maddelerinden biri Suriye ise 1980’li yıllarda da İran’dı. 1979’da işbaşına gelen Humeyni rejimi bütün sol yelpazeyi de arkasına alarak şahı devirdi. Sonra başta solcular olmak üzere mollalara karşı olan herkesi ortadan kaldırdı. Onların bir bölümü Türkiye’ye kaçınca TahranAnkara ilişkileri gerildi. İran’ın, Türkiye içinde infazlar yaptığı iddiaları güçlü delillere dayandırıldı. İran anayasasının beşinci maddesindeki rejim ihracı bambaşka tartışmaları beraberinde getirdi. Özetle 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana Türkiye-İran sınırı hiç değişmedi ama sinirlerimiz hep değişti! Bugün, reform diyen, diyalog diyen, Türkçe konuşan bir kişinin İran cumhurbaşkanı olması önemlidir. Pezeşkiyan’ın kazandığı gün, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Azerbaycan’ın Şuşa kentindeki Türk Devletleri Teşkilatı toplantısındaki şu sözü gündeme düştü: “Ortak alfabeye geçmeliyiz.” Bu cümle ilk 1992’deki Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları zirvesinde kurulmuştu! O günden bu yana üç kelimelik demeç yolu aldık! Türkçemiz, ses bayrağımız bugün 300 milyon kişi tarafından 25 biçimde konuşuluyor. Stratejik bir kültür politikamız olsa büyük bir güç! Dildaşımız Pezeşkiyan’ın ülkesi İran’ı barış içinde geleceğe taşımasını diliyoruz!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Esad’ı görüşme için davet edebileceği mesajının ardından bir adım daha attı.
Her aşaması doğaya zarar veren altın madeni çalışmaları Türkiye’nin birçok noktasında devam ediyor.
İzmir’de zeminin her yıl 1 ile 1.5 santimetre arasında çökmesi, deniz seviyesindeki yükselişin ortalamanın üzerine çıkmasına neden oluyor.
25 kişinin yaşamını yitirdiği Çorlu tren katliamının üzerinden 6 yıl geçti.
Erciyes Üniversitesi’nin Türkçe eğitim kursu TÖMER’de yolsuzluk yapıldığı iddia edildi.
Çay ve buğdayda düşük fiyat nedeniyle düş kırıklığı sürerken sırada fındık var.
Temmuz başı itibarıyla kira fiyatlarında uygulanan yüzde 25 zam sınırının kalkması ile kiralık konut piyasası karıştı.
Bu dönüşüm ‘ileri. Sergi, atık malzemeler kullanarak üretilen eserlerden oluşuyor.
Varlığın tartışması yokluğun avuntusundan hep daha fazla oluyor. 20 Haziran’da bu köşede anlatmıştım. Askerlerin maaşlarından yapılan kesintilerle var olan OYAK, son günlerde tartışmaların merkezindeydi. 25 Mayıs’ta, OYAK Genel Kurulu, üyelerine yüzde 77.1 oranında nema verdi. Bu karar, binlerce OYAK üyesinin tepkisini çekti. Emekli askeri hâkim Ahmet Zeki Üçok’un öncülüğünde OYAK üyeleri konuyu mahkemeye taşımaya girişti. Üçok’un tezlerini anlattığım yazımdan sonra OYAK yönetimi de kendisini anlatmak istediğini söyledi. Bunun üzerine OYAK Genel Müdür Danışmanı Oktay Demiray ve OYAK üyelerinin gönüllü avukatı Ahmet Zeki Üçok ile buluştuk. Onlar tam iki saat boyunca tartışırken ben masaya ses kaydını açıp bıraktım. Hepsi bu köşeye sığmasa da aşağıda okuyacağınız tartışma yaşandı: Oktay Demiray: 30 Haziran 1996’da yapılan kanunla emekli maaş sistemi (EMS) oluşturuldu. Bu kanunla OYAK, hem emeklilik yardımı hem de emeklilik maaşı veren bir sistem kurdu. İçeride 30 sene çalışmış üyemiz, birikmiş parasının bir bölümünü ya da tamamını sistemde bırakarak emekli maaşı almaya devam edebiliyor. Sistemde kalma, biz 2016’da göreve geldiğimizde yüzde 60’lar civarındaydı, 2023’te yüzde 93.4’e çıktı. Demek ki bir memnuniyet var. Ahmet Zeki Üçok: OYAK, bizim paralarımızla kuruldu. Sadece OYAK’ın çok iyi yönetilmesini istiyoruz. 32 yıl maaşımın yüzde 10’unu OYAK’a verdim. Ancak paramı başka bir yere yatırsaydım çok daha fazla kazanmıştım. OYAK’ın temel amacı ticaret değil, üyelerine hizmet. Demiray: Genel kurulda üyelere dağıtılacak nema oranı hesaplara bakarak belirleniyor. 2023 sonu itibarıyla 94 bin 653 tane emekli üyemiz var. Toplamda ise 470 bin üyemiz var. Üçok: Beni arayan OYAK üyeleri yüzde 77.1 nema oranını düşük buluyor. Şikâyetlerini sıralayayım: Birincisi şeffaf olmaması. Biz üyeler, kamuya açık olanların dışında hiçbir faaliyeti, hesabı, hangi firma kâr hangisi zarar etmiş; nema oranı nasıl hesaplanmış bilmiyoruz. İkincisi, temsiliyet. Üyelerin yüzde 20’si emekli. Emeklilerin; genel kurulda, temsilciler kurulunda tek bir temsilcisi yok. Oysa biz emekliler, OYAK’ın gücünün yüzde 43’üne sahibiz. Demiray: Şeffaflık için şunu söyleyeyim: 20 tane delegemiz, genel kurul öncesinde, 15 gün boyunca hesapları tek tek inceliyor. 470 bin üyenin tamamının önüne hesap koyacak halimiz yok. Üçok: Bu mu şeffaflık? 20 kişinin incelemesi mi? Koç Holding çıkarıyor, 10 milyon kişinin önüne koyuyor.
Demiray: 2000-2007 arasında üye artış miktarımız toplam 50 bin kişi. 2007- 2015 arasında 64 bin kişi. 2015-2023 arasında üye artış miktarımız 164 bin kişi. 17 yılda her yıl üye artışı ortalama 7 bin 470 kişi iken, son 7 yılda her yıl ortalama 23 bin 400 kişiye çıkmış. Bu artış, normal artış trendinden fazla. Nema hesaplanırken üye sayısına göre hesaplanıyor. Üye sayısı arttıkça pastayı aşağı çekiyor. Olayın özü bu. Geliri artırmamız için yeni yatırımlar yapmamız lazım, çözüm bu. Üçok: Fonlar var. Hatta OYAK’ın da kendi fonu var. Son beş yılda yüzde 1602 getirmiş. OYAK bana yüzde 930 getirmiş. Hiçbir şey yapmasan kendi fonuna yatırsan getirisi daha yüksek. Demiray: Nema artsın istiyorsak, bizim yeni yatırım yapmamız, kârlılığı artırmamız, yeni alımlar yapmamız lazım. Üçok: Muvazzafın parası da emeklinin parası da OYAK’ın kasasında durmaya devam ediyor. Sanki 148 milyar dağıtmış gibi anlatıyorsunuz. Oysa sadece emekliye 12 ayda 30 milyar dağıttınız. Gerisi sizde kalmaya devam ediyor. Siz işletiyorsunuz. Bu 148 milyarı kendi fonuna yatırsa belki üç katına çıkacaktı. Söylemek istediğim OYAK yönetimi kendi şirketini kendi fonlarından bile kötü yönetiyor.
Demiray: Netice olarak emeklimize maaşları yetmiyor. Artırılması gerekiyor. Bakın, astsubayımıza devletin verdiği emekli maaşı 24 bin lira. OYAK’ın verdiği 75 bin lira. Albayımıza devletin verdiği 48 bin lira. OYAK’ın verdiği 86 bin lira. Üçok: Bak SGK şu kadar veriyor, ben daha fazlasını veriyorum, tabiri caizse “Kes sesini!” deniyor.
YAZININ UZUN HALİNE cumhuriyet.com.tr ADRESİNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.
Kadına şiddet bitmiyor. Kafalardaki soru “önlenemediği mi, önlenmediği mi?”... Verilen sözler sözde kalıyor, kadınların katledilmelerinin, baskıya, ayrımcılığa uğramalarının önünü kesmiyor. Geçen hafta Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıkladığı veriler, utanç tablosunu bir kez daha ortaya koydu: Ülkemizde bu yılın sadece ilk altı ayında öldürülen kadın sayısı 205. Şüpheli şekilde ölü bulunan kadın sayısı ise 117. Kadınların yüzde 42’sini öldürenler kim dersiniz?... Evli oldukları erkekler. Diğer katiller arasında kadınların boşanmak istedikleri ya da boşandıkları erkekler de var... Bu vahşet verisi, ne yazık ki her gün gündeme yansıyan evde, yolda, çocuklarının gözleri önünde katledilen, saldırılan kadınlara ilişkin haberlerin sıklığını da düşündüğümüzde artık şaşırtıcı gelmiyor. Şiddeti, baskıyı doğup büyüdüğü ailede gören kız ya da erkek çocuğun nasıl bir toplumsal yapının parçası olacağı sorusu ise geleceğimiz açısından kritik önemde olsa gerek. Geçen hafta iktidarın tüm uyarıları görmezden gelerek 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının yıldönümüydü. Rengin Temoçin imzalı haberimizde, bu süre içinde en az 963 kadının öldürüldüğüne dikkat çekildi. Kadın hakları örgütleri bir kez daha sözleşmenin yeniden uygulanması için mücadelenin süreceği vurgusunu yaptı.
Kadın hakları derken soyadı konusu da yeniden tartışmaların merkezinde. Doldur boşalt hale dönen “9. Yargı Paketi’nde” evli kadının bekârlık soyadını kullanmasına olanak tanıyan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararından geri adım atılması önerisinin olduğu savunuldu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, Meclis’te 11 Temmuz’da görüşüleceği belirtilen teklifin “AYM kararını tanımamak” olduğunu söylerken “Kimlik mücadelemiz, var olma mücadelemizdir. Kazanılmış hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” tepkisini dile getirdi. CHP lideri Özgür Özel, geçen hafta Ankara Temsilcimiz Sertaç Eş ve Sarp Sağkal’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Özel, kadın haklarına yönelik vurgular da yaptı. “CHP’nin devletçilik okuna iki renk kazandıracağız. Biri çevreye duyarlı kalkınmayı temsil eden yeşil ile kadın-erkek eşitliğini temsil eden mor” ifadesi dikkat çekti. Ortadoğu coğrafyasının hali hepimize ders niteliğinde. Eğitim ve çalışma hakkı olmayan, araba kullanmak için bile yeni “izin alabilen”, başörtüsünden saçının görünmesi halinde tutuklanma korkusu taşıyan kadınların yaşadığı ülkeleri, uğradıkları ölümcül baskıları biliyoruz. Türk kadını ise bu gerici zihniyete karşı büyük bir zırhla kuşanmış durumda. Büyük önder Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin çağdaş, demokratik, laik, hukuk devleti ilkeleriyle örülü yapısı kadınlar için adeta kutup yıldızı. Haklardan geri adım attırmamak da hepimizin yurttaşlık görevi.
Geçen haftanın bir diğer gündem başlığı ise Ankara-Şam ilişkileriydi. İktidardan muhalefete Suriye lideri Esad’la temas konusunda ilgi artıyor. Suriye’de iç savaşın ayak seslerinin duyulduğu ilk andan itibaren merkezi yönetimi yara almış, şiddetin gölgesinde parçalı bir yapıya sürüklenen bir komşunun Türkiye açısından doğuracağı riskleri sıklıkla dile getirmiştik. Ama iktidarın o dönemki “Şam’daki Emevi Camisi’nde namaz kılacağız” söylemleriyle yurttaşa pazarlanan baştan sorunlu Suriye politikasının sonuçları ağır oldu. Yanlışların bedelini hepimiz ödüyoruz. Geç de olsa hatanın bir yerinden dönülmeli mantığı şimdilerde devrede gibi. Bu çerçevede Şam yönetimi ile masaya oturmak önemli bir adım. Ancak bu normalleşme yaşama geçse bile sınırlarımıza uzayan sorunların birdenbire bıçak gibi kesileceğini sanmak saflık olur. Suriye sahası savaşın patlak verdiği 2011’den bu yana karmakarışık, kimin eli kimin cebinde belli değil. ABD’nin desteklediği, aynı zamanda Rusya’nın da ilişkileri pek de göz önüne sermeden sürdürdüğü terör örgütü YPG/PKK’nin varlığı ortada. Sınırımıza uzanan İdlib’de ise köktendinci terör örgütü HTŞ ve bağlantılı gruplar hâlâ etkin.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* A Milli Futbol Takımı, 2024 Avrupa Şampiyonası çeyrek final maçında Hollanda’ya 2-1 yenilerek turnuvaya veda etti.
* Meclis’e sunulan 9. yargı paketinde kadınlara getirilen “soyadı” engellemesi tepki çekti.
* Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç, Ankara’da Sinan Ateş suikastı davasını takip eden aralarında gazetemizin yazarı Barış Terkoğlu ile gazeteciler Timur Soykan, Erk Acarer, İsmail Saymaz ve Alican Uludağ’ı “kurşun” göndermesi yaptığı bir sosyal medya paylaşımıyla tehdit etti.
* Eğitim-İş ve Eğitim-Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) Teklifi’ne tepkilerini göstermek için başlattıkları oturma eylemine dün de devam etti.
* Yerel seçimde büyükşehirler dahil birçok kenti kaybeden iktidar, “genel aydınlatma” için belediyelerden daha fazla kesinti yapma kararı aldı.
* Türkiye’nin birçok bölgesinde önceki gün gece saatlerinde görülen ışık hüzmesi merak uyandırdı.
* İran halkı Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin geçen mayıs ayında helikopter kazasında yaşamını yitirmesinin ardından yeni cumhurbaşkanını seçti.
* Gazze’de ateşkes ve rehine takası anlaşması görüşmelerini sürdürme çabaları hız kazandı.
* Strateji ve Bütçe Başkanlığı, son artışların ardından yeni maaş ve aylıkları yayımladı.
* Hazine ve Maliye Bakanlığı, merkezi yönetim bütçesinin de önemli ön göstergelerinden olan Hazine nakit gerçekleşmeleriyle ilgili Haziran 2024 verilerini açıkladı.
* İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi ile Moğolistan Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü’nün, Moğolistan’ın Tuul Vadisi’nde yürüttükleri kazı çalışmalarındaki alanın Dokuz Oğuzlar’ın yaşadığı ve Göktürkler ile savaştığı “Togu Balık” kenti olduğunu kanıtladığı belirtildi.
* Nevşehir’de Göreme’yi Ortahisar beldesine bağlayan ve doğal yapıya zarar verdiği gerekçesiyle ulaşıma kapatılan karayolunda Kapadokya Alan Başkanlığı’nın kazı çalışması sürüyor.
* Fenerbahçe, Faslı golcü ile anlaştı.
* Galatsaray Kulübü’nün gayrimenkul projeleri ve kulüp taşınmazları konusunda Dursun Özbek başkanlığındaki yönetimi olağanüstü genel kurulda üyelerden 31 Mayıs 2026’ya kadar oy çokluğuyla yetki aldı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Yüzünü görmediğim öğretmen meslektaşım İsmail Somuncu 23.02.2009 tarihli mektupla birlikte fotokopisini yaptırdığı 1929 tarihli İlkmektepler Talimatnamesi ile birlikte o dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin öğretmenlere yazdığı, biraz sonra okuyacağınız mektubu göndermişti. Parantez içindeki sözcük güncellemeleri tarafımdan yapılmıştır. Muallim (öğretmen) arkadaş; Muallim mektepleri (öğretmen okulları) bu mezunları tevziatında (dağılımında) senin hissene Antalya Maarif Emirliği mıntıkası dahilindeki Isparta vilayeti (ili) isabet etti. Orası güzel vatanın himmet (gayret) ve irşadına (yol göstermesine) muhtaç feyzli (verimli) bir köşesidir, yeni mezunlarımızın memleket içine dağılmalarının derece ve zaruretini (gerekliliğini) gerek geçen sene mezunları arkadaşlarımızla ve gerekse sizinle münakaşa eylemiş (tartışmış) ve aramızda kararlaştırdığımız neticeyi, ilkmektep muallimleriyle mesleki bir hasbihal (dertleşme) şeklinde bütün meslektaşlarımıza ilan etmiştim. Burada sana bundan tekrar bahsetmeye lüzum görmüyor ve kemali emniyetle (büyük bir güvenle) senin de aziz vatan ve milletine hizmet edebilmek için, bugünü sabırsızlıkla beklediğine kani (inanmış) bulunuyorum. Harcırahının (yolluğunun) hemen gönderilmesi mahalline (ilgili yere) yazılmıştır. Oraya varır varmaz teçhizat (donatım) bedelini de alacaksın. Yollarda azami muavenette (en çok yardımda) bulunmaları için maarif (eğitim) idarelerine lazım gelen talimat verilmiş olduğundan iskele, istasyon ve yol uğrağı kasabalarda yakalarında yıldız bulunan bir zat (kişi) sana intizar edecek (seni bekleyecek) ve delalette bulunacaktır (yol gösterecektir). Binaenaleyh (o halde) onların da seni kolaylıkla tanıyabilmeleri için yakana bir yıldız takmalısın. Gideceğin yer, hiç de yabancısı olduğun yer değildir. Orada seni sevinç içinde bekleyen vatan yavruları, senin gibi mektebini ikmal eder etmez (okulunu bitirir bitirmez) vazife (görev) basına koşmuş hanım ve bey muallim (öğretmen) arkadaşların, hasılı vatanın her köşesinde tesadüf ettiğin ve edeceğin yüksek alınlı kardeşlerin vardır. Artık mektep hayatın nihayete ermiş oluyor ve hakiki mücadele hayatına girmiş bulunuyorsun. Binaenaleyh (o halde) vazifesinin yüksek ve kutsi (kutsal) mahiyetini (nitelik, öz) tamamen idrak etmiş her muallim (anlamının gerçekten bilincine varmış her öğretmen) arkadaşın gibi senin de seni bekleyen yavrularının arasına koşmakta bir dakika teahhur etmeyeceğine (gecikmeyeceğine) eminim. Bilhassa (özellikle) bu sene yeni Türk harflerini tamim (yayma) gibi şerefli bir vazifen daha vardır. Bütün memleket evlatlarını bir an evvel yeni harflerle okutarak Türkiye’de okuma yazma bilmeyen bir fert (insan) bırakmayacak kadar geniş bir azimle (gayretle) çalışmak mecburiyetindesin (zorundasın). Bunun için yeni Türk harflerini çabuk öğren ve hemen herkese öğretmeye başla. Bu hedefe varmak için kürsü, mektep lazım değildir. Her yerde her gördüğüne kadın, erkek, fakir, zengin, çiftçi, tüccar, köylü ve şehirli tefrik etmeyerek (ayrım yapmadan) derhal öğreteceksin. Milletimize yeni bir teali (yükselme) sahası yaratacak olan bu büyük zaferi kısa bir zamanda kazanacağına mutmain (inanmış) olarak vazifelerinde muvaffakiyet diler ve işe mübaşeret haberine intizar eylerim (başlama haberini beklerim) aziz meslektaşım. Maarif Vekili Mustafa Necati. Mustafa Necati (d.1894, İzmir-ö.1 Ocak 1929, Ankara) mübadele, imar-iskân, adliye ve milli eğitim bakanı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından başlayan süreçte, başlangıçta Batı Anadolu bölgesinde, daha sonra ise Ankara’da birçok konunun fikir babası ya da uygulayıcısı olmuştur. İşgalden bir gün önce Anadolu matbaasında basılıp dağıtılan ünlü bildiriyi arkadaşları ile birlikte kaleme almıştır.
Sonuçtan bağımsız harika bir maç öncesi vardı. Sabah Berlin’de hâkim olan portakal rengi öğleden sonra kırmızıya dönüştü. Geleneksel maç yürüyüşüne katılım 10 bini geçerken Alman polisi tırnakları üzerindeydi. Merih’e verilen ceza germişti sinirleri. Bir de yürüyüşün göbeğinde Mehter Marşı çalarken Hollanda formalı biri direğe çıkmaz mı? “Eyvah” derken kalabalıktan biri Türk bayrağı uzattı, Hollandalı AyYıldızı öpünce ortalık yatıştı. Çoğunluk Merih’e destek amaçlı Bozkurt işareti yapmıştı ki polis yürüyüşün siyasi etkinliğe dönüştüğünü varsayıp yasağı bastı, taraftarı nazikçe (!) dağıttı. O sıralarda Cumhurbaşkanı’nın uçağı da Berlin’e inmişti. Stat doldu, ev sahibi bizdik; her yerde vardık. İlk düdükle Hollanda set oyunlarıyla kontrollü geldi, biz Mert, Kaan, Samet, Abdülkerim, Ferdi ile kapandık. Sonra oyun kilitlendi. Üst üste kornerler attık. Arda kesti, Samet hepimizi ağlatan vuruşu yaptı. Samet sadece Hollanda’ya değil UEFA ile Milli Takım’ı tutmayan malum kesime de attı o golü. 2. yarı Weghorst’u alan Hollanda toparlandı. Arda’nın direğe çarpan şutu, Kaan’ın penaltıya dönüşecek pozisyonu ile direndik. De Vrij’in golü hepimize soğuk duş yaptırdı. Takımın gardı düşerken oyuncu değiştirmedik. Israrlı Hollanda atakları Gakpo’nun vuruşuyla gole dönüşünce avantaj gitti. Cenk-Kerem-Zeki ile yeniden dirildik, Zeki ve Kerem golü atabilirdi. Semih’in şutu savunmada yarı final umudu da Berlin’de kaldı. Bir söz de hakeme; UEFA’nın talimatlı düdüğü diyelim siz anlayın! Kırmızıyı es geçmesi affedilmezdi.
* Öğretmenler yeni meslek yasasına tepkili: Kabul edilemez.
* Alternatif mezuniyete desteğe giden CHP heyeti üniversiteye alınmak istenmedi.
* Emek-meslek örgütleri saldırılarda katledilen sağlıkçıları andı ‘Sağlıkta şiddet dursun’
* MEB’den özel okullara ‘öğrenci ataması’
* Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Komşumuz Suriye’ye dost elimizi uzatırız’ dedi. Esad’a davet mesajı.
* İşçi Partisi 14 yılın ardından Muhafazakârları yenerek iktidara geldi. Gözler Starmer hükümetinde.
* Filistin Sağlık Bakanlığı Gazze’den Sorumlu Bakan Yardımcısı Dr. Al Haj: Bütün sağlık sistemi çöktü.
* Büro İş, emeklilere öğrenci yurtlarında beş gün ücretsiz konaklamayı protesto etti.
* FAO Gıda Fiyat Endeksi, geçen ay aylıkta sabit kaldı, yıllıkta yüzde 2.1 düştü.
* Usta oyuncunun yeni filminin yanı sıra Merhamet Hikâyeleri gösterime girdi. Kevin Costner’ın Amerikan tarihi
* Ahbap’tan anlamlı sergi
* UEFA, gol sevincinde Bozkurt işareti yapan milli futbolcuya men verdi, kriz çıktı.
* A Milli Takım, Euro 2024’ün çeyrek finalinde bugün saat 22.00’de Hollanda ile karşılaşıyor.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Yasamayı ve yargıyı yürütmeye bağlayıp, yürütmeyi de şahsım ele geçirince ortaya mükemmel bir “şahsımrasi” çıktı. Bunun nimetlerini tüm iktidar çevresi olarak hepimiz yiyoruz. Guinness Rekorlar Kitabı’na başvuracağız. En iyi kim yürütüyor? Baksınlar ve şahsımın hakkını teslim etsinler. İki yerin vanası bende: Merkez Bankası ve bütçe! Alıyorum elime, vana mısın demiyorum! İstediğim yöne akıtıyorum. Biz Merkez Bankası’nı herkes bankası yapacak kadar salak mıyız? Elbette tasarruf şahsımda olacak. Biz hesap-kitap adamıyız, sordurdum. Dünyanın hiçbir ülkesinde merkez bankası batmıyor. Zarar etse bile iflas etmiyor. Rezerv hep var. Bütün para sıfırlandıktan sonra borç alıyorsun, o zaman rezervin başına sadece eksi yazıyorlar. O kadar. Eksi oluyor ama para eksilmiyor. Burada para biriktikten sonra geçmişte nasıl 128 milyar dolarlık yürütme yaptıysak yine yürütürüz. Merkez Bankası’nın başına hiç taraf tutmadan sadece benim dediklerimi yapacak birini getiriyoruz, raydan çıkanı zaten affediyoruz! Şimdiki nöbetçi başkanı gözüm tuttu, biraz daha kalır.
Merkez Bankası gibi bütçeyi de çok iyi yürütüyoruz. Fakirden alıp zengine verirken bunu son derece anlaşılır şekilde, milletimizin gözünün içine baka baka yapmak, büyük sanat! Demokrasinin en önemli iki unsuru diye şunları sayıyorlar: 1-Şeffaflık... 2-Hesap verebilirlik... Her ikisini de en iyi uygulayan biziz. Ne yürütüyorsak, nasıl yürütüyorsak bunu büyük bir şeffaflıkla yapıyoruz. Hesap verebilirlik noktasında da mangalda kül, tespihte püskül, edebiyatta fasikül bırakmayız. Herkes gelir bize yaptığının hesabını verir. Vermedi mi? Biz onun hesabını görürüz! Şahsımrasi diye boşuna mı diyoruz? Enflasyon rakamlarını açıklarken de sıraladığım bütün değerlere özen gösteriyoruz. Ne yapıyoruz? Gizli liste, açık oran! Var ya sandıkta; gizli oy, açık sayım! Aha biz de ekonomide bunu yapıyoruz. Enflasyonu 406 maddelik listedeki değişime bakarak hesaplıyoruz. Tutturmuşlar, listeyi görmek istiyoruz. Yavvv ne yapacaksın listeyi? İstatistiği, matematiği bizden iyi mi bileceksin? Bu işlere bakan güzide kurumumuz TÜYDİK gelir bana sorar: -Efendim bu ay enflasyonunuzu nasıl alırsınız? Biz de oturur çalışırız, bir rakam ortaya koyarız. Bunları rasgele mi yaptığımızı sanıyorsunuz? Devlet yönetimi ciddiyet ister! İki kere ikinin nerede bir, nerede beş edeceğini bilmezsen çuvallarsın! Emeklinin, çalışanın maaşından ne kadar yürüteceğini kestiremezsin!
Bu ara Asya, Avrupa, Amerika dolaşıyoruz, dolaşacağız. Geçen ay İtalya Başbakanı Meloni nasıl özel davetle beni ülkesinde görmek istediyse Şanghay İşbirliği Örgütü için de “hay hay” dedik! Sağ olsunlar hepsi bizi takdirle izliyor. Meloni Hanımefendi, Avrupa’daki meslektaşlar beni bölgede bir garantör gibi görüyorlar. Allah mahcup etmesin. Doğumuzdan gelenleri ülkemizde tutup insaniyet namına Batı’yı onlardan koruyoruz! Putin bana rutin... İlişkilerimiz son derece iyi. Arada bir Türkiye aleyhine işleri oluyor ama beni kırmamaya özen gösteriyor. Şimdi dost ve komşu ülke Suriye’nin Devlet Başkanı Esed, affedersiniz o eskidendi Esad’la yeni bir dönem başlatalım diyoruz. “Katil” diyorduk, “tatil” diyeceğiz! Biz yürütmeye bakalım! Şu vergi yasasıyla sofradan bir dilim daha ç-alsak diyorum. Nasıl olsa açlığa alıştılar!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed